İkili ilişkiler, arkadaşlık ve dostluk hakkındaki bu yazı dizisinin iletişim konulu ilk bölümüyle merhaba.
Görmem-Duymam-Konuşmam
Çok açık görmeye başladığım ve beni giderek rahatsız eden bir konu var: İnsanlar birbirleriyle gerçek anlamda konuşmuyorlar. Bugün işe gittiğinizde biraz dikkat edin, iş arkadaşlarınızda özellikle molalarda veya yemekte neler konuşuyorsunuz? Veya hafta sonu arkadaşlarınızla, ailenizle bir aradayken konular ne oluyor? Benim duyduklarım %90 şunlar:
- Dün oynanan derby/kupa/şampiyonlar ligi maçı, kazanan takım taraftarının kaybedeni kızdırması, ünlü bir oyuncunun attığı veya atamadığı bir gol
- İşe yeni giren/ayrılan/terfi eden birisi
- Dünkü bir yarışma programı, kazanan yarışmacının ne yaptığı veya kaybedenin ne yapması gerektiği, aslında ne kadar saçma bir program olduğu
- Dolar/avro/borsanın yükselmesi/düşmesi
- X markasından çıkan son Y model araba
- Trafiğin durumu, dikkatsiz sürücüler, yolda gelirken görülmüş bir kaza
- Havanın sıcaklığı, yağmurun yağması/yağmaması, karın erimesi, baharın/kışın/yazın gelmesi
- Grip/nezle vb. salgınları, suların kesilmesi, elektriğin dalgalanması
- Komik bir fıkra, komik olmayan bir fıkra
- Bütün manşetlerdeki herhangi bir güncel konu, terör, Orta Doğu, Amerika, yanan evden çıkmaya çalışan yaşlı kadın, sele kapılan küçük çocuk, meşhur oyuncunun son filmi veya dizisi, hükümetten birisinin son söyledikleri, Rio karnavalı, gözünden süt çıkartan adam
Bütün bunların ortak yanı nedir? Lütfen birkaç saniye düşün.
- Çoğu gereksiz
- Zaman kaybı
- Sosyalleşme çabaları
- Yakınma veya rahatlama
- Laf olsun torba dolsun
Bence doğru olan bütün bu yorumlar kişiden kişiye değişir tabi ki, ama kişiden kişiye değişmeyecek çok önemli bir ortak özelliği var bütün bu konuların.
Hiç birisi konuşanın kendi fikri değil.
Hiç birisi karşıdaki insana özgün bir değer katmayacak.
İnsanların büyük bir kısmı sanki kayıt cihazı gibi. Bir şekilde bir yerden kaptıkları düşünceleri evirip çevirip karşısındakine sunuyor. Sanki konuşmasını kiraya vermiş, aslında tam olarak kira değil çünkü kira olsa en azından kendisine bir getirisi olması lazım, daha çok hibe etmiş gibi. Kendisini düşünmemeye öyle kaptırmış ki, söylediklerinin başkalarının düşünceleri olması herhangi bir sorun yaratmıyor. İşin kötüsü, sorun yaratma veya yaratmama sınırı çoktan aşılmış, artık farkında olmama durumu ortaya çıkmış.
Ey ahali! İşte Beyaz tavşan’dan günün zaman kazandıran önerisi : “Bir kahve parasına 1-2 gazete alırsan, gün içinde zaman harcayıp da dinleyeceklerinin hepsini 5 dakikada toplu biçimde okuyabilirsin”. Üstelik kişisel katıldığı sanılan yorumlarla beraber. Konuşulanların çoğunun, hatta nezakete gerek yok, nerdeyse tümünün hiçbir değeri yok. Ya birebir anlamıyla havadan-sudan konular ya da dayatılmış düşüncelerin tekrarı. Üstelik o kadar çaresiziz ki bunlardan haberimiz bile yok.
Bir dakika, gerçekten yok mu?
Sahne : Birkaç tanıdık kişi bir sebeple bir araya gelir, işyerinde kahve molası, hafta sonu misafirlik, akşam yemeği, düğün,…sonra bir şekilde konuşma başlar. Konu da diyelim ki yukarıda yazdıklarımdan bir tanesi. Öncelikle birisi konuyu açar, ‘Dün haberlerde gördünüz mü, … ormanı cayır cayır yanıyormuş’, sonra birisi ‘aaa evet, 1000 hektar yanmış şimdiye kadar’, ‘Abi yıllardır devam ediyor, bir çare bulunmadı, kesin ev yapacaklardır’, ve saire, ve saire…konuşma devam eder ve sonra bir şey olur…
İnsanlar sıkılır.
Önce birisi havaya bakar, sonra bir diğeri televizyona diker gözlerini, eldeki kalem, bardak, defter karıştırılmaya başlanır, yenecek bir şeyler varsa onlar didiklenir. Sonra ya insanlar birer ikişer dağılır ya da konu değişir. ‘Nasıl goldü be’
Can Sıkıntısı
Can sıkıntısı nedir diye Google’da arama yaptığımda, birçok değişik yorum çıktı. Burada bahsettiğim, üzüntü ve gerginlikle alakalı olan sıkıntı veya çekingenlik anlamında sıkılganlık değil, sıkılmak.
Sıkılmak, yani yapılan işe devam etme isteğinin kalmaması, zevk alamamak veya herhangi bir şey yapma isteğinin olmaması. Birçok yönü var olayın, ama burada sadece iletişimle ilgili olan kısmından bahsetmek istiyorum.
Canım sıkıldığı zaman bilinçaltım bana bir mesaj veriyor demektir: Burada alabileceğim hiçbir değer yok veya burada katkı sağlayabileceğim, faydalı olabileceğim hiçbir şey yok. Git vaktini daha iyi bir şeyler için kullan!
Hiç bir yeniliği olmayan ve senin kafandan gelmeyen fikirleri laf olsun diye karşındaki insana aktarmanın veya aynı fikirleri birilerinin sana anlatmasının ne sana ne de karşıdakine bir fayda sağlamadığı açık. Bunu eğer o esnada anlamadıysan, can sıkıntısı gibi bir mekanizma da emrine amade.
O halde asıl sorun ne ?
Taklitçilik ve Yapmacıklık
Sonuçta hepimiz insanız ve içimizde bastıramadığımız bir sosyalleşme güdüsü var. Git diğer insanlarla beraber ol, konuş diye bağırıyor. Diğer yandan her iletişimde korkular ayaklarımıza dolanıyor. Peki, korkulara rağmen bu güdüyü nasıl tatmin ediyoruz?
Televizyonda duyduğunu tekrarla, arkadaşından duyduğunu tekrarla, okuduğunu tekrarla, dün söylediğini tekrarla, gördüğünü tekrarla..ve karşındakilerle beraber sıkıldıkça sıkıl
Önceden yapılmış olanı tekrar, yani taklit, her insanın kolayca kaçabileceği güvenli bir liman gibidir. Öncelikle ilk söyleyen sen olmazsın, denenmiştir. Yanlış yapma veya komik duruma düşme korkusu olmaz çünkü zaten herkes bilmektedir. Yeninin riski yoktur, kendini açığa vurma tehlikesi yoktur.
Ve herhangi bir değeri de yoktur. Taklit değersiz ve sıkıcıdır.
İçi Dopdolu İletişim
İnsanı sıkmayan bir iletişim için altın kural sahiciliktir. Karşılıklı konuşma olsun, yaptığın bir sunum olsun, sevgilinle baş başa kaldığında konuştukların olsun kendini saklamaya çalışma.
Seni taklide ve yapmacıklığa sürükleyen birkaç sebep olabilir. Bunların başında korku gelir. Söylediklerinde daha içten oldukça, kendini de o kadar fazla açığa vuracaksın. Her söylediğin sözde kendinden de bir parçayı karşıya sunacaksın. Belki o yıllardır sakladığın benliğin ortaya çıkacak, belki utanacaksın, belki garip karşılanacaksın ya da insanlar sana gülecek. Zamanla ilişkilerini gözden geçirip sana ilham verenlere ister istemez ağırlık vereceksin ve etrafında sana benzeyen insanların sayısı artacak. Bu dünyadaki yalnızlığın, sahip olacağın bu hakiki ilişkilerle azalacak.
Hata yapmak, utanmak, üzülmek insanlara ait duygulardır, cesaret ister. Ve hepsi de fare gibi korkuyla köşede saklanmaktan iyidir.
3…2…1…Motor !
İnsanlarla iletişiminde açık ve dürüst olmak, öz gelişim yolunda da atman gereken en önemli adımlardan bir tanesi. Yani açıkçası, kendini doğru ve dürüst ifade edemeyen birisinin çok fazla bir gelişim de gösteremeyeceğini düşünüyorum. O halde işe koyulma zamanı. Bu geçişi yaparken şu adımları izleyebilirsin:
1) Gözle
Bir hafta boyunca, şu anda yaptığın hiçbir şeyi değiştirmeden kendini gözlemle. Özellikle tanıdıklarınla, arkadaşlarınla, hayat arkadaşınla, sevgilinle neler konuşuyorsun? Konuştuklarının ne kadarı taklit, ne kadarı gerçekten kendi düşüncelerin ve yorumların? Ne kadar yapmacıksın, ne kadar sahicisin? Kendine özellikle kızdığın zamanlar (örneğin yalan söylemek zorunda kaldığın) olduğunda kısaca bir yere not edersen ileride dönüp bakması kolay olur. Hafta bittiğinde, kendine 10 üzerinden bir puan ver. Eğer kendine 9-10 puan verdiysen ya gerçekten oldukça bilinçli ve cesur birisin ki bu yazı senin için burada bitiyor, ya da burada bile kendine gerçeği itiraf edemiyorsun ki okumadıysan bu yazıyı okuman faydalı olabilir.
2) Hedefle
Geçen hafta neler yapsaydın 9-10 puan alabilirdin? Kafanda geçen haftanın muhasebesini yap, özellikle not aldığın durumlarda nasıl olsaydı kendinle gurur duyardın ? Kafanın içerisinde o konuşmaya/toplantıya geri dön ve en iyi durumu, en iyi konuşmanı kafanda kurgula. Aynı olayları tekrar tekrar 2-3 gün boyunca düşün, hep daha iyi nasıl olabilirdi, nasıl daha açık ve sahici olabilirdin, kendinle nasıl gurur duyabilirdin ?
3) Dene
4 hafta boyunca küçük ve önemsizlerde başlayarak, taklit ve gereksiz iletişimleri hayatından çıkartmaya başla. Komik olmayan fıkralar anlatma, havadan sudan bahsetme. Bu esnada insan ilişkilerinde, hedeflediğin seviyedeki gibi olduğunu farz et ve o şekilde davran. Yine sana en kolay görünen durumlardan başlayabilirsin.
Yan etki olarak, bazı arkadaşların senin uzaylılar tarafından kaçırılıp yerine klonunun koyulduğunu falan düşünebilir. Sen onlara bakma
4) Değerlendir
Süre bittiğinde, ilk maddeye göre kendini değerlendir. Son dört haftayı düşün. Büyük ihtimalle yine 9-10 olarak görmeyeceksin kendini, ama şöyle bir şey olacak: Ta en baştaki halini düşündüğünde, tekrar puan verecek olursan, eskisine göre çok daha düşük bir seviyede olduğunu göreceksin. Öz gelişimin de güzelliği burada zaten, şu anda bakıp da en üst olarak gördüğün seviyeye ulaştığında, tepenin ardında daha büyük bir tepe olduğunu görüp oraya ulaşmak için daha da şevkle çalışmak.
Ve dört hafta bittiğinde sonuçları değerlendir. Hayatına nasıl devam etmek istiyorsun?
Yazı sonu notu: Üye değilsen veya daha önce hiç yorum yapmadıysan şimdi tam sırası. Ne de olsa konu iletişim ve bu makale şimdiye kadar yazdıklarımın yoruma ve tecrübe paylaşımına en açık olanı.
Konu ile ilgili diğer yazılar
İçi Dopdolu İlişkiler (Bölüm 2)

3 yorum ↓
1 Ferdi // Mar 9, 2008 at 23:34
Çağdaş Bey,
İnsanların iletişimde yaşadığı sıkıntıları yada artık hepimizin alıştığı standart sohbetleri güzel yakalamışsınız. İletişimimizin bu kadar standart hale gelmesinin nedeni okumaya, araştırmaya ve yeni bilgiler öğrenmeye karşı olan fobimize bağlıyorum. En basitinden bir örnek verecek olursam çoğu insana açıp o günün gazetesini okumak yerine ayaklarını uzatıp bilmem hangi ligin futbol karşılaşmasını seyretmek veya senaryoları insanların duygularını sömürmek üzerine yazılmış bir birinden farkı olmayan tv dizilerini seyretmek daha kolay geliyor. Birde bunlar alışkanlık haline gelince tabiatıyla ertesi gün işte,evde, okulda vb. ortamlarda konuşulan sohbetler bu eksende dönüyor. Başka ne olabilir ki zaten, insan beyninde olan bilgilerin elverdiği kadar diğer insanlarla iletişime geçebilir. Tabi arada bir başkalarından duyulan yada gazetenin manşetinde okuduğumuz ilginç konuları kendimizden bir şey katmadan olduğu gibi araya sokmayı unutmuyoruz. Mesela biri; bu senede havalar çok sıcak olacakmış dediğinde futbolkolik arkadaş hemen fikrini beyan ediyor. Evet evet havaların böyle sıcak gitmesi kutuplardaki buzulları da eritiyormuş su seviyeleri yükselecekmiş. Zavallı kutup ayıları yuvazsız kalacaklarmış….Hepimizin sıkca duyduğu, alıştığımız klasik bir diyalog değil mi? Oysa artık günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay… Yeter ki insan öğrenmeye açık olsun. Kendini geliştirmeye istekli olsun. İşte o zaman farkı yaratabiliriz daha kaliteli iletişim kurabiliriz. Ağızdan ağıza dolaşan klasik söylemleri bir kenara koyar, aslında kutuplarda ki buzların erimesinin nedeninin doğrudan doğruya güneş olmadığını biliriz. Çünkü buzullar güneş ışınlarının %90’nına yakınını atmosfere geri yansıtır. Onları eriten şey normalden fazla ısınan deniz suyudur. Google’den bu bilgiye ulaşmak en fazla 3 dk.
Aslında bilgi olayı çözülebilir ve kişi papan insan olmaktan kendini kurtarabilir. Ancak yine bana göre kaliteli iletişim için çözümü zor olan sorun yüzünde maskelerle dolaşan, aslında olmadığı ama olmak istediği gibi gözüken, yapmacık, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilen insanlar. Etraf da böyle tipler o kadar çok var ki nasıl güveneceksiniz, nasıl içten sohbet edeceksiniz. Bu saydığım durumlar artık o insanların karakterine işlediğinden değişimin çok zor olduğunu düşünüyorum. Ama tabi hiçbir şey imkansız değil. Bence en önemli şey insanın kendiyle konuşabilmesi kendini eleştirebilmesi yani ilk önce kendiyle iletişimini düzgün ve objektif yapması bu şekilde kişi gediklerini çok çabuk kapatabilir. Kendine dürüst olmayan başkasına hiç olmaz.
Cümlelerimi sonlandırırken, bu ilk yorumum vesilesi ile bu siteden ötürü sizi tebrik ederim, yazılarınız gayet doyurucu ve anlaşılır.
Başarılar
Ferdi
2 Çağdaş // Mar 12, 2008 at 23:27
“… Etrafda böyle tipler o kadar çok var ki nasıl güveneceksiniz, nasıl içten sohbet edeceksiniz”
Eğer bir yerde yanlışlık varsa, yapabileceğin en kolay şey o yanlışlığı tekrarlamamaktır.
Eğer kendini karşındakine göre ayarlarsan, o zaman hayatı tepkisel yaşamış olursun. Ne demek istiyorum ? Yani senin kendine ait kişiliğin ve karakterin var. Eğer bunları karşındakine göre değiştiriyorsan o zaman aslında kendini gizliyorsun. Eğer karşında iletişim kuramayacağın, menfaatkar, vb.. birisi varsa o zaman en iyi yol her şeye rağmen iletişim değil, hiç iletişime geçmemek olabilir.
Bunun tersini düşün, sürekli kendisinden kaçan, çeşitli korkular içinde hayatını sürdüren birisi de senin gibi birisiyle konuşmak zaten istemeyecektir. Sonuçta, bir bakıma, iki taraf da kazançlı çıkacak
Son olarak, ilk yorum için gerçekten uzun ve anlamlı bir yazı. Hapşırdığım zaman birisi çok yaşa derse, sen de gör değil hep beraber demeyi yeğlerim. Başarı dileğin için, hep beraber diyorum.
3 BilgiveBilgelige // Mar 15, 2008 at 00:14
Hep beraber:))))
Yazilarinizi özenle okuyorum!,Cagdas bey
Cünkü yazilarinizin icinde bende varim.Hem cok kolay,bir okadarda zorlaniyorum…merdivenleri havesle tirmaniyorum. Bazen bir merdivende cok bekledigim oluyor…geriye dönmek tad vermiyor cünkü renksiz kaliyor . Sohbetlerde,ifade ettiginiz gibi bos gecmiyor…Sorun?,icimizde ki canavarin bazen cok vahsilesmesi…öldü derken tekrar dirilmesi.
Basarilar dilerim sectiginiz yolunuzda,Cennete cikar insallah.
Yorum yazın