Arşiv | Aralık, 2010

Keşke Bunları Daha Önce Bilseydim – Bölüm 1

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün.

Cahit Sıtkı Tarancı – (Tümü)

Henüz yolun yarısına gelmemiş olsam da kala kala 1-2 basamak kaldı önümde. Şimdiye kadar yaptığım seçimlerden pişmanlık duymadım Ama yine de bir DeLorean‘ın olsaydı da 1995′e geri dönebilseydim, kendime iki çift lafım olurdu. Belki ben 1995′e hiç bir zaman dönemem ama şu anda o yaşlarda olanlara bir fikir verir belki bu liste.

Keşke…

…Düzenli Spor Yapsaydım

Gündelik hayatımda en çok sıkıntısını çektiğim konu bu. Lisede de sportif birisi değildim ama 30′dan sonra metabolizmanın da yavaşlamasıyla, sporun eksikliği daha da fazla ortaya çıkıyor. Şimdi sporu hayatımın içine almaya çalışıyorum ama daha gençken, zman daha bolken ve vücut daha elverişliyken bu alışkanlığı kazanmış olmayı çok isterdim.

…Hiç Sigara İçmeseydim

Sigaraya 18 gibi başladım ve 11 sene kadar içtim. Bırakalı 3-4 sene oluyor (bilin bakalım kaç yaşındayım :) ). Bırakma süreci gerçekten zorlu ve insanın aklında bir yerlerde mutlaka bir iz bırakıyor. En savunmasız anlarda ise başını uzatıp, “yaksana bir tane” diyor. Ben yine de sigarayı bırakıp tekrar başlamayan şanslı insanlardanım ama sigaraya hiç başlamamış olmayı gerçekten çok isterdim.

…O Kadar Takmasaydım

O zamanlar çok büyük olaylar gibi gelen, kendimi yiyip bitirdiğim türlü türlü dert tasanın şimdi neredeyse hiç birisini hatırlamıyorum. Hepsi yaşanması gereken şeylerdi ve hepsi de beni ben yapan şeylerden birisi. Ama yine de sonunda öğrendiğim bir kuralı önceden de bilmeyi isterdim: şimdi çok önemli görünen stres dolu bir olayın ömrü 1 bilemedin 2 sene. 5 seneye sonra ise belki bir hafta önce yediğim yemek kadar bile sıkıntıya sokmayacak. O yüzden…take it easy.

…Hiç TV Seyretmeseydim

Yanarım yanarım, TV başında geçirdiğim zamana yanarım. O seyrettiğim diziler, bilmemne haber tartışma programı, televizyon çocuğu, zırt-pırt, üst üste toplasam bir kaç yıla bedel olur. Ah o yıllarda neler neler yapılmazdı. Artık akıllandım tabiki ama giden zaman geri gelmiyor :(

…Internet’le Daha Çok İlgilenseydim

Internet denen şey, ben Üniversitedeyken doğdu. Üstelik de benim okudğum kampüsde daha Türkiye’de dial-up modem bağlantısı tek-tük varken geniş bant internet vardı. Öyle bir garip zamandı ki, bildğimiz anlamdaki windows o sene (Windows 95). Türkiye’de derme çatma web sitelerinden başka bir şey yoktu. Domain adları alınmamıştı ve hiç kimsenin hiç bir şeyden haberi yoktu. O zaman TV seyretmekle, bilgisayar oynamakla, ‘chat’ yapmakla geçirdiğim vaktin şöyle bir %10′unu falan daha profesyonel bir yerlere harcamış olmayı isterdim.

Benim liste biraz daha devam edecek ama bugün değil. Peki senin listende neler var

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Her Beğenene Piyango Bileti :)

Bugün benzin alınca hediye piyango bileti kazandım, bunu da ufak bir oyuna dönüştüreyim dedim.

Biletin numarası: XXXXXXX (Güncelleme 31.12.10 : Facebook sayfasına taşıdım)

Oyunumuz şöyle: Yan taraftaki menüde gördüğün Facebook’ta Beğen tuşuna basıyorsun ve biletten bir hisse de sen kapıyorsun.

Böylece Beyaz Tavşan’ı da bir türlü giremediği Face alemine sokmuş oluyorsun, hem de heyecan fırtınasına katılıyorsun :) (Aman ne fırtına ya)

Çekilişten sonra çıkan ikramiye (büyük ikramiyeye talibiz tabi ki) de kişi sayısına bölünüp hesaplarınıza aktarılıyor.

Amorti falan da çıkarsa, onu da Wikipedia’ya bağışlarız hepimizin adına.

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

Mülakatlardan Geçmek İçin En Önemli 5 Nokta

İş Mülakatı

En çok okunan ikinci yazım iş görüşmeleri üzerine olduğundan, bu konu üzerinde biraz daha durmaya karar verdim. Doğal olarak her zaman sıcak olan bir konu işe mülakatları ve iyi bilgiler hayat kurtarıcı olabilir. Bizzat ben de işe alım mülakatları da yaptığımdan yazarken de tecrübelerimi aktarma şansı buluyorum.

Öncelikle, özellikle daha büyük firmalar için, iki farklı mülakat vardır. İlki insan kaynaklarıyla (İK) ile yapılan eleme, diğeri de çalışacağın yönetici ile yapılan işe alım mülakatı. İK mülakatı bir filtre işlevi görür.

Nedir İK Mülakatı

Özetin özeti: İK Mülakatı bir ELEK tir. Bu mülakatın en önemli özelliği: sonucu HAYIR-işe-alınmadınız çıkabilir ama EVET-işe-alındınız çıkamaz. Adaylar eleğe konur, uygun olmayanlar elenir ve geride kalanlar işe alım kararını verecek kişi(ler) ile görüştürülür.

Genel olarak bu mülakatlarda; özgeçmişinde yazanlar ne kadar gerçek, kişisel özelliklerin ve karakterin şirkete ne kadar uygun, yabancı dil seviyen nasıl gibi genel konulara bakılır. Özgeçmişinde açıklamadığın zaman boşlukları varsa emin ol onlar da sorulur.

İK mülakatına çağrıldığına göre özgeçmişin işe uygun olarak değerlendirilmiştir. Yani mülakata kendine güvenerek gidebilirsin. İşin aslı, %80 oranda işe uygunsun ama uygunlar arasında en az kim uygun safhasındasın.

Sonunda o gün geldi çattı ve bir insan kaynakları elemanıyla mülakata oturdun. İlk olarak anlaman gereken nokta şudur:

1) Mülakatçı ne dostundur ne de düşmanın

Biraz da görevleri gereği olsa gerek, İK elemanları genelde güler yüzlü, anlayışı ve yumuşak bir görüntü verirler. Fakat bu o kişinin sana arkadaşlık-dostluk gösterisi yaptığı anlamına gelmez. Fark etmeden de olsa arkadaşınla konuştuğun gibi konuşmaya (ya hocam ööle diil be, falandı filandı) kalkarsan iyi bir etki bırakamayabilirsin.

Söylediklerini sürekli gülümseyerek ve hı-hı hı-hı diye başını sallayarak dinlemesi senden etkilendiğini göstermez. Mülakatçıyı olduğu gibi görmek en iyisidir: Sana tamam mı devam mı diyecek olan ve bunu yaparken çalıştığı firma için en iyisini yapmaya çalışan birisi. Diyelim gerçekten samimi ve sıcak geldi, o zaman arkadaş olmayı işe giriş sonrasına bırakman daha iyi olacaktır ;)

Bunun tam tersi de olabilir tabi, biraz olumsuz veya asık bir surat da çıkabilir karşına. O zaman da aynı kural geçerli. O kişi senin düşmanın değil yada sana karşı bir gıcıklığı yok. Seni sevmek ya da sevmemek gibi bir durumu da yok. Sadece seni değerlendirmeye çalışıyor, o kadar. Kendi kendine gıcık olma :)

2) İhtiyaçların konusunda dikkati ol

En ideal aday işe ihtiyacı olan ama ölüm kalım durumunda olmayan kişidir. Emin ol “Bu işe çok ihtiyacım var, 1 senedir iş arıyorum bulamıyorum, çoluk çocuk perişan” cümlesi işe alınmanda olumlu bir etki yapmayacaktır. Mülakatçı sana acıyabilir, merhamet duyguları da kabarabilir ama kararını olumlu değil olumsuz yönde etkilemesi daha olasıdır.

Neden Çünkü eğer bu iş senin için hayati önem taşıyorsa, o zaman işe girebilmek için her şeyi yapabilirsin demektir. Örneğin senden ağır bir çalışma temposu bekleniyorsa bunu seve seve kabul edip, daha sonra içinde bulunduğun hayati durum geçince birden memnuniyetsiz bir hale gelebilirsin.

Ama işe hiç ihtiyacı olmayan aday da iyi değildir. Eğer adam mülakata Ferrariyle gelmişse, işe alınırsa  ne zaman gider belli olmaz.

3) Giriş, önemlidir.

İstesen de istemesen de Mülakatın ilk 10-15 saniyesinde karşıdaki insan senin için bir yargıda bulunur. Ve bunu bilinçaltında, otomatik olarak yapar. O yüzden bu ilk yargı ne kadar iyi olursa, mülakatın gidişini de o kadar iyi etkiler. Senin de tahmin edebileceğin gibi, ütüsüz bir gömlek, kötü bir traş, uykusuz pörtlek gözler, kokan bir nefes iyi bir ilk intiba bırakmaz. Güzel bir gülümseme (dişler görünsün :D ) ve karşıdakinin gözünün içine bakarak yapılan sıcak bir tokalaşma da kesinlik çok faydalı olur.

Bir anektod anlatayım: Mülakata geldiğinde çok heyecanlı görünen bir adayı hatırlıyorum. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı ve elimi öyle bir sıktı ki bayağı bir zonkladı. Mülakatı “doğru” yapmaya çalıştığı belliydi. Büyük ihtimalle mülakatlarla ilgili bir kitap veya bir yazı falan okumuş ve uygulamaya çalışıyordu. Biraz konuştuk ve sonunda işe uygun olabileceği ortaya çıktı. Ve benim için o “kendine güvenen” el sıkma ve zoraki gülümseme de oldukça olumluydu, çünkü bunların hepsi bu işe ve mülakata önem verdiğini gösteriyordu.

4) Çıkış da önemlidir

Genelde son gelen sorular, “sizin merak ettiğiniz bir şey var mı” tarzında olur. Burada, işle ilgili aklında ne varsa sorman gayet faydalıdır. Bu iki anlama gelir: 1) Ne iş olsa yaparım abi lerden değilim, ne yapacağım benim için önemli. 2) Sorgulayan, araştıran, öğrenme isteği olan birisiyim.

Her ikisi de aranan özelliklerdir. Hatta sana böyle bir soru gelmezse bile, benim bir kaç sorum olacaktı şeklinde sen de konuyu açabilirsin.

5) Kendini ifade etmek, en önemlisidir

Mülakat kelimesi arapça kökenli bir kelime ve ‘buluşma, görüşme’ anlamına geliyor. Yani işin özü iletişim.

İstediğin kadar kendini hazırla, üstüne-başına dikkat et, sorulabilecek sorulara hazırlan, gülümse, k*ç*n* yırt; kendini ifade edemedikten, anlatamadıktan sonra hepsi boş malesef. Sen, kendini anlatabildiğin ölçüde varsın.

Kendini ifade etmek, yıllar süren yaşantımızda kazanılan bir beceri. Ve yavaş da olsa her beceri gibi geliştirilebilir. Yine de bir kaç basit noktaya dikkat ederek iletişiminin kalitesini ve kendini ifade becerini artırabilirsin.

  • Dinle: Karşındaki konuşurken lafını bölme, kelimelerini tamamlama, sabırsızlanma. Ne sorduğunu iyice dinle, tam emin olamadıysan ‘Tam olarak anlamadım, şunu mu soruyorsunuz…’ diyerek anladığından emin ol. En kötü aday, benim ne dediğimi anlamayan, yalan yanlış cevap veren adaydır.
  • Aşırı el-kol hareketleri: Aşırı hareket dikkat dağıtır, mülakatı yapan odaklanamaz. Elleri masanın üzerine koymak, eğer hiç rahat durmuyorlarsa bir kalem vb.. tutmak en iyisidir.
  • Az ve öz: Verdiğin cevaplarda cümleleri çok fazla uzatmadan, laf kalabalığı yapmadan, az ve öz konuşmak en iyisidir. Cümleler uzamaya başlar, muhabbet uzarsa, emin ol konu uzak bir yerlere gider ve o noktada ya sen durup ‘Eee nerden gelmiştik bu konuya’ havasına girersin yada mülakatçı seni kibarca uyarıp durdurmak zorunda kalır. Her şekilde eğer bu durum tekrarlanırsa, senin dağınık, tertipsiz, odaklanamayan vb.. birisi olduğun sonucu çıkabilir.

Bonus konu (5+1) Kendinden bahsetme sanatı

‘Bize biraz kendinizden bahsedin’ demek ‘Bize başarıyla bitirdiğiniz büyük, önemli, ilginç, zorlayıcı veya farklı işleri anlatın’ demektir. Bu konuda konuşurken isimden, medeni durumdan ve “belki” öğrenimden başlamak iyi olabilir ama 30 saniyeyi geçmemelidir. Örneğin ‘Ben öğrenmeye çok açık birisiyim’ demek yerine bunu gösteren bir olayı anlatmak çok çok daha fazla etki bırakır. Ne demişler, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bu tamamlanmış bir liste mi Tabi ki değil. Eğer bu konuda görüşleriniz varsa lütfen çekinmeyin, yorumlar kısmına alalım sizleri. Herkese başarılı mülakatlar dileklerimle.

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

Birader bi bakıcan mı

Teorinin ne kadar iyi olduğunun veya senin ne kadar zeki olduğunun bir önemi yoktur. Eğer deneyle uyuşmazsa, yanlıştır.

Richard Feynman

Bazı gerçekler var ve bunları bilmiyorsun. Öğrenmenin tek yolu ise denemek..

Şu güzide blogdaki onlarca yazı içerisinde sadece biri her gün yüzlerce kişi tarafından okunuyor (Tahmin edin hangisi). Ve o yazı ki, yazarken aklımın ucundan geçmezdi böyle bir hit olacağı. Bu kesin çok okunur, şu süper olur dediğim yazıları anca bir kaç yüz kişi okudu, ama o yazıyı on binlerce kişi okudu.

Neden o kadar popüler oldu Bilmiyorum. Apaçi dansı da neden o kadar popüler oldu sanırım kimse bilmiyor. Yada Lady Gaga neden dünyada fenomen oldu

Dünya çok kompleks bir yer arkadaşım. Bir olayın sonuçları tam nereye varır bilmek mümkün değil. Kelebek etkisi :)

O yüzden en iyisi denemek. Çok bariz saçmalamaların dışında (kafamı kessem ne olur acaba )  akılda fazla tutmadan yapmak lazım.

Yani…

O iş görüşmesine gitmek lazım.

O kıza sormak lazım.

O davete katılmak lazım.

O işe bir girip çalışmak lazım.

Karşındaki ne diyor bir dinlemek lazım.

Aşağıya bir yorum yazmak lazım.

Tamamını oku · Yorumlar { 15 }

Boom De Yada

2008 Discovery Channel reklamı. Bir şekilde denk geldim,seyretmeye doyamadım. Türkçe’ye çevirisi amatör bir uyarlama ama yapan harika bir iş çıkartmış.

Orjinali de bu şekilde:

Bu da 2009′da çekilen devamı

Youtube çalışmazsa resme tıklayın.

Tamamını oku · Yorumlar { 3 }