Hayattan Ne Bekleriz

Bir önceki yazıda kitaptan bir bölüm yayınlamıştım. Açıkçası istediğim gibi olmadı ve çoğunu baştan yazdım. Bölüm 1,  Başlık 1 ve 2. Afiyetle efendim.

 

harun – seviyorum merkez!

merkez – merkez dinlemede.

harun – seviyorum merkez, seviyorum diyorum anladın mı! seviyorum merkez!

merkez – anlaşılmadı tamam.

harun – lan biriniz de anlayın be! seviyorum merkez, seviyorum anladın mı! seviyorum!

merkez – gereksiz anons yapmayalım. kodun ne senin!

harun – kodu.. kodu söyleyeyim ben, kodu söyleyeyim kodu. Kodu, hayatımın ****** kodu …..

Behzat Ç

İnsan bazen aşık olur, mecnuna döner. Yada bazen öfkeden deliye döner, gözü hiç bir şey görmez. Geceleyin gökyüzünü bir anlığına masmavi aydınlatan şimşekler gibidir bu yoğun duygular. Sonrasında ise, çoğumuz için, hayat kaldığı yerden devam eder.

Daha önceleri, okul zamanında, amacım üniversiteye girip “hayatımı kurtarmaktı”. Benim gibi milyonlarcasıyla beraber hızla akan bir nehirde sürüklendik. Sonra bir süre amacımı kaybettim. Derslere hiç uğramadan, ne yaptığımı bilmeden geçirdiğim dönemlerdi. Üç dönem uzamasına sebep oldu okulun, az kalsın atılıyordum.

Sonra, mezuniyetle askerlik arasında bir yerlerde, amacım para kazanmaya dönüştü – yine benim gibi milyonlarcasıyla beraber.

Hayata atıldıktan sonra, ekmek aslanın ağzındadır artık. Geçim derdi diye yeni bir şey vardır. İş bulmak, kadro, kariyer, maaş, zam, performans gibi terimler giderek daha fazla girer günlük hayata. Belirsizlikler dolu dünyada, kendine güvenli limanlar arar insan. Her günü bir öncekine giderek daha çok benzemeye başlar. Yaşamın standart sapması giderek azalır.

Sonra yavaşça tekdüzeleşen hayat ve büyüyen bir göbekle beraber bir şey daha sinsice ilerler.

Önce, içinizde bir huzursuzluk hissedersiniz.

Bu huzursuzluk; yüzünüzdeki gülümsemeyi, akşam çocuğunuzla oynamak için gereken enerjiyi, cumartesi sabahı erken kalkıp piknik yapma heyecanını, projeyi zamanında bitirmek için gereken azmi, İngilizce’yi kıvırmak için gereken sebatı, arkadaşlarla King oynamak için gereken neşeyi, sigarayı bırakmak için gereken dirayeti, hayal kurmak için gereken umudu yavaşça emer ve koca bir girdaba dönüşür.

Geride size ne kalır peki

Can sıkıntısı ve arkadaşları; yani hissizlik ve isteksizlik kalır.

Hayattan ne bekliyorsun sorusuna verilecek en kötü cevap ‘Hiçbirşey’ dir. Ama ilginç olan, “Herşey” in de aynı ölçüde kötü bir cevap olması. İki cevap da insanı bir yere götürmez.

İşin aslı ise sevgili okur, bu soruya verilecek iyi bir cevap yoktur.

Çünkü iyi bir cevap için, önce iyi bir soru bulmamız gerekir.

İYİ BİR SORU

Hiç içinizden aşağıdakilere benzer şeyler geçirdiğiniz olur mu

  • Yaptığımdan daha iyisini yapabilirim
    • ama bir sebepten dolayı engellere takılıyorum.
  • Ne yapmak istediğimi bilmiyorum
    • ya da bildiğim halde bir türlü harekete geçemiyorum.
  • İşe çok iyi başlıyorum
    • ama devamını getiremiyorum.
  • Bir çok konuda fikirlerim var
    • ama çok azını hayata geçirebiliyorum.
  • İşimi sevmiyorum
    • ama ihtiyacım olduğundan çalışmak zorundayım.
  • İşimi seviyorum
    • ama yıllardır hep yerimde sayıyorum.
  • Çalışıyorum, kazanıyorum
    • ama isteklerime ve doyuma ulaşamıyorum.
  • Kendimi asıl isteklerimle ve başkalarının beklentileri arasında sıkışmış hissediyorum.
    • ve her ikisini de layıkıyla gerçekleştiremiyorum.

Ben de benzerlerini yaşadım. Biliyorum. Ve bunlar birer rahatsızlıksa, tedavi için de reçeteleri de var.

O zaman sorulması gereken soru şu:

‘Reçete ne’

Ama cevap bulmak için henüz erken, çünkü dediğim gibi iyi bir cevap için iyi bir soruyla başlamak lazım. Bu soru bana aradığımız soru gibi gelmedi.

Nedeni ise, insanların saymakla bitmeyecek farklı kişiliklerinde yatıyor. Birbirimize benzer yanlarımız kadar farklı olduğumuz taraflar da var. İşte bu yüzden tek bir reçete olması da mümkün değil. Bazılarına göre parayla saadet olmaz, diğerleri için parasız hiçbir şey olmaz. Birine göre mutlu insan başarılı insandır, bir başkasına göre mutluluk hırstan arınmayı gerektirir.

Aradığımız soru şu olabilir belki,

Benim reçetem ne

Bu da içime tam sinmedi şimdi. Aslında soru doğru ama sorulan kişi yanlış.

Kendi hislerimizi, arzularımızı ve karanlık yanlarımızı en iyi yine kendimiz bilebiliriz. Başkaları ise sadece, yüzümüzde benliğimizin bir yansımasını görebilir, anlattıklarımızdan ve davranışlarımızdan bizle ilgili fikir edinebilir. İşte bu sebeple, reçetenizin ne olduğunu başkasına sormak yerine cevabı kendinizde aramanız gerekir.

Mevlana’nın da söylediği gibi:

Senin canın içinde bir can var, o canı ara,

Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara,

A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!

Yani soru şu olmalı,

Kendi reçetemi nasıl yazabilirim

İşte şimdi bir yerlere gelmeye başladık.

Hasar Raporu

Şimdi okuyacağınız yazı, ilk kitabım “Kıvılcımdan Ateşe” den kısa bir alıntıdır. Yorumlarınız veya eleştirileriniz varsa mutlaka duymak isterim.

İkinci foton torpidosu kalkanları geçip gövdeye isabet edince, tüm gemi şiddetle sallandı. Aynı anda kırmızı ışıklar yanıp sönmeye ve yüksek sesli bir anons tüm gemide yankılanmaya başladı : “Kırmızı alarm! Kırmızı alarm! Bütün personel savaş istasyonlarına!”

Atılgan’ın köprüsünde de durum pek iç açıcı görünmüyordu. Kaptan Kirk, dumandan acıyla yanan gözlerini zorlukla açık tutmaya çalışırken bir yandan da pes edemeyeceğinin tam olarak bilincindeydi. Sonunda gücünü toparlayıp gürledi, “Hasar raporu!”

Hepimiz kendi gemimizin kaptanı olduğumuza göre, ben de eski toprak Kaptan Kirk gibi, işe önce bir hasar raporuyla başlayalım istedim. Kendi hasar raporumuzla.

Bu paragrafı okuduğunuza göre, muhtemelen kişisel gelişim ilginizi çekiyordur. Bu ilgi de sizi büyük olasılıkla değişik kaynaklara  öneltmiştir. Kitaplar, makaleler, web siteleri, gazetelerin köşe yazıları, televizyon programları yada internet forumları gibi.

İşte bütün bu kaynakların en ön plana çıkanları, en “çok satanları”, size en faydalı olanlar değil; tüketimleri en yüksek olanlarıdır. Onlar pompalanır çünkü daha çok kar getirir. Yani popülerlik ≠<eşit değildir> fayda.

İnandıramadım mı Peki o zaman şuna ne dersiniz: Bir süpermarkete girin ve etrafınıza bakın. Raflarda en öne çıkan, en bol, en ucuz, paketi en çekici ve en çok reklamı yapılan şeyler nelerdir Abur-cuburlar tabi ki.

Abur-cuburların ortak özellikleri ise kısaca şöyle:

  • Kolay tüketilir        : Aç paketi, ye. Pişirmeye, hazırlamaya gerek yok.
  • Kolay ulaşılır          : Fiyatı ucuz olur, her yerde bulunur.
  • Sağlığa zararlıdır   : Şeker, un ve yağ deposudur. Kilo aldırır.
  • Doyurmaz                : Yedikçe yiyesi gelir insanın

Kişisel gelişim konusu da –maalesef– yayıncılığın abur-cubur reyonlarına döndü. (Bir kaç ustanın dışında)

Kötü yazılmış bir romanı okursanız en fazla zaman kaybedersiniz.

Kişisel gelişimle ilgili bir kitap ise çok daha fazlasına patlar çünkü size bir hayat görüşü sunar. Siz isteseniz de istemeseniz de, aklınızın bir köşesinde yer eder. İnandığınız şeyleri değiştirir.

Sizde hasara yol açanlar sadece kitaplar, yazılar olmayabilir. Hayatınızda önemli bir yer tutan birisi, bir akıl hocası, bir radyo programı bile olabilir bunlar.

İlerledikçe tamir yollarını da keşfedeceksiniz ama şimdilik sadece hasar raporu çıkartalım.

Siz hiçbir kitap/yazı okuyup yada birisini dinleyip şöyle hissettiniz mi

Değersizlik

Bunlar, açıktan eleştirerek yada alttan alta işleyerek insanın özgüvenine ve özdeğer hissine saldırır. Daha ilk sayfalarda kendinizi kötü, hayatınızı anlamsız, sahip olduklarınızı değersiz görürsünüz. Bu kitaptan/kişiden sizi o kötü durumunuzdan kurtaracak, çekip alacak çözümü (boş yere) beklersiniz.

Umutsuzluk

Bazıları dünyayı, yaşamı ve insanı o kadar olumsuz anlatır ki birşeylerin düzelip daha iyi olabileceğine dair umudunuzu köreltir.Uğraşsam ne fark eder, değişen bir şey yok ki dersiniz.

Gaza gelme

Her iki cümleden birisi, yaparsın, edersin, ne istersen olacak güç senin içindecilerdir bunlar. Dinlerken, okurken, seyrederken iyidir ama bir saat sonra geriye bir şey kalmaz. Sorun ise, işler kitapta anlatılan gibi olmadığında ve bunu içten içe hissettiğinizde, benden ne köy olur ne kasaba haline girme tehlikesidir.

Yapan nasıl yapıyor (Hayıflanma)

Başarılı insanların nasıl başarıya ulaştıklarını okumaya karşı değilim. Ufuk açıcı ve şaşırtıcı şeyler olabiliyor içlerinde. Ama bunları okuyup kendinize pay çıkartın diyen, hatta hikayenin sonunda bir de ana fikir veren kitaplar çoğunlukla ters teper. Sebebi ise, o insanla sizin içinde bulunduğunuz şartlar, geçmişiniz, kişiliğiniz, inançlarınız, sosyal çevreniz o kadar farklıdır ki, tavsiyeler hemen hiçbir zaman işinize yaramaz. Hele bir de bu başarılı insanın geçmişinde zor bir çocukluk, fakirlik falan varsa sizi, ‘ulan adam neymiş ne olmuş, bir de bana bak’ haline büründürebilir.

Kolaymış (Ama olmuyor)

Günde iki defa biber hapı içip zayıflamak, günde 15 dakika meditasyonla zenginlikleri kendine çekmek, evrene pozitif dalgalar yayıp döndüklerinde üstünde altın dolu minik sandallar ummak, her gün kağıda 10 defa ben dünyanın en akıllı adamayım yazarak dünyanın en akıllı adamı olmak. Bunları yapması kolaydır ama istinasız hiç biri sonuç vermez. Elinizde kalan ise (paranız gittikten sonra tabi ki), uğraştım ama olmuyor hissi olur.

Bütün bunlar birikir, birikir, bikirir…günlük hayatınızdaki diğer tecrübelerle, size yapılan haksızlıklar ve korkularınızla yoğrulur.Bilinçaltınızın karanlık köşelerinde, içinizdeki güvensizliklerle birleşir.

Sonra yavaşça; yüzünüzdeki gülümsemeyi, akşam çocuğunuzla oynamak için gereken enerjiyi, cumartesi sabahı erken kalkıp piknik yapmak için gereken heyecanı, elinizdeki projeyi zamanında bitirmek için gereken azmi, İngilizce’yi kıvırmak için gereken sebatı, risk almak için gereken gözükaralığı, sigarayı bırakmak için gereken dirayeti, ders çalışmak için gereken odaklanmayı, hayal kurmak için gereken umudu … emen … kocaman…bir…karadeliğe…dönüşür.

Bu karadelik; sizin enerjinizi, azminizi, mutluluğunuzu, konsantrasyonunuzu, sabrınızı ve yaşamı güzel kılan diğer şeylerinizi emdiğinde, içinizde geriye kalan boşluğa şu ismi veririz:

Can Sıkıntısı…

Spor kaçakları; hele toplanın, müjdem var!

Ayakkabı almak insanı maratoncu yapmıyor

Başarılarla dolu bir spor geçmişim var, işte satırbaşları:

İlkokul 5 – Lise 3 : Maçlarda kalecilik (Japon kale)

Üniversite : 2 ay atletizim takımında koşu, 15km’ye kadar koşma performansı, sonra can sıkıntısı ve bırakış

Askerlik : Acemilikte 3 ay sıkı idman, asteklikte Afyon’da kaymaklı kadayıfa teslimiyet

3 sene önce: 2 ay spor salonu, sonra çok uzak bahanesiyle ayrılma

2 Sene önce: Bisiklet alımı ve ilk tur

Geçen sene: Aikido – 1 seans – bırakış

Bu sene: Bisiklet merdiven altında dura dura paslanmış.

Bu ay: Kaldığım otelin ücretsiz spor salonu kartını elime tutuşturdular. Kaç defa kullandığımı siz tahmin edin.

Evet iyi beceririm diyebileceğim tek spor dalı yüzme, onu da küçük yaştan beri yazlığa gidip yüzüyor olmama borçluyum. Ha beceririm, ama son 5 senedir kaç defa yüzdüm, orası ayrı.

Çok parlak bir özgeçmiş değil sanki :)

Spor ve egzersiz konusunda aşamadığım bir ataletim var. Formum çok kötü değil aslında (fazla kilolara rağmen), yapsam yapıyorum ama isteğim yok. Bu saatten sonra da olacağını da sanmıyorum.

Sanmıyordum demeliyim…ta ki dün saatlerce kanter içinde kalıncaya dek Kinect Adventures oynayana kadar. Artık zıplayamayacak kadar yorulunca istemeye istemeye kapattım.

Bu kadar iyi olabileceğini tahmin etmemiştim. Eğer benim gibi spor konusunda dikiş tutturamadıysanız ama bilgisayar oyunlarını seviyorsanız, ne yapın edin bir tane edinin XBox+Kinect.

Ki bu da bizi motivasyon konusuna getiriyor*

Amacınıza ulaşmak için denedikleriniz işe yaramıyorsa, yaklaşımı değiştirmek gerekiyor demektir.

Yaklaşımı değiştirmenin en iyi yolu da, motivasyonu değiştirmektir.

___________________________________________________________

* İlla bir ucundan bağlarım konuyu, elimde değil.

Ne Kadar Güçlü, O Kadar İyi

 

Naim Süleymanoğlu, 1988 Seul Olimpiyatları, Time Dergisi

Eğer iş hayatına atıldıysanız, bir sonraki paragrafta yazdıklarım sizin için yeni değildir diye tahmin ediyorum.

Günümüz insan kaynakları jargonunda, güçlü yönler ve zayıf yönler gelişmeye açık yönler adlı iki temel unsur vardır.

Mesela insanlarla aranız çok iyidir, çabuk kaynaşırsınız, çevreniz geniştir. Bu özelliklerinizle müşteriler size hayran kalır, sizi tercih ederler. O zaman bu sizin güçlü yönünüzdür.

Diğer taraftan, dağınık, işlerini takip edemeyen, verilen talimatları tam yerine getiremeyen birisinizdir. Bu yüzden aylık raporlarınızda bir sürü hata olur, bu işlerden kaytarmaya çalışırsınız. Bunlar da sizin gelişmeye açık yönünüzdür.

Gallup’un 7,739 departmanda 200 bine yakın çalışanla yaptığı araştırmanın sonuçlarına bakalım:  Buna göre ABD’de yapılan performans görüşmelerinde %41 oranında güçlü, %59 oranında gelişmeye açık yönler konuşuluyor.

Bu oran Uzakdoğu’da (Japonya, Çin)  %24’e %76’dır. Doğuya doğru gittikçe arttığına göre ülkemizde de İngiltere ve Japonya arası bir oran olduğunu tahmin ediyorum.

Bakın Prof. Dr. Acar Baltaş ne demiş:

Meslek hayatım boyunca hem sanat hem de spor alanında istisnai başarı göstermiş kişileri yakından tanıma fırsatını buldum. Kendi alanlarında üstün başarılı insanlarda, iki özellik dikkatimi çekti: Yaptıkları işe kendilerini yürekten adamış olmaları ve enerjilerinin yüzde 90’ını, iyi özelliklerini daha da güçlendirmeye odaklamaları.

Bu yaklaşım bence iş hayatında değil, tüm hayatımızda daha çok işe yarar. İyi olduğunuz konuda daha da iyi olmaya çalışın, güçlü yönlerinizi törpülemeyin bilakis bileyin. Üstelik bunu severek yapacağınız için daha kolay olacaktır.

Ama size bunun aksini söyleyenler de oluyor değil mi

İlk Kitabım: Kıvılcımdan Ateşe – Motive Olmak ve Motive Kalmak

İnsanlarımız istemediği dersleri çalışıp, istemediği sınavlara girip, istemediği üniversiteleri kazanıp, istemediği meslekleri öğrenip, istemediği işlerde çalışarak istemedikleri bir hayat sürüyor.

Peki, bu kadar çok kişi bu kadar çok şeyi istemediği halde nasıl oluyor bunlar

Peki her şeye rağmen işini sevenler, başarılı olanlar, gerçekten mutlu bir birliktelik yaşayanların sırrı ne

Profesyonel olarak aldığım çeşitli iletişim, davranış, performans, yönetim ve benzeri eğitimlerin ve üç yılı aşkındır yazdığım yazıların da tecrübesiyle bir sonraki adımın gelmesi kaçınılmazdı. Bir kitabı yazma fikri sene başında şekillendi ve bir yere kadar geldi. Blogda motivasyon konusunda artan yazılar hep bunun bir sonucu aslinda.

Kitap Neler Hakkında Olacak

Bizi biz yapan nedir Karakterimiz ve kişiliğimiz nasıl oluşur Yaptıklarımızı neden yaparız Neden bazıları işini sever Neden bazıları hep mutsuzdur Nedir bu MO-Tİ-VAS-YON denen şey Ve daha fazlası…

Her insanın motive olabileceğine ve harekete geçebileceğine inanıyorum. Daha da ötesinde, bunun bir reçete gibi herkese özel olarak yazılabileceğine defalarca şahit oldum. Ve bunu profesyonel olarak yapan insanların, yaşam ve kariyer koçlarının yada danışmanların yada iyi bir yönetici yada akıl hocasının insanların hayatını nasıl değiştirdiklerini gördüm. Konunun uzmanı biliminsanlarının çalışmalarını okudum, araştırdım, tartıştım.

Ve yardımınıza ihtiyacım var.

  • Eğer aşağıdaki konulardan herhangi birisiyle en azından yarı-profesyonel olarak ilgileniyorsanız (yani eğitimini aldıysanız yada IK, danışmanlık gibi bir alanda kullanıyorsanız)
    • MBTI, NEO PI-R, İçsel/Dışsal Motivasyon, Maslow’un İhtiyaçlar Teorisi, Alderfer’in ERG Teorisi, 16 Temel İhtiyaç Teorisi, Herzberg’in İki Faktör Teorisi, Transaksiyonel Analiz, …
  • Motivasyon üzerine paylaşmak, herkese anlatmak istediğiniz hikayeleriniz varsa
  • Sonuçlarını daha sonra anonim olarak almak üzere, bazı kişilik testleri cevaplayarak kendinizi tanımak istiyorsanız
  • Redaksiyon, illüstrasyon, grafik tasarım,web tasarım yada yayımcılık konusunda bilginiz varsa, 6 aydan eski bir blogunuz varsa
  • Burada benim aklıma gelmeyen ama yardımı olacağını düşündüğünüz bir konu varsa

Lütfen Buraya Tıklayın

Raflarda yığınlarca kişisel gelişim kitabı var ve şu an için bir tane daha eklemeye niyetim yok.

Bu yüzden kitabı e-kitap olarak planlıyorum ve internet üzerinden dağıtımı yapılacak. En azından raflarda tozlanmayacak kadar popüler hale gelene kadar ;)

Eğer çorbada sizin de tuzunuz bulunsun isterseniz yada isteyebilecek birilerini tanıyorsanız buraya tıklayarak iletişime geçebilirsiniz.

Şimdiden Teşekkürler :)