Gerçek Varsayımlar (Bölüm 2)

Yazının ilk bölümünde insan aklının varsayımları nasıl kullandığını ve hatalı varsayımların nasıl hatalı sonuçlara götürdüğünü bir göz yanılmasında açıklamaya çalıştım. Şimdi konuyu biraz daha açmak istiyorum.

Bir arkadaşım ülkemizdeki sürücülerin çoğunun kurallara uymayan, fırsatçı ve punduna getirip sağdan soldan geçmeye çalışan insanlar olduğunu düşünüyor, ‘varsayıyor’. Örneğin biz sol şeritten giderken arkadan daha hızlı birisi geliyor ve haliyle geçmek istiyor, ama arkadaşımın bu olayı tercümesi ‘herife bak bastıkça bastı gaza iki dakka durmadı’ şeklinde olunca biz sağa geçmiyoruz, ya selektör geliyor, ya da adam sağdan geçiyor. Selektör yaparsa durum daha vahim, o zaman işi inada bindiriyor, eğer sağdan geçerse bu seferde ‘İşte kurallara kimse uymuyor zaten’ olayına geliyoruz. (Bu arada kendisi çok yakın arkadaşım, umarım bana kızmaz bunları okuyunca :) ).

Aslında varsayım dediğim şey inançlarımızdır. Yazının ilk kısmında anlatmaya çalıştığım gibi, bu inançlarımız çok güçlüdür. Doğru veya yanlış bir inancın, varsayımın, oluşması çok kolay olabilirken mevcut bir inancın değiştirilmesi gerçekten zor bir iştir. Ve çoğunun farkına bile varmadan yaşar gideriz.

Varsayımlar hayatta normal olarak devam edebilmemiz için olmazsa olmazdır. Bu şekilde bize değişik durumlarda davranmak için kısa yollar sağlarlar. Tabi varsayımlarımız gerçeğe ne kadar uygunsa, kısa yollar bizi o kadar doğru yerlere çıkartır. Hatalı varsayımlarla vardığımız yargılar ise doğal olarak hatalı olacaktır.

İnsanlık 16.yy’a kadar evrenin merkezi olan sabit düz bir tepsi üzerinde yaşadığımıza inanmış. Bu varsayımdan yola çıkarak güneşin dünya etrafında döndüğüne ve yıldızların türlü değişik hareketler (episikloidler) yaparak dünya etrafında gezdiğinde karar kılmışlar. Astronomlar 1500 yıl boyunca bu saçma sapan yörüngeleri çizip hesaplamakla uğraşmışlar ve elde etikleri tek şey günümüzde gazetelerin eklerindeki falcı astrolog’lara saçmalıklarını dayandırabilecekleri garip şemalar sağlamak olmuş. 1500 yıllık genel-geçer ve sorgulanması bile komik olan bir gerçek, günümüzde ise sadece saçma bir teori. 1500 yıl boyunca insanlar odanın yamuk olduğunu görememiş, içindekilere dev ve cüce demişler.

İlk Varsayım : Ben

Yazının ilk kısmındaki göz yanılması, görme işlevinin çalışabilmesi için kullanılan temel varsayımlarla tamamen çelişen bir ortam yaratıyordu. Bu sayede gerçeği olduğu gibi değil hatalı bir şekilde görüyorduk.

İnsan beyninin temel işlevlerini yerine getirmesini sağlayan bunun gibi bir çok varsayımı değiştirmemiz şu anda imkansız. Diğer bir taraftan da, bu temel varsayımlar içinde yaşadığımız ortama gayet uygundur ve değiştirmeye de pek ihtiyacımız yok.

Peki biraz daha bilinçle ilgili kısımlara geldiğimizde, hayatın kendisiyle ilgili bilinçli olarak yaptığın varsayımları düşünürsek… Bunları sen yaptığına göre, gerçeğe yakın olmayanları, sana zarar verenleri değiştirmek de yine senin gücün dahilinde.

İnsan aklının en muhteşem özelliklerinden birisi de, inanılmaz problem çözme yeteneğidir. Bir hedef belirlendiğinde,buna ulaşmak için gerekli her şeyin planlanması ve yapılması için gerekli bütün donanıma sahibiz. Fakat buradaki püf noktası, bilinçli olarak seçim yapmadığın sürece, ulaşmak istediğin hedef senin için olumsuz da olsa sistem yine de o hedefe ulaşmak için çalışacaktır.

Çocukluğumdan beri, sebebini bilmiyorum, ama sakar birisi olarak bilinirdim. Sakarlık yapmadığım zamanlar, hele ki kalabalık yemekler veya etrafta bir çok şeyin olduğu durumlarda, insanlar beni neredeyse tebrik ederdi – Bravo, bir sakarlık yapmadan geçirdin. Fakat insanlardan öte, ben kendimi sakar olarak tanımlamıştım. Hayatımın bir kısmıyla ilgili standart varsayımım sakarlıktı ve sık sık yaptıklarım da bu varsayımı sürekli destekliyordu.

Neden bir gün, sakar olmanın gerçekten mantıksız bir şey olduğuna karar verdim. Yani aslında bu olay beni tanıtan bir sıfat olmamalıydı. En fazla, diye düşündüm, biraz daha dikkatli olsam bu bile yetebilir. Yani boyum, göz rengim, yaşım, bütün bunlar beni tanıtan “objektif” gerçekler ama sakarlık her ne kadar benimle ayakkabı numaram kadar özdeşleşmişse de, aslında basit bir davranış kalıbı.

Kendimle ilgili bu varsayımı bilinçli olarak değiştirdiğimde, kendime sakarlığın benliğimle bir alakasının olmadığı, fakat bilmediğim bir sebepten bu alışkanlığı edindiğimi söylediğimde…sakarlık gitti. Varsayım değişti, sonuçlar değişti.

Özellikle eğitim bilimlerinde, Kendini gerçekleştiren kehanet diye bir olgu vardır. Bu teoriye göre, ki kontrollü deneylerle kanıtlanmıştır, bir insanın bir konudaki inanışı, o inanışı doğrulayacak işler yapmasını sağlar. Örneğin, bir grup içerisinden rastgele seçilen öğrencilere, öyle olmadıkları halde belirli bir konuda diğerlerinden daha başarısız oldukları telkin ediliyor, ve bir süre sonra o öğrenciler o konuda hakikaten daha kötü bir duruma geliyorlar.

Buraya kadar anlattıklarım sadece sana inançlarımızın ve önyargılarımızın, hayatımızı temelden nasıl etkilediğini göstermek içindi. Bir sonraki yazıda; inanç, varsayım ve davranışların nasıl değişebileceği üzerine konuşacağız. Tekrar görüşene kadar yapabileceğin, hatta yapman gereken, bir çalışma var.

Kendinle ve dünyayla ilgili varsayımlarını gözden geçir. En temel olanları bile, ve içinde herhangi bir şüphe, kuşku veya benzeri bir his uyandıranlar üzerine düşün. Bunları çeşitli şekillerde test et, ve hatta bir adım daha öteye giderek 4 hafta denemesiyle değiştirip dene. Bu sırada edineceğin tecrübelerini de herkesle paylaşırsan daha da iyi olacaktır.