İnternetten Para Kazanma Yollarını Araştıranlara Fikirler

Tamamen ve sadece; kendi dönemsel araştırmalarımdan yola çıkarak oluşturduğum amatör bir derlemeyi bilgilerinize sunmak istiyorum. Ben konuyu araştırmaya; geçen kış boş zamanım artınca duyduğum sıkıntıdan dolayı başladım. Bir sonuca vardıramadım; sonra bahar geldi, yaz geldi; boş zamanım azaldı; boşverdim. Şimdi tekrar kış geliyor, boş zamanlarım yine arttı, yine aranıyorum. =)

Pek çok seçenek var; başlangıç olarak insana; ‘şu bollukta herhalde ben de birşeyler bulurum’ diye düşündürecek kadar çok. Ama kazın ayağı her zaman öyle değil. =)

Herkes kendince birtakım elemeler yapacaktır mutlaka; kendi hesabıma; çok belirgin, nerdeyse dehşet verici yazım hatalarıyla dolu metinlerden uzak durdum. İnsan yazım kurallarına uygun düzgün bir kısa metni devşiremeyecek olsa bile, ki olabilir tabii ki; bunun farkında olması ve metni mesela başka birine yazdırmayı akıl etmesi gerektiğini düşündüm. Ha, hem yazım ve anlatım konusunda zayıf, hem de bunun farkında olmayan ve/veya önemsemeyen biri de olunabilir elbette, ama bu derece ‘farkındalıksızlık’ bana fazla. =) İnsanda önce otomatikman bir parçacık saygı ve güven uyanması gerekiyor, bunu uyandırabilecek tek şey de bir metin olunca, o metnin kepazeliği çok itici olabiliyor.

İnsanlardan küçücük tutarlarda da olsa abone, kayıt vb. paralar talep eden ilanlara da soğuk baktım. Bu noktada; ’5 lirayla ne ben kaybederim, ne o kazanır’ mantığı mantıklı değil; zira talep eden kişi veya kurum belli ki, zaten böyle düşünecek çok sayıda insan çıkabileceğini bilerek yapıyor bunu. Sonuçta 1 tane 5 lira belki pek çok kişiye birşey ifade etmez; ama pek çok 5 lira 1 kişiye epeyce bir keyif verebilir. =) Bu konudan ağzı yanmış insanların yorumlarını gördüm; açılmayan telefonlar, cevaplanmayan mesaj ya da mailler, asla eve gelmeyen işler vs…

Evde mandal işi, tesbih işi, takı işi, boncuk işleme işi, yazı yazma veya düzeltme işi, ufak çaplı bir çağrı merkezi kurma işi, insanları internet üzerinden -bu daha çok cinselliğe dönük sanırım- muhtelif geyiklerle oyalama, anket doldurma, yemek yapma işi, blablabla…yapabileceğini düşünen ne kadar çok insan olduğunu gördüm ve kendimi hiç yalnız hissetmedim böylece. =)

Herhangi bir konuda gerçekten nitelikli, harikalar yaratabilecek biri bile olsanız; uygun bir kaynak tarafından keşfedilmediğiniz, şans veya bağlantılar falan filan sonucu o kaynağa ulaşamadığınız sürece kendinizi bu konuda gösteremeden ölüp gitmenizin mümkün olduğunu (tekrar) farkettim. Tabii bazen, bizde olmayan nitelikleri kendimizde var zannedebiliriz. Ama bazen de gerçekten vasıflıyızdır. Bunun değerlendirilmesi biraz da kısmet, kader, ortam vs. meselesi. =) Hayat o ki; niteliklerimizin hakkı neyse onu alacağız; diye birşey yok. Maalesef yok. Yâ kısmet! Uydu duruma ama, fena durmadı. =)

Hayatta ne varsa onu gözledim tabiatıyla; ortalığın kadınları kafalamak isteyen erkekler, ve erkekleri kafalamak isteyen kadınlarla dolu olduğunu…Vicdanları zerrece sızlamadan emek ve umut sömürebilecek ne kadar çok insan olduğunu…Ve onlar yüzünden; ve onların büyük varlığının bünyelerde yarattığı mantıklı paranoyalar yüzünden…mantıklı paranoya da nasıl oluyosa artık =)…hiç de böyle kişilikleri olmayan, ciddi zorları olan samimi insanların da arada fena halde kaynıyor olabileceğini gözledim.

Kimseyle bağlantı kurmadım aslında ben; bir ara bir el becerimi biraz daha değerlendirebilmek için o konuda birkaç mail attım ama geri dönüş olmadı; çok da önemsemedim. O konuda birşeyler yapıyorum zaten, bu sayede ‘biraz daha’ olabilir mi diye düşünmüştüm sadece.

Ama nette; zor durumlardan, âcil hallerden sözeden insanlar var; mutlaka bir kısmı samimidir, hikayeleri gerçektir; işte onların vicdansız birilerine denk gelmelerini hiç istemem. Olmasın. =’(

Ben şimdi evden yazı yazma işine takıldım biraz. Yine kış geliyor, yine yaza göre bolca boş zaman. =) Bakınıyorum, mailler atıyorum, örnekler yolluyorum. Bu konuda kendime birazcık güvenim var; kendimce iyi bir şekilde yapabileceğimi düşünmediğim birşey için uğraşmam zaten. Şimdilik anladığım şu ki; bana dönüş yapan 1-2 kişiden…Yazdığım şeyler akıcılık, yazım kurallarında düzgünlük, az-çok bi tutarlılık ve düzen, ifadede yeterlilik vs…olarak fena değil; ama profesyonel racona uygun değil. Oysa bu önemli birşey. Bakalım. Yâ kısmet! =)

Sonuç Bence; fazla umut beslemeden arayın / başvurun. ‘Sen işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına’ şeklinde yaklaşmak daha makul görünüyor. Ne umutsuz, olumsuz yorumlardan dolayı vazgeçin; ne de çok şişirilmiş, çok iddialı vaatleri çok ciddiye alın. Kendinize güvendiğiniz alanlar için; denemekten zarar gelmeyecekmiş gibi duruyorsa, bütün başvuru yollarını deneyin; ve çok sayıda kaynaktan deneyin. Buna bir daldımı da insan; internet başında farketmeden bayağı uzun saatler geçiriyor; yürüyüşü ihmal etmeyin, hareket içeren birşeyler yapmayı. Hem dışarıda yürürken, araştırdığınız konu hakkında da daha güzel düşünebiliyorsunuz.

Bir sonuç daha : Umut etmenin ve uğraşmanın süresini fazla uzatmayın. Hayat beklemiyor, belki başka şeyler denemek daha hayırlıdır. =)

Ortaya Karışık Girişim Tavsiyeleri

İyi bir girişimcinin herhalde benden daha iddialı ve güvenli bir insan olması lazım. Bu konularda ben ortalarda bir yerdeyim; kendime güvenim hayatım boyunca defalarca gidip-gelmiştir. Ama aslında; illa ki gelmiştir, demek ki iyi-kötü bir esas var; ya da ben öyle ummak istiyorum. =) Bir de; hayatın öyle bir özelliği var ki, sen her şeyi kendince en doğru ve düzgün şekilde de yapsan, hesapta olmayan şeyler her zaman çıkabilecektir. Bana göre buna; karamsarlık değil, gerçekçilik derler. Salt bu sebeple bile aşırı iddialı ve güvenli olmayı yanlış bulurum, insanı, özellikle sempatik biri değilse itici biri yapabileceği gibi; ters durumlardaki hayal kırıklığı da aynı derecede yıkıcı olabilir. ‘Benim gibi bir insanın başına bu nasıl gelir’ diye bir şey yok zira; herkesin başına, her şey gelebilir.

Gerçekten de bence, makul hedefler koymakta her zaman fayda var. Böyle düşünebilmenin belki artık orta yaşta olmakla da bir ilgisi vardır, daha mütevazi taleplerin olmasını ‘öğrenirsin’. Fakat ben bunu genç insanlara da öneririm aslında; makul, küçük hedefler; birisi olunca bir tane daha; o da olunca bir tane daha. Şöyle ki; erişilmesi nispeten kolaydır, erişince de motivasyonun artar ve farkında olmadan hafifçe vitesi büyültmeye başlarsın zaten; olmayınca da kolay toparlanırsın; zira çok seni aşan, çok dehşet bir şey hedeflemedin ki olmadığında paniğe kapılasın. Ve yerini yenisini koymanda daha kolay olur, zira umutların yerle bir olmaz. Sadece biraz sarsılır, onu da atlatırsın.

Bir şey yapmaya girişeceksen, bunun sana, senin de buna uygun olduğuna inanmak lazım. Duruşun, konuşman, halin tavrın istediğin şeyle uyumlu mu Kendisini işiyle -belki de- gayet uyumlu bulan bir bakkal biliyorum; fakat o onun fikri, bence onun kadınlara bakma şekli işiyle hiç de uyumlu değil ve zorunlu kalmadıkça dükkânına ne girerim; ne de kızımı yollarım. O bakışlarla kızıma bakmasını istemem, öyle hasta ediyor beni. Belki yeterince kazanıyordur; ama benden dolayı 3 kuruş daha kazanabilirdi; kazanmıyor. Aşağı-yukarı bunu demek istiyorum ve evet; bence de biraz dolambaçlı oldu. =) Bir çağrı merkezinde çalışan bir adamsan; bir kadına nasıl baktığını bilmem, konuşmanın düzgün, akıcı, kibar vs. olması yeterlidir; ama bakkalsan, nasıl baktığını da görüyorum. Yani; doğru duruş, davranış ve bakış da müşterini azaltabilir – çoğaltabilir.Bunun farkında olmayabilirsin; çünkü sana kimse söylemeyebilir; ama ayağını da kesebilir. =)

Ben insanlara ‘sen aslansın, sen kaplansın, yaparsın, halledersin’ denmesinden pek hoşlanmıyorum. Ben şunu severim; ‘denemeden bilemezsin.’

Kendini denemekten korkmamak lazım. Eğer ihtiyaçlar çok acil, çok hayati değilse; kendini denemeye ve sonucu beğenmezsen başka bir şekilde denemeye her zaman; zaman vardır.

Başarı Ayrıntı da Gizlidr

Farkı yaratan unsurlar çoğu zaman tek başına ayrıntılardır… Bazen tek başına sonucu belirlerler. Ayrıntıya hakim olabilme becerisi başarı potansiyeli üzerinde de etki sahibi. Ayrıntıların çoğu zaman çok önemli olduğunu birçok yazımızda defalarca vurguladık. Güzel bir kişisel gelişim öyküsü ile tekrar altını çizelim istedik. Gerçek bir öyküden alınan bu gelişim hikayesi tam da anlattıklarımızla ilgili ilginç bir dava ve nedeni ayrıntıda gizli sonucu…

İBRETLİK SAVUNMA

Ünlü avukat Petrocelli’nin kaybettiği tek dava… Jüri başkanı onu kendi silahıyla nasıl alt etti

Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu. Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu… Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

- “Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.. Buna az sonra sizler de inanacaksınız… Neden mi Bakin, simdi 1’den 10’a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karisi bu kapıdan içeri girecek.. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10…”

Bütün jüri kapıya dondu. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı..

-”Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız… İşte kararı verirken buna güvenmenizi talep ediyorum.”

Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.

Mahkeme çıkısında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı:

-”10’a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız”

-”Doğru” dedi jüri başkanı; “Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!”

Kaynak : http://www.kendinigelistir.com/basari-ayrintida-gizlidir/#ixzz29Rl7XLuG

Kıvılcımdan Ateşe: Geri Sayım Başladı

 

Uzun bir aradan sonra merhaba. Bir buçuk yıl öncesinde yazmaya başladığım kitabımı en sonunda bitirdim. Şu sıralarda gözden geçirme aşamasında ve yakında hem basılı hem de e-kitap olarak çıkacak.

Yakında burada ve kivilcimdanatese.com sitesinde daha fazla bilgi ve siz Beyaz Tavşan okurlarına özel için bir kaç küçük sürprizle karşınızda.

Kitabın taslak halini okuyan ve yorumlarıyla kitaba daha da fazla değer katan Feyzanur, Mustafa, Ömer Faruk, Çağdaş, Talat, Esra, Oğuzhan, Özlem, Sabri, Neslihan, Oğuzhan, Meriç, Namiye, Ümit, Banu, Manolya ve Hülya’ya çok çok teşekkürler.

En Küçük Adım İlkesiyle Hedeflere Ulaşmak (2)

Bir önceki yazıda, bir işin nasıl yapılacağını bilmeden de yapılabileceğini anlatmıştım.

Şimdi de dilerseniz, boyumuzdan büyük işleri nasıl yaparız ona bakalım.

En küçük adım prensibini bu durum için uyarlarsak:

Yapamacağın kadar büyük bir işin, şu anda yapabileceğin en küçük parçasına, en küçük adım denir.

Yine bir örnekle açıklarsak:

Ahmet’in oldukça geniş bir hayalgücü ve etkileyici hikayeler anlatma yeteneği vardır. Kitapları da çok sevdiği için, kendisi de bir kitap yazmak ister. Fakat kitap yazmak, yayınlamak, satmak, para bulmak vb.. çok gözünde büyüdüğü için bir türlü harekete geçemez. Yıllar geçer ama kitap yazmak hayalden öteye geçemez.

En küçük adım prensibine göre:

[box]Mevcut durum: Ahmet’in kitabı yok.

Hedef durum: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.[/box]

Hedef duruma ulaşmak için Mevcut durumla araya bir adım koyarsak:

[box]Mevcut: Ahmet’in Kitabı yok

Adım 1 : Kitap yaz

Hedef: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.[/box]

Artık Ahmet’in yapması gereken şey Adım1’e ulaşmak. Daha sonra ne yapacağını sonra düşünebilir. Yani kitabı nasıl basılır, nasıl satılır, cebinden kaç para çıkar, bunları düşünmesine gerek yok.

Ama Adım 1 hala büyük geliyor, sonuçta koskoca bir kitap yazmak da kolay iş değil. Demek ki hala en küçük adımı bulamadı. O yüzden bir adım daha ekliyor.

[box]Mevcut: Ahmet’in kitabı yok.

Adım 1: Kitabın kurgusunu yazıya dök.

Adım 2: Kitap yaz.

Hedef: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.[/box]

Şimdi elindeki işe bakınca Ahmet, yapması gereken ilk iş, kitabı için bir kurgu oluşturmak. Bu da gayet yapılabilir bir şey ve hemen işe girişiyor Ahmet. Kurgu hazırlanınca da, Kitap yazmakla araya bir küçük adım daha koyarak, adım adım yazarlığa doğru ilerleyecek.

Sizin de gözünüzde büyüyen ama en küçük adım prensibini kullanarak işe koyulabileceğiniz konular var mı

Paylaşmak veya görüş almak isterseniz aşağıdaki yorumları kullanabilirsiniz.