Küçükken televizyonda gördüğüm, daha sonra da tekrar tekrar karşılaştığım birisiyle tanışmanı istiyorum. Adını bilmiyorum, ama her sene özellikle enflasyon rakamları veya asgari ücret açıklandıktan sonra karşılaşırız. 50-60 yaş civarı bir teyze yada amca, elinde bir poşetle pazardadır. Genç bir muhabir yanına gelir ve
- Hanfendi kolay gelsin, nasıl gidiyor alışveriş ?
- Nasıl gitsin, hayat pahalı.
Daha sonra muhabirimiz bir dükkana girer
- Hayırlı işler, satışlar nasıl gidiyor
- İşler kesat, daha siftah yapmadık
Muhabir bir sonraki amca-teyzeye doğru yola çıkarken de araya yarı komik yarı acayip bir müzik ve çarşı-pazar görüntüleri girer.
Her gün binlerce sebep var yakınmak için. En basitinden pahalılık, trafik, politika, bozuk yollar, kesilen elektrik, hastalık, iş, diğer insanlar, kendimizden… örnekler sınırsız.
Neden yakınıyoruz ?
Yakınmak en temel anlamda bir mesajdır. Karşıdaki insana gizli olarak şu mesajları verir:
- Kötü bir durum içindeyim.
- Bu durumda olmam benim suçum değil, sadece şanssızım.
- Bu durumdan kurtulmak için yapabileceğim bir şey yok.
- Bu durumdan beni sen de kurtaramazsın.
- Bu sebeplerden dolayı bana yakınlık göster ve yardım et.
Bu aranan yakınlık, sırtı sıvazlayacak el geldiğinde ise bu davranışımızı güçlendiren genelde bilinçaltında bir mekanizma çalışır:
- Gerçekten kötü bir durum içindeymişim.
- Yakınmam sayesinde diğer insanlar benim bu durumumu görüyor.
- Bu sayede yakınlık görüyorum ve yardım alıyorum.
- Yakınmak benim için faydalı bir şey.
Ve insanın doğası gereği, işe yaran bir şeyi tekrarlarız. Ve bir süre tekrarladığımız şey alışkanlık halini alır. Bir kez yakınma alışkanlığı edinince de bırakmak sigarayı bırakmak kadar zorlayabilir.
Temel ahlak ölçütleri
Afrika’da hala medeniyet girmeyen bir kabilede, erkekler ava çıkıyor ve herkes az veya çok bir avla eve geri dönüyor. Eğer bir avcı kendisini ve ailesini doyuracak kadar avlanabildiyse sorun yok. Ama eğer avlanamadıysa o zaman diğer avcılar durumu tartıyor: Eğer yapabileceği halde uğraşmadığı için avlanamadıysa o zaman kimse yardım etmiyor. Fakat gerçekten elinde olmayan bir sebep varsa, hastalık, hava şartları gibi, o zaman kendisine ihtiyacı olan yiyecek veriliyor. (Bu çalışmanın anlatıldığı kitabı aradım ama bulamadım)
Çalışmayı yapanlar şu anafikri çıkartıyorlar: Eğer bir insan elinde olmayan ve değiştiremeyeceği bir olay yüzünden zarar görürse (örnek de aç kalmak), diğer insanlar ona yardım edecektir. Aynı deprem, sel gibi felaketlerde insanların akın akın yardım etmek için koştuğu, bağış yaptığı gibi. Yakınmayla ne ilgisi var derseniz, şöyle kurnazca bir ilgisi var:
- Yakınma, bu içgüdüsel yardım duygusunu sömürmenin dahice bir yoludur.
- Yakınma, insanları sömürme ve kullanma isteğidir.
- Bunun bilinçsiz yapılması bu gerçeği değiştirmez.
Dikkat et, yakınan insanlar hep böyle genel olaylardan yakınır: pahalılık, trafik, kötü yönetim, kirli siyaset, haksızlık, adaletsizlik, eşitsizlik, vs..vs.. Yani muallak, kendilerinin değiştiremeyeceği, engelleyemeyeceği, onlara zarar veren şeyler.
Hayat dilencisi
Yakınan insan, yakındığı olay için çözüm aramıyordur. Sadece bu değiştiremeyeceği olayı bahane ederek hak etmediği ve karşılıksız bir yardım istiyordur. Sakın bu insanlara çözüm önerisiyle gitmeye kalkma, ters teper. Aradıkları şey çözüm değil karşılıksız bir yardım, şefkat ve yakınlıktır, aynı dilencilerin istedikleri gibi.
Dünyada çeşit çeşit insan ve çeşit çeşit karakter var. Yakınarak hayatını sürdürmek de bir tercihtir. Fakat önünde yapabileceğin birçok tercih varken, emin ol yakınan birisi olmak yapabileceğin en kötü tercihlerden birisi. Neden kendi sorunlarını çözen, korkuların ve zorlukların üzerine giden ve onları aşan birisi olmak varken, başkalarına tamah eden ve onların duygularını sömüren biri olasın ki? Neden kendine güvenen, onurlu birisi olmak varken dilenciliği seçesin? Aynı şekilde, eğer etrafında yakınmayı hayat şekli haline getirmiş insanlar varsa, bil ki onlara her yardım etmek, evine giren hırsıza para vermekten çok farklı değil. Ben etrafında bir sürü hırsızla yaşayıp da mutlu olan kimseyi tanımıyorum. Hatta hırsızlar bile hırsızlarla beraber olmak istemez, çünkü çalacakları birilerine ihtiyaç duyarlar.
Bu yazının tarzı biraz ağır gelmiş olabilir ama bazı gerçekleri başka türlü anlatmanın yolu yok, böylesi daha etkili oluyor :)Bir sonraki yazılarda tekrar yakınma üzerine yazacağım, özellikle de yakınmadan ve yakınanlardan nasıl vazgeçilir üzerine. Eğer okumadıysan başarıya dört hafta makalesinde de yakınma üzerine kısa bir paragraf var, okuyabilirsin.
______________
Güncelleme (22 Nisan 2008) Bu yazıya bir devam yazısı yazdım : http://beyaztavsan.com/yakinmadan-yasamaya-baslamak/
Konu ile ilgili diğer yazılar
Yakınmadan Yaşamaya Başlamak

6 yorum ↓
1 Erkin Besir // Mar 28, 2008 at 07:03
Devamını biraz çabuk rica edebilir miyiz acaba ?
2 Yorucu // Mar 28, 2008 at 21:02
Yazıdaki düşüncelere katılıyorum.
İnsanın yaşamını yönlendiren daima kendi kararları bence. “Yöneticim yüzünden böyleyim”, “eşim beni aldatıyor”, “oyuncak çok kalitesizmiş hemen kırıldı”. Birşeyden yakınmadan önce biraz düşünmeli insan. Birinin onun yaşamını etkiledğini ya da yönlendirdiğini düşündüğü zaman önce kendi kararlarına bir bakmalı. Birazcık geçmişini, yaptıklarını, verdiği önceki kararları sorgulamalı. Bunu yapmak gerçekten çok zor. Çünkü cevaplar neredeyse her zaman insanın kendisine çıkıyor. Yazık ki günümüz insanının en korktuğu veya ,bilemiyorum, kendine en yedirmediği şey hatanın kendisinde olması. Her zaman kendisinin haklı olduğunu düşünen haksızken daha da haklı hale gelen (kendini o hale getiren) insanlar…
Yaşam mücadelesi - Günümüz insanları için para kazanmak anlamına geliyor.
En kritik kararların verildiği konulardan biri. Belki en yanlış, en ahlak dışı kararların verildiği konu. İnsan, kendi varlığını - malını - korumak için yaptığı herşeyi legal sayıyor. Dahası buna kendini de inandırıyor. Buna inanan insanlar ve koskoca bir sistem yaratıyor. Bu durumda bizim tepkimiz de tam bu yolda: “Tabi canım, bana da o kadar para verseler ben de gider o adamla birlikte çalışırım. Adamı da idare ederiz bi şekilde.” Eder miyiz? Etmeli miyiz? Çürüyor muyuz, gün geçtikçe? İçimiz giderek boşalıyor mu? Toparlayalım biraz kendimizi de saçmalamayalım artık. Yarın sabah erkenden kalktıktan sonra bir durum karşısında düşünerek karar verelim. Mantıklı olanı arayalım.
Hatamızı kabul edelim lütfen…
3 Yorucu // Mar 28, 2008 at 23:43
Bir ekleme;
Orhan Hançerlioğlu’nun az bilinen bir kitabını okumanızı öneririm: ALİ (Sanırım Remzi Kitabevi yayınlamıştı…)
“Yakınmak” konusunda çok şey göreceksiniz bu eşsiz eserde…
4 Çağdaş // Mar 30, 2008 at 11:45
Merhaba Yorucu,
Kitapla ilgili bir yazı yollamak istersen konuk yazar olarak davet etmekten memnuniyet duyarım
5 hülya konar // Nis 3, 2008 at 12:41
kesinlikle yazdiklariniza katiliyorum ama bunun kişisel değil toplumsal bir sorun olduğunu düşünüyorum. mesala biri bana “nasılsın hülya” diye sorduğunda “bomba gibiyim ” şeklinde cevap verdiğimde, tepki “hayırdır ne iş ” gibi bakışlar yada yorumlarla karşılaşıyorum. niye biliyormusunuz çünkü bana bu soruyu soran kişi / zaten genelde lafolsun diye sorulur:) /
benden negatif bir cevap beklediği için , ben pozitif cevap verince afallıyor ve benim iyi olmama sevinmek yerine altında başka birşey arıyor. tabi bu çok genelleme yapılmış bir örnektir, istisnai durumlar ve kişiler elbette vardır… ayrıca “param yok” “çok borcum var” “gelen maaş şurayı anca kapatıyor” şeklinde konuşan insanlara ltfn bir bakın, inanın her ay aynı şeyleri söylediklerini farkedersiniz. hatta bunun parayla pulla çoğu zaman alakasının olmadığını da görürsünüz. ağız alışkanlığı …
6 ersin // Nis 18, 2008 at 19:18
Bence bu olay el altından destekleniyor! Yoksa neden bu kadar çok insan hatta hülya konarın yazdığı gibi toplum böyle birşey yapsın ki ? Yakınan insanlar, şirketlerde yakınan çalışanlar, okulda yakınan öğrenciler…
Var bu işte bir iş ama şunu çözemiyorum >>> insanların yakınmasının kime ne faysaı olabilir ? Niye böyle bişey desteklensin hatta haberlerde yayınlansın bu yaşlı teyzeler ?
Yorum yazın