Çoğumuz isteklerini açık olarak ortaya koymaktan çekiniriz. Misafirlikte çok beğendiğin yemekten bir tabak daha isteyememekten, yöneticinin karşısına çıkıp zam isteyememeye kadar uzanır örnekler. İsteklerini açıkça ortaya koymak, başlangıçta çok zor gelse de aslında en kolay ve en etkili yoldur. Bu konu benim çevremde ve kendimde gördüğüm en büyük gelişim potansiyellerinden birisi, ama konuya girmeden önce biraz küçük kızımdan söz etmek istiyorum.

Hayatıma değişik anlamlar katan ve yaşantımda büyük değişiklikler ortaya çıkartan belki de en önemli değer şimdi altı aylık olan kızım. Onun gelişimini izlemek gerçekten de olağanüstü bir deneyim ve her gün beni şaşırtmaya devam ediyor.
Daha birkaç aylıkken kızım ağladığında birkaç sebebi olabilirdi; açlık, uykusuzluk, altının kirlenmesi veya gaz. Hepsi de biraz farklıydı (bunu geç öğrendik ama); örneğin aç olduğunda uzun uzun ve bağırma şeklinde, gazı olduğunda çığlık atar gibi, uykusu olduğunda daha hafif ve inleme şeklinde. Ağlamak bebeklerin yetişkinlerle kurabilecekleri en kolay iletişim, kullandıkları ses tonu da insanın çok rahat duyabileceği ve yönünü kestirebileceği tiz bir ses. Yani kolay, doğrudan kesin ve net. Dallandırıp budaklandırmadan, yanlış anlamaya mahal vermeden.
Küçük kızımızın her ağlamasına hatta ‘gık’ına hem eşim hem ben koşarak giderdik. Çünkü ağladığında gerçekten bizim giderebileceğimiz ve sadece bizim giderebileceğimiz bir sorunu olduğunu bilirdik. Hatta bazen aç olduğunu düşündüğümüz halde ağlamazdı ve ben keşke ağlasa da emin olsak diye düşünürdüm.
Eğer kızımız hiç ağlamasaydı o zaman ihtiyaçlarının ne olduğunu bilmemizin hiçbir yolu olmayacaktı. Aç olduğunu bilmeyince sürekli beslemeye çalışırdık sanırım. Veya gazı olduğunu anlamasaydık gidip gaz ilacı almazdık. Altının kirli olduğunu bize söylemeseydi ya çok sık değiştirirdik veya gerekenden daha az.
Küçük aklında nasıl düşünceler var bilemiyorum, fakat eğer ağlamasaydı ve ‘bu annemle babam da benimle hiç ilgilenmiyor, altım hep kirli‘ yada ‘tok olduğum halde sürekli beslemeye çalışıyorlar yetti canıma‘ diye düşünseydi haklı olur muydu? Sanırım olmazdı, çünkü biz müneccim olmadığımıza göre o söylemeden ihtiyaçlarını bilemeyiz.
Ağlamayan bebeğe mama yok
Bebekler için doğru olan bu örneği ise kendimize uygulamakta zorluk çekiyoruz. Özellikle profesyonel yaşamda bu olay daha da vahim boyutlara geliyor. İnsanların çoğu keşfedilmeyi bekleyen türkücü rolünü oynuyor. Hiç kimse “ağlamıyor” ama herkes ‘neden beni beslemiyorlar’, ‘neden altıma bakan yok’ diye kızıyor. ‘Ah bana bir fırsat verilse’ diyoruz ama kimseye bir şey söylemeden karşıdakinin bizi bir şekilde anlamasını, duygularımızı hissetmesini bekliyoruz. Bir süre sonra da ‘adam/kadın tam bir odun, yaptıklarımı görmüyor, takdir etmiyor, fırsat vermiyor, …’ diye kendi kendimizi yiyoruz.
Düşün, senin için canını bile verecek olan annen-baban bile sen ağlamadan ne istediğini bilemiyor. Karşındaki başka herhangi bir insan ne kadar bilebilir? Ve bunu bilemedi, göremedi diye onu suçlamak ne kadar yerinde olur?
Kültürümüzden gelen saygılı olma, karşındakini kırmama, alçak gönüllü olma kavramları bu yolda önüne çıkabilir. Bir şey istemek zor hatta saygısızca gelebilir. İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü demişler. Bu deyişde bile isteyenin yüzünün kara olduğu söyleniyor. Toplumun bu istemek ve açık sözlü olmak konusunda pek de destekleyici olmadığı aşikâr
Önce sinyal ver

Yarın araba kullanırken dikkat et, şerit değiştirmek isteyen sürücüler önce etrafı kolaçan eder; aynaya bakar, sol-sağ tarafa bakar ve müsaitse sinyal verip yola atlar. Eğer değilse, örneğin arkadan bir araba geliyorsa bekler ve geçince sinyalini verip şerit değiştirir.
Sanırım burada insanlar aptal yerine konmaktan veya başkalarını kızdırmaktan korkuyorlar içten içe. Sanki diğer araçtakiler hep onu izliyor ve yol doluyken sinyal verse ‘ha ha ha şuna bak, sanki geçebilecek’ diyorlar.
Daha doğrusu ise önce sinyali vermektir. Sen sinyalini verince arkandan gelen senin ortaya koyduğun isteği görecek ve ona göre kendisini ayarlayacak. Ya hızla seni geçip yolunu açacak veya yavaşlayıp sana fırsat verecek. Bunu trafikte dene, gerçekten de böyle olduğunu göreceksin.
Dengeyi kurmak
Çocuklar her zaman ihtiyaçtan ağlamaz, bazen de safi şımarıklıktan, sürekli ilgi istediklerinden ağlar ve her zaman da o ilgiyi alamazlar. Aynı şekilde senin de her isteğin makul olmayabilir veya alamayabilirsin. Benim tavsiyem, bir istek sana makul görünüyorsa onu iste. Eğer biraz uçuksa onu da söyle. Eğer çok uçuksa hiç durma, söyle. Eğer bunu aklına getirmekten dahi çekiniyorsan, işte o zaman dur. Bir gün imkânsızdan, çok uçuk kategorisine gelirse söylersin. Eğer insanlar seni görünce yollarını değiştirmeye başladılarsa, birazcık abartmış olabilirsin. Yine de sorun değil
Şaka bir yana, eğer isteklerim ve istediklerim fazla mı diye düşünürsen aklında hep şu olsun: Denge noktasının atılgan tarafına geçmek, çekingen tarafında kalmaktan her zaman daha iyidir.
Senin de söylemekten çekindiklerin, isteyip de dile getiremediklerin var mı ? Paylaşmak istersen aşağıdaki kutuya aklındakileri yazman yeter.
Konu ile ilgili diğer yazılar
En çok okunan 5 yazı

5 yorum ↓
1 Gürhan Sanıgök // Haz 24, 2008 at 08:35
Merhaba. İsteklerimizi açıkça söylememiz için çocuğun üzerinden bir bağlantı ile bir yazı oluşturmuşsun. Yazını beğendim fakat aklıma takılan bir iki şey oldu. Daha önce okuduğum yazılarında “Yakınmak”tan bahsetmiştin ve yakınmanın bırakılması gerektiğini söylemiştin. İnsan doğasında var olabilir mi u yakınma? Yani bebeklerin annelerinden ya da babalarından bir şey istemek için ağlamaları büyüyünce de dışarıdan birilerinden destek görmek için yakınmaları ile denk olabilir mi? Elbette ağlamak ile yakınmak arasında TDK’na göre farklılıklar vardır ama sanki yakınmak içgüdüsel bir özelliğimiz gibi geliyor ve temeli de ağlamak. Toplumsal bir varlık olmamız, toplumdan hep desteğe ihtiyaç duyacağımız anlamına gelmiyor mu? Tabi toplumu inkar eden ve kendi aralarında bir toplum oluşturan gruplar da var( sürüden değilim diyenlerin sürüsü ).
Söylemekten çekindiğim ve isteyemediğim çok şey var. Saçma sapan bir bölümde okumama ve halen bitirememe, 27 yaşında olmama, para kazanma mecburiyetimin olmasına, herkesin benden farklı beklentiler içerisinde olmasına rağmen üniversitede istediğim bir bölümde okumayı isterdim. Fakat buna eğitim sistemimiz (meslek lisesi kanunu) izin vermiyor. Ne kadar ağlasam da devlet baba bana süt veremiyor. Şimdi yakındım mı, yoksa isteğimi dile mi getirdim ?
2 Cagdas // Haz 24, 2008 at 18:27
Merhaba Gürkan,
Eğer bir sorunun hakkında sürekli ‘açıkça’ konuşuyorsan ve asıl aradığın çözüm değil sempati ise bunun adı benim sözlüğümde yakınmadır.
Bir isteğini açıkça söylemek ise daha farklı. Açıkça söyleyebilmen için öncelikle tamamen inanman gerekir. Daha sonra da cesaret gerekir.
Eğer bebek aç olduğu için kızgınsa, yani ‘neden acıkıyorum, çok kötü bir şey’ diye ağlıyorsa o zaman yakınıyor demektir. Bazı anne pış pışlar bazı anne sopalar.
Bebek açken ‘beni doyurun’ diye ağlıyorsa o zaman iki anne de besler. Fark böyle bir şey. Biri ilgi diğeri çözüm peşinde.
Diğer konuya gelirsek, bir kaç şey yazmışsın. Ben bunları şöyle algıladım
- Şu anda yaptığın şeyin (okumak) saçma olduğunu düşünüyorsun, faydasına İNANMIYORSUN.
- Bazı şeyleri yapmak (para kazanma, okul bitirme, farklı beklentiler) ZORUNDA olduğunu düşünüyorsun.
- Belli belirsiz bir isteğin var (üniv. okumak) ama bu bir HEDEF değil. Çünkü bunun olabileceğine inanmıyorsun, çoktan vazgeçmişsin (okumayı isterDİM)
- Harekete geçmek için İZİN bekliyorsun (devlet izin vermiyor)
- Ve bütün bunları sorgulayacak BİLİNÇ seviyesine erişmişsin. Bu sana acı verse de.
Bu saptamalar tam doğru olmayabilir, sadece yazdıklarından kapıldığım izlenimler bunlar.
Eğer burada durursan tam anlamıyla yakınmış olursun. Bu yorumun benim ve bu sitenin okurlarının sempatisini kazanma isteği olarak kalır.
Eğer senin durağın 27 yaşında saçma bir bölümü bitiremeyip sürekli yakınan birisi olmak değilse, hareket için hiç bir zaman geç değildir.
Sadece bir kaç tavsiyem var, öncelikle ne istemediğini, ne olamayacağını düşünmekten biraz vazgeç. Hiç bir şeyi yapmak zorunda değilsin, bu baskıyı üzerinde neden hissediyorsun bilemiyorum (aile, eş, dost, arkadaş, kendi egon?) fakat asıl AÇIKÇA söylemen gereken tam da yukarıya yazdıkların. Emin ol ilk başta biraz acıtır, biraz fazla tepki alırsın ama sonra geçer ve herkes kabullenir.
Yazdıklarımı kişisel algılama, hayatını bir şekilde seninki gibi yaşayan yüzbinlerce insan var bu ülkede ve çoğu durumun farkında bile değil.
Hayatta mutlu olmanın, isteklerine ulaşmanın 1 numaralı ön koşulu şudur: Yaptığın ve olduğun her şeyin sorumluluğu tamamen sana aittir. Devlete değil, topluma değil, babana bile değil. Sadece sana…
Bu yorum gerçekten çok fazla uzayabilir ve bunu yapmak istemiyorum. Yine de bunları düşün, hayallerini, gerçek isteklerini düşün. Kendine inan yazıları tekrar ve yavaşça bir daha oku. Eğer konuşmaya devam etmek istersen buraya veya e-mail adresime yazabilirsin
Her şeyin başı bilinçtir; ne durumda olursan ol, durumu fark ettikten sonra istediğin gibi şekillendirebilirsin. Sen bu zor olan ilk kısmını başarmışsın, şimdi de gerisini getir.
Bu arada, 10 yıl sonra CNN’e başarıların hakkında röportaj verirken benim de reklamımı yaparsan sevinirim
Sağlıcakla
3 hülya'da buluşalım // Haz 27, 2008 at 07:20
aman Tanrım o ne güzel bir bebektir…
Allah eşinize size ve bebeğinize uzun ömür ve sağlık versin..nasıl bir gülümsemektir öyle o
ayrıca ben bahsettiğiniz o sağına soluna bakıpda geçsem mi geçmesem mi diye düşünüp sinyal veren bir şofer (Kibariye nin annesinin deyimiyle !) henüz görmedim desem yeridir:)
siz hangi şehirde yaşıyorsunuz bilmiyorum ama İstanbul da önce şerit değiştirip sonra sinyal veriyorlar,tabi “napıyosun sen yaaa” diye tepki veriyorsanız “verdik ya baksana ” demek içindir o sinyal:)
çok güzel bir yazı,paylaşım…
teşekkürler…
4 Cagdas // Tem 12, 2008 at 22:41
Teşekkürler, kendisine ilettim
Aslında hiç sinyal vermemek, yolda bir açık görüp de son anda sinyal vermekten çok da faklı değil bence. Yine aynı mantık var, ben sağı solu keseyim, sonra bir aralık bulunca birden bire geçerim diyorlar. Havaalanına giderken sürekli taksiye biniyorum, bütün taksiciler aynı. Bir el viteste, bir göz dikiz aynasını kesiyor sürekli. Göz sürekli sağ-sol şeritte boşluk arıyor, bulunca da hemen geçiyor. Sinyal vermek de aptallık veya acemilikle aynı kefede tabiki.
5 Songül // Tem 21, 2008 at 23:40
merhaba ben siteyi yeni keşfedenlerdenim.Yazılarınızı yeni yeni okuyorum. bende kendine tam güvenemeyen insanlardanım yazılarınızdan çoğu bana uyuyor. İstediğimi açıkça söyleyemiyorum, içimde sürekli söyle söyle diyen bir ses var. Ama genelde o sözü dinlemeyip sonra da niye böyle yaptım söylemedim diye pişman oluyorum. son pişmanlık fayda vermiyor ne yazıkki…
Yorum yazın