Arşiv | Mayıs, 2008

Kendine İnan (Bölüm 2: Hayaller)

Akira Kurosawa'nın Düşler filminin afişi.

Başarılı olmak herkes için farklı bir anlam taşısa da başarılı insan deyince herkesin kafasından aşağı yukarı aynı isimler oluşuyor. İlginçtir ki; gerçekten başarılı olmuş hiçbir insan aynı değil. Sakıp Sabancı fakir bir çiftçinin oğlu, Fatih Terim engelli babasıyla altı yaşından itibaren çalışmaya başlamış, Atatürk iki yaşındayken üç kardeşini, yedi yaşındayken de babasını kaybetmiş, Orhan Pamuk ise kalabalık ve hali vakti yerinde bir aileden geliyor. Edison’u algısı yavaş olduğu için üç ay sonra ilkokuldan uzaklaştırmışlar, Oktay Sinanoğlu altı yaşındayken babasını kaybetmiş, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yuvasında büyümüş. Bill Gates ise gayet varlıklı bir aileden geliyor ama üniversiteyi ikinci sınıfta terk etmiş.

Birbirlerinden bu kadar farklı, yaşamları ve başarıları bu kadar değişik olan insanların, dilleri farklı bile olsa hayatlarının bir döneminde söyledikleri benzer bir şey var; ‘Bir hayalim vardı ve peşinden gittim’.

Biz normal insan evlatları bunları duyup iç çekeriz. Bak adam hayalinin peşinden gitmiş ve başarmış. Aslında itiraf edelim, bu başarı öyküleri bize peri masalı gibi gelir. Bizim ‘gerçek’ dünyamıza ait değildir sanki. O başarıyı gerçekleştiren insanda mutlaka bizdekinden farklı bir özellik ararız (ve buluruz). Çok istekli, arzulu, akıllı, yetenekli, ileriyi gören, hırslı, şefkatli, iyi eğitimli, kara cahil, 10 kardeşin en küçüğü, aileden zengin, … listeyi istediğin kadar uzatabilirsin. Fakat sen de büyük şeyler başarmak ve istediklerine ulaşmak istiyorsan, bakman gereken şey farklılıklar değil ortak bir nokta. Yani hayaller.

Çocukken hayal gücü çok geniştir, hatta büyüklerin de hoşuna gider, ‘Maşallah çok geniş hayal gücü var çocuğun.’ derler. Fakat bir süre sonra ne olursa olur, hayal gücü çok geniş diye takdir edilen çocuk, hayalperestlikle “suçlanan” bir yetişkine döner ve “hayatın gerçeklerini” görmesi istenir. Ve çoğu görür de. Görmeyenlere de başarılı insanlar diyoruz sanırım. :)

Hayallere inanmak

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir -Einstein

Nesneleri hayalimdekine göre resmederim, gördüklerime göre değil. -Picasso

Hayal kurmak ve onlara inanmak birbirinden çok farklı şeyler. Her insan her gün mutlaka hayal kurar fakat bunların çoğu sığ olur. Mesela sayısal loto çıksa ne yaparsın (popüler) sorusuna karşın, ev alırım, araba alırım, işi bırakırım, dünyayı gezerim gibi beylik cevaplar verilir. Ne soran ne de cevaplayan, bu anlatılanların olacağına inanmaz, fakat hayallerden konuşmak bile eğlenceli olduğunda bu geyik muhabbeti hiç bitmez.

İnsanın hayallerini gerçekleştirmek için tek bir şeye ihtiyacı vardır: harekete geçmek. Fakat doğamız gereği her aklımıza gelen şey için harekete geçmiyoruz, öyle olsaydı şişman insan kalmazdı dünyada. Her aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz.

Bir hayalini, mesela istediğin kariyer, iki kefeli bir terazi olarak düşün. Kefelerden bir tanesi düş diğeri de gerçeklerdir. Kefelerdeki ağırlıklar ise senin inancındır. Eğer hayalinin sadece bir düş olarak kalacağına inanıyorsan o zaman düş kefesi ağır basar ve hayalin düş olarak kalır. Fakat inancını gerçek kefesine koyarsan o zaman gerçek kefesi yavaşça dolar ve bir noktadan sonra gerçek kefesi ağır basar. Artık o noktadan sonra hayalin gerçekleşmeye başlayabilir.

Burada bir parantez açıp inanç konusu üzerine bir şey belirteyim. Bu terazi olayı tabii ki bir mecaz ve Sır/Secret vari bir hava olsun istemiyorum. (Hala duymamış olan varsa, Secret diye bir kitap&film var ve buna göre insanın tüm beklentileri ve istekleri aslında koşulsuz olarak evren tarafından sağlanıyor). Öte yandan insan beyninin ve bilincin günümüzde hala çözülememiş olmasından yola çıkarak, inancın bize öğretilenden çok daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Çok uğraşsam da hayallerim inanılır gelmiyor

Herhangi bir hayal kurduğun zaman, daha en başta varsayımlarına dayalı belirli bir inancın vardır. Aşağıdaki bazı maddeler yazdım, bunlardan ne kadar çoğu bu hayal için geçerliyse, o hayalin gerçekleşebileceğine o kadar inanırsın. Bu maddeleri düşünerek ve gözlemleyerek ve okuduklarımı tartarak kendim çıkarttım, liste tam olmayabilir fakat oldukça gerçekçi.

  • Yol: Bu hayali gerçekleştirebilmek için neler yapmalısın
  • Örnekler: Bu hayali gerçekleştirebilmiş kaç kişi var
  • Netlik: Sonuçta neler kazanacağını ve kaybedeceğini biliyor musun
  • Emek: Bu yolda ilerlerken ne kadar emek harcayacaksın
  • Tecrübe: Bu hayalinle ilgili olumlu tecrüben var mı
  • İstek: Bu hayalin gerçekleşmesini ne kadar istiyorum

Bu YÖNETİ modeline göre hayallerimizin ne kadar inanılır geldiğine birkaç örnekle bakalım şimdi. Bütün maddelere 1 ile 10 arası puan vereceğim; 10 en ideal durum, 1 ise en istenmeyen durum. Terazinin denge noktasını 5 puan olarak düşün. Ortalamada 5′in altına düşersen hayalimiz düş olarak kalacak, 5′in üzerine çıkarsa bir şekilde gerçekleşecek. Bu puanlama tabii ki kişiden kişiye çok farklılık gösterir, uygulama yaparken en iyisi çok düşünmeden aklına ilk gelen puanı vermek.

Liseli bir öğrencinin ÖSS’yi kazanıp üniversite okuma hayali ne kadar inanılır:

  • Yol-9: Dershaneye git, özel ders al, soru çöz.
  • Örnekler-9: Herkes sınava giriyor, yüz binlerce insan her sene kazanıyor.
  • Netlik-8: Üniversite çok önemli, diploma olmadan iş yok.
  • Emek-3: Çok çalışmam lazım.
  • Tecrübe-9: Zaten senelerdir ders çalışıyorum, yine aynı şey.
  • İstek-7: Annem istiyor, babam istiyor, ben de çok özeniyorum.

Ortalama 8…inanılır ve gerçekçi bir hayal.

Peki, aynı öğrencinin bisikletle dünyayı dolaşma hayali ne kadar gerçekçi gelir kendisine:

  • Yol-2: Nasıl yapılır pek bilgim yok.
  • Örnekler-2: Arada sırada gazete de haber çıkar böyle insanlar hakkında. Tanıdığım hiç kimse yok.
  • Netlik-2: Gezerken iyi de sonra ne olacak Dönecek miyim, hep gezecek miyim, nereye kadar
  • Emek-3: Sanırım çok uğraşacağım. Sürekli pedal çevir, bilinmeyen yerlerde gez. Tehlikeli bile olacak.
  • Tecrübe-4: Bisiklete binmeyi seviyorum. Dünyayı dolaşmadım ama pedal çok çevirdim.
  • İstek-5: Kulağa hoş geliyor ama…

Ortalama 3 puan… Düşler ülkesindeki yerini alan bir başka hayal.

Bu hesapları her insan bilinçaltında otomatik olarak yapar ve ortalama puan içimizde bir inanç hissi olarak bilincimize sunulur. Kendi adıma, hayallerimi buna göre değerlendirince, onlara inanma seviyemle buradan çıkarttığım ortalama puan tutuyor. Tabii ki bütün bu puan sistemi tamamen öznel (sübjektif) ve bilimsel bir geçerlilik ararsan bulamayacaksın.

Sonuç olarak, yazının başında söylediğimi tekrarlamak istiyorum: İlk aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz. İlk hayal kurduğunda şartlar sana imkânsız görünebilir, hiç inanılır gelmeyebilir. Ama bir hayale olan inancını arttırmak veya azaltmak aslında senin ellerindedir. Hayalini daha inanılır kılmak ve kendini harekete geçirmek içinse şartlarını iyileştirmen gerekir. Nasıl mı

İnancı kuvvetlendir

  • Yol: Eğer hayaline nasıl ulaşman gerektiği hakkında bilgin çok azsa bunu arttır. Bu konuda bilgi topla, kitap oku, araştır, konuş. Kendine ‘Bu hayalin gerçekleşmesi için neler yapmam gerekiyor’ sorusunu sorduğunda, kafanda net bir cevap olsun.
  • Örnekler: Hayalini gerçekleştirmiş insanlarla tanış, yaşamlarını oku, yazdıklarını oku. Mümkünse bu gibi insanların daha çok bulunduğu ortamlara katıl. Ziyaretler yap ve böylece örnekleri çoğalt.
  • Netlik: Hayalin gerçekleştiğinde hayatının her yönüyle nasıl değişeceğini, makul bir şekilde tasavvur et. Örneğin zayıflamak mı istiyorsun, o zaman yapacağın şeyleri, nasıl görüneceğini, insanların tepkilerini, artan sağlığını fakat bunun yanında değişen yeme alışkanlıklarını, spor alışkanlığını düşün. Bu hayalin gerçek olunca hayatın neye benzeyecek sorusunun cevabını kafanda mümkün olabildiğince netleştir.
  • Emek: Bazı işleri yapmanın birden fazla yolu vardır. En basitinden, bir yere koşarak da gidebilirsin, arabayla da gidebilirsin. İkisinde de harcadığın emek farklı olur. Bazen de işler gözümüzde büyür, kolay yapılacak şeyler bile sanki çok zor gelir insana. Yapman gereken, hem ne kadar emek harcayacağını gerçekçi bir biçimde tahmin etmek hem de varsa yapmanın daha kolay yollarını aramak.
  • Tecrübe: Daha önce buna benzer bir şey yapmadıysan, yavaş yavaş yapmaya başlayabilirsin. Mesela bisikletle dünya turu konusu için, belki hafta sonları şehir dışına gidip gelmeyi deneyebilirsin. Bir yöntem de bu tecrübeyi kafanda canlandırmandır. Yani gözlerini kapat ve hayalinin gerçekleştiğini düşün. Nerdesin, ne yapıyorsun, hoşuna gidiyor mu, kimlerle konuşuyorsun, ne diyorlar, ne görüyorsun, ne duyuyorsun, ne hissediyorsun. Bu zihninde canlandırma gerçekten işe yarıyor, detaylara ne kadar dikkat edersen o kadar iyi.
  • İstek: Bazı hayallerimiz bize aittir bazıları ise başkalarına. Hayallerimiz kendi benliğimizle ne kadar uyumlu olursa, onu gerçekleştirmek için olan isteğimiz de o kadar fazla olur. Fakat zorunluluk ve isteği iyi ayırmalısın. Örneğin ailen doktor olmanı istiyor olabilir, sen de kendini bu konuda şartlandırabilirsin, fakat aslında hissettiğin şey istek değil zorunluluktur. Zorla güzellik olmaz :)

Bunlardan ilk beşi, yani YÖNET kısmını geliştirmek için ne yapabileceğini yazdım. Fakat istek aynı değil. Bir hayalinin gerçekleşmesine olan isteğini değiştirmek için kendini değiştirmelisin ki bu konu bu yazının sınırları dışında ;) Fakat bu tekniği zaten istediğin şeyler için kullanacağını düşünürsek, burada zaten bir sorun yaşamayacaksın.

Peki, şimdi ne olacak

Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın. -Walt Disney

Çok zor bir şey vardır ya, harekete geçmek, bundan sonra o olacak. Önce düşündük, şimdi hayalini kurduk ve sonra gerçekleştireceğiz. Motivasyon diye çok popüler bir kavram var, herkes onu artırmanın peşinde. Ben de, her “kişisel gelişim uzmanının” en az bir kere üzerine yazması gerektiği gibi dizinin bir sonraki yazısında motivasyon ve harekete geçmek üzerine yazacağım.

Bu noktada kafanda üç düşünceden birisinin belirmiş olduğunu düşünüyorum. Ya bütün bu yazdıklarım mantıklı geldi. Ya ‘ne saçmalamış bu adam böyle’ diyorsun, ya da kararsız kaldın. En kötüsü kararsızlık, kararsız kaldıysan sindirerek tekrar bir okumanı tavsiye ederim. Fakat anlattıklarım saçma veya inanılmaz geldiyse, bu yazı dizisinin sonuna kadar oku ve son kararını öyle ver. Bu esnada okumaya başlarken içinde olabilecek ön yargılarını kısa bir süreliğine kenara koyman yardımcı olacaktır.

Bir sonraki yazıya kadar yapabileceğin küçük bir çalışma var. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğin şeyleri veya gerçekleştiremediğin düşlerini YÖNETİ ye göre bir gözden geçir, ne kadar uyum gösterdiğine bak. Yeterince inanmadığın düşlerini gerçeğe çevirmek için yapabileceğin bir şeyler yok mu

Tamamını oku · Yorumlar { 30 }

Kendine İnan (Bölüm 1: Düşünceler)

Kendimi bildim bileli hep kendimi geliştirmek için çaba gösterdim ve bunu zevkle yaptım. Yeni bilgiler edinmek, farklı bir şeyler ortaya çıkartmak, kendimi, insanları, evreni, yaşamı, bilinci daha iyi öğrenmek konusunda hiç bastıramadığım bir açlığım var. İnternet yaygınlaşıp bilgiye ulaşmak kolay ve ucuz bir hal alınca, belki de kaçınılmaz olarak Beyaz Tavşan’ı ortaya çıkarttım ve şimdiye kadar sadece kendimle ve birkaç kişiyle yaptığım paylaşımı, katılmak isteyen herkese açtım.

Altında yatan asıl sebep çok önemli değil, fakat herkesin hemfikir olacağı gibi her insanda bir dışlanma fobisi var. Fikirlerini açıkça söylemek, topluluk önünde konuşmak, “normal” insanların garip karşılayabileceği şeyler yapmaktan herkes çekiniyor. İlk başta ben de çok zorlandım. İlk yazıyı yazdıktan sonra bir süre tanıdığım çoğu kimseye söyleyemedim ve aklımın bir köşesinde hep acaba komik duruma düşecek miyim sorusu oldu. Bir süre sonra ziyaretçi sayısı artmaya başlayınca ben de tanıdıklarıma yaymaya başladım. İlk başta herkese gelip geçici bir heves gibi göründü, açıkçası bana da öyle geliyordu. Fakat yazmaya devam edip de ziyaretçi sayısı artmaya devam edince, üzerine yorumlar da gelmeye başlayınca geçici bir heves olmadığı anlaşıldı. Şimdilerde ise şu soru gelmeye başladı:

Ciddi misin Yazdıklarına gerçekten inanıyor musun

Yoksa kendimi olmadığım birisi gibi göstererek okuyanları kandırmaya mı çalışıyorum Bakın ben aştım, şimdi sıra sizlerde diyerek egomu mu tatmin ediyorum Amacım bir şekilde para mı kazanmak

Önce şu sorunun cevabını tam olarak vereyim: Yazdıklarımın bir kısmı kendi hayat tecrübelerim. Geri kalanlar da sıkı sıkıya inandığım ve uyguladığım ilkeler. Evet, yazdığım her şeyde ciddiyim ve hepsine inanıyorum.

Gerçekten inanmadığım şeyleri yazsaydım bu soruyu sormaya zaten kimse tenezzül etmezdi, buna gerek görmezdi çünkü sahteyi herkes ilk görüşte zaten anlar. İnsanların en iyi yaptıkları şey sahteyi anlamaktır. Fakat gerçeği anlamakta maalesef o kadar yetkin değildir insan, bu yüzden gerçek olabileceğini düşündüğü bir şeyin gerçekliğine emin olmak için ince eleyip sık dokur. Çünkü inanmak her şeydir ve kimse bir yalana inanıp peşinden gitmek istemez.

Beyaz Tavşan’ı hayat görüşü anlamında hayatımın miladı sayıyorum. T.Ö. ve T.S. – Tavşandan önce ve Tavşandan sonra ;) T.Ö. de kişisel gelişim kitapları, psikoloji üzerine makaleler okuyordum. Fakat çoğunu maalesef sadece okumakla yetiniyormuşum. Oku oku oku… Bravo çok güzel yazmış, hepsi de ne kadar doğru. Sonra Sonrası yok, sabah kalk ve hayata aynen devam et. En büyük sorun neydi biliyor musunuz Okuduklarımı sanki bir masal gibi okuyordum. İşte Stephen Covey böyle yazmış, Doğan Cüceloğlu böyle açıklamış, Seth Godin böyle yapın demiş…miş…mış. Fakat bir yandan bu kitapları okuyup hayatımda nasıl da hedefler edinip, amaçlar bulup, kendimi tanıyıp, bilincimi arttırıp süper başarıyı yakalayacağımı düşünürken, diğer yanda akşam yemeğinde yoğurtlu kabak dolmasının yanında kola içip televizyonda bilmem ne dizisini seyredince insan haliyle kendisine inanmıyor. Bir imaj var insanın kafasında, Doğan Cüceloğlu sanki kuru fasulyenin yanında soğanı tuza banıp yemez gibi geliyor. E ben yiyorum, o zaman elveda hedefler, güle güle amaçlar.

Kendimi hiçbir zaman diğer insanlara göre üstün veya alçakta görmedim. Fakat eşit de görmedim. Bana göre her insan diğerinden çok farklıdır. İyi-kötü, yüksek-alçak olarak sınıflandırma olduğuna inanmıyorum. Yine de şuandakinden çok daha fazlasını yapabileceğine inanmak çok zor geliyor insana. Kendine yakıştıramadığından değil, çoğumuz hemen her şeyi yapabileceğimizi düşünüyoruz bence. Ama buna kesinlikle inanmıyoruz. Çıtanın üzerinden atlaBaşarılı olabileceğimizi düşünüyoruz ama ÇOK başarılı olabileceğimize inanmıyoruz. Ve bu ÇOK başarı denen çıta çoğumuz için ÇOK alçakta duruyor.

Ne kadar yazık. Hem kendimize yazık, hem de yapabileceklerimizle tüm insanlığa sağlayabileceğimiz katkılar heba olduğunda yazık. Bazı insanlar vardır, arada sırada oturup ne zaman emekli olacağını hesaplar ‘emekliliğe on yıl kaldı’, ‘ohooo daha bizim yirmi yıl var’ gibi de yorumlar yaparlar. Bazıları da ‘emekliliğe iki yıl kalmış’ diye sevinir. Bu kişiler için faydalı bir yer öneriyorum, böylece emekliliği de geçip daha ilerisini planlayabilirler.

Geçmişte yaptıklarımıza bakarak kendimize sınırlar koyuyoruz ve kitaplarda, filmlerde, dizilerde, bu sitede, orada burada herkes bağıra çağıra ‘kendine inan, kendi sınırlarını kendin çizersin’ dediği halde buna inanmıyoruz. İnanmayı geçtim, bir ihtimal doğrumudur diye denemiyoruz bile.

Ben içimdeki korkulara teslim olup Beyaz Tavşan’ı açmasaydım ne olacaktı Hiç. Benim için Ocak ayından bu yana geçen beş ay boyunca, zaten olacak olaylardan farklı hiçbir şey olmayacaktı. Fakat aklımın bir köşesinde böyle bir siteyi açmak kalacaktı.

Önce ücretsiz hizmet veren bir yerde yazmaya başladım, fakat yazdıklarıma başkasının sahip olması fikri hoşuma gitmedi ve devam etmedim. Yine de bir kere işe başlamıştım, en azından internette benim de oluşturduğum bir şey vardı artık. Bundan sonraki dört ay boyunca kendi sitemi nasıl kurabileceğimi araştırdım ve işte karşında. Belki bir sene önce, internette kendi sitem olacak ve her gün birçok insan ziyaret edecek diye düşünsem, olabilir gelirdi ama buna inanmazdım. Şimdi bunun olabildiğini gördüm ve inanıyorum.

İçten içe aslında ne kadar akıllı olduğunu bilmek, olayı çözdüğünü düşünmek, televizyonda magazin programı seyredip ‘Aaaa ne kadar da salak insanlar’ demek hiçbir şeyi çözmüyor. Düşünceler çok değerlidir derler. Ben tam aksini düşünüyorum, düşüncelerin beş kuruşluk değeri yoktur. Günümüzde herkesin her şey hakkında düşüncesi var, en sık duymaya başladığım cümle ‘süper bir fikrim var, birisi yapsa şahane olur’. Dostum bu aralar herkesin süper bir fikri var maalesef. Arz-talep dengesine göre arz attıkça değer de düşüyor. Talebin yüksek olduğu sektör ise ‘düşünmek’ değil ‘yapmak’. Çok iyi gitar çalabileceğini düşünmen, günün birinde bir yerde bir restoran açmayı istemen, ÖSS’de istediğin yeri kazanacağın hayalini kurman veya şirkette bir üstündeki yöneticiye bakıp ‘benim ondan ne eksiğim var, hatta daha da iyiyim’ diye düşünmenin hiçbir değeri yok. At çöpe gitsin. Düşüncelerine inanıp peşinden gitmediğin sürece otur düşün. Hindiler de çok düşünürmüş, ama eninde sonunda tencereye giriyorlar. Düşünmek yetmez, kendine inanacaksın. İnanarak başlayıp yaparak devam edeceksin.

Yazarken çok heyecanlandığım bu yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere. O zamana kadar, henüz okumadıysan bu yazıyı okuyarak aklına gelen ve ertelediğin her hangi bir konuda harekete geçerek hayatında bir değişiklik yapmayı dene.

Tamamını oku · Yorumlar { 5 }

Bırak, sigara seni bıraksın

Önsöz: Birçok insanın istemesine karşın sigarayı bırakamamasını iradesizliğe değil yaklaşımın yanlış olmasına bağlıyorum. Bir şeyi bırakmak için kontrolünün sende olması ön koşuldur fakat gerçekte sigara seni kontrol eder. Yapman gereken sigarayı bırakmaya çalışmamak, aksine sigaranın seni bırakmasını sağlamak

‘Sigarayı bırakmak dünyadaki en kolay şeydir. Biliyorum, çünkü binlerce kez bıraktım’     Mark Twain

2006 yılında sigarayı bırakmaya karar verdiğimde on senelik içiciydim. Daha önce de denemiştim bırakmayı fakat çoğu sigara bağımlısı gibi iki hafta bile dayanamadan yakmıştım bir tane. O gün, bilgisayarın başında insanın iradesi üzerine bir yazı okurken, yazarın sigara üzerine yazdığı bir cümle okuyunca bir anda bırakma kararı verdim ve gerçekten de bıraktım.

Dediğim gibi kendimin ve sigara içen birçok arkadaşımın çok çeşitli başarısız bırakma denemelerine şahit oldum. Sigara bıraktıran ilaç, nikotin bandı, sakızı, irade gücü, elektronik sigara ve sayısız birçok benzeri şey. Google’da  ‘sigara’  kelimesini aratınca 18 küsur milyon sonuç çıktı. En başlarda da paralı sigara bırakma programları ve nikotin bandı satıcılarının reklamları var. Oysa mesela ‘mutluluk’ yazınca sadece 11 küsur milyon sonuç çıktı.  Yani Türkçe konuşan dünya için sigara mutluluktan 1,6 kat daha önemli.

Bence bu olayın bu kadar dallanıp budaklanmasında ve sektöre dönüşmesinde, milyonlarca insanın deneyip de bırakamamasının altında yatan en önemli sebep ne iradesizlik ne de başka bir şey. Sorun yöntemin ve yaklaşımın yanlış olması. Kendi çevremde sigarayı başarıyla bırakabilen ve uğraşıp bırakamayan veya bırakmaya hiç uğraşmayanları biraz incelediğimde birçok ortak nokta buldum. Kendi tecrübemi de işin içine katınca da okumakta olduğun bu yazı ortaya çıktı.

Diyelim ki ekmeği dilimlemek için eline bir çatal verdiler ve başladın var gücünle ekmeği kesmeye. Yeterince uğraşırsan gerçekten de ekmeği çatalla dilimlersin. Ama yarım saatte dilimlersin, yamuk yumuk olur o ayrı. Fakat günün birinde artık canına tak eder de çatalı bir kenara atıp elle kopartıp yersen o zaman sorunu nerede aramak lazım İrade gücünün burada bir etkisi var mı Veya bir psikologa gitsen, seni çatalla ekmek kesmeye ikna edebilir mi, ya da etse bu senin için ne kadar iyi olur Ekmek çatalla kesilmez, sigara da bize yıllardır anlatıldığı gibi bırakılmaz. Biraz iddialı oldu ama gerçekten durum böyle.

Sigara içicisi olduğum dönemde, eğer birisi gelip de bana sigaranın zararlarını falan anlatmaya başlarsa veya ben sigara içerken yanıma gelip yarı sırıtarak ‘Bırak abi artık şu mereti’ ya da ‘Kendini zehirliyorsun’ gibi laflar ederse hemen oradan uzaklaşmak isteği duyardım. ‘Tamam, biliyorum’ psikolojisi. ‘Biliyorum, benim de hoşuma gitmiyor, yüzüme vurma, anlatma, işe yaramaz’ diye düşünür insan belli belirsiz. Yazının devamında da kafanda bu sesi duyman çok olası, fakat ne olursa olsun sonuna kadar lütfen oku.

Neden İçiyorum

Eminim bunları biliyorsun fakat son bir kere (artık içmeyeceğinden bir daha bu yazıları okuman gerekmeyecek) daha dinlemenin bir zararı olmaz. Sigara iki tür bağımlılık yapar, davranışsal ve bedensel.

Bedensel bağımlılık çok karışık değil; vücut kimyan şu anda bozulmuş durumda, hormon sistemlerin sigaranın bozucu etkisinde ve beynindeki bazı alıcılar da belirli sürelerde nikotin almak üzere programlanmış durumda. Bu yüzden nikotin kaynağı kesilince, vücut yeni duruma alışana kadar fiziksel sıkıntılar yaşayacaksın. Gözünde büyütmediğin sürece uzun süren veya çok sıkıntı veren bir durum değil.

Davranışsal bağımlılık ise biraz daha karışıktır. Yılların kazandırdığı alışkanlıklar (yemek sonrası sigara), yüklediğin anlamlar (çok efkârlıyım çakayım bir sigara), ortamın (etrafta küllükler), zevklerin (sigara olmadan çayın da hiç tadı yok) hep sigara yüzünden şekillenmiş şeyler. Bırakınca ne olacak, ne yapacağım kısım burası.

Hemen tüm sigara bıraktırma programları iki şey üzerine kuruludur: Bir seferde bırakma ve tekrar başlamama. Ben ise üçüncü bir öğe daha lazım diyorum: bıraktığına pişman olmadan, zorlamadan, rahatça bırakmak. Eskiden sigara içen bir arkadaşım anlatmıştı, okul müdürünün odası gitmiş, masada bir sigara paketi bir de çakmak duruyormuş. ‘Aaaa hocam siz içiyor musunuz ’ diye sormuş. ‘On beş yıl önce bıraktım ama sanki dün bırakmış gibiyim, başlasam başlarım. O yüzden paketi de atamadım’ demiş. Eh be kardeşim, böyle bırakıp kendine her gün eziyet edeceğine hiç bırakma daha iyi.

Neden İçmeyeyim

Sigarayı içmemek için birçok sebep var. Fakat göreceksin, sigara içmemeye başladığın ilk haftalarda aklın o kadar karışık olacak ki bu zararlı olan şeyleri bile evirip çevirip sana zararsız gibi gösterecek, yeter ki bir tane daha yak. Sigara akciğer kanseri yapıyor, iyi ama herkes içiyor etrafta kaçı kanser olmuş ki

Sonuç olarak sigaranın kanıtlanmış birçok zararı var, bunlar gerçek. Ne zaman aklın bu gerçekleri inkâr etmeye başlarsa aç tekrar oku ve kendini kandırma. Sigara paketlerinin üzerinde yazanlar GERÇEKTEN doğru, kimse seni kandırmaya çalışmıyor. Sigara içenler GERÇEKTEN erken yaşlanır, erken ölür, cildi bozulur, kanser olur, iktidarsızlık sorunu çeker, daha çok hasta olur, damarlar tıkanır.

Sigara içerken gördüğün zararlar bunlar. Bunların birçoğunu yaşıyorsun ama kanıksadığın için fark etmiyorum. Sigarayı bırakma sebeplerin de bunlar. Hayatında sigara olmayınca bu kötü etkilerinden de kurtulacaksın. Bunların haricinde aklına gelen başka şeyler varsa onları da listene ekle, örneğin bir çocuğun varsa içtiğin her sigaranın onun küçük ciğerlerine dolup ölümünü yavaşça hazırladığını, fakat şunları sakın listene koyma:

  • Eşim/annem/babam/arkadaşım/hışmım/kaynım ;)  istiyor
  • Herkes bırakmaya çalışıyor, moda olmuş
  • Bir sürü para veriyorum
  • Bir sürü vakit harcıyorum
  • Karda-kışta üşüsem bile içiyorum, rezillik
  • Dişlerim sararıyor, kötü kokuyorum
  • Yeni kanun çıkıyor, içmek zorlaşacak

Bunları koyma çünkü içmediğin ilk günlerde dediğim gibi aklın sana oyunlar oynamaya başlayacak. ‘Kimin ne istediği umurumda değil, keyif benim değil mi anasını satayım’, ‘Paraysa para, veririm noolcak’, ‘belki vakit harcıyorum ama neye harcamıyorum ki’, ‘Dişlerimi fırçalıyorum zaten’ diyerek bu sebepleri çürütmek çok kolay. Bunları çürütünce de sigara içmemek için bir nedenin kalmaz ve başa döneriz.

Toparlamak gerekirse, sigarayı bırakma sebeplerin gayet elle tutulur ve mantıklı olarak vazgeçemeyeceğin şeyler olmalı. İnsan parasından kolayca vazgeçer ama akciğer kanserinden acılar içinde kıvranarak üç ayda yavaş yavaş öleceksin deyince o pek kolay kabul edilir şey değil.

Asıl Gerçek

Sigarayı bırakma programlarının işe yaramamasının asıl sebebini açıklıyorum: sigarayı bırakmak imkânsızdır. Yapacak bir şey yok, üzgünüm. Bir şeyi bırakman için ön koşul onu tutmandır. Burada gerçek anlamda sigarayı tutan sen değilsin. Bilakis sigaranın aklında ve bedeninde kurduğu düzenler tabiri caizse seni ‘avucunun içinde tutuyor’. O sebeple lütfen ben sigarayı bırakacağım ya da sigarayı asla bırakamam diye düşünmeyi bırak da gözlerini aç. Bırakmak için kontrolün sende olması gerekir, tıpkı elindeki kalemi masaya bıraktığında olduğu gibi. Kontrol sende olmadığına göre, bırakacak olan da sen değilsin. Sigara ve bırakmak üzerine olan varsayımını değiştirdiğinde her şeyin daha kolay gittiğini fark edeceksin.

Burada yapacağımız şey sigaranın seni etkisi altına alan sistemlerini birer birer tanımak ve onları kapatmak. Bununla beraber, sana köstek olan düşüncelerini de değiştirdiğinde sigaranın seni bırakmaması için hiç bir sebep kalmayacak.

Zihninde daha iyi canlanması için, sigarayı seni avucunun içinde sıkı sıkıya tutan bir el olarak düşün. Bu elin beş parmağını da açınca, içinden kolayca atlayıp kurtulabilirsin. Bu beş “parmak” şunlardır:

  • Zararlarını ciddiye almamak.
  • Gözünde büyütmek
  • Bağımlılığı kabullenmemek
  • Sosyal köstek
  • Endişe

Bu parmakları açmak aslında çok kolay, sırayla bakalım:

1) Zararlarına İkna Ol

Öncelikle neden sigara içmemek istediğine ikna olmalısın. Yukarıdaki sağlık sebepleri ve senin de ekleyeceğin diğer sebepler yüzünden sigara içmek istemiyorsun. Bu netleştirme sırasında iki şey karşına çıkabilir. İlki, tamam böyle böyle ama ben “keyif” alıyorum. Bu keyif konusuna birazdan geleceğim fakat birinci adımda bu konuyu aklından çıkart, sebeplere odaklan. İkincisi de, tamam böyle böyle ama ben “bırakamam”. En başta da söyledim ama tekrar tekrar söyleyeceğim, “sigarayı bırakmak” diye bir olay yok. Bu bir yanılsama, böyle bir şey yapamazsın. Özgür iradenle sigarayı bırakmak imkânsızdır. O yüzden de “sigarayı bırakamam” dediğinde %100 doğru söylüyorsun. Zaten amacımız bu değil, amaç sigaranın seni bırakması.

Bu adımı tamamladım diyebilmen için tüm sigara bırakma sebeplerinin üzerinden geç ve ikna ol. Bu ikna kısmı önemli çünkü herkes sigara içmenin kansere davetiye çıkarttığını bilir ama bunun kendi başına geleceğini pek düşünmez. Bunun hemen yarın kendi başına da gelebileceği endişesi kafana yerleşene kadar sigara ve kanser hakkında makaleler oku. Hatta daha da ötesine git, bir hastaneyi ziyaret et, orada akciğer kanserine yakalanmış insanları gör. Bu noktada biraz abarttım gibi gelebilir fakat insan görmeden anlamıyor. Benim teyzem, dünyada çok sevdiğim bir avuç insandan birisi, akciğer kanserinden dolayı vefat etti. Ömrünün son yıllarında beraberdik ve bunu görmeyen gerçekten anlayamaz. Bu yüzden sigara içmenden dolayı başına gelecek şeyler şaka değil. Her gün binlerce insan bu yüzden acılar içinde ölüyor. Bunu beynine çakmalısın. Bu adımı tamamladıysan, günde birçok sefer eline sigarayı alınca tüm o okudukların, gördüklerin aklına gelmeli ve ürperti duymalısın. Bu olmaya başlayınca ikinci adıma hazırsın. Eğer olmuyorsa o zaman hastalıklar hakkında okumaya, dinlemeye, hastane ziyaretlerine (veya sigara içen hasta birilerini) devam et. Neden sigara kaynaklı ciddi hastalık geçiren insanlar sigarayı kolayca bırakır Çünkü ölüm onlar için sigara paketinin üzerinde yazan bir slogan olmaktan çıkıp gerçeklik kazanmıştır. Sen de aynı gerçekliği iliklerine kadar hissetmelisin, tercihen başına gelmeden önce. Sigara öldürür, şakası yok.

2) Küçük Gör

Sigarayı nasıl bırakırsınız türü makalelerin çoğunun sigara şirketleri tarafından yazıldığını düşünüyorum :)  Neden dersen, sigara bırakmayı o kadar önemli bir olay haline getiriyorlar ki insanın gözünde büyüdükçe büyüyor. Böyle olunca zaten caymaya hazır olan insan ya hiç denemiyor ya da bu strese dayanamıyor. Şu yazdıklarımı sakın YAPMA.

  • Sigarayı bırakmak için gün belirleme: Sadece önemli olayların belirli günleri vardır; 23 Nisan, doğum günü falan gibi. Bir iş için gün belirlemek o işin o gün yapılması gerektiği anlamına gelir. Evlilik için gün alırsın çünkü her şeyin ayarlanması ve o gün o saatte herkesin orada olması gereklidir. Yani belirli bir sebepten dolayı o iş o gün olmak zorundaysa veya çok önemli ve hatırlanması gereken bir şeyse o zaman gün belirleriz. Şimdi konumuza geri dönersek, sigara bırakma işinin belirli bir günde olması gerekmiyor, tabi düğün salonunda yüzlerce davetlinin karşısında bir ”sigara bırakma” merasimi planlamadıysan :) İkinci olarak da, sigara bırakmak için gün belirlemek bunu önemli bir iş haline getirmektir. Biz ise tam tersini yapmak istiyoruz. Bir şeyi gözünde ne kadar büyütürsen o kadar zor gelir.
  • Kendini ödüllendirme: Ödüller; zor ve önemli bir şey başarıldıktan sonra insanlara verilir. Yine söylediğim gibi, sigara içmemek zor veya önemli bir olay değil. Bak etrafına, içmeyen birçok insan var ve bundan bir sıkıntı duymuyorlar. ‘Bravo, aferin bana, nasıl da içmiyorum ama’ dersen kendi kendini baltalarsın. Hem aklına sürekli sigara gelir hem de bu işin çok zor ve zahmetli bir iş olduğu düşüncesi kafanda yer eder. Daha sonra da bu zorluğu bilinçaltında bahane olarak kullanıp nasıl olduğunu anlamadan sigarayı yakmışsın. Ödül yok, bravo yok, hatta kendine ‘aferin bana be iyi bıraktım’ demek bile yok. Sigaranın kendine biçtiği bu önemi ne kadar düşürürsen, senin üzerindeki kontrolünü de o kadar azaltırsın.
  • Kimseye söyleme: En güldüklerimden birisi de bu tavsiye. ‘Sigarayı bırakacağınızı tüm eşe-dosta yayın, destek olurlar’ türü bir söylem. Kesinlikle işe yaramaz. Hatta ters etki yapar. Durduk yere bir sürü insan gelip ‘Nasıl gidiyor sigara bırakma işi’, ‘Hala içmedin mi Vallahi bravo’, ‘Kaç gündür içmiyorsun ’ türü şeyler söyleyecektir. Hatta işi abartan bir kaç gıcık elinde sigara paketiyle ‘Hadi oğlum/kızım yak bi tane boş ver’ bile diyecektir. Sonuçta durduk yere aklına sürekli sigarayı getirecekler. Bir de halkımız genelde ’Ben sigarayı bırakıyorum’ açıklamasına inanmaz, o yüzden sözlü olarak takdir etse de çevrendekiler, mimikleriyle olsun, ses tonlarıyla olsun bu inançsızlıklarını belli ederler ve kendine güvenin sarsılabilir. Bu sebeplerden dolayı kimseye sigara içmeme kararını açıklama. Sadece içme, bu yeter. Zaten göreceksin, bir süre sonra beraber sigara tüttürdüğünüz arkadaşların yokluğunu fark edip sana kendileri soracaklar. O zaman bile hastayım falan diyerek konuyu geçiştirmeni öneririm, benden söylemesi. Sigara içenler için nedense her yeni içici bir rahatlama, her sigarayı bırakan kişi de bir huzursuzluk yaratır.

3) Hastalığını Kabullen

Uyuşturucu bağımlılığı hakkında bir iki film seyretmiştir herkes. Uyuşturucu bağımlısı olan kişinin hayatı yavaş yavaş değişir; işini bırakır, ailesini terk eder, arkadaşları değişir, hayatı umursamaz ve sonunda tek amacı uyuşturucu almak olan bir şey haline dönüşüp insanlıktan çıkar. Bu sahneyi göz önüne getirdiysen, o zaman şu soruya cevap ver: Böyle bir insanın aklı normal çalışıyor olabilir mi Hayır, tabi ki olamaz. Son bilimsel araştırmalar da uyuşturucu bağımlıların beyni ile normal insanların beyninin çok farklı çalıştığını gösteriyor zaten. Beynin bir tarafı yanlış çalışırsa şizofren olursun, diğer tarafı yanlış çalışırsa (uyuşturucu yüzünden) bağımlı olur insanlıktan çıkarsın. Fakat her iki durumda da hastasındır ve tedavi edilmen gerekir.

Sigara da bir hastalıktır ve sigara içen bir insanın aklı, içmeyen bir insanınkinden farklı çalışır. Mesela 2006 yılında yapılan bu çalışmaya göre sigara insanın beynindeki önemli bazı kimyasalların seviyelerini değiştiriyor. Ararsan benzer birçok makale daha bulabilirsin. Yani şu anda beynin olması gerektiği gibi çalışmıyor, hastasın. Bu yüzden dünyayı da (özellikle sigara konu olduğunda) hastalıklı ve çarpık bir şekilde görüyorsun. Evet, belki psikopat bir manyak değilsin ama sağlıklı bir beyne de sahip değilsin. İşte bu yüzden sokakta tanımadığın adamdan sigara isteme cesaretini buluyorsun, bu yüzden kışın gece yarısı sigara bulmak için bakkal arıyorsun, bu yüzden evdeki, hatta karnındaki, bebeği sakat bırakmak uğruna içiyorsun, bu yüzden tuvalette kendinden iğrensen de sigara içiyorsun, bu yüzden bile bile kanser oluyorsun. Aklın başında insan bunları yapmaz.

Sigara bir hastalıktır. Aynı AIDS gibi. Nasıl AIDS öldürmez ama vücudun savunma sistemini çökerterek diğer hastalıklardan ölmeni sağlar, sigara da vücudunu mahvederek kanser, kalp krizi, inme gibi hastalıklardan ölmeni sağlar. Bunu ne kadar çabuk kabullenirsen, bu hastalıktan kurtulma yoluna da o kadar çabuk girersin.

Sigara kötü bir alışkanlık değildir, keyif meselesi değildir, stres giderme aracı değildir, değiştirilecek bir davranış değildir. Sigara ölümcül bir hastalıktır, diğer her şey yan etkidir.

4) Çevreni Şekillendir

Sigara içen insanlar birbirlerini etkiler. Yani sigara sadece bir hastalık değil, son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Bu yüzden etrafında istesen de uzaklaşamayacağın bir hastalık kaynağı varsa o zaman sigaranın seni bırakması neredeyse imkânsızdır. Belki çok uğraşırsan olabilir ama hayattan bezersin.

Eşin, sevgilin, oda arkadaşın veya ev arkadaşın sigara içiyorsa tek başına bırakmaya çalışman pek işe yaramaz. Aynı mekândayken birisi sigara yaktığı anda burnuna gelen duman seni çıldırtacaktır. Etrafta küllükler, çakmaklar, sigara paketleri olması da, bırakma sürecini kelimenin tam anlamıyla işkenceye çevirecektir.

Yani gerçekçi ol ve hayatını paylaştığın o insanı veya insanları da ikna et. Bu yola beraber başlayın. Ona da bu yazıyı okut. Eğer olmazsa senden tiksinene kadar sigaranın zararları üzerine konuş. Fakat kesinlikle onun da ikna olması lazım, zorla olmaz. Arkadaşı/annesi/babası/eşi çok baskı yapıyor diye içmiyorum yalanını söyleyip gizli gizli içen bir sürü insan var. Hem ona yazık hem sana. Sonuçta sigara içmemesinin en büyük faydası kendisine. Bırakamayacağı hakkındaki yanlış inançlar da değişince sigara içmeye devam etmek istemenin bir anlamı kalmıyor. Aynı şekilde, eğer çalıştığın iş yerinde sigara içiliyorsa (son çıkan kanuna göre bu aslında yasadışı) yine pek şansın yok. Çalışma arkadaşlarını ikna et, gerekiyorsa ayrı bir oda talep et, yaratıcılığını kullan ve sigarasız bir ortam hazırla kendine.

Eğer çabaladığın halde ikna edemezsen, o zaman bulunduğun ortamda, özellikle evde sigara ile ilgili malzeme bulunmaması konusunda anlaş. Ev arkadaşın veya eşin çıkıp balkonda sigara içsin. Sigara içmemeye başlayınca ortalıkta gördüğün her türlü malzemeyi, sigara paketleri, küllükler, çakmaklar, her şeyi çöpe atacağını söyle, gerekiyorsa kavga çıkart :) Eğer çok istiyorsa kendisi kalp krizinden ölebilir, seni de yanına çekmesine izin verme. Unutma ne senin ne de onun beyni olması gerektiği gibi çalışmıyor. Ama sen en azından bunun farkındasın ve değiştireceksin.

5) Endişelenme

Daha önceki başarısız sigara bırakma girişimlerimde yaptığım büyük hatalardan birisi de endişe etmekti. Sigara içmesem otobüs beklerken ne yaparım Canım sıkılınca sigara olmazsa ne yaparım Çay-kahve içerken canım istemeyecek mi Ya hiç aklımdan çıkmazsa Ya..ya..ya… diye beynimi kemirip duruyordum. Öncelikle şunu söyleyeyim, sigara içen bir insanın yapacağı yorumlar ve düşünceleri, sigara içmeyen bir insanın yapacağı yorumlar ve düşüncelerinden çok farklı. Dediğim gibi sigara, akıl sağlını belli bir şekilde bozan bir hastalık ve bütün bu endişeler de haliyle çarpık ve hastalıklı. Sigarayı bir gözlük olarak düşün. Gözlerin bozuk değil aslında ama gözlükten dolayı dünyayı bulanık görüyorsun. Bu endişelerin de hep o bulanık dünya hakkında. İşin aslı öyle değil, gözlüğü çıkartıp attığında, önceki endişelerin komik gelecek. Eğer endişe konusunda işin içinden çıkamazsan şunu düşün: dünyada sigara içmeyen insanların sayısı içenlerden daha fazla. Bütün bu insanlar sigara olmadan da mutlu mesut hayatlarını sürüyor.

Sigarasız yaşama başlayalı 1,5 yıl oldu ve yaşamımda gerçekten inanılmaz değişimler yaşadım. Artık sigara hayatımdan gerçekten çıktı. Yemekten sonra sigara içmek aklıma gelmiyor, yolda yürürken yakayım bir tane demiyorum, hatta bakkalda sigara satılan standı bile görmüyorum (bunu geçenlerde yeni fark ettim). Sigara içen birisini görünce aklıma sigara içme isteği gelmiyor. Sigara içmeden önce nasıl yaşıyorsam şimdi de öyle yaşıyorum. Sen de böyle olacaksın, hiç şüphen olmasın. Endişe etme.

Hazırlığını Yap

Sigara ilk olarak doyum merkezine saldırır. Doyum merkezini ise bir kaç şey daha meşgul eder: Su, yemek, cinsellik, fiziksel aktivite. Sigarayı hayatından çıkartınca, beyin kimyan tekrar yerine oturana kadar boşluğu bunlardan birisiyle veya hepsinden birazıyla doldurman gerekecek. Neyi seçeceğin sana kalmış. Fakat en kötü tercih olan tıka basa yemeği de seçsen de bu iştah artışının geçici olacağını bil. Bu yüzden alacağın en fazla kiloların bence hiç önemi yok, sonrasında tekrar istediğin forma her zaman dönebilirsin.

Her şekilde, buzdolabında ve yanında çerez, meyve, meyve suyu ve atıştırmalık bir şeyler olsun mutlaka. Hatta çantana da at bir şeyler. Fakat egzersiz yapmak yemek yemekten daha güçlü bir bastırıcı oluyor, hem de daha sağlıklı. Eğer yapabiliyorsan bunu biraz daha arttırmak en iyisi.

O Gün gelecek

Eğer bu yukarıdaki yazdıklarımı inanarak yaparsan ki hepsi doğru olduğundan inanmaman için bir sebep yok, bir süre sonra her sigara giderek daha da gözüne batmaya başlayacak.  Duman biraz daha acı gelecek, kendine giderek daha çok kızmaya başlayacaksın, ne kadar saçma olduğu giderek daha da açığa çıkacak. Yani yavaş yavaş sigara senin üzerindeki hâkimiyetini kaybedecek. Bu oldukça gözlerindeki perde de yavaş yavaş kalkacak ve sigara içmenin mantıksızlığını ve saçmalığını daha iyi göreceksin.  Bir süre sonra sigarasız da yaşayabileceğin ihtimali sana daha da olabilir gelmeye başlayacak.

Yukarıda yazdığım 5 maddeyi inanarak, ikna olarak yaptığında bu dediğim noktaya mutlaka geleceksin. Ve sonunda bir gün terazinin bu kefesi ağır basacak ve içinde şiddetli bir içmeme isteği duyacaksın. Yani seni tutan avuç açılacak ve sana sadece dışarı atlamak kalacak. Bu son kısmı da ne zaman yapacağın sana kalmış, ama yine de her geçen gün sigara daha da iğrenç, daha da mantıksız daha da saçma geleceğinden, bir süre sonra sigara içmeme kararı vermekten başka şansın kalmayacak.

Gemileri Yak

Bir rivayete göre Tarık bin Ziyad, komutasındaki orduyla Afrika’nın en batısı -bugünkü adıyla- “Marakeş”e varmış. Fakat durmak yok. İberya’yı da almaya karar vermişler. Gemilerle karşıya geçmişler. Komutan gemileri yaktırmış. Zira askerin korkmasından korkmuş. Seçeneği kalmayan asker o ruh haletiyle bütün İber yarımadasını fethetmiş.

Sonuçta o gün gelecek ve sigara içmeden de yaşayabileceğine inanacaksın. Sigarasız yaşam, sigaralı yaşama göre çok daha güzel ve uzun. O sebeple bir kez karşıya geçtin mi tekrar dönmek için bir sebep de yok. Yine de biz işi garantiye alalım ve geri dönmek için kullanabileceğin gemileri de yakalım.

Artık sigara beni bıraktı, ben de sigarayı yaşamımdan çıkartıyorum dediğin o anda hemen harekete geç. Önce küllükler, kibrit/çakmak ve tabi sigaralarla başla. Eline büyükçe bir poşet al ve hepsini at içine. Eğer evde sağda solda boş sigara paketleri, puro, pipo, tütün, sigara kâğıdı gibi şeyler varsa onların da hepsini toplayıp at torbaya. Eğer gazlı bir ocağın varsa bile evde çakmak tutma, git ocak için olan uzun çakmaklardan al. Özellikle küllükleri atarken sakın acıma. Hepsini at gitsin.

Bu atma işlemini yaparken, sigara tarafından hasta olmuş aklın sana oyunlar oynayama çalışacaktır. Mesela ‘Çakmak Zippo, atmayayım yazık, yarın birisine veririm’ ya da ‘Küllüklerden birisi kalsın, yarın bir gün misafir gelince lazım olur’. Bunlara kanma, asıl amaçları allem edip kellem edip seni tekrar içirmeye başlatmak. Eğer aklında ‘Yarın bir gün tekrar başlarsam yeni küllük/çakmak mı alıcam’ diye bir şüphe varsa inadına at küllükleri , hatta kırıp at. Böylece kendine de güçlü bir mesaj vermiş olursun.

Sigara içmemeye başladıktan sonraki “en zor” günler ilk 2 hafta. Bu 2 haftada sigara isteme nöbetleri gelebilir, ama yine de bu yazıyı okuyup illa nöbet gelecek diye şartlama kendini. Günün bir anında böyle bir istek gelirse bil ki 3-4 dakika sürecek en fazla. Eğer bu sürede yaptığın işe veya çantandaki gofrete odaklanırsan geçip gider. Kalkıp kısa bir yürüyüş yapmak en iyisi (sigara içilmeyen mekânlarda tabi). Bu iki hafta öyle veya böyle geçecek ve emin ol o kadar da sıkıntılı bir süreç değil. Yeter ki kendi kendine düşünüp olayı büyütme. Sigarayı bırakıyorum veya bırakamıyorum diye ne kadar çok düşünürsen, sigaranın seni tutan parmakları da o kadar güçlü sıkar.

Bir başka önemli olay da, bu süreçte içinde sigara kelimesi geçen hemen her şeyden uzak dur. Artık sigara ile ilgili web sitelerini gezme (bu yazıyı da okuma), gazete okuma, televizyon seyretme, film izleme. Bu öyle bir olay ki reklamın iyisi kötüsü olmuyor. Duvarda Yeşil Ay’ın sigaranın zararları afişini bile görsen sigara içmek geliyor insanın aklına. O yüzden sigara kelimesine ve imgesine ne kadar az maruz kalırsan, işin o kadar kolay.

Eğer alt yapıyı yazının başında anlattığım şekilde güçlü kurarsan, bu başlangıçta hiç bir sıkıntı çekmezsin. Nikotin bandı, nikotin sakızı, sigara bıraktıran ilaçlar, elektronik sigara gibi yöntemleri ben kullanmadım ve tavsiye etmiyorum. Bir bağımlılıktan kurtulup diğerine başlamanın bir anlamı yok bence. Ayrıca sürekli sigarayı “bırakmaya” çalıştığını hatırlattığı için insana, olumsuz psikolojik etkisi bile var bana göre.

Bir ayı geçirdikten sonra oldukça rahatlayacaksın. Artık sigaralı rüyalar azalacak, sigara içmek aklına nadir gelecek. Yine de tedbiri elden bırakma. Mesela sigara içilen, kolayca sigara bulabileceğin (sigaranın seni bulabileceği) mekânlara gitme, sigara içenlerin yanına pek yaklaşma. Bunu hastalıktan kurtulduğun toparlanma devresi olarak düşün. Yaklaşık 6 ay içinde artık burnunun dibinde bile sigara içseler sadece rahatsız olacaksın ama sigara içmek aklına bile gelmeyecek. Hatta bunu fark edip şaşıracaksın. İşte artık o zaman, sigaranın seni bırakmasını sağladığın için kendini tebrik edebilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 23 }

Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım

Böyle bir iddia ile yola çıkmış Erdal Demirkıran ve yazdığı kitapların birisinin de adı bu, “Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım”. Herhangi bir kitabı okurken öncelikle yazarına bakarım ve sonrasında kitapta anlatılan gerçeklerin ne kadar doğru olduğunu sorgularım. Şimdi beraberce bakalım istersen, kim bu “akıllı adam”

Dünyanın En Akıllı Adamı

Kendisine bu payeyi yakıştıran bir insanı ciddiye almayacağım kesindi. Yine de bir şans vermek istedim, cidden mi böyle düşünüyor, gizli bir espri mi yapıyor yada başka bir şey mi var

Demirkıran’ın geçmişi araştırınca sadece 33-35 yaşları civarında, Marmara Üniversitesi işletme fak. mezunu olduğunu öğrenebildim. Eskiden bir işte çalışıyormuş fakat sonra insanları bilinçlendirmek misyonunu üstlenip kendisini kişisel gelişim, motivasyon ve dünyanı kurtarmaya adamış (dünyayı kurtarma vizyonu ve yol haritası bile var). Kendisiyle ilgili çok az bilgi olmasının en büyük sebebi ise yine kendi konsepti olan “Benim özgeçmişim yok, özgeleceğim var” yaklaşımı. Ne oldum değil ne olacağım demeli diyor kısaca. İnternet sitesi olsun, kitapları olsun, hep konuşma dilini kullanıyor ve kendine has bir ilişki kurabiliyor okurları ve dinleyicileriyle. Şimdiye kadar İstanbul Büyükşehir belediyesi, İSKİ, İETT,AKP, İstanbul Emniyet Müdürlüğü gibi yerlerde seminerler vermiş.

Hayat görüşü hemen tüm kişisel gelişimcilerin de paylaştığı paydalarda. İnsanın kendi sınırlarını kendi çizdiği, inanan herkesin başarılı olabileceği, yanlış inançlardan uzaklaşmamız gerektiği gibi benzer görüşler içeriyor. Bu görüşleri içerisinde bana en anlamsız gelen ise kendisini bir şekilde ermiş, olayı çözmüş, en akıllı olmuş kişi olarak görmesi. Yani gelişiminin sonuna gelmiş ve bitirmiş. Önce verdiği paralı seminerlerle bizlerin daha sonra tüm dünyanın gözlerini açacak ve sonsuz mutluluk çağını getirecek (kendi ifadesi). Bu yaklaşımla ilgili görüşlerim malum.

Özellikle samimi anlatım dili, hikayelerle örnek vermeyi sevmesi, bir çok çarpıklığı ve özellikle Türkiye’deki yanlış inanışları göz önüne serme çabası için Demirkıranı takdir ettim. Fakat birazdan okuyacağın kitap incelemesinde de değineceğim gibi, doğru olmayan bir çok şeyi doğru gibi sunması (cahillikten ve bilerek), gerçekleri çarpıtarak vermesi (yine gaflet veya dalalet) ve bu sayede okurun/dinleyicinin kafasını karıştırması yüzünden, vizyonu da dahil olmak üzere söylediği hiç bir şeye inanmadım. Bana yine modaya uyup kolay yoldan para, başarı ve şöhret kazanmaya çalışan birisi olarak geldi. Veya bir başka olasılık, kendi kendine tekrar ede ede, gerçekten dünyanın en akıllı insanı olduğuna inanmış (hipnotize etmiş kendisini) ve bu yüzden dünyanın en akıllı insanı olarak ne derse, ne düşünse doğru geliyor kendine. Böylece yapılabilecek en kötü şeyi yapıyor : kendi kendini kandırıyor.

Sap Saman, Toz Duman

“Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım” kitabının belirli bir odak konusu yok. İnsanın yaşamını iyileştirmesi için neler yapması gerekir konulu bir çok farklı kısımdan oluşuyor kitap. Hatta bazı kısımları BeyazTavsan’daki yazılara benziyor, az uyumak üzerine bir bölüm bile var. Kitabın genel havası aslansın, kaplansın, ne istersen yaparsın, yürü be koçum şeklinde özetlenebilir. Genel bir çerçeve olmadığından fikir tekrarları çok fazla, ‘ben bunu daha önce okumamış mıydım’ diyebiliyor insan. Ama yine de yiğidi vur hakkını yeme demişler, hiç sıkmadan bir çırpıda okunuyor kitap ve insanı gerçekten düşünmeye itiyor. Ben de bir çok faydalı nokta buldum, akıllı adam fark etmiş bazı şeyleri hakikaten :)

Ama madalyonun öbür yüzünü çevirince işler o kadar da iyi görünmüyor. Özellikle doğruları ve gerçekleri söylemek konusunda. Bir kaç örnek verelim mesela:

Her şeyin göründüğü gibi olmayabileceği konusunda yazarken,

Uzayın sonsuz bir boşluk olduğu hemen hemen tüm uzay bilimcilerin hemfikir olduğu bir konudur. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük fizikçisi Albert Einstein bile sonsuz demişti uzaya. Acaba uzay gerçekten sonsuz mu

diyor. Öncelikle bile kelimesine takıldım, …Einstein bile… sanki Einstein uzay sonsuz dedi ve sonsuz olmadığı kanıtlandı. Ama Demirkıran asla bunu demedi veya demezdi. Efsaneleşmiş bir ismi böylesine küçük görüp üzerinden bir şeyler kanıtlamaya çalışmak çok komik olmuş. Ama ifadeler o kadar güzel saklanmış ki (bile…) ilk bakışta insan olayı anlamıyor.  Gerçekten de her şey yazarın gördüğü gibi değil.

Başka bir yerde de beyin üzerine yazmış,

Sen yüz milyar sinir hücresiyle (Nöronla) doğdun. Bunlardan yaklaşık on milyarı beynine yerleştirildi. Nöronlar diğer hücreler gibi artmaz. Aldığın darbelerle, içtiğin sigarayla, kullandığın alkolle, yaşlanman gerekçesiyle kısmen azalır ama asla artmaz. Nöronlar insanların bilgi bankasıdır. Her nöron ayrı bir hazinedir ve binlerce bilgi içerir. Tüm bildiklerine, nöron denilen bu hücrelerden ulaşırsın.

İnsan beyninde 10 milyar değil 100 milyar nöron vardır ve bunların artıp artmadığı tartışma konusudur. Hazine olan nöronların kendisi değil aralarında yaptıkları bağlantılar sayesinde oluşturdukları ağlardır. Nöron hazine değildir, binlerce bilgi içermez. (Bu bilgileri bunun gibi herhangi bir kaynaktan doğrulayabilirsin)

Yani bu demek oluyor ki, yazar kulaktan dolma bilgileri, internete beş dakika girip doğrulama zahmetine bile katlanmadan, oturmuş yazmış. Bir de başına ‘sanırım, olabilir, bildiğim kadarıyla’ falan gibi ifadeler de koymuyor, yalan yanlış bilgileri dan dan dan diye okuyucuya çakıveriyor. Ama diğer yandan, “dünyanın en akıllı insanı” böyle dediyse kimseye laf düşmez sanırım.

Sonuç olarak, eğer öz gelişim üzerine pek kitap okumadıysan, biraz gaza ihtiyacın varsa ve cüzdanında yeri belli olmayan biraz paran varsa bu kitabı okumanı tavsiye ederim. Okurken dikkat et, yazarın verdiği bilgilerin yanlış veya tam doğru değil,  başından geçmiş gibi yazdığı hikayelerin çoğu kurmaca gibi duruyor. Fakat hayat felsefesi, Türkiye ve Türk insanı hakkındaki görüşleri faydalı ve farklı bir bakış açısı yakalamana yardımcı olabilir. Öğleden sonra okumaya başlarsan, akşama doğru biter. Demirkıran’ın verdiği bir kaç egzersiz de hiç fena değil, en azından bir dene derim.

Son Sözler

Keşke bu adam biraz daha araştırma yapıp, düşüncelerini biraz daha toparlayıp, egosunu biraz daha terbiye edip öyle çıksaydı karşımıza. O zaman gerçekten samimi olduğuna inanır ve daha ciddiye alırdım. Şu anda benim için öz gelişim yığınındaki taşlardan birisi sadece, ama en akıllısı o ayrı :)

_______________ 

Bu kitabı aşağıdaki bağlantıya tıklayarak satın alırsan, Beyaz Tavşan’a ufak da olsa bir katkı sağlayabilirsin.

Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım

Erdal Demirkıran

Kitap listesine dönmek için buraya tıkla.

Tamamını oku · Yorumlar { 26 }

Seçimini Yap ve Arkana Bakma

Ön söz: Hepimiz hayatımızın bazı noktalarında önemli seçimler yaparız. Ve kararımızı bir kez verdikten sonra bazı seçimlerimizin geri dönüşü yoktur. Birazdan okuyacağınız hikaye ve sonrasındaki öz analizim bu konu üzerine.

Şimdiye kadar kendimden pek bahsetmedim fakat eskiden araştırma görevlisi (nam-ı diğer asistan) olan bir mühendislik doktorası öğrencisiydim. Geçen sene, öğrenciyken tanıştığım ama şimdi kendisi de araştırma görevlisi olan Erhan’dan bir Eposta geldi. Yaklaşık dört-beş sene kadar önce yazdığım ama herhangi bir dergiye göndermediğim bir makalemi, eski hocamla elden geçirip uluslararası bir konferansa göndermişler. Makale kabul edilmiş sonuç bildirgesinde yayınlanmış. Eğer akademisyenlik yoluna hiç sapmadıysan, o zaman gazeteye gönderdiğin bir mektubun köşe yazısı olarak yayınlandığı düşün, öyle bir şey. Heyecan verici ama o kadar da büyük bir olay değil. Yine de kesilip torunlara gösterilebilir ;)

Ama bu kadarla kalmadı. Daha sonra bilimsel bir kitapta yayınlanmak üzere makalemi de seçmişler haberi geldi. Üzerinden çok zaman geçti ve bu olayı tam unutmuştum ki… İşte elimde kitabı tutuyorum… Kargodan bugün geldi… Açarken ellerim titredi.

 Parlak kalın kapaklı, Springer basımı kanlı-canlı bir kitabın bir ünitesi ben yazdım. İşte bu, doktorasını bitirmemiş birisi için gerçekten büyük bir olay. Durup dururken Beyaz Şov’a baş konuk olmak gibi bir his yaşatıyor insana. Kitabı masanın üzerine koydum, bir süre kapağına baktım, arkasını çevirdim yazıları okudum. Daha sonra ağır ağır kapağını açtım ve editörlerin ön sözlerini okudum. Son sayfaya baktım, 669 sayfa var. Ve sonunda içindekiler kısmının ilk sayfasında, yedinci sırada usulca duruyor yazdıklarım. Çevirdim 105. sayfayı acele etmeden ve seneler önce yazıp da unutmuş olduğum şeyleri hayretle okumaya başladım. Her okuduğum satır beni adım adım geçmişe götürüyordu. İş hayatı, işe ilk girişim, askerlik ve asistanlık döneminde yavaşlayıp durdu film.

Acaba dedim ister istemez, o doktorayı tamamlasaydım şimdi hayatım nasıl olurdu Diğer yayınlarımla beraber, Türkiye’de birçok üniversitede profesör olabilmek için gereken minimum yayın sayısını sağladım zaten. Geriye sadece beklemek kalırdı. Üniversite ortamında yaşar giderdim…

…diye hülyalı düşüncelere dalmışken birden durdum. Bir yerlerden duymuştum, insan geçmişi hatırlarken güzel olaylar aklına gelir diye. Gerçekten de doğru bir söz. Üniversite, çimler, rahatlık, vb. iyi güzel ama işin aması var bir de. Doktora’ya başladığımda zaten 2 senedir yüksek lisans yapıyordum. İnsan okulda bu kadar uzun süre (5 sene üniversitenin üzerine) kalınca garipleşmeye başlıyor. Y.L. bitip de Doktoraya başladığımda ise iyice sıkılmıştım. Sonuçta bir kariyeri yarıda bırakmak kolay bir karar değil ama aylarca düşünüp taşınıp sonunda bu işin bana göre olmadığına karar verdim ve bırakıp askere yollandım. Ailemin pek hoşuna gitmese de kararımı verdikten sonra üniversiteye gittiğim ilk gün inanılmaz bir rahatlık ve huzur dolmuştum.

Geçmişin Gölgeleri

Şimdi, taa 4 yıl sonra anlıyorum ki karar vermişim ama hiçbir zaman tam olarak uygulamamışım. Pişmanlık duymadım hiçbir zaman ama dediğim gibi kararı tam olarak uygulamamışım. Fiziki olarak bağımı kesmişim ama bir parçam orada kalmış hep. Kütüphanemde duran ve yıllardır kapağını açmadığım mühendislik kitapları, ücra bir klasörde bilgisayara kayıtlı bilimsel makaleler, dört yıldır bir kere bile açmadığım sciencedirect.com kısa yolu, denklemlerin ve ders notlarının yazılı olduğu tozlu defterler, hala bir gün kullanırım belki diye sakladığım 2003 model Matlab programı hep bu yüzden.

Bunları neden hala saklıyorum diye sordum kendime, cevabı hep biliyordum aslında. Bu seçimi yaptım ve kararı aldım fakat uygulamaktan korktum hep. Sanki bir parçam hala orada kalırsa, sanal da olsa hala geri dönebilecek gibi hissedersem bu ayrılıktan dolayı acı çekmem diye yaptım. Üniversite güzeldi, oradaki arkadaşlıkları, ortamı, hocalarımı ve yaptıklarımı hep mutlulukla ve gururla anacağım ama bana göre olmadığından kesin olarak emin olmuştum. Hayatta yapmak istediğim iş bu değildi ve bundan emindim. Böyle olduğu halde bile, yine de tam olarak kopmaktan korktum. Kendimi ikna etmedim, edemedim, denemedim. İşin kolayına kaçtım ve yıllarımı böyle geçirdim.

İnsan nedense eskileri atamıyor. Belki işe yarar diye on yıl saklanan kırık dökük eşyalar, hiç okunmayacak dergiler, dinlenmeyecek albümler, seyredilmeyecek filmler, giyilmeyecek giysiler. Yaşanmayacak hayatlar, dönülmeyecek sevgililer, gidilmeyecek yerler. Bazıları evde yer kaplar, bazıları bilgisayarın sabit diskini doldurur, bazıları poster olur duvarımıza, bazıları aklımızda diken gibi batar durur. Hiçbir işe yaramaz bunlar. İnsana sahte bir güveni sanal bir rahatlama verir sadece, yüzleşmek yerine kaçmayı seçer ve geçtiğimiz her durakta bir parçamızı bırakırız.

Ben bu akşam bu işe son noktayı koyuyorum. Farkındalık günüm bu günmüş demek ki. Önce senelerdir dura dura tozlanan mühendislik kitaplarından başlayacağım, sonra dosyalar, dokümanlar, programlar. Geriye sadece yüksek lisan tezim kalacak ki hayatımın o dönemini açmıştı, bir de bu kırmızı kaplı kitap ki o döneme son noktayı tam olarak koydu.

Şimdi düşününce aslında çok daha fazlası var, hepsi yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor. Mesela üç sene önce bir hevesle yazmaya başladığım bir oyunla ilgili binlerce (abartmıyorum) dosya, iki-üç ajanda dolusu taslak çalışma, bir kutu program CD’si de hala duruyor, belki bir gün dönerim de yaparım diye… mi nedir

Hayatta birçok seçim yaparız. Eğer bir şeyi sonlandırıp yeni bir şeye başlangıç yapıyorsan çok dikkat et. Bitirdiğin şeyi gerçekten bitirmediğin sürece yeni yaşamında sürekli ayağına dolanır ve yaşamın fark etmeden bir ‘hiç yaşanmayacaklar çöplüğüne’ dönüşür.

Bu yazıyı sonlandırırken seni her zamanki gibi harekete geçmeye davet ediyorum. Şimdi bilgisayarına bir göz at veya kalkıp bak kitaplık raflarına, çekmecelerine veya çantana. Kaç tane hiç yaşanmayacak var Farkına var ve yavaş yavaş kurtul onlardan. Bıraktığın her eski yaşam şimdi hayatında ayağına dolanan iplerden birini çözecek, ağırlıklardan birini atacak. Acı çekmekten korkma bunu yaparken, hatta mutlulukla yap, eskiden yaptığın, olduğun ve başardığın her şeye olan saygından ve sevginden dolayı yap. Eski hatıraların bırak güzel anılar olarak kalsın, hayatının çürümüş parçaları olarak değil.

Seçimini yap, arkana bakma ve hayatını yaşa.

Bu yazıyı, aynı zamanda yüksek lisansa başlayıp aynı zamanda doktoradan ayrıldığımız kadim dostum Murat’a adıyorum.

Tamamını oku · Yorumlar { 10 }