İkili ilişkiler, arkadaşlık ve dostluk hakkındaki bu yazı dizisinin arkadaşlık konulu ikinci bölümüyle devam ediyoruz.
Arkadaşlık ve dostluk üzerine o kadar çok yazı var ki, bir tane daha yazının küçük te olsa bir katkısı olması için konuyu biraz değişik bir şekilde ele almak istiyorum. Biraz daha dolaysız şekilde.
Nedir bu arkadaşlık, dostluk denen şey
‘Herkes arkadaşı acı çektiğinde aynı duyguları hissedebilir, fakat arkadaşının başarısını hissetmek çok ince bir kişilk gerektirir.’ -Oscar Wilde
‘En kötü yalnızlık, içten dostluktan mahrum kalmaktır.’ -Francis Bacon
Önce kısa bir tanımla başlayalım, TDK (Türk dil kurumu) sözlüğünden:
Arkadaş : Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yaren.
Dost: Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı.
TDK sözlüğü sonuçta Türkçe için en doğru kaynaklardan biri. Yine de biraz daha araştırma yaptım, çıkan açıklamalar üç aşağı beş yukarı böyle. İngilizce ‘friend’ için de benzer tanımlar çıkıyor.
Yani arkadaşlık; iyilik, güzellik, sevgi, dayanışmayla bağdaşmış durumda.
Ben açıkçası şöyle tanımlar da beklerdim :
Arkadaş : Kahvede okey oynarken kızıp seni bıçaklayan kimse. Bir sözüne kırılıp 10 senelik ilişkiyi bir kalemde bitiren ve seni pişmanlık duygularına gömen insan. Daha başarılı olduğun için arkandan söylenmedik laf bırakmayan, sırada yanında oturan öğrenci. Sürekli alttan aldığın, aldıkça seni iyice yerin dibine sokan şahıs.
Dost : Kazık yediğinde, ben de seni dost bilirdim diyebileceğin insan. Hakkında yıkıcı konuşup seni rezil eden sonra dost acı söyler diyen kişi. Sırrını açmakla en büyük hatayı yapacağın kişi.
Açık konuşmak gerekirse, yukarıdaki tanımların hemen hepsine giren çok çeşitli “arkadaş” ve “dostlarım” oldu (bıçaklama olayı hariç, onu gazete haberinden aldım
), eminim senin de olmuştur. İnsan neden kendisine zarar veren ilişkileri sürdürür, buna da değineceğim, ama önce biz olması gerekene bakalım. İyi ve sağlıklı arkadaşlığın anahtar kelimesi karşılıklı getiridir. Arkadaşlığın amacı tabiki çıkar değildir. İyi bir arkadaşlığı nerden anlarsın dersen, iki tarafa da fayda sağlamasından anlarım.
En yakın arkadaşını düşün, geçen sene sen nasıldın, o nasıldı. Eğer hayatından seni çıkartırsan veya kendi hayatından onu çıkartırsan ne değişir? Geçen seneye göre bu arkadaşlık seni ne şekilde geliştirdi, peki ya onu? Onu bilemem deme, en yakın arkadaşını kendisi kadar iyi tanıyor olman lazım.
Fayda çok çeşitli şekillerde olabilir, kötü bir anında seni rahatlatması, veya zor bir işte ona yardım etmen. Fikirlerinizi paylaşarak ikinizin de olgunlaşması, güvenmek, güvenilmek, sevmek, sevilmek. Bunlar mantıklı gelen ve sağ duyuyla herkesin ulaşabileceği sonuçlar. Peki olması gerekeni bildiğimiz halde neden bu tanımlarda uzak ilişkilerimiz olabiliyor ? Ve bunlar tek tük değil de gayet yaygın bir biçimde oluyor ?
Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin
Dediğim gibi, iyi arkadaşlıklar iki taraf için de faydalı olmalıdır. Fakat fayda sağlamak amacıyla arkadaşlık etmeye veya dost olmaya çalışınca, o zaman işler biraz değişir. İstediği bir şeyi elde etmek amacıyla birisiyle arkadaşlık etmeye başlayınca, eğer o insan da bu şekilde düşünüyorsa, o da senden faydalanmaya çalışacaktır. İnsanların istekleri çok değişik olabilir. Sadece maddiyata bağlı arkadaşlıklar ilk akla gelen örnek, ama bu sebepler her zaman bu kadar açık değildir. Hatta ve hatta, bu istek bilinçaltından geliyorsa haberin bile olmayabilir. O kişi veya kişilerle beraberken kendini biraz huzursuz hissedersin, bir şeylerin yanlış gittiğini düşünürsün ama sebebi tam olarak bilemeyebilirsin.
Çok kaprisli bir arkadaşın varsa ve sürekli onu çekmek zorunda kalıyorsan, ve bu seni rahatsız ediyorsa…Sana hiç değer vermeyen birisiyle dostluk kurmuşsan…Maddi ve manevi olarak bazı ilişkilerinin seni tükettiğini hissediyorsan…Veya bunları sen karşı tarafa yapıyorsan
Bil ki arkadaşlık değil bir çıkar ilişkisi, alış-veriş, içine girmişsin. Dikkat et, alış-verişler taraflardan birisinin isteği bittiği an, veya daha iyi bir müşteri veya satıcı bulunduğu an biter. Sonra ‘kırk yıllık dostum beni sattı’ dediğin zaman anla ki dostun seni satmadı, çünkü zaten en başta o senin dostun değil müşterindi !
Böyle bir ilişki içine girmenin bir çok sebebi olabilir, ama anlaman gereken şu: bu arkadaşlığı kuran sensin, sürdüren de sensin ve düzeltecek veya bitirecek olan yine sen olmalısın.
Arkadaşlığa yeni bir bakış
Arkadaşlık ve dostluk insanları çok güçlü bir bağla birbirine bağlar. Fakat bu bağın güçlü olması her zaman iyi olduğu anlamına gelmez. Tıpkı tiryakinin sigara arasında güçlü bir bağ olması gibi. Hayatına devam ederken, seni geliştirecek olan yeni arkadaşlıklar kuracak, bazılarını değiştirecek ve seni engelleyen eski ilişkilerinden kopacaksın. Ne olursa olsun eski arkadaşlarımı nasıl bırakabilirim ki, ayıp, yazık, gönlüm el vermez,çok üzülürüm gibi düşünceler geliyorsa aklına şunu düşün: bu düşüncelerin çoğunu kafana senden çıkar sağlayan kişi sokmuş olabilir mi ? Duygu sömürüsü kelimesini duymuşsundur. İnsanları acındırarak çıkar sağlamak anlamına gelir. Eğer bu durum uzun süredir gerçekleşiyorsa, örneğin arkadaşın sana bunu yapıyorsa, o zaman bu durumu kanıksamış olabilirsin. Yani karşındaki sana bir şey demese bile yardım etmek, şefkat göstermek isteyecek ve bunu engellemeye çalışırsan üzerindeki etkiye göre ‘ayıp olur’ hissinden suçluluk duygusuna kadar bir dizi duygu seni bekleyecektir. Eğer seni kullanan kişilerle ilişkilerini sürdürmeye devam edersen, hem kurabileceğin yepyeni dostluklardan mahrum kalırsın, hem de kendi kendini sabote etmiş olursun.
Tabi yine ‘bekara karı boşamak kolay’ kısmına geldik işin. Nasıl olacak ? İnsanların genel olarak gerçekten hassas, karşısındaki kırmamaya çalışan, sevecen, şefkatli ve iyi huylu olduklarına inanıyorum. Ama bakış açısına göre birisine hassas gelen davranış diğerine kurnazca veya birisine içten gelen davranış diğerine yapmacık gelebilir. Bu bakış açısı kimin ? Tabiki SENİN!
Sağlıklı, güvenli, yapıcı, faydalı, iyi arkadaşlıklar kurmanın yolu öncelikle kendine ve karşındakine dürüst olmaktan geçer. Bunu da doğru iletişim ile yapabilirsin. Bunu yapmaya başlayınca göreceksin ki karşındaki de benzer bir yaklaşım sergileyecek ve birbirinizi daha iyi tanıma fırsatı yakalayacaksınız. Veya karşındaki, bu yeni ve gerçek seni kabullenmek istemeyecek ve yavaş yavaş uzaklaşacaksınız. Bu olurken üzülmeyeceksin, merak etme, çünkü insan değer verdiği şeyleri kaybedince üzülür, eğer “arkadaşın” gerçek senden hoşlanmadıysa ona verdiğin değer de zaten kendiliğinden azalacaktır.
İletişimin güçlenince, kendini de daha iyi anlamaya başlıyor insan. Örneğin düşüncelerine hiç önem vermeyen o kişiyle neden arkadaşlık ediyorsun ? Sanal bir çevreye girmek için, veya onun yanında görülmenin kendine değer katacağını düşündüğün için, olabilir mi ?Belki de duygu sömürüsünün kurbanısındır. Ne kadar içten ve sahici olursan, içindeki ses de o kadar güçlenecek ve cesaret kazanacak. Ta ki seni güçsüzleştiren o paslı zincirlerini kırana kadar.
Kendine olan dürüstlüğün hangi aşamada olursa olsun, bu konuda ilerlemek ve cesaret kazanmak tıpkı koşmaya benziyor. Hiç spor yapmamış birisi ilk başta en fazla 5-10 dakika koşabilir ve sonra öyle yorulur ki belki günlerce koşamaz. Daha sonra 15 dakika koşar ve ilkine göre daha az yorulur. Düzenli idmanla insan hiç yorulmadan saatlerce koşabilecek duruma gelir, ve daha sonra dönüp de ben koşamam çabuk yorulurum diyen insanlara bakınca kendini hatırlar, güler ve yoluna devam eder. Yola devam ![]()
Konu ile ilgili diğer yazılar
İçi Dopdolu İlişkiler (Bölüm 1)

1 yorum ↓
1 Ferdi // Mar 21, 2008 at 14:00
15 yada 16 yaşlarındaydım o zamanlar 30’lu yaşlarının ortalarında olan bir abimiz, benim arkadaşlarımla ilişkilerimizin ne kadar iyi olduğunu anlatmam üzerine dönüp bana 3-5 yıl sonra doğru düzgün görüşmezsiniz bile demişti. O an içimden kendisine kızmış ve ukalaca tahminlerde bulunduğunu düşünmüştüm. Cevaben kardeş gibiyizdir böyle bir şey olacağını sanmıyorum demiştim. Bu olayı hiç unutmam şimdi 20’li yaşlardayım ve o gün abimizin yaptığı kehanet yıllar önce gerçek oldu. Kardeş gibiyizdir dediğim arkadaşlarımla görüşmüyoruz. Bence arkadaş yada dost iyi iletişim kurabildiğin hayata dair ortak beğenileriniz olan kişidir. Başka türlüsü geçici, mecburiyetten yada bir duruma bağlı arkadaşlıklardır. O durum ortadan kalktığında arkadaşlığımızda çoğu zaman biter. Her öğlen beraber yemek yediğimiz kaç kişiyle sosyal yaşamda görüşüyoruz? Kaçıyla iş çıkışı kahve içmeye gidiyoruz? Muhtemelen sadece ortak noktalarımız olanlarla. Şimdi düşününce ergenlik döneminde ki arkadaşlarımın bir çoğuyla görüşmüyor olmamızı buna bağlıyorum. Bizim hayata bakış açımız, zevklerimiz değişti artık çok az şeyi birlikte yapmakdan keyif alır olduk. Dolayısı ile zamanla aramızda ki uçurumda büyüdükçe büyüdü…Hepimizin ruhunda kayıp parçalar var. Bazen bir arkadaş yada sevgili bu kayıp parçardan biri olabiliyor. Fakat çok azı ruhumuzun kalıcı parçası olarak kalabiliyor. İşte bu kalıcı olanlarda zaman veya mekan sınırı ortadan kalkıyor. Aynı şarap gibi yıllandıkça daha büyük keyif alıyorsunuz.
Dostlarımdan biri bir gün seninle aramızda ki ilişki simbiyotik (Simbiyotik ilişkiler, ortak yaşam ilişkileridir. İki ya da daha çok değişik canlı arasında her iki tarafında karşılıklı yararlanmalarına dayalı ortak ilişki geliştirmektir.) demişti. Ben ona bazı konularda destek veriyordum oda bana…İlk bakışta belki 3. kişiler için sadece ortak faydaya dayalı bir arkadaşlık anlamı çıkabilir. Ama neden öyle olsun ki? Arkadaşın arkadaşa elinden geldiği konularda destek vermesinden doğal ne olabilir? Peki, sizden fayda sağladığı için yanınızda dolanan, sahte tavırlarla iyi niyetinizi suistimal edip sırtınıza hanceri indirmek için fırsat kollayan ve sonunda Aşık Veysel’in “Dost dost diye nicesine sarıldım benim sadık yarim kara topraktır.” dizelerini size anımsatacak kadar üzülmenize sebep olan kişilere eminim çok raslamışsınızdır. Hayatta her zaman böyle insanlar kaşımıza çıkacaktır. Bu tarz kişiler kolay değişmez. Yapabileceğimiz en iyi şey hatalarını yüzlerine vurup ders almalarını beklemek ve onları hayatımızdan çıkarmak olur diye düşünüyorum. İyi bir arkadaşlığın sırrı da bence insanları olduğu gibi kabul etmek ve her zaman karşımızdakine dürüst ve içten olmaktır. Biz mükemmelmiyiz ki karşımızda ki mükemmel olsun. Hepimizin gedikleri var…Ben kendi adıma her zaman nicelikden çok niteliğe önem vermişimdir. Facebook da ki sayfamda belki 150 kişi yoktur ama orda ki 15-20 kişi her zaman güvenebileceğim insanlardır.
Bu konuyla ilgilili yorumumu sonlandırırken çok sevdiğim biz sözü sizlerle paylaşmak istiyorum. “Dostun en iyisi sizi acımasızca eleştiren ama en kötü gününüzde yanınızdan ayrılmayandır.”
Sevgilerimle
Ferdi
Yorum yazın