Kişisel Gelişim Prensipleri

kisisel_gelisim_prensipleri

Belki de milyonlarca değişik yöntem vardır, fakat prensipler bir kaç tanedir.

Prensipleri anlayan kişi, kendi yöntemlerini başarıyla seçebilir.

Prensipleri göz ardı ederek sadece yöntemleri deneyenlerin ise, sorun yaşayacağı kesindir. -Ralph Waldo Emerson

Özgelişim (daha popüler adıyla kişisel gelişim) hakkında sayısız kitap ve düşünce de olsa, aslında altta yatan çok basit birkaç prensip var.

İster en sistematik olan çalışmalara bakın (örneğin David Allen), ister en popülerlere (Ferrari’sini Satan Bilge) bu prensipler öyle yada böyle göze çarpıyor.

Bazı yöntemler mutlaka diğerlerinden daha iyi çalışacaktır. Fakat bence asıl ilerlemeyi getiren; düşünce tarzının, hareket tarzının, sorunlara ve çözümlere bakış tarzının bu ana prensiplere göre şekillenmesi. Sadece bu noktaları fark edip üzerine düşünmek bile görünür bir fark yaratacaktır. En azından bende öyle oldu.

Çeşitli kaynaklardan derlediğim ve kendi tecrübelerimi de kattığım, yöntemler değişse de değişmeyen prensipler.

  • Söylediğin bir şeyin gerçekleşme ihtimali, düşündüğün bir şeyin gerçekleşme şansından fazladır.
  • Yazdığın bir şeyin gerçekleşme ihtimali, söylediğin bir şeyin gerçekleşme ihtimalinden fazladır.
  • İki çözüm arasında basit olanı her zaman daha iyidir.
  • Bir şeyi neden yaptığını biliyorsan, yapması daha kolay gelir.
  • Hiç uymayacak da olsan, planlama can alıcı noktadır.
  • Her zaman için eylemi eylemsizliğe tercih et. Harekete geç.
  • Büyük değişimler bile küçük adımlarla gelir.
  • Her başarının öncesinde bir çok deneme ve yanılma yatar.
  • Bilmediğini ölçemezsin, ölçmediğini geliştiremezsin. Fark et, takip et ve iyileştir.

Bu bitmiş veya tamamlanmış değil ve eklemeler de yapılabilir (ingilizce “far from complete” dediklerinden) ve sizlerden öneriler geldikçe listeyi güncellemeyi düşünüyorum.

Tabi ki bunlar hiç bilinmeyen veya çok yeni şeyler değil. Yine de bilmek ayrı şey, uygulamak ayrı şey. Bu prensipleri ne kadar çok hayata geçirirsen, o kadar çok gözle görülür ilerleme kaydedebilirsin.

Dip not I: Son prensip; Beyaz tavşan’ı izle ;)
Dip not II: Her ne kadar kişisel gelişim yerine özgelişim demeyi tercih ediyorsam da, bundan böyle yazılarımda kişisel gelişim terimini daha sık kullanacağım. Sebebi ise aslında açık, insanlar Google’da kişisel gelişim diye arama yapıyor ve blogumun ana teması bu konu olduğu halde, Google’da böyle aratınca esamesi okunmuyor :( Oysa örneğin “iş görüşmesi” diye aratınca sadece 1 yazım olduğu halde en tepelerde çıkıyorum.
Dip not III: Bu dip not yazma işi çok zevkliymiş, nasıl olsa yazı bitti, ooohh. Sanki bir panelde konuşma yaptıktan sonra yanına gelen birkaç ilgili izleyiciyle ayak üstü konuşmak gibi. Gerçekten hoşuma gitti :) )
Dip not IV: Abartmamak lazım tabi.

İ-ti-ci ile Sı-kı-cı

sikici_konusma1

Özellikle de yaz sıcağının bastırdığı şu günlerde, uzunca bir toplantıda veya arkadaşlarla beraberken yapılan biraz uzunca bir konuşmanın içinde buluverip kendini; konudan hızla kopup arada konuşanla göz göze geldiğinde “hı-hı” diyerek kafanı sallayıp kimsenin fark etmemesi için dua edenlerden misin ( Hele ki karşında, az önce okuduğun gibi uzuuun ve bol bağlaçlı cümleler kuran birisi varsa) Üstelik bir de birisi sana dönüp “Di mi” yada “Sence ” dediğinde “yaa evet” gibi bir şeyle geçiştirmeye çalışıyor musun

Dostum, böyle ortamlarda yapılacak en kötü şey bu tutumdur. İnsanlar hakkında iki şeyden birisini düşünür:

A) Bu herif gerizekalı, ne dediğimi anlamıyor, anlamış gibi bile yapamıyor. Çok sı-kı-cı.

B) Bu herif benim anlattığımı dinlemiyor, ilgilenmiyor, kendini çok mu zeki sanıyor Çok i-ti-ci

Bu duruma düşmemek içinse işte sana iki çabuk çıkar yol:

Katılma

Bu kadar sıkılacağın veya sana hitap etmeyen bir yere katılmak zorunda değilsin. (Dipnot: Tabi bu katılmama olayı artık hayatında ağır basmaya başladıysa o da ayrı mesele, her şeyin bir kararı var.) Arada bir gitmek istemediğin yere gitmemek (ve gerçekten de neden gitmediğini söylemek) sana daha iyi gelecektir.

Sor

anlamadığın bir şey olursa, ya da diyelim hayaller alemine daldın konudan koptun, o zaman sor. “Pardon anlamadım şu Schrödinger’in kedisini tam olarak, biraz daha basitçe anlatır mısın ” Ya da “Abi Datça’da nerde kaldım demiştin” gibi bir soru hem olaya olan ilgini artıracak (anladığın için ) hem de karşındakiler en azıdan çabaladığını görüp sana daha anlayışlı yaklaşacaklardır. Soru sormak, anlatılanı dinlediğini ve değer verdiğini göstermenin en güzel yollarından birisidir. Bu arada bilmem daha önce duydun mu ama, insanlar ilgi görmeye bayılır.

Ve son olarak…aman diyeyim esneme. Tecrübeyle sabit ;)