
Başarılı bir iş görüşmesi için bize anlatılan doğrular vardır bir de sonucu doğrudan etkileyen gerçekler. Tüm doğruları en mükemmel şekilde yapsan bile asıl önemli olan gerçeklere ne kadar uyduğundur.
Gözetmen
Ben okul sıralarında sınav olurken, öğretmenlerin çok sık kullandığı bir kalıp vardı: “Kopya çekenler kendilerini görmüyorum sanıyorlar ama buradan her şey ayna gibi görünüyor!”. Ben bu cümleyi açıkçası bizi korkutmak için söylüyorlar sanırdım.
Meğerse öyle değilmiş.
Daha sonra üniversitede araştırma görevlisi olup da sınav gözetmenliği yapmaya başlayınca gerçeği anladım. Sınıf ister 20 kişi olsun, ister 200 kişilik amfi olsun hiç fark etmiyor. Kimin sınava çalıştığı, kimin çalışmadığı, kimin kopya çekmeye yelteneceği, kimin o anda kopya çektiği… Hepsi de gerçekten ayna gibi karşınızda.
Yani karşı tarafa geçmeden, o taraftan da bakmadan, bazı şeyleri anlamak mümkün değil.
Hem işe girmek isteyen hem de işe alan tarafta defalarca bulundum. Özellikle işe alan tarafı da gördükten sonra işe alım süreci, iş görüşmeleri, özgeçmiş, vb. hakkındaki bütün fikirlerim kökünden değişti. Bu arada baştan söyleyeyim, insan kaynaklarında hiç çalışmadım, hep son görüşmeciydim.
Başarılı bir iş görüşmesinin doğruları

Özgeçmişin filtrelerden geçti, bir insan kaynakları elemanının eline geldi ve o da yüzlercesinin içinden seni de seçti ve bir görüşme tarihi ayarladınız.
İster favori kariyer sitene gir, ister gördüğün ilk insan kaynakları dergisini al, benzer tavsiyeler karşına çıkar. Başarılı bir iş görüşmesinin doğruları nedir dersen özet olarak şunlardır:
- Mülakat öncesinde hazırlık yapmak, şirket/pozisyon hakkında bilgi toplamak.
- İyi giyinmek, mümkünse koyu renk takım elbise/döpiyes giymek.
- İlk içeri girişte gülümsemek, samimice tokalaşmak.
- Beylik sorulara önceden cevap hazırlamak : ‘Neden bizim şirket/bu pozisyon’, ‘Neden sizi işe alalım’, ‘Bize kendinizden bahsedin’, ‘Bir başarınızı/başarısızlığınızı anlatın’, ‘Risk aldığınız bir olayı anlatır mısınız’, ‘Önceki işinizden neden ayrıldınız’
- Mülakat yerine erken gitmek.
- Fazla heyecan yapmamak, rahat ve sakin olmak.
- Olumlu düşünmek, aktif davranmamak.
- Çıkarken teşekkür etmek.
- …
Başarılı bir iş görüşmesinin gerçekleri
Bu doğrular önemlidir. Fakat gerçek şudur ki; bin kişi ister bir kişi alır. Peki, neden o kişi? En iyi o mu giyindi, yoksa en iyi bilgiyi o mu topladı veya en iyi tokalaşmayı o mu yaptı?
Nedeni aslında çok basit olarak şudur: Seni işe alacak olan kişi, seninle uzunca bir süre de çalışacak olan kişidir. Büyük ihtimalle müstakbel yöneticin veya müstakbel bir üst yöneticindir. Bir kez seni işe aldıktan sonra artık ona bağlı bir çalışan olacağından, sen ne kadar iyiysen, o da o kadar fayda görecektir. O görüşme sonrasında yapacağı yanlış bir seçim ise önündeki yıllarda yavaş yavaş ödeyeceği ağır bir bedel olacaktır. Son pişmanlık fayda vermez, madem kötü elemandı neden aldın işe kardeşim diye sorarlar adama.

Yani aslında işe alım süreci; bir pozisyonu dolduracak doğru insan seçiminden çok, yakın bir ilişkiye başlanacak doğru insan seçimi gibidir. Türkiye’de yasal çalışma süresinin haftada 45 saat olduğunu (yemek hariç) düşünürsen; işte her gün geçen 10 saat, eşinle/ ailenle/ sevgilinle/ arkadaşlarınla her gün geçirdiğin toplam süreden bile fazladır.
İş görüşmeleri de bu yüzden romantik bir ilişki öncesi içilen ilk kahveye veya yenilen ilk tatlıya benzer. Veya yeni bir arkadaş grubuyla gidilen ilk sinema filmi gibidir. Ve hayır, abartmadım.
Peki, böyle bir durumda karşıdakinden ne bekleriz? İyi giyim…tabi iyi olur. Bizim hakkımızda bilgili olması…eh. Buluşmaya erken gelmesi, gülümsemesi… neden olmasın? Sakin ve rahat olması…çok da fark etmez sanırım.
Bunlar bir yere kadar etkiler, ama asıl noktalar değillerdir. Bir iş görüşmesinde biraz daha farklı şeyler aranır. İşte işveren gözünden gerçekler:
1) Arzu gerçeği:
Aday işi istemelidir. Benimle çalışmayı, benim için iyi şeyler yapmayı istediğini görmeliyim. Gözlerinde bu iş için yanıp tutuştuğunu, hiç olmadı onun için bir anlam ifade ettiğini görmeliyim. Vasat başlayan ilişki, daha da vasatlaşarak çekilmez hale gelir çünkü.
2) Heyecan gerçeği:
Bir saat sonra da başka bir görüşmeye gideceğim havası olmamalıdır. Bugün dünyanın en önemli şeyi bu görüşmeden başarılı çıkmak isteği olmalıdır adayın gözünde. Bu heyecanı şimdi burada duymuyorsa, ileride de büyük olasılıkla aynı şekilde gidecektir.
3) Pırıltı gerçeği:
İnsan kaynakları zaten bir sürü adayla görüşüp, geçmişlerine ve ‘kişilik’ testlerine göre filtreleme yapmıştır. O yüzden ‘doğruluk’ olarak tüm adaylar aynıdır aslında. İşi hak eden, diğer on adaydan en pırıltılı olanıdır. Yol kenarında on tane inek görürsen, sadece mor olan aklında kalır (yanlış anlaşılmasın).
4) Özgüven gerçeği:
Kapıdan içeriye ilk girişinde, eğer adayın gözünde ‘bu iş oldu’ bakışı varsa, büyük ihtimalle o iş olur. Eğer ‘beni alırlar mı acaba’ bakışı varsa, muhtemelen olmaz.
5) Dinleme gerçeği:
İşe yarar insanların ortak özelliği, boş konuşmamaları ve dinlemeyi de bilmeleridir. Gevezeleri kimse sevmez. Hiç kimse. Ağzından kerpetenle laf çıkmamalı tabiî ki.
6) Uygunluk gerçeği:
Bu işin kendisine uygun olduğuna inanan adayla, ne iş olsa yaparım abi diyeni birbirinden ayırmak çok kolaydır. En başta verdiğim sınav örneği gibi. O yüzden girmek ‘istediğin’ işe gerçekten uygun olduğunu düşünüyorsan, bu faktör seninledir.
7) G i z l i gerçek:
Bazen son okuduğunu söylediğin bir kitap ismi, son seyrettiğini söylediğin bir film ismi, memleketin, okulun, geçmişin, söylediğin bir söz, anlattığın bir olay, mülakat yapanda derin bir etki bırakabilir. Tanıdık ve referans faktörünü de unutmamak gerekli tabii ki.
7+1) Beyaz Tavşan gerçeği:
Yapılan çeşitli tahminlere göre; BeyazTavsan.com okurlarının iş görüşmelerinde başarı şansları, okumayanlara göre daha yüksektir
Dikkat ettiysen bu faktörlerin çoğunu bilinçli olarak etkileyemezsin. Evet, belki arzulu ve heyecanlı görünmeye çalışabilirsin ama hemen anlaşılır. İnsan, hele hele mülakatı yapan kişi bu sahteliğin kokusunu alacaktır. Eğer tüm başvuru yapanlar sahteciyse, o zaman sorun yok. Ama senden daha sahici bir arzu ve heyecan taşıyan varsa emin ol işe o girecektir.
Mesaj ne?
Dediğim gibi aslında işe girmek, para kazanmak için çalışmanın da ötesinde, muhtemelen yıllar sürecek bir ilişkiye girmektir. Öncelikle SEN bu ilişkiyi isteyip istemediğine karar vermelisin. Görüşmeye gittiğinde, hatta daha özgeçmişini yollarken, kafanda net bir fikrin yoksa bil ki görüşmede kendi kendini baltalayacaksın.
Bir iş senin gözünde ne kadar değerliyse, kendin de o kadar değerli olmalısın. O yüzden bir ilana başvurmadan önce dur ve düşün. Kendini o işe girmiş olarak hayal et, o firmaya her sabah gidip geldiğini, insanlarla konuştuğunu, arkadaşlarına işini, çalıştığın yeri anlattığını düşün. Eğer aklına gelen şeyler seni mutlu etmiyorsa, o zaman iş zaten sana göre değil. Bu halde bir görüşmeye gidersen, anca vasat bir performans gösterirsin. Eğer tüm adaylar vasatsa sorun yok. Ama bazen aralarında daha pırıltılı olanlar da çıkıyor.
İlla bu işi istiyorsan, o zaman bu işle ilgili ‘gerçek’ olumlu duygular beslemen gerekir. Gerçekten heyecan duymalısın. O zaman mülakat yapanın karşısında senin ne kadarda da mükemmel bir seçim olduğunu, neler neler de başardığını binbir dil döküp anlatmana gerek kalmaz. Bir garip iş görüşmesi de sen yapmazsın.
Madalyonun bir de öbür yüzü var; herhangi bir iş görüşmesinde, asıl önemli olan senin ne istediğin değil, karşıdakinin isteklerini ne kadar karşıladığındır. Fakat insan arzu duyduğu ve istediği bir iş için her şeyi yapar. Zaten seni işe aldıracak olan da budur.
Parasızlıktan kırılıyor dahi olsan, eminim iş ilanları arasında sana uygun bir-iki tane vardır. Onları bulup onlara başvurmak, her önüne gelen ilana başvurup sürekli reddedilmekten çok daha iyi gelecektir.
Sonuç olarak,
Başarılı bir iş görüşmesi = bir tutam doğru + bolca gerçek.
Belki hayattaki diğer tüm şeyler gibi
Ekleme (26.12.2010): Bu yazının devamını şuradan okuyabilirsin.


Görüşmelerde iki tarafta da bulunmak önemli. Ben de asistanken herşeyin net göründüğünü öğrendim. İşte de aynen öyle masanın her iki tarafında da oturdum ben de, insanlarda bulununan istem seviyesi gözlerdeki pırıltıdan belli oluyor. Bu da insanın kendi motivasyonu ile ilgili bence. Maske takmak nafile, istediğine yönelmezsen mutsuzluk tek kesin sonuç. Kaybedilen yıllarsa cabası. Ben de insan kaynaklarından değilim ama benim nacizane fikrim budur. İş yapsın diye zorlayacağı bir insanı almayı kimse istemez, ya da heryere koşturup sonuç üretemeyen insanları. Biraz sıkıcı oldu ama 5N gibi 5yıl sonra veya 15 yıl sonra ne yapacağım demeden işe girip 2 ay sonra girdiği işten pişman olan çok arkadaşım oldu.
. Her karar bir sonuç, bedel ve hayat getiriyor. Ama kararsızlık ise boşa geçmiş bir hayatı oluşturuyor sonuçta.
Yazın güzel olmuş dostum, bir sonraki gireceğin yerde arayıp seni soracaklarını bilerek işe girmek lazım. Ama keşke her iş Terzi işi kıyafet gibi olsa keşke
Fazla N lere takılmadan, kendinize yıkıcı yaklaşmadan huzur duyacağınız mutlu işler bulmanızı dilerim
iş aradığım şu günlerde gerçekten iyi oldu bu yazı ayrıca önceden girdiğim işleri düşündüğümde girdiğim işlerde görüşmelerim iyi geçmemişti hatta beni aramayacaklarını düşünürdüm. bu gerçekleri görünce işte sebebi buydu dedim
yazı için teşekkürler keyifle okudum
Yazını bir solukta okudum. Olayın iki tarafından ve en çok da dürüstükten bahsetmişsin( aklımda kalan özeti bu ). Dürüstlük yönünden sana yüzde yüz katılıyorum. Kitaplarda veya internet sitelerinde verilen yöntemler maske takmayı önerir cinsten. İşi istersek ve uygunsak neden o işe alınmayalım? Yazının dürüstlük yönü tamam ama ya madalyonun diğer yüzü? Yani seni işe alacak kişilerin-kurumların- özellikleri ne olacak? Onlar da gerçekten beni istiyor mu? Beni hak ediyor mu? Bana karşı dürüstler mi? Verdiğim performansın hakkını verebilecekler mi? Bir işe başvuracak kişinin gerçekten görüşmeye istekli gidebilmesi nasıl sağlanacak? Cevap basit : İşi gerçekten isteyecek. Peki o işi isteyeceğimiz şartlar oluşmuyor ama bizim o işin parasına ihtiyacımız olduğu gerçeği de apaçık duruyorsa? Sırf para kazanmak için istek nereye kadar sağlanabilir? İş yerleri de alacakları elemanlarına o insan kaynakları uzmanlarının hazırladığı teknik(!) değerlendirmeler kadar önem vermelidir. Karşınızdaki bir kağıt parçası( CV ) değil bir insan! Üç kuruş paraya, kötü muameleye, kısacası her türlü hak yemeye talim eden bir eleman ne kadar istekli çalışmaya devam edebilir. Bence biz önce patronlara patronluğu öğretmeliyiz. Şuan güç onların elinde diye sürekli işe girecek elemanlara işi öğretmek yeterli olmaz. Dürüstlük ve isteklilik tek taraflı olmamalı. Somut bir örnek olarak yaratıcı ve prezentabl eleman arıyorum deyip, kendi şirketinde hiç bir gelişme göstermeyen bir sürü şirket var ve verilen ilanları hemen hemen hepsinin aynı. Kariyer sitelerindeki ilanları incelerseniz sanırım bana hak vereceksiniz. Elemanı ararken bile farklılık yaratmayan bir şirket, elemanından kendi için ne kadar farklılık yaratmasını isteyebilir ki! Bu yorumdaki tavrım sana ve yazına değil, hatta işini iyi yapan patronlara da değil. Görüşmeye çağırdığı adamdan daha eksik olan insanlara sadece kızgınlığımın belirtisi olarak bu yorumu yaptım[ Asabi adamım galiba
] Yazın çok güzel olmuş, kendi adıma paylaştığın için teşekkür ederim.
Açıkçası çok klasik bir yazı olduğunu düşünüyorum.E-postama bu tip yazılar çoğunlukla gelmekte.İnanılmaz itici geliyor.Başta güzel başlayan yazın sonlara doğru beni gerçekten çok sıktı.Ha birde ayna gibi gerçekten görülüyor buna şahidim:).Ama lisedeyken bir dersten kalmıştım ve sınav için o derse çalışmıştımda ve hatta yüksek bir notlada geçtim.Ama buna sınav esnasında inanmayan hocamız beni sınav esnasında bir suçluymuşum gibi sürekli rahatsız etmesini anlayabilmiş değilim.Sorulara hızlıca cevap vermem anlaşılan benim kopya çektiğim intibasını bıraktı onda.Karşındakine güvenmen ve inanman gerek:).Yoksa yıllar sonra bir yazı yüzünden işte böyle dile getirilir
.Oh içimi döktüm:).
yazınızın başındaki kopya çekme olayını sanırım bu fotoğraf çok iyi açıklıyor…
ben yazınızdan ziyade @Murat’ın yorumuna takıldım….
elbette eleştirmek sadece olumlu yönde olmaz olumsuz eleştiri de yapmalıyız ki karşımızdaki kişi bize göre yalnış olan şeyi düzeltme-yi akıl etmeli.
ancak bununda bir tarzı olmalı diye düşünüyorum.daha yumuşak ve yapıcı olmak gerekli.
“itici” geliyor cümlesi bana gerçekten çok itici geldi.belki iticiden kastı Murat beyin “sıkıcı,demode,sıradan,bilindik” olabilir ama “itici” kelimesini kullandığı için benim dikkatimi “olumsuz” anlamda çekti.rahatsız etti.
iyi niyetimden şüphe etmesini istemeyeceğim Murat beyin muhtemelen aldığı eğitim,iş geçmişi ve dolayısıyla sahip olduğu iş tecrübesi sebebiyle bu taktikler ona sıradan gelmiştir.
oysa Murat bey kadar şanslı olmayan, bu taktiklere ihtiyacı olan ve e-postasına bu tip yazılar gelmeyen arkadaşlar var.
bu bir genellemedir,yorum yapılan yazılarda genelde okuyucular önce yazı başlığına bakar sonra yorumları okurlar,sonra da dönüp yazıyı okurlar.o yüzden bu tarz “olumsuz “değil ama “kestirip atan” yorumlar okuyucuları ters etkiliyor.
ben olsaydım,bu konuda pekçok e-posta vs alıp da konuya hakimsem,bilgi ve tecrübelerimi paylaşırdım,anlatırdım,Beyaz Tavşan’ın taktiklerine eklemeler yapardım ki birilerine faydam olsun.
herkes benim,sizin yada birileri kadar şanslı değil.bilgi ve tecrübe paylaştıkça değerlenir inancındayım.
sevgilerimle.
@Hülya,
Beni şanslı olarak görmenize sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.Çünkü bende şuan çalışmayan biriyim (e-postalar bu yüzden geliyor:)).
O günkü ruh halimle yazılmış bir yorumdu.Ayrıca bende şuna takıldım “@Murat’ın yazısına” deyip sonrasında “Murat bey” olmak ne kadar samimidir tartışılır.
Neyse efendim diğer okurlar yorumumu elbetteki dikkate almak istemeyen almaz.İnsan oğlu düşünebilen bir varlıktır.Dediğiniz gibi “sıkıcı,demode,sıradan,bilindik” gibi kelimeler kullanbilirdim.Bunu da ben dikkate alıyorum:) diğer yorumlarımda daha dikkatli olurum (yorum yazmak kısmet olursa:)).Ama sizde lütfen kaş yapayım derken göz çıkarmayın.Benimde ricam bu size.
Benden de sevgi ve saygılar.
Murat Bey,
@ olduğu zaman kişi ismi başında bu zaten “dikkatine” anlamına gelir ki eminim bunu siz benden daha iyi biliyorsunuzdur ancak benim sataştığımı:) düşünerek gözünüzden bu ayrıntı kaçmıştır…yoksa size isminizle hitap edecek kadar saygı yoksunu olmadığım gibi sizinle bu derece samimiyetimin olmadığının da farkındayım….
ayrıca bana cevap yazdığınız içinde teşekkür ederim.çünkü isminize bağlı web sayfası/blog linki olmadığı için sizin kim olduğunuzu bilme şansım yok,yani yazdığımı okusanız bile “amaannn” deyip pas geçebilirdiniz.
böyle yapmayışınız sizin ne kadar özgüven sahibi olduğunuzu gösteriyor inancındayım.
iş konusunda da başarılar ve bol şanslar diliyorum size…her geçen gün iş hayatında hem kimliğimize uygun iş bulmak hemde mevcut işimizde devamlılığı sağlamak daha da zorlaşıyor…herşeyin yüreğinizden geçtiği gibi olmasını diliyorum.
sevgilerimle.
Size zorla Murat bey dedirtmek gibi bir kastım yok bunu belirtmek isterim
.Aksine bu tip ek sıfatlara gerek duymayan ama gerektiğinde elbetteki kullanan biriyim.Bende size teşekkür ederim en azından bir uzlaşma olduğu kanısındayım.Size de iş hayatınızda başarılar ve mutluluklar dilerim.
Benden de sevgi ve saygılar.
Burayı karşılıklı laf atma yerimi sandınız yahu,birbirinizin msnlerini alında öyle tartışın hülya hanım ve murat beyy.
merhaba bende bu mülakatlarda gerilenlerden biriyim neden böyle hissediyorum bilmiyorum ama ne zaman mülakata girsem ne yapıyorum ben burda diyorum ve çok stres oluyorum bu durumu nasıl aşarım?