Tag Archives | blog

Bunlar da Güzel

Blogosfere doğru yükselip biraz gezdim bugün. Eskiden (vaktim daha bolken) ziyaret ettiğim bazı bloglar da uğradım. Kimi ölmüş,

Devam etmeyen bloglar için kapanmak kelimesi yerine ölmek daha uygun düşüyor bence. Çünkü genelde aylar ve hatta yıllar önce yazılmış son bir yazı (beyin ölümü) ölüm tarihini ve saatini belirlercesine orada duruyor. Ardından gelen bir kaç üzüntü dolu yorum da beyin öldükten sonra kasların istemsiz olarak seyirmesi gibi. Nedense ölmüş bir blog gördüğümde içimi bir burukluk kaplar :(

kimi halen devam ediyor. Ölenle ölünmez diyerek devam edenlerde vakit geçirdim biraz ve şaşırarak gördüm ki yıllarca devam edenler aynı içini çeken kurabiyeler gibi iyice lezzetlenmiş, yazarları da amatör blog yazarından çıkmış basbayağı okunması zevkli yazarlara dönmüş.

Fikir Atölyesi, Pucca, Portakal Ağacı gibi bloglar artık herkesin malumu. Ama bir de  meşhur seviyesine erişmemiş gizli hazineler var. İşte bunlardan bir kaçı:

Onur Almışlar sanırım 3-4 senedir yazıyor, daha önce zehirli örümcek adında bir blogu vardı, son 2 senedir onuralmislar.net‘te  reklam ve medya eleştirisi yapıyor, güzel de yapıyor. Cengiz Çatalkaya’nın Yetenek ve Kariyer blogundaki yazıları oldukça faydalı, özellikle kariyer, CV, özgeçmiş konularında prtaik ve güzel yazıları dikkatimi çekti. Beyn minimalist bir blog, yıllardır aynı format, ama bir şekilde insanın okuyası geliyor. Mental Mastrubasyon‘dan bahsetmeden geçmez olmaz. Özellikle yazıların o güzel temayla uyumunu hep sevmişimdir.

Şimdilik bu kadar, eğer senin de bir blogun varsa lütefn yorumlara eklemekten çekinme ;)

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Keşke Bunları Daha Önce Bilseydim – Bölüm 1

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün.

Cahit Sıtkı Tarancı – (Tümü)

Henüz yolun yarısına gelmemiş olsam da kala kala 1-2 basamak kaldı önümde. Şimdiye kadar yaptığım seçimlerden pişmanlık duymadım Ama yine de bir DeLorean‘ın olsaydı da 1995′e geri dönebilseydim, kendime iki çift lafım olurdu. Belki ben 1995′e hiç bir zaman dönemem ama şu anda o yaşlarda olanlara bir fikir verir belki bu liste.

Keşke…

…Düzenli Spor Yapsaydım

Gündelik hayatımda en çok sıkıntısını çektiğim konu bu. Lisede de sportif birisi değildim ama 30′dan sonra metabolizmanın da yavaşlamasıyla, sporun eksikliği daha da fazla ortaya çıkıyor. Şimdi sporu hayatımın içine almaya çalışıyorum ama daha gençken, zman daha bolken ve vücut daha elverişliyken bu alışkanlığı kazanmış olmayı çok isterdim.

…Hiç Sigara İçmeseydim

Sigaraya 18 gibi başladım ve 11 sene kadar içtim. Bırakalı 3-4 sene oluyor (bilin bakalım kaç yaşındayım :) ). Bırakma süreci gerçekten zorlu ve insanın aklında bir yerlerde mutlaka bir iz bırakıyor. En savunmasız anlarda ise başını uzatıp, “yaksana bir tane” diyor. Ben yine de sigarayı bırakıp tekrar başlamayan şanslı insanlardanım ama sigaraya hiç başlamamış olmayı gerçekten çok isterdim.

…O Kadar Takmasaydım

O zamanlar çok büyük olaylar gibi gelen, kendimi yiyip bitirdiğim türlü türlü dert tasanın şimdi neredeyse hiç birisini hatırlamıyorum. Hepsi yaşanması gereken şeylerdi ve hepsi de beni ben yapan şeylerden birisi. Ama yine de sonunda öğrendiğim bir kuralı önceden de bilmeyi isterdim: şimdi çok önemli görünen stres dolu bir olayın ömrü 1 bilemedin 2 sene. 5 seneye sonra ise belki bir hafta önce yediğim yemek kadar bile sıkıntıya sokmayacak. O yüzden…take it easy.

…Hiç TV Seyretmeseydim

Yanarım yanarım, TV başında geçirdiğim zamana yanarım. O seyrettiğim diziler, bilmemne haber tartışma programı, televizyon çocuğu, zırt-pırt, üst üste toplasam bir kaç yıla bedel olur. Ah o yıllarda neler neler yapılmazdı. Artık akıllandım tabiki ama giden zaman geri gelmiyor :(

…Internet’le Daha Çok İlgilenseydim

Internet denen şey, ben Üniversitedeyken doğdu. Üstelik de benim okudğum kampüsde daha Türkiye’de dial-up modem bağlantısı tek-tük varken geniş bant internet vardı. Öyle bir garip zamandı ki, bildğimiz anlamdaki windows o sene (Windows 95). Türkiye’de derme çatma web sitelerinden başka bir şey yoktu. Domain adları alınmamıştı ve hiç kimsenin hiç bir şeyden haberi yoktu. O zaman TV seyretmekle, bilgisayar oynamakla, ‘chat’ yapmakla geçirdiğim vaktin şöyle bir %10′unu falan daha profesyonel bir yerlere harcamış olmayı isterdim.

Benim liste biraz daha devam edecek ama bugün değil. Peki senin listende neler var

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Beyaz Tavşan’ı nereye götürelim

Beyaz Tavşan

Ufak tefek değişiklikler dışında bir süredir BeyazTavşan’a yeni bir şeyler eklemedim. Bu esnada ziyaret ve abone sayısı oldukça arttı ve kendi halinde bir internet sitesinden küçük bir topluluğa dönüşmeye başladık.

Şimdi yine biraz değişiklik yapma zamanı geldi. Ama bu sefer öncelik sizde.

Beyaz Tavşan’da şu da olsa iyi olurdu dediğin neler var Ya da şunlar olmasa daha iyi olur diye düşündüğün

Aklına ne gelirse aşağıda yorumlar kısmına yazabilirsin. Ateş serbest :)

Not: Yazının başındaki kolaj hoşuna gittiyse benzerini sen de çok kolay yapabilirsin.
Tamamını oku · Yorumlar { 6 }

SEO : Google Arama Motoru Optimizasyonu

SEO: Google Arama Motoru Optimizasyonu

BeyazTavşan’ın ana temaları Kariyer, Özgelişim – Kişisel Gelişim ve Üretkenlik üzerine de olsa bendenizin ilgilendiği başka konular da var tabiki. Bunlardan bir tanesi de (sürpriz!) internet. Bu yazı ise Google ve bloglar üzerine, biraz teknik bolca felsefik bir makale.

Bu makaleden en çok fayda görecek olanlar; kendi blog’una sahip olan veya olmayı düşünen okurlar. O yüzden internette facebook veya msn dışında varlık göstermeyi düşünmüyorsan, bu yazı sana hitap etmeyebilir. Yine de hızlıca bir oku derim, çünkü konunun temeli aslında daha genel. Yok istemem dersen, bir sonraki yazıya kadar arşive davet ediyorum ;)

Ben nereden biliyorum

Bir süre önce güzel bir olay oldu;  bir arkadaşım beni aradı “Abi senin site meşhur olmuş bayağı” dedi, nasıl yani diye sordum, Google’da iş görüşmesi diye aratınca 2.sırada BeyazTavsan çıkmış.

Heyecanla baktım, gerçekten de öyle. Sonra bir kaç kelime için daha baktım (ingilizce öğrenmek, can sıkıntısı, özgelişim, karakter tahlili) hepsinde de ilk 5-6 sırada bir yazım çıkıyor. Yani yazarken uyguladığım yöntemler oldukça başarılı olmuş, şimdi ise bu sonuçları nasıl aldığımı paylaşmak istedim. Çünkü yazıda göreceğin gibi, bu yöntemleri ne kadar çok kişi uygularsa, hem Google’da o kadar üste çıkacak hem de Türkçe internetin kalitesi o kadar artacak.

Nedir bu SEO

Çok kısaca bir tanımlama yapalım: SEO, Search Engine Optimization teriminin kısaltmasıdır. Türkçesi ise Arama Motoru Optimizasyonu dur. (Türkçe kurtları: optimizasyon kelimesi de Türkçe değil, optimizasyon = En uygun duruma getirme). SEO aslında daha eskilerde çıkmış bir terim. Google daha yeniyken başka bir sürü  arama motoru vardı ve aranan şeyleri bulmakta pek usta değildiler. (ve dinazorlarla aynı kaderi paylaştılar…var mı HotBot, Lycos, AltaVista‘yı hatırlayan) .

Bunu gören bir kaç cingöz webmaster ise bu arama motorlarının çok basit olan algoritmalarını çözdü ve kendi sitelerini hep üst sıralarda çıkartmayı başardı. Daha üst sıra = daha çok ziyaretçi = daha çok para/şan/şöhret/güç/etki anlamına gelir. Şimdi ise SEO denince yapılan şey aslında GO’dur yani Google Optimization, çünkü zaten Google’dan başka arama motoru kullanan nerdeyse hiç kimse yok, en azından ben hiç görmedim.

Bu süslü tanımın ve uzun açıklamanın tercümesi ise şudur: Örneğin danışmanlık üzerine bir siten var ve Google’da birileri danışmanlık yazınca ilk çıkan bir kaç sonuçtan birisi olmaya çalışıyorsan, bunun için de bazı yöntem ve taktikler kullanıyorsan, buna SEO denir.

Eğer birisi sana bu vaatlerle geliyorsa (gel-arkadaşım-siteni-googleda-bir-numara-yapalım), ona da SEOcu denir (bakınız dip not).

Gerçek: SEO yalandır!

Evet yalandır. Daha doğrusu, SEO basit bir iştir ve bir kaç temel prensibi vardır (evet anlatacağım). Bunu anlatmak için ise biraz işin felsefik boyutuna biraz girmemiz gerekiyor.

Hemen her web site sahibinin rüyalarından birisi, Google aramalarında üst sıralarda ve ilk sayfada çıkmaktır, hatırlayın: daha üst sıra = daha çok ziyaretçi = daha çok para/şan/şöhret/güç/etki. SEO da bu işte kullanılan taktiklerdir demiştim.

Peki ama Google bu işin neresinde Google niye bu işi yapıyor Bu işten çıkarı ne

Google’da üst sıralara çıkmak için öncelikle Google’ı anlaman gerekiyor ve aslında bu oldukça basit:

  1. Google ticari bir şirkettir.
  2. Şirketlerin (öncelikli) amacı kar elde etmektir.
  3. Kar elde etmek için müşteri gerekir.
  4. Müşterileri artırmak için ise memnun etmek gerekir.
  5. Google’ın müşterisi, internette bir şeyler arayan insanlardır.
  6. Google müşterisini memnun eden şey, aradığını bulmaktır.

Yani, sen ey kullanıcı, google’da aradığını bulduğun sürece memnun olursun. Memnun olduğun sürece de Google’ı kullanırsın. Google ise  kullanıldığında reklam vb.. alarak kar eder ve dinazor mezarlığından uzakta kalır.

Yani Google’ın hedefi, insanların internette aradığını bulmasıdır. Mevcudiyet sebebi budur. Tüm algoritmasını, kodlarını, araştırmalarını, kısacası herşeyi ama herşeyi hep bu hedefe yönelik yapar.

Peki insanlar neyi arar Tabi ki işlerine yarayacak, adam gibi ve doğru bilgiyi ararlar. İster akademik bir makale olsun, ister komik videolar olsun, en kaliteli içeriği ararız.

Örneğin bir konuda araştırma yaparken Google’da bulduğun her sitede alakasız forumlar, reklam siteleri vb.. çıkarsa, aradığını bulamamış olursun ve memnun olmazsın. Sen memnun olmazsan, Google yerine Yahoo’yu denersin. O zaman da Google para kaybetmeye başlar ve dinazor mezarlığına bir adım yaklaşır. Bu kadar basit.

Google’ın hedefi, insanların işine yarayacak kaliteli içeriği üst sıralara çıkartmaktır. Böylece müşteri aradığını daha çabuk bulur ve memnuniyeti artar.

Sözün özü

Eğer Google’da üst sıralarda yer almak istiyorsan, siteni yaparken Google’ı düşünme bile.

Sen insanları düşün, insanlar için yaz;  işe yarayan, değerli içerik üret ve gerisini Google’a bırak. O seni bulur. Sonuçta, onun işi bu.

İnsanlar İçin SEO

İnsanlar için yazmak diye birşeyden bahsettim yukarıda. Bu iş yazıldığı kadar basit değil ama zor da değil ve bir kaç prensibi var sadece. Aslında bunları kendi kendine de bulabilirsin.

Diyelim ki Google’a girdin (artık bir Google müşterisisin) ve aradığın terimleri yazdın. Google sana (yani müşterisine) bir takım tavsiyelerde bulundu (yani önüne listeledi). Sen bunlardan ilkini satın aldın (para değil ama zaman-ve dikkatini- harcadın). Sen artık değerli bir müşterisin ve bedelini ödeyerek aldığın şeye bakıyorsun.

Bu şekilde girdiğin bir internet sitesinden neler beklersin Neleri seversin Neler hoşuna gitmez

Bu soruların cevaplarını verip alt alta sırala ve kendi blogunda/sitende bu cevaplara göre yapabileceğin düzenlemelere başla. Emin ol bir ay veya daha kısa sürede müthiş etkisini göreceksin.

Bir sonraki yazıda, benim BeyazTavsan’da tam olarak nelere dikkat ettiğimi ve yazıların Google’da tam olarak neden üst sıralara çıktığını açıklamaya çalışacağım. Bonus olarak da WordPress kullanıcıları için bir kaç ufak tüyo olacak. Bir sonraki yazıya kadar çalışma amacıyla yukarıdaki 3 soruyu boş bir sayfaya yazıp her birisi için üç tane madde yazmaya çalış ve daha sonra kendi sitene girip tüm maddelere uyuyor mu kontrol et. Bulduğun noktaları da geliştirebilirsen de ne mutlu.

Eğer senin de SEO konusunda söyleyeceklerin varsa durma, yorumlar kısmı aşağıda seni bekliyor. Özellikle üstteki soruya kendivereceğin cevapları paylaşman çok faydalı olur.

Dip not: SEO konusunda, profesyonel olarak danışmanlık veren ve işini hakkıyla yapanlar da tabi ki var. Benim kişisel tecrübem ise, bunların azınlıkta olduğu ve SEO yapacağız diyerek; insanların sitesini Google’da yasaklı hale getiren, zarar veren yada hiç bir işe yaramayan şeyler yapan insanların çoğunlukta olduğu. İşin diğer boyutu ise, özellikle bloglar mükemmel platformlar ve profesyonel SEO çalışmalarına ihtiyaç olmadan Google’da kolayca tepelere çıkabiliyorlar. Yani böyle çalışmalara, özellikle blogcuların, kesinlikle ihtiyacı yok.
Tamamını oku · Comments are closed

Bir Hediye – Bir Yazı

Eski gilette Mach3üm ve yeni Gilette Fusionım

Bu sene başında BeyazTavşan.com’u kurup yazmaya başladığımda, ilk 3 ay boyunca günde 10 ziyaretçiden fazlası gelmiyordu. Onlardan da birisi ben, yarısı arkadaşlarım, kalanlar da tavşan besleyen insanlardı diye tahmin ediyorum :)

Yazmaya başlamamın bir sebebi de, bizzat kendi takip ettiğim birçok sitenin yavaşça blog havasına bürünmesi ve bu sitelerin kuruluşlar tarafından değil tekil insanlar tarafından yürütülmesiydi. Yani İngilizce internet dünyasında bir dönüşüm başlamıştı ve belki tarihte ilk defa her isteyen kendi tek kişilik gazetesini kolayca çıkarabiliyordu.

Geçen bu sürede site de giderek gelişti, ziyaretçi sayısı geçtiğimiz aylarda günlük 100 barajını aştı. Siteye ilk başladığımda açıkçası bu kadar başarılı olmayı beklemiyordum. Sonuçta site kurma işinden çok anlamıyorum ve de bu siteyi aramalarda üst sıraya çıkartmak için özel bir çaba sarf etmiyorum. Tek yaptığım şey, sene başında 60 YTL verip BeyazTavsan.com adını ve yerini satın almak ve bulduğum ilk (ücretsiz) paket programla işe koyulmak oldu.

BeyazTavsan. com’u ilk kurduğumda aklımdaki şey, şimdiye kadar okuduğum ve üzerine bolca düşündüğüm konular üzerine paylaşım yapmaktı. Fakat ilerleyen zaman içerisinde, BeyazTavsan projesinin kendisi de benim için bir özgelişim aracına dönüştü. Yazdıkça ve sizlerden gelen e-postaları okuyup yazıştıkça, ben de hiç fark etmediğim yönlerimi fark ettim. İyi yönde olduğumu ve doğru şeyler yaptığımın da göstergesi, her ay giderek artan ziyaretçi sayısı oldu. Hatta dün bir de ziyaretçi rekoru kırdık :) .

Bu arada şu tepedeki tıraş bıçakları da ne dersen; soldaki eski tıraş bıçağım, sağdaki de yeni tıraş bıçağım. Bundan bana ne dersen de, geçenlerde gelen hediyeler ve şu alttaki not beni oldukça sevindirmişti. Tıraş bıçağını dün akşam ilk kez denerken aklımdan geçenleri de paylaşmak istedim. :)

Tamamını oku · Yorumlar { 17 }