
Geçtiğimiz cumartesi günü iki haftalık hızlandırılmış bir dil programına katılmak için Münih’e geldim. Kurstan artan zamanımı daha çok gezmeye ayırıyorum ama yine de BeyazTavsan için de mutlaka vakit var. Dün akşam kaldığım otelde Guy Kawasaki‘nin Art of the Start kitabını okurken, 6. sayfadaki boşluk doldurma sorusu üzerine bu yazıyı yazmaya koyuldum.
Sorunun bana uyarlanmış şekli şöyle:
Eğer BeyazTavsan.com var olmasaydı, dünya daha kötü bir yer olurdu çünkü _______.
Herhangi bir kitapçıya git, en az dört raf kişisel gelişim edebiyatıyla dolu. Kuantum saçmalıklarından NLP’nin bulanık sularına… Çekim Yasasından Evrensel Kudrete… Mümin Sekman’dan Doğan Cüceloğlu’na…5 Dakikada İkna Yönteminden Dost Kazanma Sanatına kadar her türlü şey yan yana bu kişisel gelişim mezarlığında duruyor. Bu aralar yanlarına bir de Nasıl Girişimci Olunur ve 32 tekmili birden kitapları da eklenmeye başladı. Kapitalist ekonominin, iyi satan bir şeyi kopyalayıp çoğaltma hızına hep hayran kalmışımdır. (Özgelişim terimini kullanmamın diğer bir amacı da bu bataklığa hiç saplanmamaktı.)
Bundan daha öncesinde ilgi alanımın büyük bölümünü (bilgisayardan sonra) psikoloji oluşturuyordu. İnsan aklına büyük merakım vardı ve öğrenmek istiyordum. Sonuçta ise neredeyse bunalıma girmek üzereyken bu sevdadan vazgeçtim. Nevrozları, psikozları, şizofreniyi, türlü türlü ruh hastalıklarını, davranış bozukluklarını okuyunca insan da bir süre sonra hafiften kafayı yemeye başlıyor. Evet biliyorum, psikoloji sadece hastalıklarla ilgili değil. Ama nedense her yazar, kitabın bir yerinde bu konuya dalıyor ve uzun uzun anlatmaya başlıyor. Neredeyse hastalıkları anlatmak zevk veriyor diyeceğim.
Arkadaşımın birisine ‘ben psikoloji kitapları okumayı seviyorum’ derken çekinmiyordum. Bu konuya ilgi duyan birkaç arkadaşım bile vardı. Hatta eminim şimdi herkesin evinde, kitaplığında, birkaç tane psikoloji kitabı vardır. Psikolojiyle ilgilenmek garipsenecek, ayıplanacak veya yadırganacak bir durum değil; hatta oldukça entelektüel bir uğraş bile sayılır.
Fakat özgelişim öyle değil. Çünkü psikoloji/psikiyatri kitaplarının yazarları konuyla ilgili en az bir 4 yıl eğitim almış oluyor. Bu sayede okur da en azından bilimsel ve saygın bir şey okuyorum diyebiliyor. Sadece öğrendikleri şeyleri evirip çevirip yazsalar bile yine de okunacak mantıklı şeyler çıkıyor. “Kişisel Gelişimci” veya “Yaşam Koçu”, “NLP Uzmanı”, “Meditasyon Ustası”, “Kuantum Teknisyeni” (bunu ben attım, ama bahse varım çok yakında çıkar) olmak için ise hiçbir şart aranmıyor. Tek gereken reklam. Pop starlık gibi. İyi reklam = iyi uzman. Televizyon kanallarına sesleniyorum, kişisel gelişim star yarışması açın. Türkiye’nin ve dünyanın her yanından gelen on kişi bir ay boyunca birisini geliştirsin, biz de SMS atıp oy verelim.
İşte tam bu yüzden aklı başında insanlar bu konulara pek girmek istemiyor. Şarlatanların ve hokkabazların cirit attığı bir yerde bulunmak ve onlarla bir anılmak, akıllı birisinin isteyeceği bir şey değil. Bu yüzden ben de uzun süre kişisel gelişim etiketli kitapları gizli gizli okudum. Sanki her an birisi arkamdan gelip ne okuduğumu görecek ve ‘abi neler okuyorsun saçma sapan öyle’ diyecek gibi geliyordu.
Açıkçası ilk okumaya başladığımda ben de öyle düşünüyordum. Kim olduğu meçhul adamın biri yazmış, hadi bakalım hayırlısı diye. Fakat içlerinde gerçekten iyiler de çıktı. Bazı kitaplardaki sadece tek bir cümle bile bazen yeni bir düşünce oluşturmama yetti. İşin en ilginç kısmı ise, insanların hayat ve varoluş üzerine türettikleri o türlü teorileri okumak oldu. Sonuç ise benim üzerimde gerçekten etkili oldu, en azından kendimi harekete geçirebildim. Fakat etrafıma baktığımda, aklı başında ve bilinçli insanların hala özgelişime kuşkuyla baktıklarını görüyordum. Bir iki eğitime katılmak, şöyle ucundan meditasyon yapmak, popüler kitapları alıp okumak konularında pek sıkıntı yok, ama ciddi olarak kendini geliştirmekle, hayatı ve kendini sorgulamakla uğraşan pek tanıdığım yok.
Fakat bu gerçek. Her insanın olağanüstü bir potansiyeli var fakat günümüzün sistemi bunun ortaya çıkmasını çeşitli şekillerde engelliyor. Üstüne üstlük, bu potansiyeli ortaya çıkartmaya çalışmayı bile gülünç ve utanılası bir hale getiriyor.
Bu sitenin özü de bunu kırmak.
Önce etrafıma baktım ve rüyalarımdaki otomobili bulamayınca kendim yapmaya karar verdim. - Ferdinand Porsche
En baştaki soruda, boşluğun dolmuş hali şöyle:
Eğer BeyazTavsan.com var olmasaydı, dünya daha kötü bir yer olurdu çünkü akıllı insanlar özgelişime inanmazdı.
Çok iddialı olduğunu biliyorum. Ama bunun daha azına razı olmaya niyetim yok.
Bir üstteki cümlenin de çok iddialı olduğun fakındayım ama… neyse ![]()
Konu ile ilgili diğer yazılar
Benzer yazı yok  -  

8 yorum ↓
1 Nurdan Özgören // Tem 30, 2008 at 21:34
Sevgili Çağdaş, bu kadar samimi ve dolaysız şekilde içini açman gerçekten çok hoş ve riskli
burada olduğumuza göre sanırım bu alanla ilgili ucundan köşesinden bir merak hali içindeyiz…benim mesleğim yukarıda geçiyor… lakin yazılarını keyifle okuyorum,’ben oldum bittim tamamım’ anlayışı bana ne kadar uzaksa; yaratıcı şekilde betimlemeye çalıştığın alanın kimi insanlarca pazar malı haline getirilmesine tepki duyup gerçekten değerli olanı görmemek duymamak bilmemek de aynı uzak mesafede…yazma dürtünün hiç bitmemesi dileğimle 
2 orpen // Tem 30, 2008 at 21:51
Kilit cümle şu.
günümüzün sistemi bunun ortaya çıkmasını çeşitli şekillerde engelliyor. Üstüne üstlük, bu potansiyeli ortaya çıkartmaya çalışmayı bile gülünç ve utanılası bir hale getiriyor.
Gerçekten de kendini geliştirmek isteyenlerin üzerinde moda deyimle mahalle baskısı var.Ama tarihin her döneminde de bu böyle olmuş.Ustalık bunları aşmak.
3 Cagdas // Tem 31, 2008 at 13:41
@Nurdan Özgören: Yazının dili biraz keskin, tabiki bütün ‘kişisel gelişim’ şemsiyesi altındakiler insanları kandırıyor demiyorum, bunu söylemek işini gerçekten iyi yapan insanlara, iyi yazarlara haksızlık olurdu.
@Orpen: Evet ve evet. Bu arada, mahalle baskısı terimi yazarken aklıma gelse mutlaka kullanırdım.
4 Nurdan Özgören // Tem 31, 2008 at 18:08
valla ben kişisel gelişimci değilim
psikolojik danışmanım…yazında bir saldırı- savunma hali de algılamadım…kişisel gelişim çok revaçta olmakla birlikte malesef çoğunlukla içi boşaltılan bir alan….burada gerçekten anlamlı paylaşımlar gördüğüm için burdayım ve takip etmeyi planlıyorum.
5 emre erdem // Ağu 1, 2008 at 12:39
boşluğun “akıllı insanlar özgelişime inanmazdı” cümlesiyle dolmuş halini çok anlamlandıramadım açıkçası… Çünkü bu siteye katılmış ve katılacak okurların zaten akıllı ve özgelişime inandıklarını ve ilgilendiklerini varsayıyorum. İlgili olmayanlar aramaz, akıllı olmayanlar bulamaz. Bu cümle, bu siteden ilk aldığım mesajlar arasında aklımda kaldı… İyi haftasonları, sevgiler…
6 ZehirliÖrümcek // Ağu 4, 2008 at 12:15
Çağdaş, herzaman kaliteli şeyler yazıyorsun. Bazen ağır geliyor bana :))
Hedefe gitmek için inanıyorum ben de! Hani “iddalı olmuş” dedin ya boşluk için, bence iddalı omak lazım. İddam var bu dünyada, iddalıyım işte
7 derhunter // Ağu 12, 2008 at 16:34
kişisel gelişimi sağlamak sadece kitap okumakla olmuyor arkadaşlar.tabiki kitaplar yardımcı oluyor.gerçek şu ki gelişim herşeyin üzerine kararlılıkla giderek yanlışlar, hatalar yaparak herşeyi birebir yaşayarak gerçekleşir.oku oku nereye kadar.ömür biter okumakla nezaman yaşıyacaksın?
8 hülya // Ağu 17, 2008 at 13:03
Sizinle bu konuda pekçok benzer düşüncemiz var.
Hem kendi sayfamda hemde sizin yazılarınıza yaptığım yorumlarda bahsediyorum.
İddialı olmak ile iddialı görünmek arasında çok ince bir çizgi var diye düşünüyorum.
Ünlü transatlantik Titanik’in batığını bulan
Dr. Robert Ballard, henüz bu batığı bulmamışken röportajlarında,
‘en büyük keşfiniz nedir?’
diye soranlara;
‘henüz gerçekleştirmedim!’
diyormuş …