Şimdi Herkes Çevreci

Bazı kavramlar moda oldumu artık kim var kim yok peşine düşer. Son yılların en büyük modası ise çevrecilik tabii ki.

Özellikle parlak fikirli pazarlamacılar boş durmuyor, firmaları ne üretirse üretsin bir ucundan yeşile boyayıveriyorlar. Hatta bunun bir de adı varmış: greenwashing, yani yeşilleme.

Hani aklama diye bir tabir vardır, hatta geçmişte siyasi partiler yapardı birbirine. Bu da onun gibi bir şey, aslında çevreci olmayan bir şeyi çevreci gibi göstermeye yeşilleme deniyor. Bizde de son zamanlarda sık görmeye başladığımız bir reklam taktiği.

Konuyla ilginizi çektiyse, buyrun yeşilleyen reklamlar.

Ve işte tüm bu yazıya ilham olan resim :)  (Türkçeler benden)

Gezegen yok etmek hiç bu kadar çevreci olmamıştı

Dikkatini Geri Kazanmak

Tam boyut için tıklayın

Önsöz: Tüm makalelerini severek okuduğum Paul Graham’ın, beğendiğim bir makalesini çevirip yayınlamaya karar verdim, umarım siz de benim kadar zevkle okursunuz ve faydalanırsınız. Paul Graham ve makaleleri hakkında şurada daha detaylı bilgi bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.

Çeviri notları:

1) Makalede sık sık geçen ‚procrastinator’ kelimesinin tam karşılığı Türkçe’de yok. Anlam olarak işini erteleyen kimse demek. Ben de çeviri daha okunaklı olsun diye kestirme olarak ‚üşengeç’ kelimesini kullandım. Bu metinde üşengeç; tembel miskinden ziyade, işleri sonraya erteleyen anlamında.

2) Yine çok sık kullanılan bir terim de distraction. Yine tam Türkçe karşılığı yok ama dikkat dağıtan, ilgi dağıtan şeyler olarak çevirdim.

3) Bazı yerlerde ek açıklama ihtiyacı hissetim. Bu noktalar için [1], [2] gibi işaretler koyup yazının sonunda açıklamaları ekledim.

Dikkatini Geri Kazanmak

Üşengeçlik, dikkat dağıtan şeylerle beslenir. Çoğu insan boş boş hiç birşey yapmadan oturmaktan rahatsız olduğu için, iş yapmaktan kaçmak için başka bir şeyler yapar.

Yani üşengeçlikten kurtulmanın bir yolu, dikkat dağıtan şeylerden uzaklaşmaktır. Fakat bunu yapmak o kadar da kolay değil, çünkü dikkatini dağıtmak için gerçekten çok uğraşan bir sürü insan var. Dikkatini çelen şeyler durağan değildir, yolun ortasında duran bir taştan kaçındığın gibi onlardan kaçınamazsın. Dikkat dağıtıcılar senin peşinden gelir.

Chesterfield; kiri, yanlış yerde duran maddeler olarak tanımlamıştı. Dikkat dağıtıcılara ise yanlış zamanda arzulanan şeyler denilebilir. Teknoloji ise bu arzulanan şeylerden daha da çok üretmek için sürekli geliştiriliyor. Tam birinden kaçınmayı öğrendik derken, tıpkı ilaçlara dirençli bakteriler gibi, hemen bir yenisi çıkıveriyor.

Örneğin televizyon, 50 yıllık ince ayar ve gelişimin sonucunda görsel bir uyuşturucuya dönmüş durumda. 13 yaşımda TV’nin bağımlılık yarattığını fark edip seyretmeyi bırakmıştım. Fakat daha yeni, ortalama bir Amerikalının günde 4 saat TV seyrettiğini okudum. Hayatlarının dörtte biri. [1]

TV artık gerileme döneminde ama bunun asıl sebebi, insanların daha da bağımlılık yaratan şeyler bulmaları. Asıl tehlike ise bunların çoğunun bilgisayarınızda olması. Bu durum tabiki kazara oluşmadı. Giderek artan sayıda ofis çalışanı bilgisayar başında internete bağlı olarak oturuyor ve dikkat dağıtıcılar her zaman üşengeçlere göre evrimleşir.

Eskiden bilgisayarlar, en azından benim için, sadece iş içindi. Arada sırada bir sunucuya çevirmeli modemle başlanıp epostalarıma bakar veya dosya transfer ederdim, ama çoğunlukla ağa bağlı değildim. Tek yapabildiğim yazmak ve program yapmaktı. Şimdilerde ise sanki birisi masamın ortasına bir televizyon koymuş gibi hissediyorum. Son derece bağımlılık yaratan şeyler bir tık ötede. Çalışırken bir yerde takılıp kaldın mı Hmm, bakalım internette yeni neler var.

Yıllarca; TV, oyunlar ve Usenet gibi zaman kayıplarından özenle kaçındığım halde, dikkat dağıtıcıların kurbanı olmaktan kurtulamadım. Çünkü onların da evrimleştiğini fark edemedim. Eskiden oldukça güvenli olan internet, giderek, yavaş yavaş, daha tehlikeli bir hal aldı. Bazı günler uyanıp; bir kahve yapıp, haberlere bakıp, epostalara bakıp, sonra tekrar haberlere bakıp, sonra bir iki eposta cevaplayıp sonra bir anda neredeyse öğle yemeği vaktinin gelip doğru dürüst hiç bir iş yapmadığı fark ettim. Ve bu giderek daha sık tekrarlanmaya başladı.

Internetin ne kadar da dikkat dağıtıcı hale geldiğini fark etmem şaşırtıcı derecede uzun sürdü çünkü sorun karşıma kesintili olarak çıkıyordu. Sadece arada bir ortaya çıkan bir böceği görmezden geldiğiniz gibi ben de bunu görmezden geldim. Bir proje üzerinde çalışıyorken dikkat dağıtabilecek şeyler çok da sorun değil. Beni daha çok, bir projeyi bitirip bir sonra ne yapacağıma karar vermeye çalışırken ısırırlardı.

Bu yeni tür dikkat dağıtıcıların zor fark edilmesinin diğer bir sebebi de, sosyal kuralların, adetlerin, henüz çağa yetişememiş olması. Eğer tüm bir sabahı koltukta oturup TV seyrederek geçirirsem bunu fark etmem çok kolay olurdu. Tıpıkı yalnız başına içmek gibi, tanıdık bir tehlike işareti. Ama Internet’te vakit geçirmek hala çalışmaya benziyor ve öyle hissettiriyor.

Sonuç olarak, internetin aşırı dikkat dağıtıcı bir hale geldiği apaçık ortada ve ona daha farklı şekilde davranmaya başladım. Bilinen dikkat dağıtıcılar listeme bir ekleme daha yaptım: Firefox [2]

Bu problemin çözümü gerçekten de zor çünkü bir çok insan iş yapabilmek için internete ihtiyaç duyuyor. Eğer çok fazla içiyorsanız, sorunu çözmek için tamamen bırakabilirsiniz. Ama aşırı yeme probleminiz varsa, bunu yemeği keserek çözemezsiniz. Internet’ten kaçınmak, diğer dikkat çelicilerden kaçınmak kadar kolay olmayacaktı.

İlk başta bir kaç kural denedim. Örneğin kendi kendime Interneti günde sadece iki sefer kullanacağım dedim. Ama bu tür kurallar uzun vadede işe yaramadı. Çünkü eninde sonunda mutlaka ineterneti daha fazla kullanmamı gerektirecek birşeyler çıkageldi. Böylece ben de yavaşça eski alışkanlıklarıma doğru süzüldüm..

Bağımlılık yaratan şeylere sanki bilinçli hasımlarmış gibi davranmak gerekir – sanki kafanızın içinde küçük bir adam var da bırakmaya çalıştığınız her ne ise, onu bırakmamanız için sürekli makul ve mantıklı iddialarda bulunuyor. [3]

Bu işin anahtarı şeffaflık gibi duruyor. Çoğu kötü alışkanlığın en önemli malzemesi inkardır. Yani öyle bir hale getirmelisiniz ki, kurtulmaya çalıştığınız şey her ne ise, ona doğru yavaşça süzülmeniz imkansız hale gelmeli. Tehlike çanlarını çaldırmalı.

Belki uzun vadede internet’in dikkat dağıtan özelliğiyle baş etmenin en doğru çözümü, onu gözleyip kontrol eden bir yazılım olacaktır. Fakat o zamana kadar kesinlikle işe yarayan çok daha keskin bir çözüm buldum: Internet’e girmek için farklı bir bilgisayar kullanmak.

Bir web sayfasını düzenlemem gerekmiyorsa veya bir yerlere dosya göndermeyeceksem, ana bilgisayarımdaki wifi’yi kapalı tutuyorum. Odanın diğer köşesinde ise epostalarımı okumak veya Internet’te gezinmek için kullandığım başka bir dizüstü bilgisayarım var. (İşin komiği, bu bilgisayar Steve Huffman’ın Reddit’I yazdığı bilgisayar. Steve ve Alexis eski dizüstülerini hayır kurumları için açık artırmaya çıkarttığında, Y-Combinator müzesi için almıştım.)

Kendime koyduğum kural ise şu: Öbür bilgisayarı kullandığım sürece Internet’te istediğim kadar vakit geçirebilirim. Sadece bunun bile yeterli olduğu ortaya çıktı. Odanın diğer tarafında oturup eposta okumaya veya ağda gezinmeye başladığımda, bunun açıkça farkında oluyorum. Hatta benim durumumda, durumun öylesine farkına varıyorum ki internette günde 1 saat bile zor vakit geçiriyorum.

Sonunda ana bilgisayarım iş için serbest duruma geldi. Eğer siz de bu küçük numaraya denerseniz, bilgisayarınız internete bağlı değilken ne kadar garip hissettiğinizi görüp şaşıracaksınız. Benim için bu çok korkutucu olmuştu. Çünkü sadece iş için kullanabileceğim bir bilgisayarın başına oturmak o kadar yabancı geldi ki, eskiden ne kadar çok vaktimi boşa harcamış olduğumu anladım.

Hadi canım! Bu bilgisayarda yapabileceğim tek şey çalışmak. O zaman çalışayım bari.

İşte işin güzel tarafı da bu. Eski kötü alışkanlıklar çalışmana yardım edebilir. O bilgisayarın başında saatlerce oturmaya alışmış haldesin. Ama artık internete girmek veya eposta kontrol etmek yok. Peki şimdi ne yapacaksın Orada öyle boş boş oturamazsın ve çalışmaya başlarsın.

[1] Türkiyede ise günde ortalama 4,5 saat

[2] Firefox bizde çok meşhur değil, ama bilmeyenler için Internet Explorer gibi bir web tarayıcı.

[3] Ben de Bırak, sigara seni bıraksın, sigaradan tam bu şekilde bahsetmiştim, gerçekten çok doğru bir yaklaşım.

Bir Girişimciden Makaleler (Paul Graham)

Beyaz Tavşan’ın, (Hoşçakalın yazısından önceki) ilk hali, daha çok benim yazılarımdan beslenen kişisel bir ağ günlüğü şeklindeydi. Bilenin bildiği, bilmeyenin bilmediği, blogosferde orta bir yerlerde ama daha çok izole halde duran bir profili vardı tavşanımızın.

Beyaz Tavşan 2.0 için hedefim, kişisel blogtan bir adım öteye geçip, biraz daha fazla kişisel gelişim, kariyer gelişimi ve benzeri, okulda öğretilmeyen/öğrenilmeyen konular hakkında bir platforma çevirmek. BeTa 1.0 biraz daha içe dönük bir yapıdaydı, BeTa 2.0 biraz daha dışa dönük olacak. Daha fazla dış dünyadan haber, bağlantı ve kaynak göreceksiniz.

Başlangıç olarak, çok severek okuduğum başka ağ günlükçülerinden paylaşımlar da ekleyerek kolları sıvıyorum. İlk olarak Paul Graham’la başlamak isterim.

Graham, Internet’in emekleme döneminde kullanıcıların kolayca yönetebileceği bir e-ticaret yazılımı yazıp, bunu Yahoo’ya satıp köşeyi dönmüş, bu parayla da genç girişimcilere sermaye sağlayan bir şirket kurmuş, damardan yazılımcı bir girişimci aşığıdır.

Ama bence en büyük yeteneği; konuları derinlemesine analiz edebilmesi ve bunları insanların anlayabileceği şekilde yazıya dökebilmesi. Belki de çok iyi bir programlamacı olmasının da ardında yatan budur.

Makalelerinin hemen hepsini okudum ve İngilizce biliyorsan en azından başlığı ilgini çekenleri okumanı şiddetle tavsiye ederim. Eğer girişimci bir yanın varsa veya içindeki girişimciyi uyandırmak istersen, okuman özellikle faydana olacaktır ;)

Eğer İngilizcen makaleleri anlayacak seviyede değilse, en ilgi çekici makalelerinde bazıları paylaşımcı insanlar tarafından çevrilmiş durumda. Keyifli Okumalar.

Paul Graham Makalelerinin Türkçe Çevirileri

(En yeni olan en üstte)

Dikkatini geri kazanmak

Üreticilerin İş Takvimi ve Yöneticilerin İş Takvimi

13 Cümlede Startup’lar

Eşyalar

Yazmak, Basitçe

Nasıl “Startup” Kurulur

Python Paradoksu

Söyleyemedikleriniz

Sıradışılıkla Kazanmak

Yeni Bir Okul İstiyorum!

Eşim yaratıcı dramaya gönül vermiş bir öğretmen. En son sokak çocukları için kurulan bir merkezde ücretsiz olarak çalışıp, drama ile topluma entegrasyon gibi bir projenin içerisinde yer alıyor.

Okulöncesi öğretmeni olduğu için de, sınıfındaki çocuklarla yaratıcı drama ile eğitimler planlıyor. Anladığım kadarıyla hem çocukların çok hoşuna gidiyor hem de konuları çok daha kalıcı bir şekilde öğreniyorlar.

“Gerçek” okulu da böyle bir şey mi sanıyorlar acaba

Yazık çocuklara!

İlköğretime başlayıp tahta sıralara oturdukları zaman akılları başlarına gelir diye tahmin ediyorum. Hele hele okuma-yazmayı söküp coğrafi bölgelere göre maden yataklarını ezberlemeye başlasınlar o zaman görürüm ben onları.

Nasıl olduysa son yıllarda AB uyum programları çerçevesinde, okul öncesi eğitimde inanılmaz bir atılım oldu. Üstelik bu eğitim basamağında çok keskin bir müfredat yok ve öğretmenler tüm yaratıcılıklarını kullanabiliyorlar.

Keşke örgün eğitim de aynı şekilde olsa. Küçük kızımı bir 4-5 sene sonra ilköğretime verme düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Ben çektim o çekmesin diyorum ama nafile. Yurtdışına falan çıkmadıkça seve seve okula göndereceğiz. Ben yeni bir okul istiyorum, içinde maden yatakları yada kurbağanın sindirim sistemi olmayan. Bir beden tüm boylara yaklaşımı olmayan, çocukların daha yaratıcı yetiştikleri bir yer.

Heyyttt!

Evet çok şiirsel oldu, hatta biraz çakma gazetelerdeki çakma köşe yazarı ağzıyla oldu. Ama insan baba olunca bir duygulanıyor böyle işte. Neyse dostlar, bu seferki ara biraz uzun olmuştu, böyle böyle çizgiyi tutturacağız yine. Tüm ana-babalara ve adaylarına şimdiden kolay gelsin.

Nereye gidiyor bu İnsan Kaynakları

İnternette “Nereye gidiyor bu..” kelimelerini girip tıkladığınızda karşınıza “Nereye gidiyor bu gençlik Nereye gidiyor bu memleket Nereye gidiyor bu Fenerbahçe Nereye gidiyor bu ekonomi gibi cevaplar gelebiliyor.

 “Nereye gidiyor bu muhasebe” ya da “nereye gidiyor bu satınalma” şeklinde sorgulamalara pek sık rastlamazken, “İnsan Kaynakları nereye gidiyor” sorusunun fazlaca sorgulandığını görebilirsiniz.

Nereye gittiğini, varlığının organizasyon içinde neye hizmet ettiğini, aslında nasıl olması ve neyi hedeflemesi gerektiğini bu kadar sık sorgulayan başka bir meslek dalı var mı bilmiyorum.

Aslında ne yaptığı çok net olan (personel seçimi, eğitim, çalışan motivasyonu, özlük işleri vb.) İnsan Kaynakları bölümlerinin bunları nasıl yaptığı ve organizasyonlardaki rolleri çok net anlaşılamamaktadır.

İşin ilginç yanı İnsan Kaynakları sorumluları da nereye gittikleri ve organizasyondaki varlık nedenleri hakkında seminerler, kongreler düzenlenmekte ve kendi aralarında bu konuları tartışmaktadırlar.

80’li, 90’lı yıllarda biri işe alınacaksa, eğitime gitmesi gerekiyorsa, atanması ya da görev değişikliği söz konusu ise tüm bu kararları yöneticiler tek başına verir ve hızla devreye alırdı.

Ne olduysa 2000’li yıllarda yönetimler ve yöneticiler bu kararları alırken başka bir birimin desteğine ihtiyaç duymaya başladılar.

“Bölümüme bir personel almalıyım, dur bakayım bir IK departmanından destek isteyelim..” . “Çalışanımı hangi eğitime göndersem, dur bakalım bir personel bölümüne soralım”. “Kimi yönetici yapsam, İK bana yardımcı olsun” vb. vb.

Hatta günümüzde bir şirketin ne kadar kurumsal olduğu IK bölümünün ne kadar büyük ve süreçlerde ne kadar etkin olduğu ile ölçülür oldu.

Bir süre sonra gördük ki, şirketlerde yönetimin, yönetim fonksiyonları zayıflarken, İK’nın şirket içindeki önemi ve organizasyon şemalarındaki yeri (personelcilikten insan kaynakları direktörlüğüne) yükselmeye başladı.

İşin ilginç yanı, güzel gelişin bu hikayede ne çalışanlar, ne yönetim, ne de İK bölümleri tam manasıyla memnun oldular.

Belki eskiden belli kararlarda sadece yönetim eleştirilirken, şimdi hem İK hem de yönetim eleştirilmeye başlandı.

Aslında bu durum yöneticilerin biraz da işine geldi, taşın altına ellini koyan başka bir birim, kapalı kapılar ardında eleştirileri yönlendirecekleri başka bir güç odağı oluştu.

Ve bu hengamede, insan kaynakları bölümleri aslında kimseyi memnun edemediklerini ve arada kaldıklarının fark ederken; organizasyonlardaki yerlerini, amaçlarını hatta varlıklarını sorgular hale geldiler.

Hadi bakalım hayırlısı…

________________

Çağdaş’ın notları:

  • Bunlar da yazının promosyonu :)
  • Ayışığı’nın 2. yazısı, buradan da tekrar teşekkür ediyorum.
  • Evet, döndüm.