Can sıkıntısı nasıl geçer ? (Zorlanmak)
Not: Bu yazı serinin devamı olduğundan; eğer okumadıysan önce şuna ve daha sonra da şuna göz atmanı şiddetle tavsiye ederim.

Can sıkıntını aman böyle geçirmeye kalkma (foto: Cinnamon)
Zorla Güzellik Olur mu?
Eskiden her şey daha kolaymış. İstenmeyen şeylere yasak koy, yapan olursa ver odunu beline. Adamı üç kuruşa işe al, dök önüne saçma sapan işleri, yapmazsa işten atılırım korkusuyla çalışsın. Öğrenciyi oturt sıraya, dök önüne kitapları, yığ tepesine ödevleri, çalışmazsa da zaten evde ana baba hazır bekliyor, olmadı çek kulağını. Kimseye sorma ne istediğini, nerde boşluk varsa önüne geleni yerleştir oraya. Biri de arada çıkıp ‘ya benim çok canım sıkılıyor’ derse de ‘Sıkı can iyidir, zor çıkar’ deriz biter gider.
Ama şimdi öyle mi ya? Hele bir ver odunu bak herkes nasıl yaygara yapıyor, daha sessiz bir şeyler kullanmak lazım, ne bileyim para cezası falan
Yok öyle anlamsız işleri yığmak bütün çalışanlarımıza, çünkü her iş anlamlıdır, önemli olan inandırmak. Öğrenciyi öyle bir korkutmalı ki gelecek kaygısıyla, ana babaya bile gerek kalmamalı. Hatta ana baba da sopa atmasın, para saçsın ‘eğitim kurumlarına’. Herkese sormalı ne istediğini, sonra da nerede boşluk bulursak önüne geleni oraya yerleştirmeli. Biri de arada çıkıp ‘ya benim canım çok sıkılıyor’ derse de ‘al sana bilgisayar oyunu, al sana cep telefonu, al sana dizi, al sana internet, al sana messenger’ demeli.
Ne değişti?
Hiçbir şey.
Ne zamandan beri değişmiyor hiçbir şey?
MÖ… (artık yüz mü olur bin mi olur bilmiyorum)
Bazı atasözlerini yanlış anlıyoruz. Mesela ‘Zorla güzellik olmaz’. Zorla güzellik olmuyorsa, o piramitler nasıl oldu diye sorarlar adama. Kırbaç yiyen mısırlı köleler komple mazoşist değilse, ‘lütfen bize iki kırbaç daha vurun ne isterseniz yaparız, sırtımızda taş bile taşırız’ demediyse, o zaman adamlar zorla koskoca imparatorluk kurmuş demektir. Zorla güzellik olmasaydı, zaten zor diye bir şey de olmazdı. Hem kasayım zorlayayım, hem de garabet şeyler ortaya çıksın diye kimse uğraşmazdı.
Zorla imparatorluk kurulduysa, her şey de yapılır. Zorla olmayacak tek şey ise zorlanan insana gelecek olan güzelliktir. Tekerleme gibi oldu farkındayım ama demek istediğim şu: Bir işi yapmaya zorlanan kişi, o işi fevkalade güzel yapabilir. Ama yaptığı iş kendisine zararlı olur, çirkin olur, dışarıya fayda sağlarken kendisine zarar verir.
İmdat!
Bir işe zorlandığım zaman, işi sevmeme derecesine bağlı olarak öfke-kızgınlık-can sıkıntısı arasından bir şeyler hissederim. Mısırda köle olsam sanırım öfkeden aşağı düşmezdim. Evrak bürosunda memur olsam da can sıkıntısından yukarı çıkmazdım.
Can sıkıntın kronik bir hal almadıysa ve arada sırada duruma bağlı olarak ortaya çıkıyorsa aslında gayet iyi yoldasın. Hayat bu, herkese olur. Bu duygu ortaya çıktığında ilk adım olarak sebebini anlamaya çalışmak gerekir. Eğer sebep istemediğim bir işi yapmak zorunda olmam ise aşağıdakiler bana hep yardımcı olmuştur:
- Ne yapmam gerekiyor ?
- Bu işin mutlaka yapılması gerekiyor mu?
- Şu anda yapılması gerekiyor mu?
- Benim mi yapmam gerekiyor?
- Ne seviyede yapmam gerekiyor?
Öncelikle yukarıdaki soruları sırayla sorarken (bu arada sormak derken, hızlıca akıldan geçirmeyi kast ediyorum). Yoksa divane gibi kendi kendine sesli sorular sormak falan değil) herhangi birine hayır cevabı verirsen, yırttın. O işi yapmak zorunda değilsin, sıkıntına elveda.
1: Yapman gerektiğini sandığın iş her zaman yapılması gereken iş olmayabilir. Bu noktada, hele bir de işe canın sıkıldıysa, mutlaka işi verene bir daha sormakta, emin olmakta fayda var.
2: Her işin yapılması gerekmez. Bu gerekliliği sen kendin mi yarattın yoksa gerçekten mi gerekli mi? Örneğin ev hanımları ev temizliği konusunda bir süre sonra saplantılı hale gelmeye yatkındır. Ev her gün temizlenmeli, silinmeli, süpürülmeli, toz alınmalı vb.. Bu meli malı ekiyle gelen zorlanmayı aslında kadın kendisi yaratır. İş üzerine iş üretir ve bir süre sonra kendi ürettiği işleri sanki zorlayan birisi varmış gibi, istemediğinde bile yapar.
3: Bazı işlerin, özellikle can sıkıcı olanlarının, o anda yapılması gerekmez. Acil değildir, 3 gün sonra da yapsan bir şey fark etmez. Bu işleri göz kırpmadan ertele (ertelemen o kadar da kötü bir şey değildir, miskinlik hiç değildir). Hatta benim çok hoşuma giden bir fıkra da var ertelemenin erdemi üzerine: Bir adam idam cezası almış, son isteğin nedir dediklerinde de bana 1 yıl süre verin padişahın atına Arapça öğretmek istiyorum demiş. Padişah da bu garip son arzuyu duyunca, tamam demiş sana bir süre mühlet. Öğretemezsen kelleni vurdururum. Adam her gün eline bir Arapça kitabı alıp atın yanına gidiyormuş, bir gün vezir dayanamayıp sormuş ‘Bre adam, at hiç Arapça öğrenir mi? Neden kaçınılmazı geciktiriyorsun?’ adam da vezire dönüp şöyle demiş: ‘Ben yaşlı adamım, bir yıla kadar belki ecelimle ölürüm. Belki de at ölür, olur ya belki padişah ölür de beni affederler. Ha bakarsın mucize olur, at da Arapça öğrenebilir’
4: Her işi senin yapman gerekmez. Başkalarının yapabileceği işleri onlara vermen, hem senin hem de onun açısından faydalıysa (sana çok sıkıcı gelen bir iş uygun kişinin çok hoşuna gidebilir) canını sıkacağına bırak iki taraf da kazansın.
5: Belki canını sıkan şey işin kendisi değil de işi yapmayı planladığın tarz olabilir. Öğretmenin istediği kompozisyonu yarım sayfada yazıp da bitirebilirsin, 5 sayfa yazıp 3 tane de resim koymaya da kalkabilirsin. Eğer özel bir sebebi yoksa iş yaparken azı karar çoğu zarar felsefesi çoğunlukla en iyisidir. Hayatını değiştirebilecek sunumu hazırlarken harcayacağın çabayla, her hafta sunduğun bütçe raporuna harcayacağın çaba aynı olmamalıdır. Peşinde koştuğun asıl hedef mükemmeliyet değil işe yararlık olursa, her işi daha az çabayla halledebilirsin. Hatta bilakis, can sıkıcı rutin işleri nasıl daha kısa sürede ve az çabayla yaparım diye kendine sormak uzun vadede hayatı kolaylaştırır.
Eğer can sıkıntısı ve hatta öfke işinin ve hayatının bir parçası olduysa ve bunun asıl sebebinin sürekli istemediğin işleri yapmak olduğunun farkına vardıysan; o zaman üzgünüm ki yukarıdaki öneriler ateşini biraz düşürür ama hastalığını tedavi etmez.
Daha fazlası gerekir.
Sonraki yazıda bunun üzerine konuşacağız, ama hep söylediğimden çok da farklı bir şey söylemeyeceğim aslında.

