Kendine İnan (Bölüm 1: Düşünceler)

Kendimi bildim bileli hep kendimi geliştirmek için çaba gösterdim ve bunu zevkle yaptım. Yeni bilgiler edinmek, farklı bir şeyler ortaya çıkartmak, kendimi, insanları, evreni, yaşamı, bilinci daha iyi öğrenmek konusunda hiç bastıramadığım bir açlığım var. İnternet yaygınlaşıp bilgiye ulaşmak kolay ve ucuz bir hal alınca, belki de kaçınılmaz olarak Beyaz Tavşan’ı ortaya çıkarttım ve şimdiye kadar sadece kendimle ve birkaç kişiyle yaptığım paylaşımı, katılmak isteyen herkese açtım.

Altında yatan asıl sebep çok önemli değil, fakat herkesin hemfikir olacağı gibi her insanda bir dışlanma fobisi var. Fikirlerini açıkça söylemek, topluluk önünde konuşmak, “normal” insanların garip karşılayabileceği şeyler yapmaktan herkes çekiniyor. İlk başta ben de çok zorlandım. İlk yazıyı yazdıktan sonra bir süre tanıdığım çoğu kimseye söyleyemedim ve aklımın bir köşesinde hep acaba komik duruma düşecek miyim sorusu oldu. Bir süre sonra ziyaretçi sayısı artmaya başlayınca ben de tanıdıklarıma yaymaya başladım. İlk başta herkese gelip geçici bir heves gibi göründü, açıkçası bana da öyle geliyordu. Fakat yazmaya devam edip de ziyaretçi sayısı artmaya devam edince, üzerine yorumlar da gelmeye başlayınca geçici bir heves olmadığı anlaşıldı. Şimdilerde ise şu soru gelmeye başladı:

Ciddi misin Yazdıklarına gerçekten inanıyor musun

Yoksa kendimi olmadığım birisi gibi göstererek okuyanları kandırmaya mı çalışıyorum Bakın ben aştım, şimdi sıra sizlerde diyerek egomu mu tatmin ediyorum Amacım bir şekilde para mı kazanmak

Önce şu sorunun cevabını tam olarak vereyim: Yazdıklarımın bir kısmı kendi hayat tecrübelerim. Geri kalanlar da sıkı sıkıya inandığım ve uyguladığım ilkeler. Evet, yazdığım her şeyde ciddiyim ve hepsine inanıyorum.

Gerçekten inanmadığım şeyleri yazsaydım bu soruyu sormaya zaten kimse tenezzül etmezdi, buna gerek görmezdi çünkü sahteyi herkes ilk görüşte zaten anlar. İnsanların en iyi yaptıkları şey sahteyi anlamaktır. Fakat gerçeği anlamakta maalesef o kadar yetkin değildir insan, bu yüzden gerçek olabileceğini düşündüğü bir şeyin gerçekliğine emin olmak için ince eleyip sık dokur. Çünkü inanmak her şeydir ve kimse bir yalana inanıp peşinden gitmek istemez.

Beyaz Tavşan’ı hayat görüşü anlamında hayatımın miladı sayıyorum. T.Ö. ve T.S. – Tavşandan önce ve Tavşandan sonra ;) T.Ö. de kişisel gelişim kitapları, psikoloji üzerine makaleler okuyordum. Fakat çoğunu maalesef sadece okumakla yetiniyormuşum. Oku oku oku… Bravo çok güzel yazmış, hepsi de ne kadar doğru. Sonra Sonrası yok, sabah kalk ve hayata aynen devam et. En büyük sorun neydi biliyor musunuz Okuduklarımı sanki bir masal gibi okuyordum. İşte Stephen Covey böyle yazmış, Doğan Cüceloğlu böyle açıklamış, Seth Godin böyle yapın demiş…miş…mış. Fakat bir yandan bu kitapları okuyup hayatımda nasıl da hedefler edinip, amaçlar bulup, kendimi tanıyıp, bilincimi arttırıp süper başarıyı yakalayacağımı düşünürken, diğer yanda akşam yemeğinde yoğurtlu kabak dolmasının yanında kola içip televizyonda bilmem ne dizisini seyredince insan haliyle kendisine inanmıyor. Bir imaj var insanın kafasında, Doğan Cüceloğlu sanki kuru fasulyenin yanında soğanı tuza banıp yemez gibi geliyor. E ben yiyorum, o zaman elveda hedefler, güle güle amaçlar.

Kendimi hiçbir zaman diğer insanlara göre üstün veya alçakta görmedim. Fakat eşit de görmedim. Bana göre her insan diğerinden çok farklıdır. İyi-kötü, yüksek-alçak olarak sınıflandırma olduğuna inanmıyorum. Yine de şuandakinden çok daha fazlasını yapabileceğine inanmak çok zor geliyor insana. Kendine yakıştıramadığından değil, çoğumuz hemen her şeyi yapabileceğimizi düşünüyoruz bence. Ama buna kesinlikle inanmıyoruz. Çıtanın üzerinden atlaBaşarılı olabileceğimizi düşünüyoruz ama ÇOK başarılı olabileceğimize inanmıyoruz. Ve bu ÇOK başarı denen çıta çoğumuz için ÇOK alçakta duruyor.

Ne kadar yazık. Hem kendimize yazık, hem de yapabileceklerimizle tüm insanlığa sağlayabileceğimiz katkılar heba olduğunda yazık. Bazı insanlar vardır, arada sırada oturup ne zaman emekli olacağını hesaplar ‘emekliliğe on yıl kaldı’, ‘ohooo daha bizim yirmi yıl var’ gibi de yorumlar yaparlar. Bazıları da ‘emekliliğe iki yıl kalmış’ diye sevinir. Bu kişiler için faydalı bir yer öneriyorum, böylece emekliliği de geçip daha ilerisini planlayabilirler.

Geçmişte yaptıklarımıza bakarak kendimize sınırlar koyuyoruz ve kitaplarda, filmlerde, dizilerde, bu sitede, orada burada herkes bağıra çağıra ‘kendine inan, kendi sınırlarını kendin çizersin’ dediği halde buna inanmıyoruz. İnanmayı geçtim, bir ihtimal doğrumudur diye denemiyoruz bile.

Ben içimdeki korkulara teslim olup Beyaz Tavşan’ı açmasaydım ne olacaktı Hiç. Benim için Ocak ayından bu yana geçen beş ay boyunca, zaten olacak olaylardan farklı hiçbir şey olmayacaktı. Fakat aklımın bir köşesinde böyle bir siteyi açmak kalacaktı.

Önce ücretsiz hizmet veren bir yerde yazmaya başladım, fakat yazdıklarıma başkasının sahip olması fikri hoşuma gitmedi ve devam etmedim. Yine de bir kere işe başlamıştım, en azından internette benim de oluşturduğum bir şey vardı artık. Bundan sonraki dört ay boyunca kendi sitemi nasıl kurabileceğimi araştırdım ve işte karşında. Belki bir sene önce, internette kendi sitem olacak ve her gün birçok insan ziyaret edecek diye düşünsem, olabilir gelirdi ama buna inanmazdım. Şimdi bunun olabildiğini gördüm ve inanıyorum.

İçten içe aslında ne kadar akıllı olduğunu bilmek, olayı çözdüğünü düşünmek, televizyonda magazin programı seyredip ‘Aaaa ne kadar da salak insanlar’ demek hiçbir şeyi çözmüyor. Düşünceler çok değerlidir derler. Ben tam aksini düşünüyorum, düşüncelerin beş kuruşluk değeri yoktur. Günümüzde herkesin her şey hakkında düşüncesi var, en sık duymaya başladığım cümle ‘süper bir fikrim var, birisi yapsa şahane olur’. Dostum bu aralar herkesin süper bir fikri var maalesef. Arz-talep dengesine göre arz attıkça değer de düşüyor. Talebin yüksek olduğu sektör ise ‘düşünmek’ değil ‘yapmak’. Çok iyi gitar çalabileceğini düşünmen, günün birinde bir yerde bir restoran açmayı istemen, ÖSS’de istediğin yeri kazanacağın hayalini kurman veya şirkette bir üstündeki yöneticiye bakıp ‘benim ondan ne eksiğim var, hatta daha da iyiyim’ diye düşünmenin hiçbir değeri yok. At çöpe gitsin. Düşüncelerine inanıp peşinden gitmediğin sürece otur düşün. Hindiler de çok düşünürmüş, ama eninde sonunda tencereye giriyorlar. Düşünmek yetmez, kendine inanacaksın. İnanarak başlayıp yaparak devam edeceksin.

Yazarken çok heyecanlandığım bu yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere. O zamana kadar, henüz okumadıysan bu yazıyı okuyarak aklına gelen ve ertelediğin her hangi bir konuda harekete geçerek hayatında bir değişiklik yapmayı dene.

, , , ,

5 Responses to Kendine İnan (Bölüm 1: Düşünceler)

  1. orpen 25/05/2008 saat 17:10 #

    İnsanın kendini geliştirmeye çalışması,sürekli sorgulaması yakın çevremizde az gördüğümüz özelliklerden.Genelde herkes rutine bağlamış hayatını ve günlük düşünüyor.Bu özellikler uzun vadede meyvesini veriyor.
    Ayrıca radikal değişiklikler yapmak bizim toplumumuzda zor.Çünkü projeler güzel olsada genlerimizden kaynaklanan sonunu getirememe gibi handikaplar mevcut.Bu konuda özlü söz bile var.Türk gibi başla İngiliz gibi bitir demişler.Durum tespiti bu.Ama istisnaları da mevcut.

  2. aslıhan yıldırım 26/05/2008 saat 19:46 #

    ÖSS’de istediğin yeri kazanacağın hayalini kurman veya şirkette bir üstündeki yöneticiye bakıp ‘benim ondan ne eksiğim var, hatta daha da iyiyim’ diye düşünmenin hiçbir değeri yok. At çöpe gitsin. Düşüncelerine inanıp peşinden gitmediğin sürece otur düşün.

    Haklısınız. Düşünmek sadece bir başlangıç olabilir düşüncelerinizi ideal edinip sıkı sıkı sarılmadığınız ve ona ulaşmak için çaba göstermediğiniz sürece yıllar sonra kendinizi başlangıç noktasında buluyorsunuz belki de bir adım gerisinde hayal kırıklıkları içinde…

  3. hülya'da buluşalım 31/05/2008 saat 12:04 #

    hindilerde çok düşünür ama sonunda tencereye girer…düşünmekle olmuyor demekki, harekete geçmek ve cesur olmak gerekli tabi cesurlukdan kastım Don Kişot gibi yeldeğirmenlerine karşı savaşmak değil.nokta atışı yapmak lazım,planlı programlı ve asıl konuya fokuslanarak düşünceleri eyleme geçirmeli ve sonra yorum yapmalıyız, oldu yada olmadı diye…

  4. Fasulye 20/06/2008 saat 09:08 #

    İnsan önce kendi içine bakmayı öğrenmelidir. Kendi sınırlarını keşfetmelidir bana göre.. Kendi içine bakamayan, kendini tanımayan ve/veya olduğu gibi kabul edemeyen kimse başarılı olamaz ve diğerleri tarafından da kabul görmez.. Kendine hoş görü ve sabır göstermeyi bilmelidir ki diğerlerini de gösterebilirsin.. Kendiyle barışık biri dünyayla barışık olabilir. Aksi halde iç/dış savaşların içinde sürüklenme sürer durur ve hayat olduğundan daha yorucu bir hale gelir diye düşünüyorum..

  5. Francotirador 04/02/2009 saat 13:21 #

    Merhaba Cagdas. Tipki senin gibi bu tarz konularda kafa yoran, dusunen, okuyan, ve bu dusuncelerini insanlarla paylasip onlara bir nebze de olsa yardimci olmaya calisan birisi olarak, bu yazinin altina kesinlikle imzami atarim. Senin de dedigin gibi, inandigin prensipleri insanlara yansitmak ve daha da onemlisi onlari herkesten once uygulamak cok ama cok onemli. Ancak bu sekilde insanlari ikna edecek gucu kendine bulabilirsin.

    Dusuncelerime tercuman oldugun icin tekrar tesekkurler :)

Bir Cevap Yazın