Tag Archives | ilişkiler

İ-ti-ci ile Sı-kı-cı

sikici_konusma1

Özellikle de yaz sıcağının bastırdığı şu günlerde, uzunca bir toplantıda veya arkadaşlarla beraberken yapılan biraz uzunca bir konuşmanın içinde buluverip kendini; konudan hızla kopup arada konuşanla göz göze geldiğinde “hı-hı” diyerek kafanı sallayıp kimsenin fark etmemesi için dua edenlerden misin ( Hele ki karşında, az önce okuduğun gibi uzuuun ve bol bağlaçlı cümleler kuran birisi varsa) Üstelik bir de birisi sana dönüp “Di mi” yada “Sence ” dediğinde “yaa evet” gibi bir şeyle geçiştirmeye çalışıyor musun

Dostum, böyle ortamlarda yapılacak en kötü şey bu tutumdur. İnsanlar hakkında iki şeyden birisini düşünür:

A) Bu herif gerizekalı, ne dediğimi anlamıyor, anlamış gibi bile yapamıyor. Çok sı-kı-cı.

B) Bu herif benim anlattığımı dinlemiyor, ilgilenmiyor, kendini çok mu zeki sanıyor Çok i-ti-ci

Bu duruma düşmemek içinse işte sana iki çabuk çıkar yol:

Katılma

Bu kadar sıkılacağın veya sana hitap etmeyen bir yere katılmak zorunda değilsin. (Dipnot: Tabi bu katılmama olayı artık hayatında ağır basmaya başladıysa o da ayrı mesele, her şeyin bir kararı var.) Arada bir gitmek istemediğin yere gitmemek (ve gerçekten de neden gitmediğini söylemek) sana daha iyi gelecektir.

Sor

anlamadığın bir şey olursa, ya da diyelim hayaller alemine daldın konudan koptun, o zaman sor. “Pardon anlamadım şu Schrödinger’in kedisini tam olarak, biraz daha basitçe anlatır mısın ” Ya da “Abi Datça’da nerde kaldım demiştin” gibi bir soru hem olaya olan ilgini artıracak (anladığın için ) hem de karşındakiler en azıdan çabaladığını görüp sana daha anlayışlı yaklaşacaklardır. Soru sormak, anlatılanı dinlediğini ve değer verdiğini göstermenin en güzel yollarından birisidir. Bu arada bilmem daha önce duydun mu ama, insanlar ilgi görmeye bayılır.

Ve son olarak…aman diyeyim esneme. Tecrübeyle sabit ;)

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

İçi Dopdolu İlişkiler (Bölüm 2)

İkili ilişkiler, arkadaşlık ve dostluk hakkındaki bu yazı dizisinin arkadaşlık konulu ikinci bölümüyle devam ediyoruz.

Arkadaşlık ve dostluk üzerine o kadar çok yazı var ki, bir tane daha yazının küçük te olsa bir katkısı olması için konuyu biraz değişik bir şekilde ele almak istiyorum. Biraz daha dolaysız şekilde. 

Nedir bu arkadaşlık, dostluk denen şey 

‘Herkes arkadaşı acı çektiğinde aynı duyguları hissedebilir, fakat arkadaşının başarısını hissetmek çok ince bir kişilk gerektirir.’ -Oscar Wilde

‘En kötü yalnızlık, içten dostluktan mahrum kalmaktır.’ -Francis Bacon

Önce kısa bir tanımla başlayalım, TDK (Türk dil kurumu) sözlüğünden:

Arkadaş : Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yaren.

Dost: Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı.

TDK sözlüğü sonuçta Türkçe için en doğru kaynaklardan biri. Yine de biraz daha araştırma yaptım, çıkan açıklamalar üç aşağı beş yukarı böyle. İngilizce ‘friend’ için de benzer tanımlar çıkıyor.

Yani arkadaşlık; iyilik, güzellik, sevgi, dayanışmayla bağdaşmış durumda.

Ben açıkçası şöyle tanımlar da beklerdim :

Arkadaş : Kahvede okey oynarken kızıp seni bıçaklayan kimse. Bir sözüne kırılıp 10 senelik ilişkiyi bir kalemde bitiren ve seni pişmanlık duygularına gömen insan. Daha başarılı olduğun için arkandan söylenmedik laf bırakmayan, sırada yanında oturan öğrenci. Sürekli alttan aldığın, aldıkça seni iyice yerin dibine sokan şahıs.

Dost : Kazık yediğinde, ben de seni dost bilirdim diyebileceğin insan. Hakkında yıkıcı konuşup seni rezil eden sonra dost acı söyler diyen kişi. Sırrını açmakla en büyük hatayı yapacağın kişi.

Açık konuşmak gerekirse, yukarıdaki tanımların hemen hepsine giren çok çeşitli “arkadaş” ve “dostlarım” oldu (bıçaklama olayı hariç, onu gazete haberinden aldım ;) ), eminim senin de olmuştur. İnsan neden kendisine zarar veren ilişkileri sürdürür, buna da değineceğim, ama önce biz olması gerekene bakalım. İyi ve sağlıklı arkadaşlığın anahtar kelimesi karşılıklı getiridir. Arkadaşlığın amacı tabiki çıkar değildir. İyi bir arkadaşlığı nerden anlarsın dersen, iki tarafa da fayda sağlamasından anlarım.

En yakın arkadaşını düşün, geçen sene sen nasıldın, o nasıldı. Eğer hayatından seni çıkartırsan veya kendi hayatından onu çıkartırsan ne değişir Geçen seneye göre bu arkadaşlık seni ne şekilde geliştirdi, peki ya onu Onu bilemem deme, en yakın arkadaşını kendisi kadar iyi tanıyor olman lazım.

Fayda çok çeşitli şekillerde olabilir, kötü bir anında seni rahatlatması, veya zor bir işte ona yardım etmen. Fikirlerinizi paylaşarak ikinizin de olgunlaşması, güvenmek, güvenilmek, sevmek, sevilmek. Bunlar mantıklı gelen ve sağ duyuyla herkesin ulaşabileceği sonuçlar. Peki olması gerekeni bildiğimiz halde neden bu tanımlarda uzak ilişkilerimiz olabiliyor Ve bunlar tek tük değil de gayet yaygın bir biçimde oluyor

Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin

Dediğim gibi, iyi arkadaşlıklar iki taraf için de faydalı olmalıdır. Fakat fayda sağlamak amacıyla arkadaşlık etmeye veya dost olmaya çalışınca, o zaman işler biraz değişir. İstediği bir şeyi elde etmek amacıyla birisiyle arkadaşlık etmeye başlayınca, eğer o insan da bu şekilde düşünüyorsa, o da senden faydalanmaya çalışacaktır. İnsanların istekleri çok değişik olabilir. Sadece maddiyata bağlı arkadaşlıklar ilk akla gelen örnek, ama bu sebepler her zaman bu kadar açık değildir. Hatta ve hatta, bu istek bilinçaltından geliyorsa haberin bile olmayabilir. O kişi veya kişilerle beraberken kendini biraz huzursuz hissedersin, bir şeylerin yanlış gittiğini düşünürsün ama sebebi tam olarak bilemeyebilirsin.

Çok kaprisli bir arkadaşın varsa ve sürekli onu çekmek zorunda kalıyorsan, ve bu seni rahatsız ediyorsa…Sana hiç değer vermeyen birisiyle dostluk kurmuşsan…Maddi ve manevi olarak bazı ilişkilerinin seni tükettiğini hissediyorsan…Veya bunları sen karşı tarafa yapıyorsan :( Bil ki arkadaşlık değil bir çıkar ilişkisi, alış-veriş, içine girmişsin. Dikkat et, alış-verişler taraflardan birisinin isteği bittiği an, veya daha iyi bir müşteri veya satıcı bulunduğu an biter. Sonra ‘kırk yıllık dostum beni sattı’ dediğin zaman anla ki dostun seni satmadı, çünkü zaten en başta o senin dostun değil müşterindi !

Böyle bir ilişki içine girmenin bir çok sebebi olabilir, ama anlaman gereken şu: bu arkadaşlığı kuran sensin, sürdüren de sensin ve düzeltecek veya bitirecek olan yine sen olmalısın.

Arkadaşlığa yeni bir bakış

Arkadaşlık ve dostluk insanları çok güçlü bir bağla birbirine bağlar. Fakat bu bağın güçlü olması her zaman iyi olduğu anlamına gelmez. Tıpkı tiryakinin sigara arasında güçlü bir bağ olması gibi. Hayatına devam ederken, seni geliştirecek olan yeni arkadaşlıklar kuracak, bazılarını değiştirecek ve seni engelleyen eski ilişkilerinden kopacaksın. Ne olursa olsun eski arkadaşlarımı nasıl bırakabilirim ki, ayıp, yazık, gönlüm el vermez,çok üzülürüm gibi düşünceler geliyorsa aklına şunu düşün: bu düşüncelerin çoğunu kafana senden çıkar sağlayan kişi sokmuş olabilir mi Duygu sömürüsü kelimesini duymuşsundur. İnsanları acındırarak çıkar sağlamak anlamına gelir. Eğer bu durum uzun süredir gerçekleşiyorsa, örneğin arkadaşın sana bunu yapıyorsa, o zaman bu durumu kanıksamış olabilirsin. Yani karşındaki sana bir şey demese bile yardım etmek, şefkat göstermek isteyecek ve bunu engellemeye çalışırsan üzerindeki etkiye göre ‘ayıp olur’ hissinden suçluluk duygusuna kadar bir dizi duygu seni bekleyecektir. Eğer seni kullanan kişilerle ilişkilerini sürdürmeye devam edersen, hem kurabileceğin yepyeni dostluklardan mahrum kalırsın, hem de kendi kendini sabote etmiş olursun.

Tabi yine ‘bekara karı boşamak kolay’ kısmına geldik işin. Nasıl olacak İnsanların genel olarak gerçekten hassas, karşısındaki kırmamaya çalışan, sevecen, şefkatli ve iyi huylu olduklarına inanıyorum. Ama bakış açısına göre birisine hassas gelen davranış diğerine kurnazca veya birisine içten gelen davranış diğerine yapmacık gelebilir. Bu bakış açısı kimin Tabiki SENİN!

Sağlıklı, güvenli, yapıcı, faydalı, iyi arkadaşlıklar kurmanın yolu öncelikle kendine ve karşındakine dürüst olmaktan geçer. Bunu da doğru iletişim ile yapabilirsin. Bunu yapmaya başlayınca göreceksin ki karşındaki de benzer bir yaklaşım sergileyecek ve birbirinizi daha iyi tanıma fırsatı yakalayacaksınız. Veya karşındaki, bu yeni ve gerçek seni kabullenmek istemeyecek ve yavaş yavaş uzaklaşacaksınız. Bu olurken üzülmeyeceksin, merak etme, çünkü insan değer verdiği şeyleri kaybedince üzülür, eğer “arkadaşın” gerçek senden hoşlanmadıysa ona verdiğin değer de zaten kendiliğinden azalacaktır.

İletişimin güçlenince, kendini de daha iyi anlamaya başlıyor insan. Örneğin düşüncelerine hiç önem vermeyen o kişiyle neden arkadaşlık ediyorsun Sanal bir çevreye girmek için, veya onun yanında görülmenin kendine değer katacağını düşündüğün için, olabilir mi Belki de duygu sömürüsünün kurbanısındır. Ne kadar içten ve sahici olursan, içindeki ses de o kadar güçlenecek ve cesaret kazanacak. Ta ki seni güçsüzleştiren o paslı zincirlerini kırana kadar.

Kendine olan dürüstlüğün hangi aşamada olursa olsun, bu konuda ilerlemek ve cesaret kazanmak tıpkı koşmaya benziyor. Hiç spor yapmamış birisi ilk başta en fazla 5-10 dakika koşabilir ve sonra öyle yorulur ki belki günlerce koşamaz. Daha sonra 15 dakika koşar ve ilkine göre daha az yorulur. Düzenli idmanla insan hiç yorulmadan saatlerce koşabilecek duruma gelir, ve daha sonra dönüp de ben koşamam çabuk yorulurum diyen insanlara bakınca kendini hatırlar, güler ve yoluna devam eder. Yola devam :)

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

İçi Dopdolu İlişkiler (Bölüm 1)

İkili ilişkiler, arkadaşlık ve dostluk hakkındaki bu yazı dizisinin iletişim konulu ilk bölümüyle merhaba.

Görmem-Duymam-Konuşmam

Çok açık görmeye başladığım ve beni giderek rahatsız eden bir konu var: İnsanlar birbirleriyle gerçek anlamda konuşmuyorlar. Bugün işe gittiğinizde biraz dikkat edin, iş arkadaşlarınızda özellikle molalarda veya yemekte neler konuşuyorsunuz Veya hafta sonu arkadaşlarınızla, ailenizle bir aradayken konular ne oluyor Benim duyduklarım %90 şunlar:

  • Dün oynanan derby/kupa/şampiyonlar ligi maçı, kazanan takım taraftarının kaybedeni kızdırması, ünlü bir oyuncunun attığı veya atamadığı bir gol
  • İşe yeni giren/ayrılan/terfi eden birisi
  • Dünkü bir yarışma programı, kazanan yarışmacının ne yaptığı veya kaybedenin ne yapması gerektiği, aslında ne kadar saçma bir program olduğu
  • Dolar/avro/borsanın yükselmesi/düşmesi
  • X markasından çıkan son Y model araba
  • Trafiğin durumu, dikkatsiz sürücüler, yolda gelirken görülmüş bir kaza
  • Havanın sıcaklığı, yağmurun yağması/yağmaması, karın erimesi, baharın/kışın/yazın gelmesi
  • Grip/nezle vb. salgınları, suların kesilmesi, elektriğin dalgalanması
  • Komik bir fıkra, komik olmayan bir fıkra ;)
  • Bütün manşetlerdeki herhangi bir güncel konu, terör, Orta Doğu, Amerika, yanan evden çıkmaya çalışan yaşlı kadın, sele kapılan küçük çocuk, meşhur oyuncunun son filmi veya dizisi, hükümetten birisinin son söyledikleri, Rio karnavalı, gözünden süt çıkartan adam

Bütün bunların ortak yanı nedir Lütfen birkaç saniye düşün.

  • Çoğu gereksiz
  • Zaman kaybı
  • Sosyalleşme çabaları
  • Yakınma veya rahatlama
  • Laf olsun torba dolsun

Bence doğru olan bütün bu yorumlar kişiden kişiye değişir tabi ki, ama kişiden kişiye değişmeyecek çok önemli bir ortak özelliği var bütün bu konuların.

Hiç birisi konuşanın kendi fikri değil.

Hiç birisi karşıdaki insana özgün bir değer katmayacak.

İnsanların büyük bir kısmı sanki kayıt cihazı gibi. Bir şekilde bir yerden kaptıkları düşünceleri evirip çevirip karşısındakine sunuyor. Sanki konuşmasını kiraya vermiş, aslında tam olarak kira değil çünkü kira olsa en azından kendisine bir getirisi olması lazım, daha çok hibe etmiş gibi. Kendisini düşünmemeye öyle kaptırmış ki, söylediklerinin başkalarının düşünceleri olması herhangi bir sorun yaratmıyor. İşin kötüsü, sorun yaratma veya yaratmama sınırı çoktan aşılmış, artık farkında olmama durumu ortaya çıkmış.

Ey ahali! İşte Beyaz tavşan’dan günün zaman kazandıran önerisi : “Bir kahve parasına 1-2 gazete alırsan, gün içinde zaman harcayıp da dinleyeceklerinin hepsini 5 dakikada toplu biçimde okuyabilirsin”. Üstelik kişisel katıldığı sanılan yorumlarla beraber. Konuşulanların çoğunun, hatta nezakete gerek yok, nerdeyse tümünün hiçbir değeri yok. Ya birebir anlamıyla havadan-sudan konular ya da dayatılmış düşüncelerin tekrarı. Üstelik o kadar çaresiziz ki bunlardan haberimiz bile yok.

Bir dakika, gerçekten yok mu

Sahne : Birkaç tanıdık kişi bir sebeple bir araya gelir, işyerinde kahve molası, hafta sonu misafirlik, akşam yemeği, düğün,…sonra bir şekilde konuşma başlar. Konu da diyelim ki yukarıda yazdıklarımdan bir tanesi. Öncelikle birisi konuyu açar, ‘Dün haberlerde gördünüz mü, … ormanı cayır cayır yanıyormuş’, sonra birisi ‘aaa evet, 1000 hektar yanmış şimdiye kadar’, ‘Abi yıllardır devam ediyor, bir çare bulunmadı, kesin ev yapacaklardır’, ve saire, ve saire…konuşma devam eder ve sonra bir şey olur…

İnsanlar sıkılır.

Önce birisi havaya bakar, sonra bir diğeri televizyona diker gözlerini, eldeki kalem, bardak, defter karıştırılmaya başlanır, yenecek bir şeyler varsa onlar didiklenir. Sonra ya insanlar birer ikişer dağılır ya da konu değişir. ‘Nasıl goldü be’

Can Sıkıntısı

Can sıkıntısı nedir diye Google’da arama yaptığımda, birçok değişik yorum çıktı. Burada bahsettiğim, üzüntü ve gerginlikle alakalı olan sıkıntı veya çekingenlik anlamında sıkılganlık değil, sıkılmak.

Sıkılmak, yani yapılan işe devam etme isteğinin kalmaması, zevk alamamak veya herhangi bir şey yapma isteğinin olmaması. Birçok yönü var olayın, ama burada sadece iletişimle ilgili olan kısmından bahsetmek istiyorum.

Canım sıkıldığı zaman bilinçaltım bana bir mesaj veriyor demektir: Burada alabileceğim hiçbir değer yok veya burada katkı sağlayabileceğim, faydalı olabileceğim hiçbir şey yok. Git vaktini daha iyi bir şeyler için kullan!

Hiç bir yeniliği olmayan ve senin kafandan gelmeyen fikirleri laf olsun diye karşındaki insana aktarmanın veya aynı fikirleri birilerinin sana anlatmasının ne sana ne de karşıdakine bir fayda sağlamadığı açık. Bunu eğer o esnada anlamadıysan, can sıkıntısı gibi bir mekanizma da emrine amade.

O halde asıl sorun ne

Taklitçilik ve Yapmacıklık

Sonuçta hepimiz insanız ve içimizde bastıramadığımız bir sosyalleşme güdüsü var. Git diğer insanlarla beraber ol, konuş diye bağırıyor. Diğer yandan her iletişimde korkular ayaklarımıza dolanıyor. Peki, korkulara rağmen bu güdüyü nasıl tatmin ediyoruz

Televizyonda duyduğunu tekrarla, arkadaşından duyduğunu tekrarla, okuduğunu tekrarla, dün söylediğini tekrarla, gördüğünü tekrarla..ve karşındakilerle beraber sıkıldıkça sıkıl :P

Önceden yapılmış olanı tekrar, yani taklit, her insanın kolayca kaçabileceği güvenli bir liman gibidir. Öncelikle ilk söyleyen sen olmazsın, denenmiştir. Yanlış yapma veya komik duruma düşme korkusu olmaz çünkü zaten herkes bilmektedir. Yeninin riski yoktur, kendini açığa vurma tehlikesi yoktur.

Ve herhangi bir değeri de yoktur. Taklit değersiz ve sıkıcıdır.

İçi Dopdolu İletişim

İnsanı sıkmayan bir iletişim için altın kural sahiciliktir. Karşılıklı konuşma olsun, yaptığın bir sunum olsun, sevgilinle baş başa kaldığında konuştukların olsun kendini saklamaya çalışma.

Seni taklide ve yapmacıklığa sürükleyen birkaç sebep olabilir. Bunların başında korku gelir. Söylediklerinde daha içten oldukça, kendini de o kadar fazla açığa vuracaksın. Her söylediğin sözde kendinden de bir parçayı karşıya sunacaksın. Belki o yıllardır sakladığın benliğin ortaya çıkacak, belki utanacaksın, belki garip karşılanacaksın ya da insanlar sana gülecek. Zamanla ilişkilerini gözden geçirip sana ilham verenlere ister istemez ağırlık vereceksin ve etrafında sana benzeyen insanların sayısı artacak. Bu dünyadaki yalnızlığın, sahip olacağın bu hakiki ilişkilerle azalacak.

Hata yapmak, utanmak, üzülmek insanlara ait duygulardır, cesaret ister. Ve hepsi de fare gibi korkuyla köşede saklanmaktan iyidir.

3…2…1…Motor !

İnsanlarla iletişiminde açık ve dürüst olmak, öz gelişim yolunda da atman gereken en önemli adımlardan bir tanesi. Yani açıkçası, kendini doğru ve dürüst ifade edemeyen birisinin çok fazla bir gelişim de gösteremeyeceğini düşünüyorum. O halde işe koyulma zamanı. Bu geçişi yaparken şu adımları izleyebilirsin:

1) Gözle
Bir hafta boyunca, şu anda yaptığın hiçbir şeyi değiştirmeden kendini gözlemle. Özellikle tanıdıklarınla, arkadaşlarınla, hayat arkadaşınla, sevgilinle neler konuşuyorsun Konuştuklarının ne kadarı taklit, ne kadarı gerçekten kendi düşüncelerin ve yorumların Ne kadar yapmacıksın, ne kadar sahicisin Kendine özellikle kızdığın zamanlar (örneğin yalan söylemek zorunda kaldığın) olduğunda kısaca bir yere not edersen ileride dönüp bakması kolay olur. Hafta bittiğinde, kendine 10 üzerinden bir puan ver. Eğer kendine 9-10 puan verdiysen ya gerçekten oldukça bilinçli ve cesur birisin ki bu yazı senin için burada bitiyor, ya da burada bile kendine gerçeği itiraf edemiyorsun ki okumadıysan bu yazıyı okuman faydalı olabilir.

2) Hedefle
Geçen hafta neler yapsaydın 9-10 puan alabilirdin Kafanda geçen haftanın muhasebesini yap, özellikle not aldığın durumlarda nasıl olsaydı kendinle gurur duyardın Kafanın içerisinde o konuşmaya/toplantıya geri dön ve en iyi durumu, en iyi konuşmanı kafanda kurgula. Aynı olayları tekrar tekrar 2-3 gün boyunca düşün, hep daha iyi nasıl olabilirdi, nasıl daha açık ve sahici olabilirdin, kendinle nasıl gurur duyabilirdin

3) Dene
4 hafta boyunca küçük ve önemsizlerde başlayarak, taklit ve gereksiz iletişimleri hayatından çıkartmaya başla. Komik olmayan fıkralar anlatma, havadan sudan bahsetme. Bu esnada insan ilişkilerinde, hedeflediğin seviyedeki gibi olduğunu farz et ve o şekilde davran. Yine sana en kolay görünen durumlardan başlayabilirsin.

Yan etki olarak, bazı arkadaşların senin uzaylılar tarafından kaçırılıp yerine klonunun koyulduğunu falan düşünebilir. Sen onlara bakma :)

4) Değerlendir
Süre bittiğinde, ilk maddeye göre kendini değerlendir. Son dört haftayı düşün. Büyük ihtimalle yine 9-10 olarak görmeyeceksin kendini, ama şöyle bir şey olacak: Ta en baştaki halini düşündüğünde, tekrar puan verecek olursan, eskisine göre çok daha düşük bir seviyede olduğunu göreceksin. Öz gelişimin de güzelliği burada zaten, şu anda bakıp da en üst olarak gördüğün seviyeye ulaştığında, tepenin ardında daha büyük bir tepe olduğunu görüp oraya ulaşmak için daha da şevkle çalışmak.

Ve dört hafta bittiğinde sonuçları değerlendir. Hayatına nasıl devam etmek istiyorsun

Yazı sonu notu: Üye değilsen veya daha önce hiç yorum yapmadıysan şimdi tam sırası. Ne de olsa konu iletişim ve bu makale şimdiye kadar yazdıklarımın yoruma ve tecrübe paylaşımına en açık olanı.

Tamamını oku · Yorumlar { 9 }