İTÜ Kariyer Zirvesi İzlenimlerim

 

Pazartesi günü İTÜ Kariyer Zirvesinde bir panele konuşmacı olarak katıldım.

Önceki yıllarda da çeşitli üniversitelerdeki benzer aktivitelere katılmayı planlamıştım ama iş yoğunluğu, günlük hay huy derken ilk defa bu seneye kısmet oldu. İyiki de katılmışım, kendi öğrencilik günlerim aklıma geldi, biraz üniversite havası solumak iyi geldi açıkçası.

Kısa kısa izlenimlerim ve satırbaşları:

  • Gelen sorular beklentimin çok üzerindeydi, özellikle son sınıf öğrencileri gayet güzel sorular sordular.
  • Yabancı dil ne kadar önemli: En az bir yabancı dil elzem (ki ingilizce genelde), en az bir tane daha bilgisi çok çok faydalı.
  • Daha öğrenciyken, ileriki kariyerimiz için neler yapabiliriz: Stajlar önemli, üniversitede katılacağınız projeler, yaptığınız sonuca ulaşmış çalışmalar ve her türlü fark yaratan etkinlik iyi bir başlangıç için önemli. Not ortalamasını da unutmamak lazım tabi ki.
  • Zirvede ağırlıklı olarak otomotiv sektöründen firmalar olsa da, savunma ve diğer sektörlerden de katılımcılar vardı. Bundan yaklaşık 10 sene kadar önce, ben mezun olduğumda, böyle tanıtım günleri, seminerler, sık rastlanan şeyler değildi. Bizim nesil biraz daha “haydi rastgele” şeklinde atılmıştık iş dünyasına. Şimdi firmaların öğrencileri önemseme seviyesi ve kariyerin daha okul bitmeden başlaması bence çok güzel gelişmeler.

Vaka Çalışması: Örnek Bir Sunum ve Power Point Slaytları (1)

Daha önce özgeçmiş hazırlamak üzerine Didem’le beraber yaptığımız çalışmanın benzerini; bir sunuma hazırlanan Selen ile yaptık. Selen, yazışmaları ve sunumunu yayınlamama izin verdiğin için çok teşekkürler. Epostaların çoğu orjinal, bazılarını da siteye uyması açısından kısalttım yada biraz değiştirdim. Tabi ki isimleri de değiştirdim ;)

Selen’den gelen eposta:

Merhaba Çağdaş,

Bir konuda size fikir danışmak istiyorum. Haftaya bir sunum yapacağım ama daha önce hiç sunum hazırlamadım ve yapmadım. Bana önerebileceğiniz kısa kısa notlar var mıdır

Teşekkürler,

Selen.

Cevabım:

Sunum hakkındaki yazılarımı okudun diye tahmin ediyorum.

Eğer ingilizcen varsa, şunu da kesinlikle oku, çok işine yarar.

Konu ne Mesajın ne Power point kullanacak mısın Kimler katılıyor Nerede yapacaksın Süre ne kadar Konuya ne kadar hakimsin Sunumunu dinleyenlere ne katacaksın

Bu sorulara vereceğin cevapları alt alta bir sıralayıp bana gönderebilirsen daha çok yardımcı olabilirim.

Şimdiden başarılar,
Çağdaş

Burada sorduğum soruların asıl sebebi, cevapları alıp ona göre tavsiyede bulunmak değildi. Tabi ki bunu da yaptım, ama asıl sebep şuydu: Eğer bir sunum yapmadan önce bu soruların hepsini yazıp cevaplayınca, sunum için gerekli ön hazırlığın çoğunu yapmış oluruz.

Daha verilecek ana mesajı sunucunun kendisi bile bilmediği o kadar çok sunum seyrettim ki, bu basit soruları düşünüp yazılı olarak cevaplamanın son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bir aşağıdaki mailda göreceğiniz gibi Selen tüm sorular oldukça net ve kısa cevap verdi ki zaten oradan da, sunumunun başarılı olacağı belliydi.

Devamı:

Merhaba Çağdaş,

Konu:
Fuar Organizasyonları hakkında  bilgilendirme
Mesaj: Fuarlar için ne kadar ayrıntılı ve kısa sürede bilgi verirseniz şirketimiz için o kadar az maliyetli olur.

Power Point le anlatım yapacağım.
Şirketimizdeki herkese sunum yapılacak.
Ofiste sunum yapacağım.
Maksimum 1 saat sürecek
Aslında konuya hakimim ama etkili bır sunum yapmak için nasıl bir yol izlemem gerektığini bilmiyorum.
Sunumun sonunda soru cevap kısmı olacak ben şöyle düşünüyorum, bana sorulabilecek soruları da tahmin edip onlara göre de bir sayfa hazırlasam mı

İngilizcem var ama yeterli değil ama gönderdiğin ingilizce sayfayı okumaya çalışacağım :)

İlgin ve Yardımın için çok teşekkür ederim

Selen Çelik

Devamı çok yakında…

Etkili Sunum İçin Etkili Sunmanın 14 Yolu

Slayt hazırlama ve mekan seçiminde yapılabilecek hataları gördükten sonra bir de sunum iyi bir sunum için sunucunun neler yapabileceğine bakalım istedim.

1) Tanışma-Kaynaşma: Özellikle hiç tanımadığın bir gruba yaptığın sunumlarda (mesela eğitim yada firmaya genel bilgilendirme gibi) bodoslama konuya geçmek izleyicilerin dikkatini toplayamamasına neden olur. Bunun için ecnebilerin “ice breaker” dediği ortamı ısıtan bir şeylerden bahsederek girmek hem ortamın gerilimini alır hem de izleyicileri psikolojik olarak hazırlar.

Dünkü Fener-Cimbom maçı, Hava-yol durumu, başka güncel olaylardan bahsedebilirsin mesela. Bunlardan sonra da kim olduğun, neden bu sunumu yaptığın, neden SENİN yaptığın konusunda (konudaki uzmanlığın mesela) bilgiler vermek de son derece faydalı our.

2) Bir sunumu en çabuk öldüren şey; sunum yapanın Power Point Slaytlarını okumasıdır. Ne yaparsan yap, slaytları bire bir okuma. İzleyiciler bunu fark ettikleri anda, ilgileri tamamen duvardaki yazılara döner. 5 dakika sonra da bu durum sıkıntıya dönüşür. Eğer sadece okumak yeterliyse, o zman kimsenin boşu boşuna vaktini alma. Herkese bir çıktı verip işine gücüne geri yolla insanlarıç.

3) Projektörün önüne geçme. Hatta mümkünse projektör yukarıda bir yerde dursun, istesen de önüne geçeme. Her ne kadar polisiye dizilerde sunum yapan ajanlar projektörün önüne geçip karizmatik pozlar verse de, gerçek hayatta alnından yazılar geçmesi çok da karizmatik bir durum yaratmaz. Üstelik insanların dikkatini de dağıtır.

4) Gülümse. Sürekli olmasada, arada bir en azıdan gülümse. Asık bir suratın olumsuz etkisi bir yana, gülümseyerek insanların savunma tepkileri vermesini de önleyebilirsin.

5) Sabit durma. Sunum yaptığın alanı kullan, arada kalk dolaş, sana soru soranların yanına git, alanı kullan. Beyaz Şov’da beyazın sahnede gezdiği gibi gez kendi sahnende.

6) Monoton konuşma. Arada yüksek sesle konuş, bazen sesini alçalt. Başarılı haber spikerlerine dikkat et, acıklı haberlerde yüzleri düşer sesleri kısılır, neşeli haberlerde gülmeye başlarlar ve sesleri heyecanlanır. Çünkü bu verdikleri mesajın etkisini ve inandırıcılığını artırır.

7) Grupla paslaş. Konu hakkında ne kadar çok şey bilsen de her şeyi bilemeyebilirsin. Bu gibi durumlarda izleyicilerle paslaşmak çok iyi bir çözüm olabilir. Diyelim ki “Tunus’daki Halk ayaklanmaları ve Sosyal Medya” üzerine bir sunum yapıyorsun ve birisi kalkıp “Peki madem bu kadar güçlü bu sosyal medya, neden X ülkesinde de aynı şey olmuyor” dedi. Burada hemen gruba dönüp ” Çok güzel bir soru, siz ne dersiniz ” diye şık bir pas atabilirsin.

8) Kaytarma. Sözlerini tut, mesela bu konuya daha sonra döneceğiz dersen, dön. Bu sunum sonrası için de geçerli, eğer x belgesini daha sonra herkese e-posta ile göndereceğim dediysen gönder.

9) Sunumun başında bir kaç noktayı açıklığa kavuşturman herkesi rahatlatır:

  • Soruları not alıp en son mu sorsunlar yoksa sunum sırasında hemen mi
  • Sunumu çıktı olarak sunum sonunda verecekmisin, yoksa herkes notunu alsın mı
  • Sunum ne kadar sürecek, mola vb.. olacak mı

10) Takip et. Sunumunu olanca harikuladeliğin içinde yaparken, arada bir izleyenlere de göz at. Baktın gözler kaymaya, kafalar düşmeye, esnemeler artmaya başladı, hemen, acil olarak harekete geç. Işıklar kapalıysa, git aç, herkesi ayağa kaldır, yukarıdan elma, yerden kozalak toplattır. Hoplat, zıplat. Uykuları kaçır.

11) Eğlendir. Konuyla ilgili birkaç fıkra yada anektod ezberle. Sunum sırasında onları da araya sıkıştırıp ilgiyi topla ve izleyenlere enerji ver.

12) Davet et ve uğurla. Evsahibi sensin. Herkesden önce gelip, gelen herkesi, mümkünse tokalaşarak, içeri buyu et. Sunum bitince de yine herkese teşekkür ederek tek tek uğurla.

13) Murphy’yi unutma. Gidebilecek her şey ters gider sözüyle efsaneleşen bu adamı sakın aklından çıkartma. Projektör ve dizüstüler oldum olası iyi anlaşamaz, ağ kabloları çalışmaz, elektrik prizi bulunmaz, hoparlörler bozuk olur. Çoğu zaman ise sunumdan bir yarım saat önce gelmek her türlü aksiliğin üstesinden gelmeye yeter.

14) Güzel sunumları izle. İngilizce olmasına karşın sanırım bulabileceğin en iyi sunumlar ted.com’da. Arada bir en iyilerden izleyip, kendine de pay çıkartabilirsin.

Aklımdan Çıkmayan Kitaplar – 1

İngilizce’de fiction diyince anlaşılıyor. Yani gerçek olmayan hikayeler. Türkçe’de karşılığı ne bilmiyorum, tam karşılığı kurgu ama kurgu kitabı diye birşey duymadım. Belki roman denilebilir. Ama gerçekten yaşanmış romanlar da var.

Şimdi bile ezbere özetleyebileceğim, okurken yaşadığım, en sevdiklerim, ilk aklıma gelenler

Yerdeniz Büyücüsü (Beşi de)

Fantastik edebiyata olan olanca ilgim ve Türkiye ortalamasının üzerindeki kitap tüketimim sonrası diyebilirim ki, Harry Potter veya Yüzüklerin Efendisi’ni çekici bulan herkes en azından serinin ilk kitabını okumalı.

Mülksüzler

Dostoyevski’nin Ecinniler kitabına, Le Guin’in verdiği post-modern bir cevap. Her iki kitap ismi de çeviri kurbanı olsa da kitabın lezzetinden bir şey kaybettirmiyor bu. Bu arada bir kadim dostumun da kitabın karakterlerinden Pallad’la özdeşleştirmiş olması kendisini, bu kitabı benim için ayrı bir yere koymuştur hep.

Shibumi

Bu kitabın seveni gerçekten çok. Aslında temelde bir Japon James Bond kırması gibi bir şey ama yazarın dilinden mi yoksa Nikolai Hell’in tipinden midir nedir, bir solukta okuyup bitirmiştim.

Puslu Kıtalar Atlası

Ahh, bu kitabı bir arkadaşım tutuşturmuştu elime,”abi süper bak çok seversin” demişti. Hakikaten de sevdim. Bundan sonra da Amat’ı okudum İhan Oktay Anar’dan. Her ne kadar ikisi de harika kitaplarsa da, bu ilk kitabı çok daha özel. Özellikle Osmanlı çağında ve mekanında kurduğu müthiş anlatımı insanı çekip götürüyor. En sevdiğim yerlerden birisi de, yazarın devir daim makinasıyla felsefe taşını birleştirdiği son kısım. Akıllı adam vesselam

Sonsuzluğun sonu

2005′de İzmir-Gaziemir’de 3 aylık yedek subay eğitimindeyken, tümenin kütüphanesini keşfetmiştim. Much to my suprise, Asimov’un tüm kitapları bir şekilde raflarda yerini almıştı. O 3 ayda Asimov’un okumadığım tüm kitaplarını okudum. Ama nedense beni en çok etkileyen bu kısa öykü oldu. Eğer geleceği kontrol edebilsek ne olurdu

Dune (ilk üç kitap)

Kitabı var, oyunu var, filmi var. Yakında büyük bir prodüksiyonla 3D bir filmi de çekilirse şaşırmam. Bilim-kurgu’nun köşesinden geçmiş herkes muhtemelen ilk kitabı okumuştur. Okumadıysa, mutlaka okumalı. Bir bilim-kurgu kitabı dinsel öğelerle nasıl harmanlanır, nasıl süslenir ve nasıl akıcı halde sunulur, işte cevabı.

Denizler altından 20,000 fersah (hakkaten)

Bu kitabı 10-15 yaşlarında okumuştum (Not: hakkaten hatırlamıyorum, keşke yazsaymışım bir köşeye). O zamanlar yaz tatillerinde karton kapaklı kitapları alabilmek içinm para biriktirirdim. O kadar fantastik bir dünyaydı ki Kaptan Nemo’nun dünyası…

Martı

Harika başlayıp vasat biten bir performanstır bence Martı. Ama yine kapağını kapatınca hep iyilikler kaldı aklımda.

Sizin için hangi kitaplar giriyor bu kategoriye

Mum

Karanlık mahzende zar zor ilerlerken, bir yandan da damlayan suların elindeki mumun titrek ışığını söndürmemesi için dua ediyordu. Işık yoksa hayat da yoktu, ışık yoksa o da yoktu. Her adımında dondurucu suyun içine bileklerine kadar giren ayaklarını, artık hissetmekten vazgeçmişti. Ayağı her yere basışında aklına kasapların eti döverken, döveceğin ete değdiği andaki çıkardığı o tok ve hissiz ses geliyor, arada bir ayağına batan taşları ise hissizliğinin ötesinde bir his olarak fark ediyordu sadece.

Ansızın çıkan hafif bir esinti mum ışığını çılgınca dans ettirince kalbi daha da hızlı atmaya başladı. Ya sönerse

Olduğu yerde nefessiz durdu bir iki saniye – ki daha sonra o anı kabuslarında tekrar tekrar görecek, bazısında mum sönecek ve bazısında uyanacaktı. Ama istinasız hepsinde o iki saniyeyi sanki saatler geçiyormuş gibi hatırlayacaktı.

- Kadim nefse zinhar sual olunmaz

Kendini böyle mırıldanırken yakaladı, artık konuşmasını tam kontrol edemiyordu. Tam zihninde birşeyler düşünüyordu ki bir de bakmış mırıldanıyor.

İyiden iyiye hissizleşen ayaklarından birini öne attığında, aşağı inen bir basamağı su altında kaldığından fark edemeyip dengesini kaybetti. Heralde duaları kabul olmuştu ki o kadar sendelemeye rağmen mumu suya düşürmeden tutmayı başardı. Ama zaten çamur ve pislik içinde kalmış Kapadokya ipeğinden dokunma beyaz geceliğinin sağa sola sürtünüp biraz daha yırtılmasına yapacak bir şeyi yoktu.

Keşke akşamki yemekte burnu büyüklük yapmayıp o önüme gelen koyun butunu bi güzel yeseydim. Ama neymiş, kokuyomuş! Keçinin sevmediği ot burnunda bitermiş, hahaaayy al sana misler gibi kokan bir mahzen gezintisi…diye düşünürken yine mırıldandığını fark etti

- Quid peccavi Quid peccavi

Sanki aklı ikiye hatta üçe ayrılmış gibi hissetti. Bir kısmı sürekli kendi kendine konuşup kendine kızıyor, bir kısmı anlamsızca mırıldanıyor, diğer bir kısmı da canhıraş vaziyette donmuş ayaklarını ilerletirken mumu düşürmemeye çalışarak bedenini yürütmeye çalışıyordu.

Bu mum da neyin nesi Niye bu kadar önemli diye düşündü aklının bir kısmı.

- Işık, biraz daha ışık

diye mırıldandı aklının bir diğer köşesi

Artık hissetmeyen sol ayak bir sefer daha kalkıp vücudun tüm yükünü sağ ayağa bırakırken, sol elinin baş parmağı biraz daha gerildi ve hafif öne meyleden mumluğu tekrar dengeye getirdi. Böyle buyurmuştu üçüncü kısmı aklının, bedeninin narin kaslarına.