Değer Biçmek (Bay EVET!)

Önemli Not: Bay Evet (Yes Man) filmine gitmeyi düşünenler lütfen yazıyı okumasın ;)

Jim Carrey - Bay Evet (Yes Man)

Elmaslara değer biçmek için 4 kriter kullanılırmış; cut-color-clarity-carat yani kesim-renk-berraklık-karat (ağırlık). Bunlar istenilen seviyeye e kadar yakınsa, elmas da o kadar değerli olurmuş. Bunu anlatan kişi, piyasada satılan elmasların %90′unun da aslında değerli bile olmadıklarını söylemişti :)

Bir evvelki yazıda fırsatlardan bahsetmiş ve onları kaçırmamak için harekete geçmek gerekir demiştik. Ama aslında bundan da önce, önüne çıkan şeylerin gerçek bir elmas mı yoksa değersiz bir cam parçası mı olduğuna bir bakmak gerekir.

Jim Carrey - Bay Evet (Yes Man)

Yukarıdaki yazıya 3 gün önce başlamıştım. Bu arada, dün konusunu bilmeden Jim Carrey’nin Bay Evet (Yes Man) filmine gittik. Hayretle gördüm ki filmin ilk yarısı benim bir önce yazdığım yazı gibi bir şey. İkinci yarısı da bu yazıda yazacağım gibi bir şey. Bu tesadüf bana gayet ilginç geldi. Hmmmm..

Yazıya geri dönersek, (gerçi artık filmi de çekildiğine göre aslında yazma hevesim de biraz kaçtı)

Önüne çıkan her fırsat, senin için en iyisi olmayabilir. Özellikle kolay bir şekilde başarı, mutluluk, para ve benzeri vaatlere EVET! demeden önce ben bin kere düşünürüm. Mesela herkese 200 kontör diyen bir reklama inanmadan önce bir durup düşünmek gerekebilir ;)

Hayatı daha çok evetle doldurmak gerekir geçekten de, ama hayırları da bilgece kullanmak bir erdemdir. Önüne çıkan fırsatları mutlaka kullan, ama sahte olmadıklarına emin olduktan sonra.

Suçlu mu lazım çözüm mü

Suç ve cezaKatıldığım bir seminerde, değerli bir eğitmen bizlerle anılarını paylaşıyordu. Beni özellikle etkileyen bir tanesini aklımda kaldığı kadarıyla aktarıyorum.

Bir Japon firması Türk firmasıyla birleşir ve Japon yöneticiler buradaki kültüre alışmak için bir dizi eğitimden geçerler. Bunların bir tanesinde Japon ve Türkler aynı masada otururken eğitmen Japonlara şöyle bir soru sorar:

“Diyelim ki sizler Japon bayanlarsınız ve bir arkadaşınıza yosun çayı içip sohbet etmeye gitmişsiniz. Çocuklar içerideki odada kendi başlarına oynuyorlar. Derken içeriden bir bir şangırtı geliyor, kesin bir kaç bardak kırıldı. Ev sahibi hızlıca çocukların oynadığı odaya gidiyor”.

Eğitimci Japonlara döner ve evin hanımı odaya girince çocuklara ilk  olarak ne sorar der.

Japonlar bir ağızdan “Neden oldu bu” diye cevaplar.

Aynı soru Türklere gelir, ev hanımı ne sorardı der eğitimci.

Seminerdeki herkes ne soracağını biliyordu, sen de biliyorsun diye tahmin ediyorum:

Kim yaptı bunu

Amacım Japon kültürünü övmek değil, fakat bundan 60 küsür yıl önce atom bombasıyla yerle bir edilen bir ülkeden çıkan küçük bir otomobil firmasının bugün dünyanın en karlı, en kaliteli ve en büyük otomotiv devi olan Toyota’ya dönüşmesinin altında yatan temel felsefelerden birisi bu.

Google’da suçlu kim diye bir arama yap ve çıkanlara bir göz at. O kadar çok ve çeşitli konular var ki.

Suçluyu bulmak kolaydır, o kadar kolaydır ki suçlu yoksa bile bir tane yaratıveririz.

Nedeni bulmak ise o kadar kolay değildir. Yoktan da yaratamazsınız. Ama bir kez bulup ortadan kaldırınca sorunu çözmüş oluruz.

Tren İstasyondan Ayrılmadan

Tren istasyondan ayrılmadan

Sıklıkla yaptığım ve daha sonra pişman olduğum bir davranışım vardı; mesela bir toplantıda, aklıma gelen güzel bir soruyu veya bir cevabı vermek için bekler, bekler, cesaret toplamaya çalışırdım. Daha sonra artık toplantının sonuna gelindiğinde, toplantıyı yöneten kişi “Başka bir şey eklemek isteyen var mı” dediğinde bir türlü harekete geçemez ve sonra da içimde kalanlarla beraber ayrılırdım. Veya o kadar çok beklediğim için, benim aklıma geleni, bir başkası söyler veya sorardı.

Eline herhangi bir fırsat geçtiğinde, bunu kullanmak için sınırlı bir süren olur. Bu süre hemen her zaman yeterlidir, yani acele etmen veya telaşa kapılman gerekmez. Yeterli olmakla beraber, bu süre sınırlıdır. Ve bu süre bitmeden önce eyleme geçebilirsen, amacına ulaşabilir, başarıyı yakalayabilir, fırsatı kullanabilirsin. Vakit dolduktan sonra ise, artık ne yaparsan yap o fırsat geri gelmez. Evet, başka fırsatlar da karşına çıkacaktır ama o fırsat geri gelmez.

Hayat önüne sürekli irili ufaklı şanslar çıkartıyor. Fakat senin de elini uzatıp o şansı yakalaman gerekir. Ve bu da eylemle olur, harekete geçmekle olur. Harekete geçmek içinse sonsuza kadar bekleyemezsin. Her şeyin sınırlı bir süresi vardır, her fırsatın bir son kullanma tarihi vardır. Elma dalında sadece bir süre bekler ve daha sonra yere düşüp çürümeye başlar.

Benim örneğime geri dönersek, bu konuyu aşmam çok kolay olmadı. Her gelişim faaliyetinde olduğu gibi, ilerleme kaydetmem olayı fark etmekle başladı. Daha sonra çok da kalabalık olmayan topluluklarda seyrek de olsa söz almaya, konuşmaya ve sormaya başladım. İlk adımdan sonra cesaretim de giderek arttı ve şimdi Cem Yılmaz kadar konuşkan olmasam da aklımdaki soruları ve cevapları her ortamda çekinmeden söylüyorum. Evet, belki bu duruma gelmem aylar aldı ama zaman konusundaki bakış açısını lütfen hatırlayın. Bu konuda uğraşmasaydım da zaman yine geçecekti ve ben hala topluluk içerisinde rahat konuşamayan birisi olacaktım.

Biraz sonra yazacağım hikayenin benzerleri sık sık eposta ile gelir ama genelde sonuna kadar okumadan silerim. Yine de sanırım bu konu üzerine yazıp da eposta ile gönderilmeye ‘layık’ bir hikaye yazmadan olmazdı ;)

Tren istasyonunda bekleyen bir adam vardı. Kendi bineceğinden bir önceki tren istasyonda beklerken, penceresinin birisinde ona bakan çok güzel bir kıza gözü takıldı. Göz göze geldiklerinde, kız adamın şimdiye kadar gördüğü en sıcak gülümsemeyle karşılık verdi. Adam da gülümsemek istedi, hatta kızı bir yerden gözü ısırıyordu sanki. Aklına vagona girmek, kızın yanına oturmak, hatta adını sormak gibi çılgın fikirler geldi. Diğer yandan da cesaret edemiyordu ve düşünüyordu: ya yanlış anlarsa, ya bana gülmediyse, ne yapsam acaba diye. Hayal kurarken gözleri daldı ve değil vagona binmek, gülümsemeyi bile unuttu. Adamı kendisine getiren şey, istasyondan ayrılan trenin çaldığı son düdük oldu.

Kalabalık bir tren istasyonu. Beyaz Tavşan'ı takip et, Kırmızı Tren'e bin :)

Senin de kaçırdığın ve pişman olduğun trenler oldu mu

Peki, ya bir sonraki geldiğinde ne yapacaksın

Eldeki İşe Odaklanmak

Yapılan işe odaklanmak içinHer gün bir çok eposta alıyorum ve çoğunu cevaplamaya çalışıyorum. Bunların arasından güzel bir yazıya konu olabilecekler çıkınca da tekil cevap vermek yerine burada paylaşmak daha verimli oluyor. Gönderen okurumun adını gizleyerek, yeni gelen bir e-postayı paylaşmak istiyorum:

merhaba çağdaş bey makalelerinizin çoğunu okudum,ellerinize ve beyninize sağlık çok güzel yazılar hazırlamışsınız…Size bir sorum olacak: konsantrasyonun öz gelişim süreci içindeki yeri nedir,bir işe odaklanma yeteneği nasıl arttırılır
saygılar

Normalde giriş-gelişme-sonuç şeklinde yazmaya çalışırım ama bu seferki değişik olsun. İşte işin özü:

Odak

Odaklananmak ve yaptığın işe kendini verip en iyisini en kısa sürede yapmak için 3 şey gereklidir:

  1. Neye odaklanacağını bilmek
  2. Kesintileri engellemek
  3. Gözden geçirmek

Bunların hepsini yaptığında, odaklanma kendiliğinden oluşur. Odaklanmak bir yetenek değil, iş yapma tarzını düzenlediğin zaman ortaya çıkan sonuçtur.

Her sabah işe başladığımda, o gün yapılacaklarıma bir göz atarım ve neleri mutlaka yapmam gerektiğine karar veririm.  Bu tip işler genelde bir elin parmağını geçmez.

Daha sonra gün içerisinde acil bakmam gereken konular çıktığında bunlara hemen atlamadan önce değerlendiririm, bu konu önemli mi önemsiz mi Aciliyet ve önemi tartmak için basti bir yol: o iş yapmadığını hayal et. Başına gelebilecek en kötü şey bir “uff puff keşke yapsaydım” ise boşver gitsin. Eğer o işi yapmamak ileride sana daha çok iş olarak geri dönecekse, (ya da yeni bir iş aramana yol açacaksa ;) ) o zaman önemlidir.

Bir önemli konu da aynı anda sadece tek iş yapmaktır. Aynı anda birden fazla iş yapmaya, ya da bir işi bitirmeden başkasına başlamaya çalışırsan, her ikisinin de kalitesi düşer, süresi uzar ve genelde yarım yamalak kalır. Biz nedense aynı anda on tane iş yapmayı iyi bir şey sanıyoruz, ama aslında yaptığımız şey genelde yapmış gibi yapmak oluyor. Sakince, acele etmeden, sırayla ve tek tek. Bu felsefeyle, odağını kayetmeden daha üretken çalışırsın.

Son olarak da, günü bitirmeye yakın; o gün ne yaptın, ne yapmadın, nasıl geçti gibi soruları bir 10-15 dakika kendine sor, çalışma ortamını düzelt-temizle (masan, makinan, bilgisayarın) ve kapat. Bu soru sorma ve toparlanma sürecinin ben çok faydasını gördüm, çünkü bütün günün muhasebesini yapıp neleri iyi yaptım, neler daha iyi olabilirdi sorularını cevaplamamı sağladı. Sonraki güne başladığında ayağına dolaşan ilk engel, dünden kalan yarım işler ve dağınık bir çalışma ortamı olacaktır.

Günü Nasıl Tamamlamak İsterdin

Günün sonunda kendi fotoğrafınızı da çekin

İki tane fotoğrafçı düşünün: bir tanesi sabah kalkıyor, alıyor eline makinesini, fırlıyor sokağa, ne görürse odaklanıp çekmeye çalışıyor. Aslında kafasında çekmek istediği bir kaç belirli poz var ama günün hay-huy’u arasında çoğu zaman aklına bile gelmiyor, gelse de olanağı olmuyor ya da aceleden istediği gibi güzel çekemiyor. Bu arada sağdan soldan sürekli birileri gelip ‘abi bizi de çeksene’ diyorlar, bazılarını çekiyor (çünkü aslında tam ne yapmak istediğini bilmiyor). Bu arada gün bitiyor, akşam eve geldiğinde çektiği resimlere hasbel kader bakabilirse bakıyor.Onların da çoğu bulanık ya da istediği gibi olmamış. Bir sürü de alakasız insanın fotoğrafını çekmiş.

Diğeri ise sabah kalkıyor ve o gün hangi mekanda ve neyi çekmek istediğini planlıyor. Yanına yedek filmlerini, pillerini alıyor ve doğrudan gideceği yere gidiyor. İstediği kareleri güzelce ayarlıyor ve fotoğraflarını çekiyor. Diğer yandan, dikkatini dağıtan kişileri nazikçe reddediyor. Eve döndüğünde ise çektiği tüm fotoğraflara tekrar bakıyor, neleri iyi yaptığını, neleri daha iyi yapabileceğini fark ediyor ve gece mutlu bir uykuya dalıyor :)

Son bir özet

Odaklanmak bir yetenek değil, iş yapma tarzını düzenlediğin zaman ortaya çıkan sonuçtur.

  1. Ne yapacağına karar ver. İstersen listele ya da sadece kafanda canlandır.
  2. Kesintileri engelle. Gün içerisinde karşına çıkan önemsiz her türlü işi ötele veya reddet. Ötelediklerinden çoğu tekrar karşına çıkmayacaktır.
  3. Gün biterker, günün muhasebesini yap

Böylece, gerçekten yapman gereken işlere odaklanmaktan başka seçeneğin kalmaz.

Odaklanmak gerçekten kocaman bir konu ve bu yazı sadece temel prensiplere giriş olabilir. Yine de işin özünü  ve kendi yaklaşımımı açıklamaya çalıştım. Eğer soruların veya eklemek istediklerin varsa paylaşmaktan çekinme.

2009′da odağınızı kaybetmemeniz dileklerimle, nice mutlu senelere :)