Bilgisayar Oyunlarından Öğrendiklerim

Diablo 3 - Heyecanla bekliyorum :)

Arada sırada okuduğum bir blogda bilgisayar oyunları üzerine bir yazı ilgimi çekti ve ben de biraz araştırma yaptıktan sonra bu yazı ortaya çıktı. Araştırmadan kısaca bahsetmek gerekirse; oyun oynamanın ana sebebi eğlence değil, oyunların temel psikolojik arzuları doyurmasıdır demiş araştırmacılar. Yazıyı çok fazla psikolojiye boğmadan, kendi dilimle devam ediyorum izninizle :)

Gelişme Arzusu

12 yaşımda (sene 1990) babamın aldığı Commodore 64 ile ilk bilgisayar oyunum olan River Raid ile tanıştım. Aradan geçen 20 senede ise bilgisayar oyunlarından hiç uzak kalmadım. Artık haftada birkaç saatle sınırlı kalsa da arayı soğutmamaya çalışıyorum, şimdilerde ise Kings Bounty 2′ye sarmış durumdayım.

İşin ilginç yanı ise, oyun temel olarak gayet sıkıcı. Çok basit olarak, bir harita üzerinde gezip canavarlara tıklıyorsun, sonra açılan savaş ekranında da satranç benzeri bir şekilde sırayla orduları dövüştürüp kazanmaya çalışıyorsun. Ve bunu binlerce kere yaptığında da oyunun sonuna gelmiş oluyorsun. :)

Peki bu oyun nasıl oluyor da bu kadar sarıyor, kendini oynatıyor İşin özünde tek bir formül var aslına bakarsan, o da her savaş sonrasında ana karakterin yavaş yavaş güçlenmesi. Her seferinde biraz puan, biraz altın, belki yeni bir büyü, yeni bir level kazanarak devam ediyorsun. Her savaştan sonra net olarak eline bir şeyler geçiyor ve bu da ilginç bir şekilde oynama isteğini körüklüyor.

Aslında çok satan oyunların çoğunun temelinde aynı “gizli” formül var; ister WoW, ister Knight Online, ister Diablo, hepsinde bu döngünün 4 bileşeni var:

  1. Çatışmalar kolaydan zora doğru adım adım gelişir.
  2. Ana karakter bu çatışmalara girer.
  3. Her çatışma sonrasında karakter hemen, biraz daha, açık bir şekilde gelişir. Örneğin para kazanılır, karakter level atlar, yeni eşyalar çıkar, vb..
  4. Tüm bu çatışmalar karakteri bir yere doğru sürükler, bir hikaye yaratır.

Yani, dünyada milyonlarca insanı, benzer şekilde saatlerce mouse tıklamaya ikna eden gizli formül bu. Bu öyle bir formül ki, insanın boynu da ağrısa, acıksa da, uykusu da gelse, bir şekilde o motivasyonu kaybetmeden saatlerce o “sıkıcı ve zor” işe devam edebiliyor.

  • 1 hafta sonraki vizeye oturup 2-3 saat çalışmaya dayanamayan öğrenci, 1 hafta kesintisiz oyun oynamaktan sıkılmıyor. (Bu ben oluyorum)
  • Evin uykudan kalkıp okula gitmeye üşenen tembel oğlanı, sabahlara kadar ekran başında kalacak dirayeti gösteriyor. (Bu kardeşim)
  • Sürekli atıştırmayı alışkanlık edinmiş birisi, bir kahvaltı ve iki fincan kahveyle en sevdiği oyunun başından kalkmak bilmiyor. (Bu da bir arkadaşım)

Peki öğrendiğin bu mudur dersen, evet budur. Fakat bir adım öteye de götürmek lazım. Oyunları gerçek hayata getiremeyeceğimize göre (ejderhalar falan, zor olur), gerçek dünyayı biraz oyunlaştırabiliriz diye düşünüyorum. Böylece hedeflerine ulaşırken hem eğleneceksin hem de oyun oynarken ortaya çıkan o müthiş irade gücüne kavuşacaksın.

Şimdi gelelim oyunlardan öğrendiğim gizli formülün gerçek hayata uyarlamasına

1) Kolaydan zora

Hayat sınırsız sayıda çatışmayla doludur. (İngilizce olsa challenge derdim ama Türkçe tam karşılığı bulamadım) Fakat hangisine gireceğine sen karar verirsin. En iyi oyunlarda da bu özgürlük sana verilmiştir. Gidip senden 10 kat güçlü ejderhayı da deneyebilirsin, seninle hemen hemen aynı seviyedeki gulyabaniyi de.

Girmen gereken çatışmalar, ne zor ne de kolay olanlardır, yani dişine göre olanlar (ve belki biraz da fazlası). Eğer çok kolaylarla uğraşırsan, hem zaman kaybedersin hem de gelişemezsin. Çok zor olanlarla uğraşırsan bu sefer çok fazla başarısız olur, öz güvenini kaybeder, yine gelişemezsin. Kendi denklerinle ve biraz da zor olanlarla uğraşırsan, arada bir kaybetsende (yada geri çekilsende), sonuçta kazanan sen olursun.

Peki bir şeyin çok kolay veya çok zor olduğu nasıl anlaşılır

Öncelikle, kolay ve zor tamamen göreceli kavramlardır, kişiden kişiye değişir. Bir halterci için 100 kilo kaldırmak kolayken bana çok zor gelebilir. (Tabi burada çatışmalardan bahsediyorum, yani kısa vadeli/hemen yapılacak hedefler. Yoksa kendine uzun vadede maraton koşma hedefi koymanın bir sakıncası yok, ama o konu sonra)

Püf noktası: Zorluk seviyesi göreceli olduğu için, sen sürekli zorlu veya dişine göre işlere kalkışırsan, kendin de sürekli gelişeceğinden aslında yaptığın işin zorluğunu artırmış olursun.

Çok kolay ve çok zor işler bende aşağıdaki gibi duygu ve düşünceler oluşturur:

Çok kolay: Normal, sıkıcı, tekdüze, heyecansız, sonu belli, çocuk oyuncağı

Çok zor: İmkansız, hiç kimse yapamaz, yok artık daha neler

Sözün özü: Kolay işlerle vakit kaybetme, çok zor işlerle de boşuna uğraşma. Gözüne kestirdiğinden biraz daha fazlasını hedefle. Böylece iyi bir oyunun senin için yarattığı o sürükleyici ortamı sen de kendin için gerçek hayatta yaratabilirsin.

2) Çatışmalara Gir

Hangi çatışmaya gireceğini belirlediğine göre sırada çatışmaya GİRMEK var.

Oyunlardaki en güzel özellik, yaptığın hataların telafisinin kolay olmasıdır. En kötü ihtimalle ölürsün ve karakterin başlangıç noktasından oyuna devam eder. Yada bir load ettin mi iş biter. Bu sebeple oyunlarda çatışmaya girmek kolaydır, korku eşiği düşüktür.

Gerçek hayatta ise en kötü ihtimallerden olan ölümün bilinen bir telafisi yok. Hatta ufak tefek mal kayıpları bile insana zor gelir. Hele ki iş veya ilişkilerde yaşanabilecek kayıplar insanı ölesiye korkutabilir. Korku eşiğimiz oldukça yüksektir, bir türlü atlayamayız o eşikten.

Fakat o eşikten atlayamamak çatışmaya girmemek demektir. Kolay çatışmalara girmeden zorlara hiç girilmediğine göre (bkz. Kural 1), hayat boyunca yerinde sayan bir sürü insan olması gerekir – ki vardır.

Tıpkı oyunlardaki gibi, eğer ilerlemek istiyorsan, çatışmalar girmelisin. Yoksa aynı yerde dolanıp durursun, ömrün geçer.

Bu konu üzerine sayfalarca yazabilirim ve hatta yazdım. Hala okumadıysan: harekete geçmek konulu yazılarım.

3) Gelişimini İzle

1. ve 2. adımları yaptıktan sonra zaten gelişeceksin. Fakat itici gücü sağlayan önemli şey bunun farkına ve keyfine varmaktır. Oyunlarda bunu en iyi şekliyle görebilirsin.

Örneğin kazanılan bir savştan sonra, ana karakter para kazanır, yeni silahlar bulur, yeni yerler keşfeder, görevi çok iyi yaptıysa fazladan ödüller/madalyalar kazanır ve bunların tümü her an açılabilien bir ekranda hazır olarak durur. Her istediğinde açıp bakabilirsin son durumuna.

Özellikle kendini geliştirmek istediğin konuları da aynı bu şekilde izlemek insana fazladan bir itici güç ve motivasyon kaynağı oluyor. Zayıflamak mı istiyorsun Günlük veya haftalık bel ölçünü yada kilonu takip et. Maratoncu mu olacaksın Her hafta koştuğun mesafe ve süreleri not et. Borçlarından kurtulmak mı istiyorsun Her ay mutlaka ne kadar borcun kaldığını, ne kadar harcadığını takip et. Yazın tatile Hindistan’a mı gideceksin Aç bir tatil hesabı, belirle hedefini ve her ay ne kadar biriktirdin izle.

4) Senin hikayen ne

Son olarak, en iyi oyunlar, en bağımlılık yaratanlar, sadece birbiri ardına gelen çatışmalardan ve karakter ekranlarından ibaret değildir. Hepsinin de arkasında yatan çok sürükleyici bir hikaye vardır. İnsan oyunun içinde kaybolur, hikayenin baş kahramanına dönüşür. Çatışmalardan yorgun düşsen bile, gelişmen beklediğin kadar iyi olmasa da, hatalar da yapsan

Sen de kendi hikayeni yaz, sonunu bilmeden ama yine de gideceğin yönü bilerek kendi hikayenin baş kahramanı ol.