İşini İyi Yap
…veya hiç yapma daha iyi.
Severek yediğim “pis” yiyeceklerin başında kokoreç gelir. Geçen hafta bir gece tatlı almak için evden çıktım (eşimin profiterol krizi tuttu
), nerede var diye arayıp gezerken burnuma enfes bir kokoreç kokusu geldi. Normalde gittiğimiz nispeten büyük ve bizim oralarda tanınmış bir kokoreç-köfte salonumuz var aslında, ama burası oldukça küçük bir dükkan, içeride iki masa tıklım tıklım dolu. Çok aç olmadığım halde koku o kadar cezbediciydi ki ister istemez sıraya girdim ben de.
Beklerken yapacak daha iyi bir şeyim yoksa çevremi gözlemlerim, ve öyle yapmaya başladım. Kötü ve gösterişsiz bir vitrin, eski masalar, içerisi duman kokusu dolmuş, küçücük bir kapısı var, iki kişi aynı anda geçemiyor. Daha sonra müşterilere bir göz attım, bir masada üç delikanlı var, diğerinde emekli memura benzeyen iki yaşlıca adam, ayakta bekleyen takım elbiseli gözlüklü orta yaşlı birisi, bir kaç ufak çocuk. Hepsinin tek ortak özelliği var : Ellerindeki kağıtlara sarılmış yarım/çeyrek kokoreçleri bayıla bayıla yiyorlar. En son kokoreççinin kendisine baktım. Surat çok sakin görünüyor, insanlarla konuşurken ara ara gülümsüyor. Elleri inanılmaz hızlı, bir eliyle bir tutam baharat alıp diğeriyle ekmeği kesiyor, domatesi doğruyor, ızgarayı kontrol ediyor. O küçücük alanda işini hızlandıracak zekice sistemler bile yapmış, hani Mc-Donalds’da özel şekilli patates kepçeleri vardır, hızlı koyabilmek için. Onun gibi küçük detaylar işte.
Sonunda benim sıram geldi ve kokoreçi alıp parayı ödedim. Gerçekten güzel bir şey yiyeyeğim belliydi, ama ilk ısırığı aldığımda, şimdiye kadar yediklerimin en iyisi olduğuna karar verdim. O kadar lezzetliydi ki istemsiz olarak sırıtmaya başladım. Pastaneye giderken yolda hemen bitirdim, ve hatta bir tane de eşime almak için geri döndüm. İkinciyi istediğimde adam bir an baktı, beni hatırlamıştı ama hiç “Abi nasıl beğendin mi” gibi laflar etmedi. Öyle bir konuşma geçmedi ama, adam yaptığı şeyin çok iyi olduğunu biliyordu zaten, sormasına gerek yoktu. Eşime almamın bir sebebi de , acaba ben mi yanılıyorum, o kadar güzel değildir belki diye düşünmemdi. Ama eve gelip de o da tattığında beni onayladı.
Yemek faslı bittiğinde, yemeğin lezzetini, bundan sonra hep oradan alacağımı, işini iyi yapan birisini görmenin ne güzel olduğu gibi mutluluk verici düşünceler geçiyordu kafamdan ki bir anda aklıma başka bir şey geldi. Senelerdir diğer büfeden yedim. Verdiğim para bir kenara, oradan yediğim her yemek, burada yiyemediğim bir yemek anlamına gelmişti. Bana sunulan her bayat ekmek, her soğuk domates, her ölçüsü kaçmış baharat kaybettiğim bir lezzetti. Kızgınlık hissediyordum, bu düşünce ”kazıklanma”dan da daha kötü hissetirmişti. Kazıklanınca en azından aynı şeyi daha ucuza bulmuş olursunuz. Bu hem pahalı hem de kötü.
İşte kokoreç gibi ufacık bir konu da bile iyi yapılan ve kötü yapılan iki iş bu kadar çok farka yol açıyor. İyi yapılıp bitirilen iş hem kişinin kendisine faydalı (bizim örnekte müşterinin artması) hem de karşıdakine faydalı(mutluluk ve doygunluk). Kötü yapılan iş hem kendisine zararlı hem de karşıdakini daha iyisinden mahrum ettiği için zararlı. İyi yapılan işler topluma daha önce orada olmayan bir değer katıyor, artı değer yaratıyor. Kötü yapılan iş ise aksine zarar veriyor, mevcut değerleri aşındırıp yenilerinin yaratılmasını da engelliyor.
Eğer benim eski kokoreççi hiç kokoreç yapmasaydı, en azından iki taraf da zarar görmeyecekti.
Bu konuyu biraz daha düşününce, aslında daha da ilgiçleşiyor.
- Bu iki kokoreç de hemen hemen aynı sürede hazırlanıyor.
- İki eleman da aynı sürelerde çalışıyor. İkisi de aynı yoruluyor.
- Maliyetler ve ana malzemeler de aynı.
Peki neden lezzetleri arasında hiç bir alaka yok ? Her iki adamı da tanımam, haklarında ne desem yanlış olur. O yüzden kendimden bir örnek vermek istiyorum:
Sahne A) Ortaokulda ailem beni gitar kursuna göndermeye başladı. Daha sonraki yıllarda, biraz özendiğimden, biraz havasından dolayı hep gitar çalmayı öğrenmeye çalıştım. Son geldiğim aşama, kırık dökük 1-2 pop şarkısı. Gitar çalarken amacım hiç bir zaman gitar çalmak olmamıştı. Hep aklımda gitar çalarak kazanacağım şeyler vardı (popülerlik, kızların ilgisi
) sonuçta bir sürü vakit harcayıp doğru dürüst bir şey beceremedim. Arada zorla çalıp dinlettiğim insanlar da cabası.
Sahne B) Üniversitede 3 boyutlu çizim ve animasyona merak saldım. Kendi kendime bir programı öğrenmeye başladım ve sadece yapmış olmanın verdiği zevk için animasyonlar, efektler yapmaya başladım. Dönem sonunda o kadar iyi öğrendim ki son sınıf öğrencilerinden bitirme projelerinde istenen animasyonları yapmaya başladım-hem de parayla. Hem ben istediğim şeyi yapıyordum, hem de onlar güzel animasyonları bir kaç günde ve çok ucuza alabiliyorlardı. Bugün bir tanesi hariç hepsini kaybettim, arada izleyince hala hoşuma gidiyor, güzel olmuş diyorum.
Yaptığım tüm işleri yaptım çünkü benim için oyundu. Eğer iş olsalardı yapmamam gerekirdi. -Mark Twain
Acaba Einstein teorilerini üretirken aklında şan-şöhret mi vardı yoksa başka bir şey mi ? Veya Atatürk Çanakkale’de çarpışırken madalya peşinde miydi ? Peki Orhan Pamuk, nobel almak veya para için mi yazdı kitaplarını ?
Dikkat ettiysen yazının başından bir tanesi hariç konuyla ilgili her terimi kullandım. Evet, işini sevmekten bahsediyorum. Yazının başından beri bu konuya girip girmemek konusunda kararsız kaldım. Çünkü her daim popüler bir konudur bu işini sevmek ve tam olarak ne anlama geldiği de meçhuldür. İyisi mi ben bu konuyu bir sonraki yazıma bırakıp seni de Can Dündar’ın kolay okumalık bir makalesiyle baş başa bırakayım.

ben kokoreçi hiç sevmem…gerçi sevmem ama tadınıda bilmem:)yemedim ama yemeyi düşünmediğim yemeklerden birisidir kokoreç…ancak yazınızdaki ana konuyla benim hiç sevmediğim kokoreçi öyle bir bağlamışsınızki sonuna kadar uslubunuza hayran kalarak satır atlamadan okudum…bu mudur budur …
güvendiğim bir yerde yapılmış kokoreç…..bol sarımsaklı sirkeli kelle-paça..hmmmm canım çekti doğrusu..
)
gündelik yaşantımızdaki bir kokoreç dükkanı bundan güzel de nasıl anlatılabilirdi..
çok güzel düzenlenmiş bir blog… keşke ben de biras anlasam bu web işlerinden
kolay gelsin…
Çok güzel yazı, ama Orhan Pamuk örneği biraz ters mantık olmuş.
Babam her zaman icin “Yaptigin isin en iyisini yap” der, ki gercekten cok dogru. Bu yazi da bu fikri, enteresan bir ornekle aciklamis, guzel olmus
Bence de Orhan Pamuk konusu biraz tartışmaya açık..Ama genel itibari ile güzel bir anlatım, paylaşım olmuş.
Teşekkürler
kokoreci sewdigimi söyleyemem ama burda tartısma konusu olan kokokerci sewip sewmemek degil örneklendirilme iyi we grcktn dogru bi söz wardır:
sevdigin isi yap, yaptıgın isi sew…
şu anda “hiç yapma daha iyi” halinde, para kazanmak için iş yapıyorum (hatta yapmıyorum pek de!).. bunun ağırlığı da üzerimde ama silkinemiyorum..
bu değilse ne, nasıl bulunur sevdiğin iş gibi gibi sorularda boğuluyorum
Bu çok ağır bir soru ve modern hayatı yaşayan milyarlarca insan da aynen senin gibi bu ağırlığı hissediyor. Seni anlıyorum ve üzgünüm. Verebileceğim belki tek yanıt, boğulmaktan sıkıldığın zaman, aksiyona geçmeye başlaman olacaktır. Ben neden burada çalışıyorum sorusu örneğin insanı boğar. Çalıştığım işte boğulmamak için ne yapabilirim diye sormak ise örneğin, biraz daha farklı bir yerlere götürebilir
Gençler gençler. Yine karanlıkta kalmışsınız. Korkmayın ben burdayım. Deniz feneri olmasam da “ne alırsan 1tl” yerlerinde satılan fenerler gibi aydınlatırım sizi kısa sürede olsa. Okuduğum kadarıyla kokoreç örneği burada çığır açmış vaziyette.
Bence asıl mesele kokoreç’in eleştiri kriteri nedir? İyi ya da kötü diye nasıl ayırabiliriz? İyi kokoreç yapan kişi işini iyi yapan dolayısıyla da sevdiği işi yapan kimsedir diyebilir miyiz?
Kokoreç lezzetli ya da lezzetsizdir. Ya hijyenik bir ortamda hazırlanmıştır ya da pis bir yerde hazırlanmıştır. Fakat 2 durumu da insanların kendine özgü değerlendirmeleri derecelendirir. Yani baharatın fazla oluşu; seni rahatsız edebilir fakat benim çok hoşuma gidebilir. Sen hijyeni tezgahın üstündeki görüntüyle bağdaştırırsın fakat ben kokoreçin temizlenme süreciyle bağdaştırırım. Örnek konusundaki seçiminin beni memnun etmediğini belirtmek isterim.
İş ve memnuniyet konusuna geldiğimiz zaman şunu söylemeden edemeyeceğim. 3ooo tl civarında aylık geliri olan birisiyim(tanışma sitesine giriş yapar gibiyim). Fakat asgari ücret alan arkadaşlarımla geçirdiğim süreyi, aynı gelir seviyesinde olduğum insanlarla geçirdiğim süre ile kıyaslamam mümkün değil.Böyle bir kıyaslama içersinde olmak bile ırkçılık kabul edilebilir. Fakat iş ayrı dostluk ayrı dedikleri durumun canlı örneğiyim. Belirmek istediğim; insan yaptığı işi mutlaka sevmek zorunda değildir. Sevdiği işi de yapmak zorunda değildir. İşinde profesyonel olmasını bilmek gerekir. Sevgini başka yerlere ayırmasını bilmelisin. Okuduğunuz için teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.
La Entic NEDERSUN