Tag Archives | göz yanılması

Kendini Yaşa (2): Yapmak

Kimse yapmasaydı, bu vazo ebediyen bir kil parçası olarak kalırdı.

Bir hedefin yoksa, hedefi olan birileri için çalışıyorsundur demiştim. Aynı şekilde, eğer kendi isteklerini yapmıyorsan da başkalarınınkileri yapıyorsun demektir.

Burası önemli. Gerçekten ve inanılmaz derecede önemli.

Yapmak istediklerini, yaparsan mutlu olacağın veya yapmazsan mutsuz olacağın şeyleri yap. Çünkü çok az insan bunu yapıyor. Ve tesadüf o ki, çok az insan kendini mutlu addediyor.

Gün geçtikçe insanın o harikulade yapma yetisi de azalıyor. Etraf kurallar ve kanunlar ve kitaplar ve bilgiler ve bilmişler ve onların ustaları ve televizyon ve reklamlar ve yalan ve korku ile dolu. Hiçbirşey yapmamak, yapmaya göre daha güvenli geliyor olabilir. Ama bu bir ilüzyon, bir gözyanılması. Ve ilüzyonu kırmanın sadece tek bir yolu var.

Y a p m a k.

Biraz lirik oldu, kabul ediyorum :) Ama inan az bile. Şimdi gelelim asıl soruya.

Ne yapayım

Penguen dergisinin eski sayılarından birisinde, bir köşede küçük bir yazı vardı. Dergi çizerlerinden birisi, bir tane “kişisel gelişim” kitabı almış ve ilk sayfasını çevirdiğinde şuna benzer bir şey yazıyormuş: “Hayatta şimdiye kadar en çok yapmak istediğin şeyi düşün”. Çizer, devrim yapmak diye düşünmüş. Sonraki sayfayı çevirdiğinde ise şöyle yazıyormuş “Şimdi git ve o düşündüğün şeyi yap ve yapmadan kitabı okumaya devam etme” :) Bu tarzda okuduğu ilk ve son kitap olmuş, ki bence çok da haksız sayılmaz.

Gelişim tam olarak böyle olmaz. Bir günde kimse değişemez, bebekler bir günde yürümez. Ama yavaş yavaş, adım adım her şey olur.

Yapmaktan zevk alabileceğin her hangi bir şeyi, ne kadar küçük ve basit olursa o kadar iyi, seç. Bu şeyin özelliği, normalde yapmaktan bir şekilde çekindiğin ama yapman gerektiğini düşündüğün veya yapmaktan mutlu olacağın bir şey olsun.

Örneğin utandığın için hoşlandığın birisiyle konuşamamak, izin alamamaktan korktuğun için aileden bir şey isteyememek, beceremediğinden korktuğun için araba sürmemek, zor geldiği için sofrayı toplamamak, komik duruma düşmemek için yeni öğrendiğin yabancı dili konuşmamak, vb..

Ve yap.

Bu kadar.

Sonuç önemli değil. Yapmak önemli. İlk seferde hemen hiç kimse zaten doğru yapamaz. Fakat ikinci yada üçüncü seferdeki başarıyı yakalamak için, ilk başarısızlığı tatmak gerekir.

Sonra tekrar yap. Ve tekrar yap. Sonra başka bir şey bul ve onu yap.

Ve böylece yapmak senin karakterinin bir parçası haline gelsin. Böylece hayatını istediğin gibi yaşamak için gerekli şeyleri yapacak gücü ve yeteneği kazan. Yapmak sana düşünmek kadar kolay gelene kadar elini korkak alıştırma.

Ne kadar özgür olduğunun, kendini ne kadar yaşayabildiğinin bir göstergesi de yaptıklarındır.

Bu günü bir gözden geçir, yaptığın şeylerin kaç tanesini kendin istediğin için yaptın, kaç tanesini yapmak zorunda olduğun için yaptın. Eğer seçme şansın olsaydı ve sonuçlarına katlanmak zorunda olmasaydın, o zaman bu sayılar nasıl değişirdi

Hiç bir şey yapamıyorsan, hiç bir şeye gücünün yetmeyeceğini düşünüyorsan, işe düşüncelerini kağıda (veya bloga ;) ) dökerek başla. Bu da hafife alınmayacak bir başlangıçtır. Çoğu insan işe böyle başlamıştır; düşündüklerini yazarak.

Bir önceki paragrafta seçme şansın olsaydı demiştim ya, aslında seçme şansın var. Sadece onu görmen lazım. Ve bu da yaparak olur.

Eğer bugün kendi istediğini yapmazsan, yarın isteneni yapmak zorunda kalacaksın.

Tamamını oku · Yorumlar { 16 }

Sanal Gelişim Tuzağı

Öz gelişim, kişisel gelişim, kendi kendine yardım, başarılı olma yöntemleri adına ne dersen de, amaç aynı olmalı : bir önceki güne göre herhangi bir yönden daha yetkin, verimli, bilinçli, iyi duruma, olgun, ilerlemiş olmak. Bunun olması için de senin bir şeyler yapman gerekir. Okumak, öğrenmek ve tartışmak tabi ki çok önemli ama uygulamaya geçmediğin sürece herhangi bir gelişim gösteremezsin.

Gelişim üzerine olan yazıların, konuşmaların, kitapların ortak bir özellikleri vardır: insana kendisini iyi hissettirir :) Şu anda piyasada en çok satan bu tür kitaplardan birisini al ve ilk 1-2 sayfasını oku örneğin. İçlerinde her insanın yapmak ve olmak isteyeceği şeyler yazar ve genelde öyle bir hava vardır ki sanki sadece o kitabı okumak bile hayatını kökten değiştirecektir. Aynı şeyler bizde çok yaygın olmasa da seminerler ve söyleşiler için de geçerli. Bu tarz bir konuşmayı dinleyince sanki dünya değişti sanırsın…ta ki eve gidip de televizyonu açıncaya kadar.

Eğer bu davranış alışkanlık haline gelirse, o zaman öz gelişim üzerine okumak, düşünmek insan için günlük hayattan bir kaçış yolu haline gelir. Canın mı sıkıldı, aç bir ’10 dakikada mutluluk çorbası’ kitabı da keyfin yerine gelsin. Borçların bitmiyor mu Bak en son ‘Paraya giden 10000 yol’ kitabında neler  var. İşini mi sevmiyorsun İnternette binlerce ‘Kariyer basamaklarını 3er 5er tırmanın’ makalesinden çek birini ve oku. Yak üzerine bir de sigara veya at ağzına bir parça çikolata. Sonra sabah ola hayrola. Ve alışkanlığın da sonunda bağımlılığa dönüşürse, her gün bir sürü yazı okumak, forumlarda bu konuda konuşmak için içinde bastırılamaz bir istek duyarsın. Her okuduğun, dinlediğin şeyden sonra içinde inanılmaz bir mutluluk, motivasyon oluşur fakat bir nedenle ya işe koyulamazsın yada biraz ilerleyip bir sebeple yarıda kalırsın.

Malesef bir çok kitap, bir çok konuşmacı, bir çok yazı da bu olayı bilerek körüklüyor. Kısa sürede başarı vaadeden veya harekete geçilebilir konular yerine hafif, mutlu ve anlamsız malzemelerin sonucu bu. Eğer bugün kitapçılarda iki-üç raf sadece öz gelişim le ilgili (ve ilgisiz) kitaplara ayrılıyorsa, en çok satanların yarısı hep bu tarz kitaplarsa, bir numaralı sebebi de yarattıkları bu bağımlılıktır.

Kendini geliştirmek yolunda ilerledikçe tabi ki düşünce tarzı, felsefe, bilinç seviyesi, iç huzur olarak da gelişeceksin. Fakat bu soyut gelişimler bir şekilde somuta dönüşmüyorsa, ben buna sanal gelişim diyorum. Öz gelişim yolundaki en büyük yanılgı ve tuzaklardan birisidir sanal gelişim. Eğer etrafında gerçek ve elle tutulur bir değişim görmüyorsan, o zaman gerçekten bir gelişim göstermiyorsun demektir. Bu kadar basit.

Gerçek gelişim veya çevrende göreceğin değişimler neler olabilir Bir kaç örnek vereyim:

Ekonomik gelişim : Borçlarının azalması, mevcut gelirinin artması, yeni gelir kaynaklarına sahip olmak, zengin olmak, yeni ev-arsa almak, birikimlerinin artması, istediğine istediğinde istediğin hediyeyi verebilmek …

Bedensel gelişin: Daha az uyumak, ideal kilo aralığına ulaşmak, kas/yağ oranını arttırmak, belini inceltmek, daha az hasta olmak, fiziksel olarak güçlenmek, merdivenleri rahat tırmanmak, daha hızlı koşmak, sigarayı bırakmak,…

Zihinsel gelişim: Yeni bir dil öğrenmek, ilgilendiğin konularda bilgi seviyesini arttırmak, bir yazı yazmak, kitap yazmak, şarkı bestelemek, daha hızlı okumak, daha çabuk anlamak, daha güzel konuşmak, icat yapmak, …

Sosyal gelişim: Davetlere çağrılmak, adının daha çok kişice bilinmesi, kız-erkek arkadaş edinmek, evlenmek, kötü giden ilişkiyi düzeltmek-bitirmek, yeni ve faydalı arkadaşlıklar edinmek, bir derneğe üyelik, kabul görmek, …

İş ve kariyer gelişimi: İyi bir prim almak, takdir görmek, satışların artması, işe yeni elemanlar almak, yeni şubeler açmak, yönetici olmak, bir üst yönetici olmak, sevdiğin bir işe başlamak, istediğin okulu kazanmak, akademik ünvan almak,…

Genel olarak daha verimli, hızlı, kararlı, başarılı, cesaretli, dingin, sevilen, sayılan, mutlu, huzurlu olmak.

Tabiki bunlar sadece örnekler, hepsi olacak veya illa bunlar olacak diye bir şey yok. Hayatta amacın bunlara ulaşmak olmalı da demiyorum. Ama yine de bunlardan bazılarını yaşıyor olman lazım. Hatta daha da önemlisi, kendi gelişim yolundaki benzer başarılarını listeliyebiliyor durumda olman gerekiyor. İçsel olarak yaşadığın gelişim eğer gerçekse o zaman mutlaka dışarıya şu veya bu şekilde yansıyacaktır. Eğer birisi kalkıp ben hayatta her şeye rağmen mutluyum veya ben sadece iç huzuru arıyorum derse ve ortada kendi iddaa ettiklerinden başka bir şey yoksa ben açıkçası samimiyetinden şüphe duyarım.Örneğin Yunus Emre, ki dünyevi olan hiç bir şeye kıymet vermemiş ve inandığı yolda gidilebilecek en üst seviyelere ulaşmıştır, o bile çok başarılı bir halk ozanı, kitleleri peşinden sürükleyen bir düşünür olmuştur. Asıl amacı bunlar değildi belki, ama içsel olarak yaşadığı gelişim, ister istemez dışarıya yansıdı. Yani demek istediğim, eğer amaç içsel gelişimse bile, bunun bile dışarıda gözlemlenen bir çok etkisi olacaktır.

Düşünmek her şeyin başıdır, fakat harekete geçmediğin sürece işe yaramaz. Kendini iyi hissetmek çok iyi duygudur, fakat bu duyguları hayatı ertelemek, sorunlarda kaçmak için kullanıyorsan sana zarar verir ve bilinçli bir insan olarak gelişimini engeller. Eğer harekete geçmekle ilgili sorun yaşıyorsan, dört hafta denemesini öneririm. Benim çok işime yaradı ve hala yarıyor

İlk yazılarımda söylediğim gibi, önemli olan tecrübe etmek, harekete geçmektir. İyi fikirler hareketle tamamlandığında her istediğin sana gelecektir.

Tamamını oku · Yorumlar { 1 }

Gerçek Varsayımlar (Bölüm 2)

Yazının ilk bölümünde insan aklının varsayımları nasıl kullandığını ve hatalı varsayımların nasıl hatalı sonuçlara götürdüğünü bir göz yanılmasında açıklamaya çalıştım. Şimdi konuyu biraz daha açmak istiyorum.

Bir arkadaşım ülkemizdeki sürücülerin çoğunun kurallara uymayan, fırsatçı ve punduna getirip sağdan soldan geçmeye çalışan insanlar olduğunu düşünüyor, ‘varsayıyor’. Örneğin biz sol şeritten giderken arkadan daha hızlı birisi geliyor ve haliyle geçmek istiyor, ama arkadaşımın bu olayı tercümesi ‘herife bak bastıkça bastı gaza iki dakka durmadı’ şeklinde olunca biz sağa geçmiyoruz, ya selektör geliyor, ya da adam sağdan geçiyor. Selektör yaparsa durum daha vahim, o zaman işi inada bindiriyor, eğer sağdan geçerse bu seferde ‘İşte kurallara kimse uymuyor zaten’ olayına geliyoruz. (Bu arada kendisi çok yakın arkadaşım, umarım bana kızmaz bunları okuyunca :) ).

Aslında varsayım dediğim şey inançlarımızdır. Yazının ilk kısmında anlatmaya çalıştığım gibi, bu inançlarımız çok güçlüdür. Doğru veya yanlış bir inancın, varsayımın, oluşması çok kolay olabilirken mevcut bir inancın değiştirilmesi gerçekten zor bir iştir. Ve çoğunun farkına bile varmadan yaşar gideriz.

Varsayımlar hayatta normal olarak devam edebilmemiz için olmazsa olmazdır. Bu şekilde bize değişik durumlarda davranmak için kısa yollar sağlarlar. Tabi varsayımlarımız gerçeğe ne kadar uygunsa, kısa yollar bizi o kadar doğru yerlere çıkartır. Hatalı varsayımlarla vardığımız yargılar ise doğal olarak hatalı olacaktır.

İnsanlık 16.yy’a kadar evrenin merkezi olan sabit düz bir tepsi üzerinde yaşadığımıza inanmış. Bu varsayımdan yola çıkarak güneşin dünya etrafında döndüğüne ve yıldızların türlü değişik hareketler (episikloidler) yaparak dünya etrafında gezdiğinde karar kılmışlar. Astronomlar 1500 yıl boyunca bu saçma sapan yörüngeleri çizip hesaplamakla uğraşmışlar ve elde etikleri tek şey günümüzde gazetelerin eklerindeki falcı astrolog’lara saçmalıklarını dayandırabilecekleri garip şemalar sağlamak olmuş. 1500 yıllık genel-geçer ve sorgulanması bile komik olan bir gerçek, günümüzde ise sadece saçma bir teori. 1500 yıl boyunca insanlar odanın yamuk olduğunu görememiş, içindekilere dev ve cüce demişler.

İlk Varsayım : Ben

Yazının ilk kısmındaki göz yanılması, görme işlevinin çalışabilmesi için kullanılan temel varsayımlarla tamamen çelişen bir ortam yaratıyordu. Bu sayede gerçeği olduğu gibi değil hatalı bir şekilde görüyorduk.

İnsan beyninin temel işlevlerini yerine getirmesini sağlayan bunun gibi bir çok varsayımı değiştirmemiz şu anda imkansız. Diğer bir taraftan da, bu temel varsayımlar içinde yaşadığımız ortama gayet uygundur ve değiştirmeye de pek ihtiyacımız yok.

Peki biraz daha bilinçle ilgili kısımlara geldiğimizde, hayatın kendisiyle ilgili bilinçli olarak yaptığın varsayımları düşünürsek… Bunları sen yaptığına göre, gerçeğe yakın olmayanları, sana zarar verenleri değiştirmek de yine senin gücün dahilinde.

İnsan aklının en muhteşem özelliklerinden birisi de, inanılmaz problem çözme yeteneğidir. Bir hedef belirlendiğinde,buna ulaşmak için gerekli her şeyin planlanması ve yapılması için gerekli bütün donanıma sahibiz. Fakat buradaki püf noktası, bilinçli olarak seçim yapmadığın sürece, ulaşmak istediğin hedef senin için olumsuz da olsa sistem yine de o hedefe ulaşmak için çalışacaktır.

Çocukluğumdan beri, sebebini bilmiyorum, ama sakar birisi olarak bilinirdim. Sakarlık yapmadığım zamanlar, hele ki kalabalık yemekler veya etrafta bir çok şeyin olduğu durumlarda, insanlar beni neredeyse tebrik ederdi – Bravo, bir sakarlık yapmadan geçirdin. Fakat insanlardan öte, ben kendimi sakar olarak tanımlamıştım. Hayatımın bir kısmıyla ilgili standart varsayımım sakarlıktı ve sık sık yaptıklarım da bu varsayımı sürekli destekliyordu.

Neden bir gün, sakar olmanın gerçekten mantıksız bir şey olduğuna karar verdim. Yani aslında bu olay beni tanıtan bir sıfat olmamalıydı. En fazla, diye düşündüm, biraz daha dikkatli olsam bu bile yetebilir. Yani boyum, göz rengim, yaşım, bütün bunlar beni tanıtan “objektif” gerçekler ama sakarlık her ne kadar benimle ayakkabı numaram kadar özdeşleşmişse de, aslında basit bir davranış kalıbı.

Kendimle ilgili bu varsayımı bilinçli olarak değiştirdiğimde, kendime sakarlığın benliğimle bir alakasının olmadığı, fakat bilmediğim bir sebepten bu alışkanlığı edindiğimi söylediğimde…sakarlık gitti. Varsayım değişti, sonuçlar değişti.

Özellikle eğitim bilimlerinde, Kendini gerçekleştiren kehanet diye bir olgu vardır. Bu teoriye göre, ki kontrollü deneylerle kanıtlanmıştır, bir insanın bir konudaki inanışı, o inanışı doğrulayacak işler yapmasını sağlar. Örneğin, bir grup içerisinden rastgele seçilen öğrencilere, öyle olmadıkları halde belirli bir konuda diğerlerinden daha başarısız oldukları telkin ediliyor, ve bir süre sonra o öğrenciler o konuda hakikaten daha kötü bir duruma geliyorlar.

Buraya kadar anlattıklarım sadece sana inançlarımızın ve önyargılarımızın, hayatımızı temelden nasıl etkilediğini göstermek içindi. Bir sonraki yazıda; inanç, varsayım ve davranışların nasıl değişebileceği üzerine konuşacağız. Tekrar görüşene kadar yapabileceğin, hatta yapman gereken, bir çalışma var.

Kendinle ve dünyayla ilgili varsayımlarını gözden geçir. En temel olanları bile, ve içinde herhangi bir şüphe, kuşku veya benzeri bir his uyandıranlar üzerine düşün. Bunları çeşitli şekillerde test et, ve hatta bir adım daha öteye giderek 4 hafta denemesiyle değiştirip dene. Bu sırada edineceğin tecrübelerini de herkesle paylaşırsan daha da iyi olacaktır.

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

Gerçek Varsayımlar (Bölüm I)

Eğer doğru olarak kabul edilenlerin gerçekten doğru olduğunu varsaysaydık, gelişim için çok az umudumuz olurdu.
-Orville Wright

Varsayımlar ve önyargılar hayatımızın çok büyük bir alanını kontrol eder. İnsan beyninin birçok işlevi, önceden yapılmış varsayımların içinde bulunduğumuz ortama uyumlu olması durumunda doğru bir şekilde çalışır.

Aşağıdaki filmde hiçbir bilgisayar efekti yok, ama bir gariplik var değil mi

Bu meşhur göz yanılmasının adı ‘Ames’in Odası’, ilk olarak Amerikalı optamoljist A. Ames tarafından yaratılmış. Aslında bu bir göz yanılması, odanın şekli dikdörtgen değil. Eğer yukardan bakılırsa, tüm duvarları hesaplanmış açılar kadar yamuk yapılmış, arkada gördüğünüz pencereler, yerdeki karolar, hepsi yamuk.

Eğer odanın ucundaki izleme deliğinden veya tam oraya yerleştirilen bir kameradan bakılırsa, az önce seyrettiğin garip durum ortaya çıkıyor. Odanın sol tarafındaki adam dev, sağ tarafındaki adam cüce olarak görünüyor, ve yer değiştiklerinde bu durum da değişiyor.

Bir an için ‘görme’ üzerine düşünelim. Görme dediğimiz şeyi gözlerimiz açık olduğumuz sürece, sürekli ve zahmetsizce yapıyoruz. Çevreden gelen ışınlar göz merceğinden geçip, retina tabakasında elektrik sinyallerine dönüşür ve ordan yorumlanmak üzere beyne veriler gelir. Beynin görme merkezi, her iki gözden gelen bu bilgileri alır, işler ve bizim gördüğümüz şekilde tercüme eder.

Dananın kuyruğu da bu tercüme kısmında kopuyor. Detaylara çok girmiyorum (zaten fazlasıyla detay bilgi verdim) ama 3 boyutlu görme işlemi, açık uçlu problemler sınıfına girer. Yani birden çok doğru çözümü vardır, bizler ise içinden doğru olma ihtimali en yüksek olanı seçmeye çalışırız.

Yani bilgiler beyne geldiğinde en az iki seçenek ortaya çıkar:

        A- Bu pencere, yerdeki karolar ve odanın kendisinin diktörtgen olursa o zaman bu adamların birisi dev diğeri cücedir (eğer gerçekten gerekli optik hesaplamaları yaparsan sonuç bu çıkar, beyin bu hesapları sürekli olarak yapar).

        B- Bu adamların boyu aynıdır, o zaman odanın yamuk, yerdeki karoların ve pencerenin de eğri olması gerekir.

A ve B önermelerinden sadece birisi gerçek olabilir. Yani beynin yapması gereken, doğru olma ihtimali en yüksek olan gerçeği seçmektir.

Peki doğru olma ihtimali en yükseğe nasıl karar veririz Bunun için varsayımları ve önyargılarımızı kullanırız. Beynin bir köşesindeki bilgi bankasına göre, pencereler hep düzgün olur, yer karoları kare şeklinde olur ve odalar istinasız diktörgene benzerler. O zaman her ne kadar garip de olsa, sağdaki insan cücedir, soldaki insan ise devdir.

Bu iki insan yürüyerek yerlerini değiştirdiklerinde ise cüce olan devleşiyor ve dev olan cüceleşiyor. Ama bu apaçık gerçek bile varsayımları ve önyargıları kırmaya yetmiyor ve hala odayı düz, adamlarıysa deveyle cüce olarak algılamaya devam ediyoruz.

Beynin görme merkezi varsayım ve önyargılarına bu kadar bağlı olarak işliyorsa, diğer kısımlarının da bu şekilde işlediklerini düşünmek çok mantıksız olmaz sanırım. Açıkçası beynin bir çok işlemde varsayımları kullandığı deneylerle kanıtlanmış gerçekler. İnsanlar arası iletişim, işitme, problem çözme ve akla gelebilecek bir çok konuda beyin ilk önce varsayımlarına danışıyor. Bunun ilk sebebi, varsayımları ve önyargıları kullanarak çok daha hızlı karar verilebileceği. Önyargılarımız bize zaman kazandırır, hem de çok.

Buraya kadar anlattıklarım her ne kadar ilginç olsa da sadece asıl konuya girmek için başlangıçtı. Umarım ilgini çekmeyi başarmışımdır ;)

Gerçek varsayımlar – Bölüm II’de görüşmek üzere.

(Güncelleme 12.07.2008) Sizin de bir gerçek varsayım odanız olsun :)

Tamamını oku · Yorumlar { 6 }