Suyu Hisset

 

Fotoğraf: Xuthiensun

 

Iki genç balık yüzerken yaşlı bir balığın yanından geçerler. Yaşlı balık, “Günaydın delikanlılar, su bugün nasıl?” der. Genç balıklar diğerinin yanından geçip giderler, ama sonra birisi geri dönüp yaşlı balığın yanına gelir ve sorar “Su da ne?” (David. F. Wallace)

Etrafımızı kaplayan, heryerde gördüğümüz şeylerin farkına varmak sandığımızdan çok çok çok daha zordur.

Su, etrafınızı kaplayan herşeydir. Mesela arkadaş çevreniz, mesela işiniz, mesela içinde yaşadığınız kültür. Sigara tiryakiliği, aşırı yemek, hareketsiz hayatımız, TV karşısında çöpe giden saatler yada mutsuz iş hayatınız, idare eder birlikteliğiniz, çocuğunuzu yetiştirme şekliniz.

Her sabah yaptığın işe gitmek için arabaya bindin, çalıştırdın ve gaza bastın. Her sabah dinlediğin radyoyu açtın ve yolda giderken bir ara radyodaki müziğin yada haberin çoktan bittiğini ve son beş dakikadır reklam dinlediğini fark ettin. Az ilerideki trafik lambası sarıya döndüğünde acaba geçermiyim diye düşünüp gaza bastın yada nasıl olsa geçemem deyip frene. Senden önceki araba geçti, sen lambaya takıldın yada sen geçtin senden sonraki takıldı. Öndekine küfür ettin az daha basmadı gaza diye yada arkadaki sana küfürü bastı. Trafikte yarım saat harcayıp işe geldin, güzel bir parkyeri bulup sevindin yada kapıya en uzak park yerine park edip sinirlendin. Tıpkı dünkü veya yarınki gibi.

İşte su böyle bir şey.

Suyu fark etmek oldukça zordur çünkü etrafa daha iyi bakarak onu göremezsin. Suyu görmenin, fark etmenin tek yolu, suyun dışına çıkmaktır. Hayatta alıştığın şeyleri yapmaya bir süre olsun ara vermek ve olan biteni gözlemek gibi.

Bu gerçekten zor iştir. Ama imkansız değil.

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

,

6 Responses to Suyu Hisset

  1. filiz 23/06/2011 saat 23:00 #

    Farkındalık ve hayat adına iyi bir yazıydı. Elinize sağlık.
    Bu konuda ekleyebileceğim fazla bir şey olmamakla birlikte, hepimizin sıradanlaşmaya yüz tuttuğu zamanlar var. Saati saatine yapmamız gerekenler ve zaman kısıtlılığımız ile bunu daha da derinleştiriyoruz. Ama en azından dediğiniz gibi bu imkansız değil. Bir takım küçük değişikliklerle de hayata bir nebze olsun farklı bakmak bizi de farklılaştırabilir.
    Bir kaç örnek de benden olsun;
    Uyanacağınız saatten daha erken uyanıp, kahvaltı için gözünüzün gönlünüzün açılacağı bir yere gitmek, bir kahve içmek mesela, biraz yürümek sonra.
    Her gün giydiğiniz topuklu ayakkabıdan feragat edip haftada bir gün spor ayakkabı giymek işe giderken, dışarı çıkarken :)

    sevgiler.

    • Çağdaş 27/06/2011 saat 11:03 #

      Hayatın rutini içinde o kadar boğuluyoruz, senin de dediğin gibi ufacık değişiklikler bile bir fark yaratacaktır.

  2. apik 27/06/2011 saat 09:30 #

    selam..

    eline sağlık..

    haddim olmadan küçük bir paylaşımda bulunmak istedim..

    Su ve balık benzetmesi tam 12 den isabet etmiş..:) Ben de aynı yerden devam etmek isterim..

    şu bahsettiğimiz SU, alışkanlıklarımız, sürekli yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız değil de, bunların altında yatan fikirler ve düşünceler olabilir bence.

    demek istediğim şu; bir insan hergün aynı saatte kalkıp, aynı ritüeli yaşayıp, aynı işe/parka/kahveye v.s. gidip, akşam aynı saatte yemek yedikten sonra aynı saatte uyuyor olabilir. bu onun içinde yüzdüğü SUyun farkında olmadığı anlamına gelmeyebilir, eğer bu kişi temel düşünce ve değerlerinin bilincinde ise, yaptıklarını ya da yapmadıklarını kendi etki alanı içinde, iradesi ile belirleyebiliyorsa, ya da içinde bulunduğu şartları anlayabiliyor ve koşulların yüklediği sorumluluğu bilinçli bir tercihle kabulleniyorsa, içinde bulunduğu SUyun farkındadır ve farkında olmaktan öte, etkileşimini, kısmi de olsa, kontrol altında tutabilme, yani özgür olma şansı da vardır bence..

    başka bir deyişle suyu farketmenin bir çok yolu olabilir, bence ise, en etkili sonuç verecek olan, suyun dışına çıkmaktan ziyade ( çünkü bu bence zordur ), suyu anlamak, kabullenmekten geçer.

    geriye kalansa, bugün şunu farklı yapayım, ille de değişiklik yapayım kısmı var ya, o da tuzlu sudan tatlı suya geçmektir belki, sudur işte yani yine de..

  3. Çağdaş 27/06/2011 saat 11:21 #

    Öncelikle Su ve özgürlük arasında benim göstermediğim bağlantıyı kurman çok hoşuma gitti. Evet, SUyun farkına varmanın belki de en büyük getirisi gerçek bir özgürlük ihtimali olacaktır.

    Dediğin gibi SU insanın kendisidir temel olarak. İnsanı tanımlayan en temel değerler SUyun büyük kısmını oluşturur, bu değerler isteklerini, istekleri düşünce kalıplarını, onlar da davranışlarını şekillendirir. Eğer aradığın şey değişim veya farkındalıksa, o zaman işe sondan başlamak gerekir çoğu zaman. Çünkü diğer yol son derece sapa ve sarptır.

    Eğer gerçekten çok gelişmiş bir gözlem yeteneğin varsa, evet sudan çıkmadan da fark edebilirsin. Ama aynı güvenlik kamerası gibi yaptıklarını sürekli gözlemlemen, niye böyle yaptım, niye böyle oldu, ona karşı ne tepki verdim, neden böyle dedim halinde olmak gerekir. Bunu yaparken de sürekli ayık olman lazım.

    SUdan çıkmak ise çok daha hızlı ve kolay sonuç veriyor. Çünkü normalin dışında, “anormal” bir durumun içinde gözlem yapmak bana çok çok daha kolay geliyor.

    SUdan çıkmakla ne kast ediyorum? En temelde mevcut kültürün içinden çıkmak, örneğin yurt dışına çıkmak. Olmuyorsa bir süreliğine yakın çevrenin dışına çıkmak, bir seyahat, yazın bir iş, yada öyle bir şey. Hiç okumadığın türde kitap okumak, hiç seyretmediğin türde filmleri seyretmek, hiç dinlemediğin şarkıları dinlemek, hatta söylemek.

  4. apik 27/06/2011 saat 17:32 #

    yurtdışına çıkıp gelen dostlarla sohbet ettiğimde, farklı kişilerle yapılan bu sohbetlerde, ortak bir yön dikkatimi çekmiştir , çok az istisna ile, gidilip-dönülen yer neresi olursa olsun, anılarını anlatan kişi de belli-belirsiz bir değişiklik, bazen hoşgörü, bazen sakinlik, işte bir farklılık olurdu.

    üstteki cevabını okurken bunu anımsadım. bir de ‘hiç okumadığın türde kitap okumak’ kısmı; birkaç arkadaş da bazen not zoruyla, bazen de ortak noktalar yakalamak istedikleri hoş hanımların tercih ettiklerini düşündükleri yazarlara zaman ayırarak, belli-belirsiz bir değişim temeli atmışlardı..

    bu anlamda söyledikleriniz isabetlidir, tam da burada biraz muhalefet kokan bir ‘ama’ geliyor fakat inanın amaç muhalefet olmak değil.. sadece beyin jimnastiği, hoş bu da tuhaf bir deyim, ne desek, buna güzel bir karşılık bulmak gerek bir ara, hani kişisel gelişim değil de öz gelişim misali..

    Durun dağıttım, toparlıyorum, bu bahsettiğim örnekler de yine kişilerden ve muhtemelen benden de bağımsız, ortak bir yön daha var, o da tüm bu bahsetmeye çalıştığım, SUyun farkındalığının çok zaman adı bile konmadan zihnin içinde bir yerlerde yitip gitmesi, bazen de günün koşuşturmacası içinde eriyip bitmesi..:) tamam da neden böyle, eğer evet böyle oluyor diyorsak, yani kitap okudum aman ya beni sarstı, bambaşka ufuklara gözümü açtı dedikten sonra, hakikaten ne oldu da o kadar coşkuya rağmen iki hafat sonra unuttum, unuttuğumu da bir yıl sonra farkettim diyorsak, (işte kitap yerine yolculuk, film, spor ya da topuklu ayakkabı v.s. koyun, aynı kısıtlı ama şaşaalı etkiyi oluşturabiliyorlar), bunun arkasından kuvvetli ve cevaba pek aç kocaman bir NEDEN sorusu geliyor – tabii eğer yok ne alaka diyorsak soru gelmiyor – biz soru geldiğini varsayarsak, bir yanıt olabileceğini de varsaymış olma lüksüne kavuşabiliriz. O vakit yanıt, hep vurguladığımız gibi değerler-düşünceler-fikirler arasına zihinsel seviyede bir yerlerde gizlidir.

    yüz yolculuk yapıp , yüzünde de aynı paradigmayı kullanıp, hiçbirşey elde edemeden zihinsel anlamda varlığının bilincinde olmayan, ve bu bilinçsizliğin bedelini, bilinçli olabilme ayrıcalığına sahip olan ancak, her birinin kendini zat-ı şahane olarak gördüğü, bir zümrenin zihinlerine ektikleri fikir tohumlarının köleleri olan kişiler varken (belirli birilerini kastetmiyorum, yanlış anlaşılma ihtimaline karşı belirtmek isterim), ‘bakış açılarına’ küçük bir optik oynama yapıp, bambaşka ufukları gören, gördüğünden korkan, korktuğuna tapan, taptığını alaşağı eden, en nihayetinde alaşağı ettiğinin içinde kendini bulan yani ÖZGÜR BİREY ( pek tabii özgür olabilmenin yegane yolu bu değildir, en az bunun kadar onurlu fakat çok daha kolay yolları da bulmak muhtemel) olabilen kişiye ulaşma şansı vardır.

    ya özet ve sonuca gelelim dersek eğer, hanım bana ters ters bakıyor ne yazıyorsun der gibi, üstelik ben ifade gücü yüksek biri olmadığım için, yazdıklarımı okumak tahminimce yorucu olabiliyor..

    dediğim şu: paradigmaları değiştirmeden, sadece son davranışı değiştirerek, geçici bir değişiklik hissi yaşayabilir, bir an için de olsa bambaşka potansiyellerin farkına varabilir, coşku duyabilirsin, devamında ise tıkanır bence.. oysa kendi içine bakar ve öz-kontrol sağlayabilirsen yaşam boyu öz-gelişim elde ederken, her safhadan huzur, hatta ve hatta zevk bile alabilirsin. bence yani..

    öbür türlü, geçici bir gelişim hissinin tatmini yaşayabiliriz, lakin hepsi bu kadarla kalır bence..

    Sevgili Çağdaş, blogunda bir okuyucuya ‘lafı uzatma’ anlamında gösterdiğin hoşgörüye tekrar teşekkür ederim..

  5. brgrpyolcu 04/02/2012 saat 19:02 #

    buna aslında bir nevi gaflet de denebilir… rutin içerisinde aptallaşmış insanların programlanmış robotlar gibi aynı şeyleri yapmaları ve buna kendilerini kaptırıp biçok gizli geçidi ve hatta bazende en önemlisi olanı girildiğinde o ana değin yaşanan bütün hayatın aslında koca bir zaman kaybı olduğunu farkettirecek olan o geçiti görememeleri durumu ve acı olanı baktıkları hallde görememe durumu :)
    onlardan biri olmamak güzel amaonlar bunu farkettirememk te can yakıcı…

    insan oğluna verilebilecek en güzel hediye gafletten uyandırılmaktır bence…

Bir Cevap Yazın