İlk Kitabım Yayınlandı

Daha önce de haber vermiştim yazmakta olduğum kitaptan. Ve 1.5 yılın sonunda bitti. Bu hafta baskıdan çıkacak. Bu zorlu süreçte desteğini esirgemeyen tüm dostlarıma ve sevgili okurlarıma çok çok teşekkürler.

Dahası da var, bu seneki TÜYAP İstanbul Kitap Fuarında imza günüm olacak (aslında imza saati). Eğer benimle tanışıp iki çift laf etmek isterseniz mutlaka beklerim.

25 Kasım (Pazar) günü, Saat 12:00 – 13:00 arasında, Salon 4, Stand 226′da, İkinci Adam Yayınları standında olacağım.

Kitapla ilgili daha fazla bilgi almak için kivilcimdanatese.com sitesini ziyaret etmeniz yeterli.

Son olarak da blog için bir haber. Bildiğiniz gibi Beyaz Tavşan ile aktif olarak ilgilenmeyi uzun bir süre önce bıraktım ve blogu devrettim. Bu esnada birçok yeni yazar ve site editörü arkadaşlar yerimi aldı. Yine de yazmaktan çok fazla uzak duramıyorum, ellerim kaşınıyor :) Sonuç olarak, beyaz tavşan kadar zahmetli olmayacak yeni bir bloga başlıyorum.

kivilcimdanatese.tumblr.com

Kendinize çok iyi bakın ve görüşmek üzere,

Çağdaş Bayram

2013 Kış Bunalımı Modası

2013 kış sezonu bunalımlarında özellikle muhtelif can sıkıntıları; 20 yıl sonra başa nelerin gelebileceğine dair korku ve endişeler; ve erkeklerde saç-sakal traşı, kadınlarda da cilt bakımı konusunda bir boşvermişlik göze çarpıyor. Saçlarda kepeklenme sorun edilmeyecek; yağlanma ve dökülme konularında daha bir sıkılınacak. Kadın ciltlerinde ise; şöyle bir nemlendirici sürmekten bile âciz olunması hali moda olduğundan, kuru ve soğuk havanın etkisiyle yer yer pullanıp dökülme durumu düşünülüyor.

‘Öf! Canım hiç birşey istemiyor’ konsepti 2013 kış sezonunda da pırıl pırıl parlayacak. Özellikle Fransız modacıları; ortalığın; saçı başı birbirine dolanmış, şurdan şuraya gidecek hali olmayan, şurdan şuraya gitme cesaretini topladığı zaman ise ‘amaan, kim değiştirecek üstünü şimdi’ düşüncesiyle vazgeçen insanlarla dolması konusunda ısrarcı.

İş-güçle ilgili can sıkıntıları sırasında siyah, koyu yeşil ve acı kahve tonlarında kıyafetler önerilirken; ayrılık acısı çekenlere kadınlarda desenli diz altı etekler, erkeklerde baklava desenli süveterler tavsiye ediliyor. Sınav stresi için ise; çeşitli dönemler için farklı kıyafetler tasarlanmış. Sabahlama şeklindeki çalışmalar esnasında rahat eşortman altları ve polar üstler; sınav sırasında, hareket kolaylığı sağlaması ve sıkıntı yaratmaması için bolca kıyafetler; sonuçları beklerken geçecek günlerde için  İspanyol paça pantolonlarla kısa gömlekler öneriliyor. Evliliklerinde sorun yaşayanlara pastel renkler; düğün hazırlığı telaşı içinde olanlara da leke göstermeyecek koyu renkler tavsiye edilmekte.

2013 kış bunalımları sırasında, ayakkabı ve çanta uyumu bir parça göz ardı edilebilecek. Amaç, tüketiciyi; o kadar sıkıntı arasında bir de ayakkabıyı çantaya, kemeri ayakkabıya uydurma sıkıntısı içinde boğmamak. Bunalımın geçer gibi olduğu günlerin favori renkleri ise, açık füme ve bordo.

Yürüyüş Yapmak İyi Bi’şeydir, Hakkaten…

Editörün notu: Taze yazarlarımızdan Hilal Uslu’dan yürüyüş üzerine capcanlı ve taptaze yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum bu sefer. Keyifli okumalar.

 

Bunun böyle olduğunu iddia eden o kadar insan yanılıyor olamazlar diye söylemiyorum bunu; hayır. Pekala yanılıyor da olabilirler, ‘o kadar insan’ da kim oluyor bir kere; kolektif olarak yanlış bir düşünce üretmiş olamazlar mı Di mi efendim

Gerçi ben yürüyüşe ‘bakiim o kadar insan yanılıyor mu, yanılıyorsa ne bakımdan yanılıyor’ konusunu denemek için çıkmıyorum. Yıllar önce ciddi, hatta cip ciddi bir bunalım dönemi sırasında ikide bir yürüyüp durmaya başladımdı, fena da olmadıydı. Şimdi de durup durup yürüyorum işte.

Bir tek kilo bile vermek kaygım yok – şimdilik. Dolayısıyla; ‘senin ne ihtiyacın var ki’ sorusuna gayet sık muhatap olurum. Birisi de özgün bir şey söylese, hep de aynı soru. =(

Yürürken insanın aklına fikrine bir haller oluyor. Akıldan geçenler havalanıyor. Aydınlanıyor. Dağılıyor. Gerçi çevremde, orta yaşıma karşın hâlâ aklımın havada olduğunu düşünen terbiyesiz arkadaşlarım var; onlara sorarsan bendeki aklın mevcuttan daha havada olması zor biraz ama. Ama bu başka bir şey yani, aslında bazen aklımın havada olan kısımları bir nevi düzenleniyor bile. Böyle de olması gerekiyor ki; ben bu düzenlilikten sıkılıp onları tekrar dağıtayım; dağınıkları toparlamak için tekrardan yürüyüşe çıkayım; blablabla… =)

Nasıl bir şey, bakınız şöyle; çok dramatik sıkıntılar için geçerli olmayabilir tabii de…aslında var ya, onlar için bile biraz geçerli olabilir bu…Aklında az-çok içini sıkan bir düşünce varsa, etrafta gördüğün şeyler yüzünden, bu; mutlaka ve mutlaka şöyle bir bölünüyor. ‘Yapraklar sallanıyor, kelebekler şeyttiriyor, kediler miyavlıyor, çocuklar cıvıldıyor vs, hayat ne güzel, ben de gittim neyi sıkıntı ediyorum, püü!’ durumu değil…Onu zaten, ciddi bir sıkıntın olduğunu bildiği halde sana söyleyen insana, şöyle bir kafa atacaksın, dalga mı geçiyor; o başka mevzu…da…Daha çok, mutlaka birinin yürüyüşüne, görüntüsüne, kaldırımda sergilenen bir mobilyaya, bir arabanın rengine veya üstündeki tozlara, kocaman bir afişe, yeni açılan bir dükkanın önündeki palyaço kıyafetli gençlere, mutlaka ve mutlaka bir şeylere takılıyorsun, beyin; bunlardan bir birine, bir ötekine bakarken, içindeki baskın düşünce dağılıyor işte. Az fayda mı =) Bir de, üstünde düşünce ve/veya çözüm üretmesi gereken bazı konuları daha güzel, daha aydınlık düşünebiliyor insan.

Kendi hesabıma öyle, yok sahildi, özel yürüyüş yoluydu falan da aramam; atıyorum kendimi dışarı, birkaç tane rotam var, yarımşar saat kadar sürdüklerini biliyorum, tamam. Bir de, eve gelince hissedilen hafif bir yorgunluk duygusu var, güzel bir duygu bu. Oynatılabilir, esnetilebilir, zıplatılabilir sağlıklı bir bedenin olduğunun idraki güzel.

Asfalta pat pat basan sağlıklı, kuvvetli ayaklarının bilincine daha bir varıyor insan -bazen-; rüzgârın saçlarını uçuşturup kulaklarını üşüttüğünün, bayaa bir esiyorsa hafiften sızlattığının, kendi içindeki hareketin, enerjinin, potansiyelin. Bir yandan da, kaçınılmaz paslanacak, yumuşayacak, yavaşlayacak olma günlerini geciktirdiğini düşünüyorsun. Ki gecikiyordur da mutlaka.

Böyle işte…Ne çok kullanmışımdır şu ‘böyle işte’ sözünü ben kim bilir, yazdığım şeylerin sonunda. Bir de içimden geliyor ki, gayet güzel bir bitirme sözü bence, akıveriyor; seviyorum. Yaa, böyle işte. Hadi bana eyvallah. =)

Hilal Uslu…