BeyazTavsan.com header image 2

Seçimini Yap ve Arkana Bakma

Mayıs 2nd, 2008 · 4 Yorum · Cesaret ve Bilinç, Değişim, Öz gelişim

Ön söz: Hepimiz hayatımızın bazı noktalarında önemli seçimler yaparız. Ve kararımızı bir kez verdikten sonra bazı seçimlerimizin geri dönüşü yoktur. Birazdan okuyacağınız hikaye ve sonrasındaki öz analizim bu konu üzerine.

Şimdiye kadar kendimden pek bahsetmedim fakat eskiden araştırma görevlisi (nam-ı diğer asistan) olan bir mühendislik doktorası öğrencisiydim. Geçen sene, öğrenciyken tanıştığım ama şimdi kendisi de araştırma görevlisi olan Erhan’dan bir Eposta geldi. Yaklaşık dört-beş sene kadar önce yazdığım ama herhangi bir dergiye göndermediğim bir makalemi, eski hocamla elden geçirip uluslararası bir konferansa göndermişler. Makale kabul edilmiş sonuç bildirgesinde yayınlanmış. Eğer akademisyenlik yoluna hiç sapmadıysan, o zaman gazeteye gönderdiğin bir mektubun köşe yazısı olarak yayınlandığı düşün, öyle bir şey. Heyecan verici ama o kadar da büyük bir olay değil. Yine de kesilip torunlara gösterilebilir ;)

Ama bu kadarla kalmadı. Daha sonra bilimsel bir kitapta yayınlanmak üzere makalemi de seçmişler haberi geldi. Üzerinden çok zaman geçti ve bu olayı tam unutmuştum ki… İşte elimde kitabı tutuyorum… Kargodan bugün geldi… Açarken ellerim titredi.

 Parlak kalın kapaklı, Springer basımı kanlı-canlı bir kitabın bir ünitesi ben yazdım. İşte bu, doktorasını bitirmemiş birisi için gerçekten büyük bir olay. Durup dururken Beyaz Şov’a baş konuk olmak gibi bir his yaşatıyor insana. Kitabı masanın üzerine koydum, bir süre kapağına baktım, arkasını çevirdim yazıları okudum. Daha sonra ağır ağır kapağını açtım ve editörlerin ön sözlerini okudum. Son sayfaya baktım, 669 sayfa var. Ve sonunda içindekiler kısmının ilk sayfasında, yedinci sırada usulca duruyor yazdıklarım. Çevirdim 105. sayfayı acele etmeden ve seneler önce yazıp da unutmuş olduğum şeyleri hayretle okumaya başladım. Her okuduğum satır beni adım adım geçmişe götürüyordu. İş hayatı, işe ilk girişim, askerlik ve asistanlık döneminde yavaşlayıp durdu film.

Acaba dedim ister istemez, o doktorayı tamamlasaydım şimdi hayatım nasıl olurdu? Diğer yayınlarımla beraber, Türkiye’de birçok üniversitede profesör olabilmek için gereken minimum yayın sayısını sağladım zaten. Geriye sadece beklemek kalırdı. Üniversite ortamında yaşar giderdim…

…diye hülyalı düşüncelere dalmışken birden durdum. Bir yerlerden duymuştum, insan geçmişi hatırlarken güzel olaylar aklına gelir diye. Gerçekten de doğru bir söz. Üniversite, çimler, rahatlık, vb. iyi güzel ama işin aması var bir de. Doktora’ya başladığımda zaten 2 senedir yüksek lisans yapıyordum. İnsan okulda bu kadar uzun süre (5 sene üniversitenin üzerine) kalınca garipleşmeye başlıyor. Y.L. bitip de Doktoraya başladığımda ise iyice sıkılmıştım. Sonuçta bir kariyeri yarıda bırakmak kolay bir karar değil ama aylarca düşünüp taşınıp sonunda bu işin bana göre olmadığına karar verdim ve bırakıp askere yollandım. Ailemin pek hoşuna gitmese de kararımı verdikten sonra üniversiteye gittiğim ilk gün inanılmaz bir rahatlık ve huzur dolmuştum.

Geçmişin Gölgeleri

Şimdi, taa 4 yıl sonra anlıyorum ki karar vermişim ama hiçbir zaman tam olarak uygulamamışım. Pişmanlık duymadım hiçbir zaman ama dediğim gibi kararı tam olarak uygulamamışım. Fiziki olarak bağımı kesmişim ama bir parçam orada kalmış hep. Kütüphanemde duran ve yıllardır kapağını açmadığım mühendislik kitapları, ücra bir klasörde bilgisayara kayıtlı bilimsel makaleler, dört yıldır bir kere bile açmadığım sciencedirect.com kısa yolu, denklemlerin ve ders notlarının yazılı olduğu tozlu defterler, hala bir gün kullanırım belki diye sakladığım 2003 model Matlab programı hep bu yüzden.

Bunları neden hala saklıyorum diye sordum kendime, cevabı hep biliyordum aslında. Bu seçimi yaptım ve kararı aldım fakat uygulamaktan korktum hep. Sanki bir parçam hala orada kalırsa, sanal da olsa hala geri dönebilecek gibi hissedersem bu ayrılıktan dolayı acı çekmem diye yaptım. Üniversite güzeldi, oradaki arkadaşlıkları, ortamı, hocalarımı ve yaptıklarımı hep mutlulukla ve gururla anacağım ama bana göre olmadığından kesin olarak emin olmuştum. Hayatta yapmak istediğim iş bu değildi ve bundan emindim. Böyle olduğu halde bile, yine de tam olarak kopmaktan korktum. Kendimi ikna etmedim, edemedim, denemedim. İşin kolayına kaçtım ve yıllarımı böyle geçirdim.

İnsan nedense eskileri atamıyor. Belki işe yarar diye on yıl saklanan kırık dökük eşyalar, hiç okunmayacak dergiler, dinlenmeyecek albümler, seyredilmeyecek filmler, giyilmeyecek giysiler. Yaşanmayacak hayatlar, dönülmeyecek sevgililer, gidilmeyecek yerler. Bazıları evde yer kaplar, bazıları bilgisayarın sabit diskini doldurur, bazıları poster olur duvarımıza, bazıları aklımızda diken gibi batar durur. Hiçbir işe yaramaz bunlar. İnsana sahte bir güveni sanal bir rahatlama verir sadece, yüzleşmek yerine kaçmayı seçer ve geçtiğimiz her durakta bir parçamızı bırakırız.

Ben bu akşam bu işe son noktayı koyuyorum. Farkındalık günüm bu günmüş demek ki. Önce senelerdir dura dura tozlanan mühendislik kitaplarından başlayacağım, sonra dosyalar, dokümanlar, programlar. Geriye sadece yüksek lisan tezim kalacak ki hayatımın o dönemini açmıştı, bir de bu kırmızı kaplı kitap ki o döneme son noktayı tam olarak koydu.

Şimdi düşününce aslında çok daha fazlası var, hepsi yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor. Mesela üç sene önce bir hevesle yazmaya başladığım bir oyunla ilgili binlerce (abartmıyorum) dosya, iki-üç ajanda dolusu taslak çalışma, bir kutu program CD’si de hala duruyor, belki bir gün dönerim de yaparım diye… mi nedir?

Hayatta birçok seçim yaparız. Eğer bir şeyi sonlandırıp yeni bir şeye başlangıç yapıyorsan çok dikkat et. Bitirdiğin şeyi gerçekten bitirmediğin sürece yeni yaşamında sürekli ayağına dolanır ve yaşamın fark etmeden bir ‘hiç yaşanmayacaklar çöplüğüne’ dönüşür.

Bu yazıyı sonlandırırken seni her zamanki gibi harekete geçmeye davet ediyorum. Şimdi bilgisayarına bir göz at veya kalkıp bak kitaplık raflarına, çekmecelerine veya çantana. Kaç tane hiç yaşanmayacak var? Farkına var ve yavaş yavaş kurtul onlardan. Bıraktığın her eski yaşam şimdi hayatında ayağına dolanan iplerden birini çözecek, ağırlıklardan birini atacak. Acı çekmekten korkma bunu yaparken, hatta mutlulukla yap, eskiden yaptığın, olduğun ve başardığın her şeye olan saygından ve sevginden dolayı yap. Eski hatıraların bırak güzel anılar olarak kalsın, hayatının çürümüş parçaları olarak değil.

Seçimini yap, arkana bakma ve hayatını yaşa.

Bu yazıyı, aynı zamanda yüksek lisansa başlayıp aynı zamanda doktoradan ayrıldığımız kadim dostum Murat’a adıyorum.

Konu ile ilgili diğer yazılar

  • İçi Dopdolu İlişkiler (Bölüm 1)

    Tags:

    4 yorum ↓

    • 1 Kübra // May 13, 2008 at 20:32

      Selamlar,
      Bir kaç haftadır sizi takip ediyorum ve büyük bir zevkle yazılarınızı okuyorum.Bu yazıyla ilgili yorumlarımı sizinle paylaşmak istedim.Dediğiniz gibi eskileri hayattan çıkartmak çok zaman alıyor.Çünkü,sizin birer parçanız oluyorlar soyut veya somut.Onları hayatınızdan çıkartmayı istediğinizde bir yanınız bilgilerinizi,sevgilerinizi ya da değerlerinizi sizden silmenize izin vermiyor.Onlar senin bir parçan onu atamazsın diye bir ses yankılanıyor ve bu sese kulak veriyorsun.Yüreğin buna izin vermiyor.Elin,düşüncelerin seni bir adım geri itiyor.Çünkü, karşılıklı verilmiş bir emek ve sana kattıkları yatıyor bunun altında , nasıl her şeyi bir kalem de siler de hayatından atabilirsin.Tamam bir kitabı,cd’yi yada bilgisayardaki herhangi bir şeyi tek parmak hareketiyle delete edebileceksin ama ya kalbinde bıraktığı izi????Aslında çok haklısınız ayağınıza dolanan,sizin hareketinizi engelleyen oluyor.Bu düşünceleri yavaş yavaş çürütüp,içimizde yok olabilmelerini sağlamalıyız. Ne kadar kolay olabilirse…
      Hayata iyi bakınn Kübra:)

    • 2 Cagdas // May 14, 2008 at 06:00

      Merhaba Kübra,

      Sana tamamen katılıyorum, zaten bir şeyleri (bu kitap olsun, CD olsun, eski bir anı defteri olsun) hayatımızdan çıkartamamızın asıl sebebi onlara atfettiğimiz duygusal değer. Dediğin gibi belki bir dosyayı silmek bir parmak hareketine bakıyor ama kalbinde bıraktığı izi silmek o kadar kolay değil.

      Etrafında o eski anıları depreştirip sana sürekli hatırlatacak şeyler ne kadar az olursa, “kafan” ve “kalbin” de o kadar rahat olacaktır. Etrafında geçmiş hayatını sana hatırlatan bir sürü eşya, dosya, fotoğraf vb.. varken kendini ne kadar zorlarsan zorla istediğin değişimi gerçekleştiremezsin. O yüzden bir yerden başlamalı, eğer bugün temizlik yaparsan rahatlamayı belki bir ay sonra hissedersin. Eğer geciktirirsen belki seneler geçer ama değişen bir şey olmaz.

      Bu arada tabiki eski anıları atalım, silelim, unutalım asla demiyorum. Fakat herşeyi yerli yerine koymak en iyisi. Anılar anı oldukları sürece güzel, fakat üç senedir okumadığın kitapları hala kitaplıkta tutmanın sana bir getirisi yok.

      Son cümlelerinde sen de yazmışsın, bu düşünceleri yavaş yavaş yok edebilmek lazım ama kolay değil diye. Çok doğru, düşünceleri değiştirmek kolay değil fakat düşüncenin güç aldığı destekleri bir bir kaldırırsan (ilk başta güç de olsa), o zaman düşüncenin kendisi de zaten çökecektir. Fakat destekler hala orda dururken düşünceyi kafadan atmaya çalışmak biraz havanda su dövmek gibi olur.

      Üzerine konuşması en çok cesaret gerektiren konulardan birisine yaptığın bu yorum için teşekkürler. Kendine iyi bak.

    • 3 hülya konar // May 14, 2008 at 07:29

      çok etkilendim ve kendimdende birşeyler bulduğum okurken bazı yerlerinde “bak bi ben değilmişim” diye düşündüğüm çok hoş bir yazı yada iç döküş olmuş.paylaşımınız için teşekkürler.

    • 4 Talat // May 21, 2008 at 00:05

      Bu aralar taşınacağımdan, bunu bir fırsat bilip beni dibe çeken tüm ağırlıklardan kurtulmaya çalışacağım. Kolay olmayacak, bir kısmını ben bırakmak istesem bir şekilde onlar beni bırakmayacaklar biliyorum. Yine de denemeli.

      Çağdaş Bey, yazdıklarınızdan hatırladığım kadarıyla, bir eşiniz ve bir de dünyalar güzeli bir yavrunuz var. Onlara da bu vesileyle en derin sevgi ve saygılarımı gönderirim.

      Dünyadaki tüm dostlukların kadim olması dileğiyle.

    Yorum yazın