Bazen Ne Dediğinizin Önemi Yoktur

Okur mektuplarından devam ediyoruz. Bu oldukça hoşuma giden bir yazışma zinciri oldu. Anafikir: Bazen önemli olan karşınızdakini dinlemek ve bunu belli etmektir. Ne dediğinizin bundan sonra gelir. İşte geçenlerde aldığım bir eposta.

Merhabalar uzun süredir kişisel gelişim yayınlarını takip ediyorum ama artık okumak istemiyorum artık yaşamak istiyorum sanırım bir süredirde yaşıyorum ancak yinede bir yerlerde birşeyler tam yerinde değil diye düşünürken sizin yazılarınıza rastladım ve nedense size birşeyler yazmak istedim işte bu mesajı bu yüzden yazdım.

Bu yaptığımın ne anlama geldiğini şimdi bilmiyorum ama mutlaka bir anlamı var eksik parçalardan biri siz de olabilir. Şimdilik sevgiyle hoşcakalın.

Cevap istememesine karşın dedim ki…

Merhaba,

Bu e-posta’ya 4 farklı giriş düşünüp sonra hepsinden vazgeçtim. İşte 5;

İşyerinde bir çok farklı tipte insan vardır eminim. Birisi müdüre yağ çekme peşindedir, diğeri gözünü kapar vazifesini yapar, bir diğeri işten kaçmak için elinden geleni ardına koymaz, bir başkası elde çay fincanı sürekil birileriyle muhabbettedir. Diğer biri gruponda kupon peşindedir. Biri ise yaşamının anlamını kavramaya çalışır, niye olmadığını, orda ne yaptığını sorgular.

Hayatı tamamlanacak bir yap-boz gibi görebilirsin. Henüz göremediğin bir anlamı vardır, “eksik parçalar” bir araya gelince de yavaş yavaş tamamlandıkça, önceden gizlenmiş o eşsiz manzara oluşur. Yada belki hayat resim yapmak gibidir, eksik parça diye bir şey yoktur, sadece eksikliğini hissettiğimiz henüz çizilmemiş imgeler vardır. Tamamlanınca değil, bitince biter.

Yap-boz oynuyorsan zamanının büyük kısmını parça aramakla geçirirsin. Resim yapıyorsan da, eh adı üstünde, yapmakla.

Çok gizemli oldu :) Ama aslında değil. (Bu da gizemli oldu).

Kendine çok iyi bak,   Çağdaş

Hiç beklemiyorken bir epost geliverdi işte:

Günaydın,

Teşekkür ederim:))))))))))

cevap vermekle beni mutlu ettiniz. Ne dediğinizle ilgili değil orda olmanızla ilgili. (Bu da gizemli oldu )

Sevgiyle kalın

İlgi Çekici Sunum Konuları

Eğer sunum yapmak için ilgi çekici ve etkileyici bir konu arıyorsanız doğru yere geldiniz.

Bu yazıda, çok kolay bir teknik kullanarak ilginç birkaç sunum konusunu kendin bulabileceksin. Ama öncelikle birkaç şeyi açıklığa kavuşturalım.

İlginç konu ne demek

 ”Dünya güneşin etrafında döner.” desem ilginç gelir mi Hayır mı Ben de öyle düşünmüştüm.

Fakat bunu 500 yıl önce söyleseydim, oldukça ilginç geleceğinden eminim. Hatta o kadar ilginç gelirdi ki, Avrupa’nın korku salan Engizisyon mahkemesinde konuyla ilgili ufak bir sunum yapmamı bile isterlerdi. Tıpkı Kopernik’ten istedikleri gibi.

Yani

Kural 1: Bir şeyin ilginç olması için bilinmiyor olması gerekir.

Burada tüm dünyadan bahsetmiyorum tabiki. Dinleyicilerinizin (ve okulda yapacaksanız sunumu örneğin, öğretmeninizin de) hakkında pek bilgi sahibi olmadığı hemen her konu ilginç olacaktır. Yani ilginç konu bulmak için internette saatlerce dolanmaya gerek yok.

İyi de, ben insanların neyi bilip neyi bilmediğini nerden bileyim arkadaşım (tekerleme gibi oldu) Herhalde gidip herkese tek tek ilgi alanlarını soracak halim yok! diyorsan, haklısın. Bu da bizi 2. Kural’a getiriyor:

Kural 2: Yeterince derinine inilen her konu ilginçleşebilir.

Şöyle ki, günümüz dünyasında o kadar çok ve çeşitli konu var ki, insanların hiçbirisi, hiçbir konunun detaylarına inemiyor. Örneğin sunum konusu Facebook. İşte size ilginç bilgiler: Eğer Facebook ülke olsaydı, 750,000,000 nüfus ile Hindistan’dan sonraya yerleşerek dünyanın en büyük 3.ülkesi olurdu. Türkiye ise 31 Milyon kullanıcı ile Facebook ülkesindeki 4. en büyük nüfusa sahip.

Tabiki sadece sayı ve istatistikler bir konuyu ilginç hale getirseydi, devlet istatikstik enstitüsünün aylık raporu, civardaki en ilginç şey olurdu (ki değil). Bu da bizi 3. Kurala getiriyor:

Kural 3: Konuları ilgi çekici hale getiren sizin heyecanınızdır.

Birkaç yıl önce aldığım Etkili Sunum Teknikleri eğitiminde, her birimiz bir konu seçerek sunumlar yaptık.Yanlış hatırlamıyorsam, herkesin 10 dakika anlatım ve 5 dakika soru-cevap için vakti vardı. Ben konuyu “Bilgisayar nasıl alınır” olarak seçtim. (Bilgisayarlar konusunda gerçekten ilgili ve bilgiliyimdir). Normalde de bilgisayarlar üzerine konuşmaktan hoşlanırım. Neyse sonuç olarak tepegözle ve 4-5 slaytla yaptığım sunum kabaca 10 dakika falan sürdü ama soru-cevap kısmı 5 dakikayı çok çok aştı. Olay etkili sunum teknikleri eğitiminin dışına çıkıp, etkili bilgisayar seçme tekniklerine döndü diyebilirim :)

Neden Çünkü genel olarak insanların bilgisayar üzerine derinleme bilgisi yok (Kural 1), bemin bilgim olduğu için yeterince derine inebildim (Kural 2) ve zaten günlük hayatta da konuşmaktan hoşlandığım bir konu olduğundan sunumu oldukça canlı bir şekilde yaptım (Kural 3). Ve son olarak, gerçekten de bilgisayar alacak olanlar vardı aralarında. Bu da bizi 4. ve son kurala getiriyor:

Kural 4: Bundan bana ne

İnsanların en ilgi çekici bulduğu konuların başında, kendilerine direkt fayda sağlayacak bilgiler gelir. Bunların başında da birşeyin iyisini almak, ucuza almak, nasıl yapılacağını öğrenmek gibi şeyler gelir.

Konu seçerken bu 4 kuralı uygulamak fazlasıyla yeterli olacaktır.

Seçim ise çok kolay:

Önce, arkadaşlarınızdan daha fazla ilgilendiğiniz, vakit harcadığınız, (varsa hobiniz) 4-5 adet konu bulun. Bunları bir kağıda yazın. Aklınıza hemen gelmezse sorun değil. Örneğin geçen hafta sonu neyle uğraştığınız veya televizyonda hangi diziyi seyrettiğiniz, internette en çok ne yaptığınız, cep telefonunda neyle en çok uğraştığınız bile bir konu olabilir.

  •  Başka birisinden dinleyecek olsanız, hangisini dinlemek isterdiniz Yanına 1 yıldız koyun.
  • O konu hakkında araştırma yapmanız gerekse, hangisi için daha kolay yapabilirdiniz En kolayın yanına 1 yıldız koyun.
  • Sunum sonrasında soru sorulunca, hangisi hakkında daha zor sorulara cevap verebilirsiniz Yanına 1 yıldız koyun.
  • Hangisi en güncel Yanına 1 yıldız koyun.
  • Hangi konu, dinleyenlere en çok faydayı sağlayabilir Yanına 1 yıldız koyun.

En çok yıldız alanı seçin, tebrikler. En ilginç sunum konusunu buldunuz.

Peki en iyi şekilde nasıl aktarabilirsiniz Yada hangi ölümcül hatarlarda kaçınmalısınız Bu soruların cevapları da diğer yazılarımda.

Gelecek Kaygısı

Yine bir okur postası. Bu okurum da yine yüzbinlerce sınava girecek adayın kaygıları paylaşıyor ve açık yüreklilikle anlatıyor.

Merhabalar Çağdaş ..,sonuna ne eklemem gerektiğini pek bilemedim.O yüzden Çağdaş desem umarım bi sorun olmaz,aksi takdirde danışmak istediğim şeyi danışamadan düşünüp duracağım.

Beyaz Tavşan’ı elbette takip edenlerden biri olarak ve kişisel gelişim konusuyla ilgili biri olarak içinden çıkamadığım bi sorun var.Gelecek kaygısı ve bunun getirdiği isteksizlik hali ya da tembellik de diyebiliriz.

Bu sene sınava hazırlanmaya başlıyorum.Yani lisemin son senesine geçiyorum,ve bir maraton beni bekliyor.3 gün sonra da dersanem başlıcak ve ben kendimi hazır hissediyor muyum,bil-mi-yo-rum.Yazın tam anlamıyla dersi bıraktım sayılmaz ama bi istikrar sağladım da denemez.1 hafta çalışıyorsam diğer 1 hafta yatıyorum diyebiliriz.

Bunun nedenini sorduğumdaysa kendime,elbette bi cevap alamıyorum.Ama bi tahminim var,hedefimin olmaması.Sorsanız mimarlık,daha kesin bi hedef olarak ODTÜ mimarlığı hedefliyorum.Ancak bu mesleğin getirdiği iş olanakları ve ilerde benim isteklerimi karşılaması konusunda emin değilim.Aslında itiraf etmek gerekirse daha çok yönetici sıfatlı çalışmak,kariyer yapmak istiyorum.Fazla hırslı biri olmasam da.Her neyse mimarlık da bu pek mümkün değil,etrafımdan duyduğuma göre önce iyi bi mimarın yanında köle olarak başlıcakmışım mesleğe üniversiteyi bitirdikten sonra.Sonrasında iyi bir mimar olucaksam amenna,ancak bu da kesin değil.Yani biraz şans ve biraz da gayret işi.Bunlar beni korkuttu açıkcası

Yönetici sıfatlı çalışmak istediğimden sonraları endüstri mühendisliğini düşündüm ancak ODTÜ’yi kazanabilmem için bi 5000 içine girmem gerek.Gerçi,tam anlamıyla bi hedefim olsa çalışma azmim gelir diye düşünüyorum.Ancak bu bahsettiğim iki meslek için de aşırı bi istek olmuyor bende.Ve üzgünüm ki yeteneklerini keşfedememiş biriyim.Bu yüzden hangi meslek bana uygun onu da pek bilmiyorum.Ne kadar yönetici vasıflı çalışmak istesem de yaşıtlarım karşısında hep özgüven eksikliği hissettiğimi düşünmüşümdür,gittiğim doktor şaşırıp,hayır kendini gayet iyi ifade ediyorsun dese de,bu benim için pek öyle değil.

Yani ileri de hayatım boyunca yapacağım bi işi,hayat tarzımı belirleyecek şeyi seçmek de zorlanıyorum.Kaygılarım var.Ve bu maraton boyunca istikrarlı olucağım konusunda da şüpheliyim.Sonuçta o zaman ki ruh halim çok daha farklı olabiliyor.

Yani kaygılarımla baş etmekte zorlanıyorum.Meslek seçiminde kesin bi karara varabilmiş değilim,bu maraton içinde istikrar sağlayabileceğime de emin değilim.Ancak beni tatmin edemeyecek bi mesleği yapmak zorunda kalırsam mutlu olamayacağımı da biliyorum.Ancak bunu bazen unutabiliyorum.

Sadece bu meslek seçimi konusunda ve motivasyonumu sağlamak amacıyla ki dinamik tutmak amacıyla da bana verebileceğin bi tavsiye olursa,mutlu olurum.

Cevabını bekliyorum,teşekkürler. :) mutluyum

Cevabım…

Merhaba Fatma,

Ülkemizde üniversite sınavına bir ölüm-kalım meselesi olarak bakıldığından kaygı duyman gayet normal. Emin ol, sınavda iyi birşeyler yapmak isteyen herkes benzer kaygılar ve korkular taşır. Sınava tamamen rahat giren birisi büyük ihtimalle zaten çalışmamış, bir iddiası olmayan birisidir. Kaygı normal – sorun yok.

Meslek seçimin bundan sonraki hayatının %10-20′sini şekillendirecek sadece. Mimar da olsan, mühendis te olsan, doktor da olsan kendi tarzına ve yeteneklerine göre hayatın şekillenecek. Ama yine de yönetmek istiyorsan en iyi tercih bence de mimarlık olmayabilir. Mimarlar sanki biraz daha sanatçı gibi, tek başlarına çalışırlar gibi geliyor. Ama söylediklerim spekülasyon. Köle olarak çalışma kısmı ama bana biraz fazla dramatize geldi. Yönetici olmak için de Endüstri mühendisliği okumak ise düpedüz “batıl inanç”.

Bizim ülkemizde kariyer deyince akla hemen müdür olmak, yönetici olmak geliyor. Bu tamamen yanlış değil ama doğru da değil. Yöneticilik dediğin şey beklediğin şey olmayabilir. Ama tüm bunları anlaman için öncelikle bir iş hayatına girmen, çalışman gerekiyor. Sen iyisi mi sağdan soldan duyduklarını boşver. Etrafında değişik mesleklerden insanlar varsa biraz onlarla konuş, ne yaptıklarını sor, en iyi fikri öyle alırsın.

Ben sınava girerken kesinlik ODTÜ istiyordum, ama sebebi mezun olunca iyi bir kariyer yapmak değildi (o zmanlar öyle fikirler yoktu aklımda), sadece ortamı iyi gelmişti, orada okuyan tanıdıklar çok methetmişti, ODTÜ’nin çok havalı olduğunu düşünüyordum bi de İstanbul’a gitmek istemiyordum. Bölümü ise bilg.-elektronik-makine-inşaat bölümlerinden birisi olarak belirledim. %100 emin miydim Hayır. Belki %60 emindim. Ama zaten lise son’da en fazla o kadar emin olursun :)

Umarım yardımcı olmuşumdur, ne zaman istersen yazabilirsin.

Çağdaş

Ve sezon finali ;)

Yine merhaba Çağdaş;

Kafamdakilerin yanlışlığını görmüş oldum kesinlikle ve gözümde büyütmemem ama yine de çaba göstermem gerektiği de kafamda daha iyi yer etti.ODTÜ hakikaten öğrencilik için mükemmel bir yer gibi,gezdiğim de “kesinlikle burda okumalıyım” dedim.

Öyleyse kaygılarımı ve korkularmı kabullenmekle işe başlıyorum.Meslekten daha önemlisi kişiliğim bunu unutmuyorum.

Ve kariyer yapmak için gayretim her ne meslek yaparsam yapayım onda en iyi olmak için çabalamak olucak artık.

Bu da yardımcı olduğunu anlamına geliyor,tekrar teşekkürler :)

17 yaşındayım ve seneye üniversite sınavına gireceğim

Geçenlerde yazıştığımız bir okurum, sanırım bir çok üniversite adayı adına konuşmuş. Mektubunu ve cevabı paylaşmak istedim.

17 yaşındayım ve seneye üniversite sınavına girecem. Tabiki çalışmalara bu yıldan başladım. Ama galiba aşırı stres yapıyorum.Engelleyemiyorum da sürekli işte başkaları daha çok çalışıyor kardelen sen niye böylesin diyorum kendime. Az çalışıyormuşum gibi hissediyorum ve bu his moralimi daha çok bozuyor iyice stres oluyorum.Annemlerle de bir şey paylaşmıyorum çünkü daha çok sıkarlar canımı biliyorum.Ve hayatımda karmaşık giden olaylar da var bir de bunları düşünüyorum aptal gibi (neyseki bu düşüncelerim şimdi yerine oturdu sayılır). Kısaca sizce nasıl üstümdeki bu stresi atıp rahatlayabilirim Ve etrafımda değer verdiğim birileri var. Ama o insan ukala biraz bana yeteri kadar değer vermiyor eskisi gibi.Ve ben bu kişiyle bir yıl boyunca her gün aynı ortamda olacağım. Çok konuşmayı denedim ama kaçıyor, bende sinirleniyorum haliyle. Sizce o insanla konuşmayı kesmeli miyim.Çünkü deslerimi de engelliyor napacağıma karar veremedim.Ama işte aynı ortamda olma sorunu falan da var… Ben direk konuya dalmış oldum afedersiniz yazılarınız çok güzel ve insanı hırslandırıyor cidden. Böyle kişisel gelişim yazıları okumak hoşuma gidiyor ama sizin yazılarınız gerçekten çok hoş. Fikirlerinize ihtiyacım var gerçekten şimdiden teşekkürler.

Ben de şöyle yazdım:

Merhaba,

Öncelikle yaşadıkların gayet normal, sanırım o yaşta, o stres altındaki herkesin aklı az çok karışıktır. Yani sorun yok diye düşünüyorum.

Üniversite için yazdığım gibi önemli olan hedef belirlemen. Puan için değil okumak istediğin üniversite ve bölüm için çalış. Başkalarının ne kadar ne yaptığını pek umursamam bence, kendini karşılaştırman gereken yer deneme sınavı sonçları olabilir. Çok çalışmak değil, adam gibi kaliteli çalışmak daha önemlidir.

Şu değer verdiğin kişiyle arandaki ilişkiyi, mazinizi, ukala derken ne dediğini, neden çalışmanı engellediğini falan bilemiyorum. O yüzden yorum yapmam doğru olmaz. Tek tavsiyem, iyi arkadaşlar zor bulunur, o yüzden ilişkinizi bitireceksen iyi düşün. Ama gerekiyorsa da yap.

Sınavda başarılar,
Çağdaş

Ve şöyle diyerek bitirdi:

Evet haklısınız başkalarıyla değil kendimle yarışmalıyım. Hedefim belli, belirledim daha doğrusu ve bunun için de adam akıllı çalışmam gerekiyor. Tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim. iyi günler :)

İsteklere ulaşma arzusu

Hiç gerçekten isterdiğin ama ulaşamadığın bir arzunoldu mu Tabi ki oldu, hepmizin böyle bir sürü arzusu var. Neden mi bu kadar çoklar

Az önce okuduğum bir makaleden ufak bir alıntı. Belki size de bir şeyler çağrıştırır:

Genç bir adam, Sokrates’i bir göl kenarında görmüş ve yanına gelip sormuş “Nasıl daha bilge olabilirim ” Sokrates adamı yakalayıp başını suya sokmuş. Adam ne kadar çırpınırsa çırpınsın, sıkıca bastırıp başını çıkartmasına izin vermemiş. Sonunda adam boğulmak üzereyken başını çıkartıp nefes almasına izin vermiş. Adam, nefes nefese sormuş “Neden beni boğmaya çalıştın”. Sokrates ise şöyle cevaplamış; “Bilgelik için olan arzun, az önce nefes almak için arzun kadar arttığında, bilgeliği bulacaksın.”