Tag Archives | hayaller

En Küçük Adım İlkesiyle Hedeflere Ulaşmak (2)

Bir önceki yazıda, bir işin nasıl yapılacağını bilmeden de yapılabileceğini anlatmıştım.

Şimdi de dilerseniz, boyumuzdan büyük işleri nasıl yaparız ona bakalım.

En küçük adım prensibini bu durum için uyarlarsak:

Yapamacağın kadar büyük bir işin, şu anda yapabileceğin en küçük parçasına, en küçük adım denir.

Yine bir örnekle açıklarsak:

Ahmet’in oldukça geniş bir hayalgücü ve etkileyici hikayeler anlatma yeteneği vardır. Kitapları da çok sevdiği için, kendisi de bir kitap yazmak ister. Fakat kitap yazmak, yayınlamak, satmak, para bulmak vb.. çok gözünde büyüdüğü için bir türlü harekete geçemez. Yıllar geçer ama kitap yazmak hayalden öteye geçemez.

En küçük adım prensibine göre:

Mevcut durum: Ahmet’in kitabı yok.

Hedef durum: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.

Hedef duruma ulaşmak için Mevcut durumla araya bir adım koyarsak:

Mevcut: Ahmet’in Kitabı yok

Adım 1 : Kitap yaz

Hedef: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.

Artık Ahmet’in yapması gereken şey Adım1’e ulaşmak. Daha sonra ne yapacağını sonra düşünebilir. Yani kitabı nasıl basılır, nasıl satılır, cebinden kaç para çıkar, bunları düşünmesine gerek yok.

Ama Adım 1 hala büyük geliyor, sonuçta koskoca bir kitap yazmak da kolay iş değil. Demek ki hala en küçük adımı bulamadı. O yüzden bir adım daha ekliyor.

Mevcut: Ahmet’in kitabı yok.

Adım 1: Kitabın kurgusunu yazıya dök.

Adım 2: Kitap yaz.

Hedef: Ahmet’in kitabı kitapçılarda satılıyor.

Şimdi elindeki işe bakınca Ahmet, yapması gereken ilk iş, kitabı için bir kurgu oluşturmak. Bu da gayet yapılabilir bir şey ve hemen işe girişiyor Ahmet. Kurgu hazırlanınca da, Kitap yazmakla araya bir küçük adım daha koyarak, adım adım yazarlığa doğru ilerleyecek.

Sizin de gözünüzde büyüyen ama en küçük adım prensibini kullanarak işe koyulabileceğiniz konular var mı

Paylaşmak veya görüş almak isterseniz aşağıdaki yorumları kullanabilirsiniz.

Tamamını oku · Yorumlar { 8 }

Basit yaşamak artık imkansız mı

Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu

Ne zaman başladık beklentilerimize, isteklerimize bu kadar odaklanmaya bilmiyorum Anneannelerimiz, dedelerimiz de bu kadar hassas mıydı beklentiler, hedefler konusunda yoksa malum global dünya düzeni mi bizim kafamızı bu kadar karıştıran

Nerde kaldı Şair’in ‘Basit yaşayacaksın. Mesela su içecek kadar basitmısrası.

Şöyle kana kana sadece susuzluğunu düşünerek mi su içiyorsun yoksa sağlıklı yaşam için günde en az 2 litre su içmek lazım; öyle çay, kahve olmaz! Acaba hangi suda iyot var, sofra içeceğiymiş bunlar kuyu suyunu bize kakalıyorlarmış diye mi dünüyoruz

‘Tek düğmesi olacak elindeki cihazın’ sözü bize ne kadar tanıdık. Evinizde kaç kumanda var mesela Bizim evin sadece salonunda 4 tane var. Televizyonu açmak için önce birini, sonra bir diğerini, diğer kanallara bakmak için bir üçüncüyü kullanıyorum. Biri kaybolsa televizyonu açmak mümkün değil. Sadece ekrana bir görüntü getirmek için fazla karmaşık değil mi

Bir sürü para verip aldığın son moda cep telefonunda, fotoğraf makinesindeki özelliklerinin kaçını kullanıyorsun

‘Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu’ tanıdık geliyor mu

En son ne zaman sadece bir avuç kabak çekirdeğini şöyle sakin, rahat rahat balkonunda bir arkadaşınla çitledin. Yoksa kuruyemişin sana hatırlattığı “günde bir avuç fındık yemek lazım kalp sağlığı için, ceviz Omega 3 açısından çok zenginmiş mutlaka tüket, önceki geceden suda bekletip içersen kolestrolü de düşürüyormuş mu artık kuruyemiş denince aklına gelen…

‘El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın;

hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.’

Posta kutuna gelen sadece faturalar mı En son el yazısıyla yazılmış bir mektubu ne zaman gördün İlkokul ödevini yazarken mi Posta kelimesi senin için elektronikle birlikte kullanılmadan hiçbir anlam taşımıyor mu

Hayatımız kolaylaşırken, her şey otomatikleşirken, çeşitler artarken, bilgiye bu kadar kolay ulaşır hale gelirken, her şey daha da karmaşık hale geliyor sanki. Beklentiler artıyor. Kendimizden, hayatımızdan, işimizden, eşimizden, çocuğumuzdan; herkesten ve her şeyden beklentimiz artıyor.

Bize hep beklentinin artmasının yaşam kalitesini artırmak adına olumlu bir şey olduğu öğretildi. Hep daha fazlasını iste, beklentilerini yüksek tut, aman fazla mütevazi olma vs. vs.

Ama artık beklentinin artması ile mutluluk arasında ters bir orantı olduğunu düşünüyorum. Beklentiler ne kadar Kaf dağının arkasındaysa hayatı o kadar karmaşık algılıyor, o kadar da mutsuz oluyor insan.

Beklentilerle hayaller arasında ince bir çizgi var sanki. Beklentiler gerçekleşmediğinde insanı üzüyor ama hayaller gerçekleşmese de hayal olarak bizi mutlu etmeye devam ediyor.

Belki durup, nefes alıp, biraz düşünmek lazım.. basit yaşamayı  ne kadar da imkansızlaştırdığımızı ..

Sanki yaşam bir gün sona ermeyecekmiş gibi….

Çağdaş’ın notu: Bu harika yazı benim değil, konuk yazarımız Ayışığı‘na yazısını paylaştığı için çok teşekkürler. Blogosfere bir yazar daha kazandırmak isterseniz lütfen yorumlarınızı esirgemeyin :)

Tamamını oku · Yorumlar { 9 }

Tren İstasyondan Ayrılmadan

Tren istasyondan ayrılmadan

Sıklıkla yaptığım ve daha sonra pişman olduğum bir davranışım vardı; mesela bir toplantıda, aklıma gelen güzel bir soruyu veya bir cevabı vermek için bekler, bekler, cesaret toplamaya çalışırdım. Daha sonra artık toplantının sonuna gelindiğinde, toplantıyı yöneten kişi “Başka bir şey eklemek isteyen var mı” dediğinde bir türlü harekete geçemez ve sonra da içimde kalanlarla beraber ayrılırdım. Veya o kadar çok beklediğim için, benim aklıma geleni, bir başkası söyler veya sorardı.

Eline herhangi bir fırsat geçtiğinde, bunu kullanmak için sınırlı bir süren olur. Bu süre hemen her zaman yeterlidir, yani acele etmen veya telaşa kapılman gerekmez. Yeterli olmakla beraber, bu süre sınırlıdır. Ve bu süre bitmeden önce eyleme geçebilirsen, amacına ulaşabilir, başarıyı yakalayabilir, fırsatı kullanabilirsin. Vakit dolduktan sonra ise, artık ne yaparsan yap o fırsat geri gelmez. Evet, başka fırsatlar da karşına çıkacaktır ama o fırsat geri gelmez.

Hayat önüne sürekli irili ufaklı şanslar çıkartıyor. Fakat senin de elini uzatıp o şansı yakalaman gerekir. Ve bu da eylemle olur, harekete geçmekle olur. Harekete geçmek içinse sonsuza kadar bekleyemezsin. Her şeyin sınırlı bir süresi vardır, her fırsatın bir son kullanma tarihi vardır. Elma dalında sadece bir süre bekler ve daha sonra yere düşüp çürümeye başlar.

Benim örneğime geri dönersek, bu konuyu aşmam çok kolay olmadı. Her gelişim faaliyetinde olduğu gibi, ilerleme kaydetmem olayı fark etmekle başladı. Daha sonra çok da kalabalık olmayan topluluklarda seyrek de olsa söz almaya, konuşmaya ve sormaya başladım. İlk adımdan sonra cesaretim de giderek arttı ve şimdi Cem Yılmaz kadar konuşkan olmasam da aklımdaki soruları ve cevapları her ortamda çekinmeden söylüyorum. Evet, belki bu duruma gelmem aylar aldı ama zaman konusundaki bakış açısını lütfen hatırlayın. Bu konuda uğraşmasaydım da zaman yine geçecekti ve ben hala topluluk içerisinde rahat konuşamayan birisi olacaktım.

Biraz sonra yazacağım hikayenin benzerleri sık sık eposta ile gelir ama genelde sonuna kadar okumadan silerim. Yine de sanırım bu konu üzerine yazıp da eposta ile gönderilmeye ‘layık’ bir hikaye yazmadan olmazdı ;)

Tren istasyonunda bekleyen bir adam vardı. Kendi bineceğinden bir önceki tren istasyonda beklerken, penceresinin birisinde ona bakan çok güzel bir kıza gözü takıldı. Göz göze geldiklerinde, kız adamın şimdiye kadar gördüğü en sıcak gülümsemeyle karşılık verdi. Adam da gülümsemek istedi, hatta kızı bir yerden gözü ısırıyordu sanki. Aklına vagona girmek, kızın yanına oturmak, hatta adını sormak gibi çılgın fikirler geldi. Diğer yandan da cesaret edemiyordu ve düşünüyordu: ya yanlış anlarsa, ya bana gülmediyse, ne yapsam acaba diye. Hayal kurarken gözleri daldı ve değil vagona binmek, gülümsemeyi bile unuttu. Adamı kendisine getiren şey, istasyondan ayrılan trenin çaldığı son düdük oldu.

Kalabalık bir tren istasyonu. Beyaz Tavşan'ı takip et, Kırmızı Tren'e bin :)

Senin de kaçırdığın ve pişman olduğun trenler oldu mu

Peki, ya bir sonraki geldiğinde ne yapacaksın

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Kendine İnan (Bölüm 2: Hayaller)

Akira Kurosawa'nın Düşler filminin afişi.

Başarılı olmak herkes için farklı bir anlam taşısa da başarılı insan deyince herkesin kafasından aşağı yukarı aynı isimler oluşuyor. İlginçtir ki; gerçekten başarılı olmuş hiçbir insan aynı değil. Sakıp Sabancı fakir bir çiftçinin oğlu, Fatih Terim engelli babasıyla altı yaşından itibaren çalışmaya başlamış, Atatürk iki yaşındayken üç kardeşini, yedi yaşındayken de babasını kaybetmiş, Orhan Pamuk ise kalabalık ve hali vakti yerinde bir aileden geliyor. Edison’u algısı yavaş olduğu için üç ay sonra ilkokuldan uzaklaştırmışlar, Oktay Sinanoğlu altı yaşındayken babasını kaybetmiş, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yuvasında büyümüş. Bill Gates ise gayet varlıklı bir aileden geliyor ama üniversiteyi ikinci sınıfta terk etmiş.

Birbirlerinden bu kadar farklı, yaşamları ve başarıları bu kadar değişik olan insanların, dilleri farklı bile olsa hayatlarının bir döneminde söyledikleri benzer bir şey var; ‘Bir hayalim vardı ve peşinden gittim’.

Biz normal insan evlatları bunları duyup iç çekeriz. Bak adam hayalinin peşinden gitmiş ve başarmış. Aslında itiraf edelim, bu başarı öyküleri bize peri masalı gibi gelir. Bizim ‘gerçek’ dünyamıza ait değildir sanki. O başarıyı gerçekleştiren insanda mutlaka bizdekinden farklı bir özellik ararız (ve buluruz). Çok istekli, arzulu, akıllı, yetenekli, ileriyi gören, hırslı, şefkatli, iyi eğitimli, kara cahil, 10 kardeşin en küçüğü, aileden zengin, … listeyi istediğin kadar uzatabilirsin. Fakat sen de büyük şeyler başarmak ve istediklerine ulaşmak istiyorsan, bakman gereken şey farklılıklar değil ortak bir nokta. Yani hayaller.

Çocukken hayal gücü çok geniştir, hatta büyüklerin de hoşuna gider, ‘Maşallah çok geniş hayal gücü var çocuğun.’ derler. Fakat bir süre sonra ne olursa olur, hayal gücü çok geniş diye takdir edilen çocuk, hayalperestlikle “suçlanan” bir yetişkine döner ve “hayatın gerçeklerini” görmesi istenir. Ve çoğu görür de. Görmeyenlere de başarılı insanlar diyoruz sanırım. :)

Hayallere inanmak

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir -Einstein

Nesneleri hayalimdekine göre resmederim, gördüklerime göre değil. -Picasso

Hayal kurmak ve onlara inanmak birbirinden çok farklı şeyler. Her insan her gün mutlaka hayal kurar fakat bunların çoğu sığ olur. Mesela sayısal loto çıksa ne yaparsın (popüler) sorusuna karşın, ev alırım, araba alırım, işi bırakırım, dünyayı gezerim gibi beylik cevaplar verilir. Ne soran ne de cevaplayan, bu anlatılanların olacağına inanmaz, fakat hayallerden konuşmak bile eğlenceli olduğunda bu geyik muhabbeti hiç bitmez.

İnsanın hayallerini gerçekleştirmek için tek bir şeye ihtiyacı vardır: harekete geçmek. Fakat doğamız gereği her aklımıza gelen şey için harekete geçmiyoruz, öyle olsaydı şişman insan kalmazdı dünyada. Her aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz.

Bir hayalini, mesela istediğin kariyer, iki kefeli bir terazi olarak düşün. Kefelerden bir tanesi düş diğeri de gerçeklerdir. Kefelerdeki ağırlıklar ise senin inancındır. Eğer hayalinin sadece bir düş olarak kalacağına inanıyorsan o zaman düş kefesi ağır basar ve hayalin düş olarak kalır. Fakat inancını gerçek kefesine koyarsan o zaman gerçek kefesi yavaşça dolar ve bir noktadan sonra gerçek kefesi ağır basar. Artık o noktadan sonra hayalin gerçekleşmeye başlayabilir.

Burada bir parantez açıp inanç konusu üzerine bir şey belirteyim. Bu terazi olayı tabii ki bir mecaz ve Sır/Secret vari bir hava olsun istemiyorum. (Hala duymamış olan varsa, Secret diye bir kitap&film var ve buna göre insanın tüm beklentileri ve istekleri aslında koşulsuz olarak evren tarafından sağlanıyor). Öte yandan insan beyninin ve bilincin günümüzde hala çözülememiş olmasından yola çıkarak, inancın bize öğretilenden çok daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Çok uğraşsam da hayallerim inanılır gelmiyor

Herhangi bir hayal kurduğun zaman, daha en başta varsayımlarına dayalı belirli bir inancın vardır. Aşağıdaki bazı maddeler yazdım, bunlardan ne kadar çoğu bu hayal için geçerliyse, o hayalin gerçekleşebileceğine o kadar inanırsın. Bu maddeleri düşünerek ve gözlemleyerek ve okuduklarımı tartarak kendim çıkarttım, liste tam olmayabilir fakat oldukça gerçekçi.

  • Yol: Bu hayali gerçekleştirebilmek için neler yapmalısın
  • Örnekler: Bu hayali gerçekleştirebilmiş kaç kişi var
  • Netlik: Sonuçta neler kazanacağını ve kaybedeceğini biliyor musun
  • Emek: Bu yolda ilerlerken ne kadar emek harcayacaksın
  • Tecrübe: Bu hayalinle ilgili olumlu tecrüben var mı
  • İstek: Bu hayalin gerçekleşmesini ne kadar istiyorum

Bu YÖNETİ modeline göre hayallerimizin ne kadar inanılır geldiğine birkaç örnekle bakalım şimdi. Bütün maddelere 1 ile 10 arası puan vereceğim; 10 en ideal durum, 1 ise en istenmeyen durum. Terazinin denge noktasını 5 puan olarak düşün. Ortalamada 5′in altına düşersen hayalimiz düş olarak kalacak, 5′in üzerine çıkarsa bir şekilde gerçekleşecek. Bu puanlama tabii ki kişiden kişiye çok farklılık gösterir, uygulama yaparken en iyisi çok düşünmeden aklına ilk gelen puanı vermek.

Liseli bir öğrencinin ÖSS’yi kazanıp üniversite okuma hayali ne kadar inanılır:

  • Yol-9: Dershaneye git, özel ders al, soru çöz.
  • Örnekler-9: Herkes sınava giriyor, yüz binlerce insan her sene kazanıyor.
  • Netlik-8: Üniversite çok önemli, diploma olmadan iş yok.
  • Emek-3: Çok çalışmam lazım.
  • Tecrübe-9: Zaten senelerdir ders çalışıyorum, yine aynı şey.
  • İstek-7: Annem istiyor, babam istiyor, ben de çok özeniyorum.

Ortalama 8…inanılır ve gerçekçi bir hayal.

Peki, aynı öğrencinin bisikletle dünyayı dolaşma hayali ne kadar gerçekçi gelir kendisine:

  • Yol-2: Nasıl yapılır pek bilgim yok.
  • Örnekler-2: Arada sırada gazete de haber çıkar böyle insanlar hakkında. Tanıdığım hiç kimse yok.
  • Netlik-2: Gezerken iyi de sonra ne olacak Dönecek miyim, hep gezecek miyim, nereye kadar
  • Emek-3: Sanırım çok uğraşacağım. Sürekli pedal çevir, bilinmeyen yerlerde gez. Tehlikeli bile olacak.
  • Tecrübe-4: Bisiklete binmeyi seviyorum. Dünyayı dolaşmadım ama pedal çok çevirdim.
  • İstek-5: Kulağa hoş geliyor ama…

Ortalama 3 puan… Düşler ülkesindeki yerini alan bir başka hayal.

Bu hesapları her insan bilinçaltında otomatik olarak yapar ve ortalama puan içimizde bir inanç hissi olarak bilincimize sunulur. Kendi adıma, hayallerimi buna göre değerlendirince, onlara inanma seviyemle buradan çıkarttığım ortalama puan tutuyor. Tabii ki bütün bu puan sistemi tamamen öznel (sübjektif) ve bilimsel bir geçerlilik ararsan bulamayacaksın.

Sonuç olarak, yazının başında söylediğimi tekrarlamak istiyorum: İlk aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz. İlk hayal kurduğunda şartlar sana imkânsız görünebilir, hiç inanılır gelmeyebilir. Ama bir hayale olan inancını arttırmak veya azaltmak aslında senin ellerindedir. Hayalini daha inanılır kılmak ve kendini harekete geçirmek içinse şartlarını iyileştirmen gerekir. Nasıl mı

İnancı kuvvetlendir

  • Yol: Eğer hayaline nasıl ulaşman gerektiği hakkında bilgin çok azsa bunu arttır. Bu konuda bilgi topla, kitap oku, araştır, konuş. Kendine ‘Bu hayalin gerçekleşmesi için neler yapmam gerekiyor’ sorusunu sorduğunda, kafanda net bir cevap olsun.
  • Örnekler: Hayalini gerçekleştirmiş insanlarla tanış, yaşamlarını oku, yazdıklarını oku. Mümkünse bu gibi insanların daha çok bulunduğu ortamlara katıl. Ziyaretler yap ve böylece örnekleri çoğalt.
  • Netlik: Hayalin gerçekleştiğinde hayatının her yönüyle nasıl değişeceğini, makul bir şekilde tasavvur et. Örneğin zayıflamak mı istiyorsun, o zaman yapacağın şeyleri, nasıl görüneceğini, insanların tepkilerini, artan sağlığını fakat bunun yanında değişen yeme alışkanlıklarını, spor alışkanlığını düşün. Bu hayalin gerçek olunca hayatın neye benzeyecek sorusunun cevabını kafanda mümkün olabildiğince netleştir.
  • Emek: Bazı işleri yapmanın birden fazla yolu vardır. En basitinden, bir yere koşarak da gidebilirsin, arabayla da gidebilirsin. İkisinde de harcadığın emek farklı olur. Bazen de işler gözümüzde büyür, kolay yapılacak şeyler bile sanki çok zor gelir insana. Yapman gereken, hem ne kadar emek harcayacağını gerçekçi bir biçimde tahmin etmek hem de varsa yapmanın daha kolay yollarını aramak.
  • Tecrübe: Daha önce buna benzer bir şey yapmadıysan, yavaş yavaş yapmaya başlayabilirsin. Mesela bisikletle dünya turu konusu için, belki hafta sonları şehir dışına gidip gelmeyi deneyebilirsin. Bir yöntem de bu tecrübeyi kafanda canlandırmandır. Yani gözlerini kapat ve hayalinin gerçekleştiğini düşün. Nerdesin, ne yapıyorsun, hoşuna gidiyor mu, kimlerle konuşuyorsun, ne diyorlar, ne görüyorsun, ne duyuyorsun, ne hissediyorsun. Bu zihninde canlandırma gerçekten işe yarıyor, detaylara ne kadar dikkat edersen o kadar iyi.
  • İstek: Bazı hayallerimiz bize aittir bazıları ise başkalarına. Hayallerimiz kendi benliğimizle ne kadar uyumlu olursa, onu gerçekleştirmek için olan isteğimiz de o kadar fazla olur. Fakat zorunluluk ve isteği iyi ayırmalısın. Örneğin ailen doktor olmanı istiyor olabilir, sen de kendini bu konuda şartlandırabilirsin, fakat aslında hissettiğin şey istek değil zorunluluktur. Zorla güzellik olmaz :)

Bunlardan ilk beşi, yani YÖNET kısmını geliştirmek için ne yapabileceğini yazdım. Fakat istek aynı değil. Bir hayalinin gerçekleşmesine olan isteğini değiştirmek için kendini değiştirmelisin ki bu konu bu yazının sınırları dışında ;) Fakat bu tekniği zaten istediğin şeyler için kullanacağını düşünürsek, burada zaten bir sorun yaşamayacaksın.

Peki, şimdi ne olacak

Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın. -Walt Disney

Çok zor bir şey vardır ya, harekete geçmek, bundan sonra o olacak. Önce düşündük, şimdi hayalini kurduk ve sonra gerçekleştireceğiz. Motivasyon diye çok popüler bir kavram var, herkes onu artırmanın peşinde. Ben de, her “kişisel gelişim uzmanının” en az bir kere üzerine yazması gerektiği gibi dizinin bir sonraki yazısında motivasyon ve harekete geçmek üzerine yazacağım.

Bu noktada kafanda üç düşünceden birisinin belirmiş olduğunu düşünüyorum. Ya bütün bu yazdıklarım mantıklı geldi. Ya ‘ne saçmalamış bu adam böyle’ diyorsun, ya da kararsız kaldın. En kötüsü kararsızlık, kararsız kaldıysan sindirerek tekrar bir okumanı tavsiye ederim. Fakat anlattıklarım saçma veya inanılmaz geldiyse, bu yazı dizisinin sonuna kadar oku ve son kararını öyle ver. Bu esnada okumaya başlarken içinde olabilecek ön yargılarını kısa bir süreliğine kenara koyman yardımcı olacaktır.

Bir sonraki yazıya kadar yapabileceğin küçük bir çalışma var. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğin şeyleri veya gerçekleştiremediğin düşlerini YÖNETİ ye göre bir gözden geçir, ne kadar uyum gösterdiğine bak. Yeterince inanmadığın düşlerini gerçeğe çevirmek için yapabileceğin bir şeyler yok mu

Tamamını oku · Yorumlar { 30 }