Tag Archives | iş görüşmesi

Mülakatlardan Geçmek İçin En Önemli 5 Nokta

İş Mülakatı

En çok okunan ikinci yazım iş görüşmeleri üzerine olduğundan, bu konu üzerinde biraz daha durmaya karar verdim. Doğal olarak her zaman sıcak olan bir konu işe mülakatları ve iyi bilgiler hayat kurtarıcı olabilir. Bizzat ben de işe alım mülakatları da yaptığımdan yazarken de tecrübelerimi aktarma şansı buluyorum.

Öncelikle, özellikle daha büyük firmalar için, iki farklı mülakat vardır. İlki insan kaynaklarıyla (İK) ile yapılan eleme, diğeri de çalışacağın yönetici ile yapılan işe alım mülakatı. İK mülakatı bir filtre işlevi görür.

Nedir İK Mülakatı

Özetin özeti: İK Mülakatı bir ELEK tir. Bu mülakatın en önemli özelliği: sonucu HAYIR-işe-alınmadınız çıkabilir ama EVET-işe-alındınız çıkamaz. Adaylar eleğe konur, uygun olmayanlar elenir ve geride kalanlar işe alım kararını verecek kişi(ler) ile görüştürülür.

Genel olarak bu mülakatlarda; özgeçmişinde yazanlar ne kadar gerçek, kişisel özelliklerin ve karakterin şirkete ne kadar uygun, yabancı dil seviyen nasıl gibi genel konulara bakılır. Özgeçmişinde açıklamadığın zaman boşlukları varsa emin ol onlar da sorulur.

İK mülakatına çağrıldığına göre özgeçmişin işe uygun olarak değerlendirilmiştir. Yani mülakata kendine güvenerek gidebilirsin. İşin aslı, %80 oranda işe uygunsun ama uygunlar arasında en az kim uygun safhasındasın.

Sonunda o gün geldi çattı ve bir insan kaynakları elemanıyla mülakata oturdun. İlk olarak anlaman gereken nokta şudur:

1) Mülakatçı ne dostundur ne de düşmanın

Biraz da görevleri gereği olsa gerek, İK elemanları genelde güler yüzlü, anlayışı ve yumuşak bir görüntü verirler. Fakat bu o kişinin sana arkadaşlık-dostluk gösterisi yaptığı anlamına gelmez. Fark etmeden de olsa arkadaşınla konuştuğun gibi konuşmaya (ya hocam ööle diil be, falandı filandı) kalkarsan iyi bir etki bırakamayabilirsin.

Söylediklerini sürekli gülümseyerek ve hı-hı hı-hı diye başını sallayarak dinlemesi senden etkilendiğini göstermez. Mülakatçıyı olduğu gibi görmek en iyisidir: Sana tamam mı devam mı diyecek olan ve bunu yaparken çalıştığı firma için en iyisini yapmaya çalışan birisi. Diyelim gerçekten samimi ve sıcak geldi, o zaman arkadaş olmayı işe giriş sonrasına bırakman daha iyi olacaktır ;)

Bunun tam tersi de olabilir tabi, biraz olumsuz veya asık bir surat da çıkabilir karşına. O zaman da aynı kural geçerli. O kişi senin düşmanın değil yada sana karşı bir gıcıklığı yok. Seni sevmek ya da sevmemek gibi bir durumu da yok. Sadece seni değerlendirmeye çalışıyor, o kadar. Kendi kendine gıcık olma :)

2) İhtiyaçların konusunda dikkati ol

En ideal aday işe ihtiyacı olan ama ölüm kalım durumunda olmayan kişidir. Emin ol “Bu işe çok ihtiyacım var, 1 senedir iş arıyorum bulamıyorum, çoluk çocuk perişan” cümlesi işe alınmanda olumlu bir etki yapmayacaktır. Mülakatçı sana acıyabilir, merhamet duyguları da kabarabilir ama kararını olumlu değil olumsuz yönde etkilemesi daha olasıdır.

Neden Çünkü eğer bu iş senin için hayati önem taşıyorsa, o zaman işe girebilmek için her şeyi yapabilirsin demektir. Örneğin senden ağır bir çalışma temposu bekleniyorsa bunu seve seve kabul edip, daha sonra içinde bulunduğun hayati durum geçince birden memnuniyetsiz bir hale gelebilirsin.

Ama işe hiç ihtiyacı olmayan aday da iyi değildir. Eğer adam mülakata Ferrariyle gelmişse, işe alınırsa  ne zaman gider belli olmaz.

3) Giriş, önemlidir.

İstesen de istemesen de Mülakatın ilk 10-15 saniyesinde karşıdaki insan senin için bir yargıda bulunur. Ve bunu bilinçaltında, otomatik olarak yapar. O yüzden bu ilk yargı ne kadar iyi olursa, mülakatın gidişini de o kadar iyi etkiler. Senin de tahmin edebileceğin gibi, ütüsüz bir gömlek, kötü bir traş, uykusuz pörtlek gözler, kokan bir nefes iyi bir ilk intiba bırakmaz. Güzel bir gülümseme (dişler görünsün :D ) ve karşıdakinin gözünün içine bakarak yapılan sıcak bir tokalaşma da kesinlik çok faydalı olur.

Bir anektod anlatayım: Mülakata geldiğinde çok heyecanlı görünen bir adayı hatırlıyorum. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı ve elimi öyle bir sıktı ki bayağı bir zonkladı. Mülakatı “doğru” yapmaya çalıştığı belliydi. Büyük ihtimalle mülakatlarla ilgili bir kitap veya bir yazı falan okumuş ve uygulamaya çalışıyordu. Biraz konuştuk ve sonunda işe uygun olabileceği ortaya çıktı. Ve benim için o “kendine güvenen” el sıkma ve zoraki gülümseme de oldukça olumluydu, çünkü bunların hepsi bu işe ve mülakata önem verdiğini gösteriyordu.

4) Çıkış da önemlidir

Genelde son gelen sorular, “sizin merak ettiğiniz bir şey var mı” tarzında olur. Burada, işle ilgili aklında ne varsa sorman gayet faydalıdır. Bu iki anlama gelir: 1) Ne iş olsa yaparım abi lerden değilim, ne yapacağım benim için önemli. 2) Sorgulayan, araştıran, öğrenme isteği olan birisiyim.

Her ikisi de aranan özelliklerdir. Hatta sana böyle bir soru gelmezse bile, benim bir kaç sorum olacaktı şeklinde sen de konuyu açabilirsin.

5) Kendini ifade etmek, en önemlisidir

Mülakat kelimesi arapça kökenli bir kelime ve ‘buluşma, görüşme’ anlamına geliyor. Yani işin özü iletişim.

İstediğin kadar kendini hazırla, üstüne-başına dikkat et, sorulabilecek sorulara hazırlan, gülümse, k*ç*n* yırt; kendini ifade edemedikten, anlatamadıktan sonra hepsi boş malesef. Sen, kendini anlatabildiğin ölçüde varsın.

Kendini ifade etmek, yıllar süren yaşantımızda kazanılan bir beceri. Ve yavaş da olsa her beceri gibi geliştirilebilir. Yine de bir kaç basit noktaya dikkat ederek iletişiminin kalitesini ve kendini ifade becerini artırabilirsin.

  • Dinle: Karşındaki konuşurken lafını bölme, kelimelerini tamamlama, sabırsızlanma. Ne sorduğunu iyice dinle, tam emin olamadıysan ‘Tam olarak anlamadım, şunu mu soruyorsunuz…’ diyerek anladığından emin ol. En kötü aday, benim ne dediğimi anlamayan, yalan yanlış cevap veren adaydır.
  • Aşırı el-kol hareketleri: Aşırı hareket dikkat dağıtır, mülakatı yapan odaklanamaz. Elleri masanın üzerine koymak, eğer hiç rahat durmuyorlarsa bir kalem vb.. tutmak en iyisidir.
  • Az ve öz: Verdiğin cevaplarda cümleleri çok fazla uzatmadan, laf kalabalığı yapmadan, az ve öz konuşmak en iyisidir. Cümleler uzamaya başlar, muhabbet uzarsa, emin ol konu uzak bir yerlere gider ve o noktada ya sen durup ‘Eee nerden gelmiştik bu konuya’ havasına girersin yada mülakatçı seni kibarca uyarıp durdurmak zorunda kalır. Her şekilde eğer bu durum tekrarlanırsa, senin dağınık, tertipsiz, odaklanamayan vb.. birisi olduğun sonucu çıkabilir.

Bonus konu (5+1) Kendinden bahsetme sanatı

‘Bize biraz kendinizden bahsedin’ demek ‘Bize başarıyla bitirdiğiniz büyük, önemli, ilginç, zorlayıcı veya farklı işleri anlatın’ demektir. Bu konuda konuşurken isimden, medeni durumdan ve “belki” öğrenimden başlamak iyi olabilir ama 30 saniyeyi geçmemelidir. Örneğin ‘Ben öğrenmeye çok açık birisiyim’ demek yerine bunu gösteren bir olayı anlatmak çok çok daha fazla etki bırakır. Ne demişler, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bu tamamlanmış bir liste mi Tabi ki değil. Eğer bu konuda görüşleriniz varsa lütfen çekinmeyin, yorumlar kısmına alalım sizleri. Herkese başarılı mülakatlar dileklerimle.

Tamamını oku · Yorumlar { 4 }

Başarılı Bir İş Görüşmesi İçin 7+1 Gerçek

İş görüşmesi karikatürü

Başarılı bir iş görüşmesi için bize anlatılan doğrular vardır bir de sonucu doğrudan etkileyen gerçekler. Tüm doğruları en mükemmel şekilde yapsan bile asıl önemli olan gerçeklere ne kadar uyduğundur.

Gözetmen

Ben okul sıralarında sınav olurken, öğretmenlerin çok sık kullandığı bir kalıp vardı: “Kopya çekenler kendilerini görmüyorum sanıyorlar ama buradan her şey ayna gibi görünüyor!”. Ben bu cümleyi açıkçası bizi korkutmak için söylüyorlar sanırdım.

Meğerse öyle değilmiş.

Daha sonra üniversitede araştırma görevlisi olup da sınav gözetmenliği yapmaya başlayınca gerçeği anladım. Sınıf ister 20 kişi olsun, ister 200 kişilik amfi olsun hiç fark etmiyor. Kimin sınava çalıştığı, kimin çalışmadığı, kimin kopya çekmeye yelteneceği, kimin o anda kopya çektiği… Hepsi de gerçekten ayna gibi karşınızda.

Yani karşı tarafa geçmeden, o taraftan da bakmadan, bazı şeyleri anlamak mümkün değil.

Hem işe girmek isteyen hem de işe alan tarafta defalarca bulundum. Özellikle işe alan tarafı da gördükten sonra işe alım süreci, iş görüşmeleri, özgeçmiş, vb. hakkındaki bütün fikirlerim kökünden değişti. Bu arada baştan söyleyeyim, insan kaynaklarında hiç çalışmadım, hep son görüşmeciydim.

Başarılı bir iş görüşmesinin doğruları

İş görüşmesi karikatürü

Özgeçmişin filtrelerden geçti, bir insan kaynakları elemanının eline geldi ve o da yüzlercesinin içinden seni de seçti ve bir görüşme tarihi ayarladınız.

İster favori kariyer sitene gir, ister gördüğün ilk insan kaynakları dergisini al, benzer tavsiyeler karşına çıkar. Başarılı bir iş görüşmesinin doğruları nedir dersen özet olarak şunlardır:

  • Mülakat öncesinde hazırlık yapmak, şirket/pozisyon hakkında bilgi toplamak.
  • İyi giyinmek, mümkünse koyu renk takım elbise/döpiyes giymek.
  • İlk içeri girişte gülümsemek, samimice tokalaşmak.
  • Beylik sorulara önceden cevap hazırlamak : ‘Neden bizim şirket/bu pozisyon’, ‘Neden sizi işe alalım’, ‘Bize kendinizden bahsedin’, ‘Bir başarınızı/başarısızlığınızı anlatın’, ‘Risk aldığınız bir olayı anlatır mısınız’, ‘Önceki işinizden neden ayrıldınız’
  • Mülakat yerine erken gitmek.
  • Fazla heyecan yapmamak, rahat ve sakin olmak.
  • Olumlu düşünmek, aktif davranmamak.
  • Çıkarken teşekkür etmek.

Başarılı bir iş görüşmesinin gerçekleri

Bu doğrular önemlidir. Fakat gerçek şudur ki; bin kişi ister bir kişi alır. Peki, neden o kişi En iyi o mu giyindi, yoksa en iyi bilgiyi o mu topladı veya en iyi tokalaşmayı o mu yaptı

Nedeni aslında çok basit olarak şudur: Seni işe alacak olan kişi, seninle uzunca bir süre de çalışacak olan kişidir. Büyük ihtimalle müstakbel yöneticin veya müstakbel bir üst yöneticindir. Bir kez seni işe aldıktan sonra artık ona bağlı bir çalışan olacağından, sen ne kadar iyiysen, o da o kadar fayda görecektir. O görüşme sonrasında yapacağı yanlış bir seçim ise önündeki yıllarda yavaş yavaş ödeyeceği ağır bir bedel olacaktır. Son pişmanlık fayda vermez, madem kötü elemandı neden aldın işe kardeşim diye sorarlar adama.

İş görüşmesinin gerçekleri ile doğruları farklıdır.

Yani aslında işe alım süreci; bir pozisyonu dolduracak doğru insan seçiminden çok, yakın bir ilişkiye başlanacak doğru insan seçimi gibidir. Türkiye’de yasal çalışma süresinin haftada 45 saat olduğunu (yemek hariç) düşünürsen; işte her gün geçen 10 saat, eşinle/ ailenle/ sevgilinle/ arkadaşlarınla her gün geçirdiğin toplam süreden bile fazladır.

İş görüşmeleri de bu yüzden romantik bir ilişki öncesi içilen ilk kahveye veya yenilen ilk tatlıya benzer. Veya yeni bir arkadaş grubuyla gidilen ilk sinema filmi gibidir. Ve hayır, abartmadım.

Peki, böyle bir durumda karşıdakinden ne bekleriz İyi giyim…tabi iyi olur.  Bizim hakkımızda bilgili olması…eh. Buluşmaya erken gelmesi, gülümsemesi… neden olmasın Sakin ve rahat olması…çok da fark etmez sanırım.

Bunlar bir yere kadar etkiler, ama asıl noktalar değillerdir. Bir iş görüşmesinde biraz daha farklı şeyler aranır. İşte işveren gözünden gerçekler:

1) Arzu gerçeği:

Aday işi istemelidir. Benimle çalışmayı, benim için iyi şeyler yapmayı istediğini görmeliyim. Gözlerinde bu iş için yanıp tutuştuğunu, hiç olmadı onun için bir anlam ifade ettiğini görmeliyim. Vasat başlayan ilişki, daha da vasatlaşarak çekilmez hale gelir çünkü.

2) Heyecan gerçeği:

Bir saat sonra da başka bir görüşmeye gideceğim havası olmamalıdır. Bugün dünyanın en önemli şeyi bu görüşmeden başarılı çıkmak isteği olmalıdır adayın gözünde. Bu heyecanı şimdi burada duymuyorsa, ileride de büyük olasılıkla aynı şekilde gidecektir.

3) Pırıltı gerçeği:

İnsan kaynakları zaten bir sürü adayla görüşüp, geçmişlerine ve ‘kişilik’ testlerine göre filtreleme yapmıştır. O yüzden ‘doğruluk’ olarak tüm adaylar aynıdır aslında. İşi hak eden, diğer on adaydan en pırıltılı olanıdır. Yol kenarında on tane inek görürsen, sadece mor olan aklında kalır (yanlış anlaşılmasın).

4) Özgüven gerçeği:

Kapıdan içeriye ilk girişinde, eğer adayın gözünde ‘bu iş oldu’ bakışı varsa, büyük ihtimalle o iş olur. Eğer ‘beni alırlar mı acaba’ bakışı varsa, muhtemelen olmaz.

5) Dinleme gerçeği:

İşe yarar insanların ortak özelliği, boş konuşmamaları ve dinlemeyi de bilmeleridir. Gevezeleri kimse sevmez. Hiç kimse. Ağzından kerpetenle laf çıkmamalı tabiî ki.

6) Uygunluk gerçeği:

Bu işin kendisine uygun olduğuna inanan adayla, ne iş olsa yaparım abi diyeni birbirinden ayırmak çok kolaydır. En başta verdiğim sınav örneği gibi. O yüzden girmek ‘istediğin’ işe gerçekten uygun olduğunu düşünüyorsan, bu faktör seninledir.

7) G i z l i gerçek:

Bazen son okuduğunu söylediğin bir kitap ismi, son seyrettiğini söylediğin bir film ismi, memleketin, okulun, geçmişin, söylediğin bir söz, anlattığın bir olay, mülakat yapanda derin bir etki bırakabilir. Tanıdık ve referans faktörünü de unutmamak gerekli tabii ki.

7+1) Beyaz Tavşan gerçeği:

Yapılan çeşitli tahminlere göre; BeyazTavsan.com okurlarının iş görüşmelerinde başarı şansları, okumayanlara göre daha yüksektir :)

Dikkat ettiysen bu faktörlerin çoğunu bilinçli olarak etkileyemezsin. Evet, belki arzulu ve heyecanlı görünmeye çalışabilirsin ama hemen anlaşılır. İnsan, hele hele mülakatı yapan kişi bu sahteliğin kokusunu alacaktır. Eğer tüm başvuru yapanlar sahteciyse, o zaman sorun yok. Ama senden daha sahici bir arzu ve heyecan taşıyan varsa emin ol işe o girecektir.

Mesaj ne

Dediğim gibi aslında işe girmek, para kazanmak için çalışmanın da ötesinde, muhtemelen yıllar sürecek bir ilişkiye girmektir. Öncelikle SEN bu ilişkiyi isteyip istemediğine karar vermelisin. Görüşmeye gittiğinde, hatta daha özgeçmişini yollarken, kafanda net bir fikrin yoksa bil ki görüşmede kendi kendini baltalayacaksın.

Bir iş senin gözünde ne kadar değerliyse, kendin de o kadar değerli olmalısın. O yüzden bir ilana başvurmadan önce dur ve düşün. Kendini o işe girmiş olarak hayal et, o firmaya her sabah gidip geldiğini, insanlarla konuştuğunu, arkadaşlarına işini, çalıştığın yeri anlattığını düşün. Eğer aklına gelen şeyler seni mutlu etmiyorsa, o zaman iş zaten sana göre değil. Bu halde bir görüşmeye gidersen, anca vasat bir performans gösterirsin. Eğer tüm adaylar vasatsa sorun yok. Ama bazen aralarında daha pırıltılı olanlar da çıkıyor.

İlla bu işi istiyorsan, o zaman bu işle ilgili ‘gerçek’ olumlu duygular beslemen gerekir. Gerçekten heyecan duymalısın. O zaman mülakat yapanın karşısında senin ne kadarda da mükemmel bir seçim olduğunu, neler neler de başardığını binbir dil döküp anlatmana gerek kalmaz. Bir garip iş görüşmesi de sen yapmazsın.

Madalyonun bir de öbür yüzü var; herhangi bir iş görüşmesinde, asıl önemli olan senin ne istediğin değil, karşıdakinin isteklerini ne kadar karşıladığındır. Fakat insan arzu duyduğu ve istediği bir iş için her şeyi yapar. Zaten seni işe aldıracak olan da budur.

Parasızlıktan kırılıyor dahi olsan, eminim iş ilanları arasında sana uygun bir-iki tane vardır. Onları bulup onlara başvurmak, her önüne gelen ilana başvurup sürekli reddedilmekten çok daha iyi gelecektir.

Sonuç olarak,

Başarılı bir iş görüşmesi = bir tutam doğru + bolca gerçek.

Belki hayattaki diğer tüm şeyler gibi ;)

Ekleme (26.12.2010): Bu yazının devamını şuradan okuyabilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 39 }

Bir Garip İş Görüşmesi

Üniversiteden mezun olduktan hemen sonra herkes gibi ben de hemen iş ilanlarında şansımı denedim. İlk gittiğim iş görüşmesi benim için hayatta dönüm noktası oldu. Görüşme öncesinde hiçbir hazırlık yapmamıştım, o zamanlar hazırlığın ne demek olduğunu bile bilmiyordum, açıkçası işe alım görüşmesinin ne olduğundan haberim yoktu. İnsan kaynakları elemanı bana bir form doldurttu ve sonra mülakata aldı. Sanırım sorduğu ikinci soruydu, “5 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz ”. Büyük ihtimalle dönemin insan kaynakları modası o soruyu sormasını gerektirdiği için sormuştu. Fakat benim için büyük bir şok oldu çünkü bu soruya verecek bir cevabım yoktu. O kadar afalladım ki mülakatın sonrasını hatırlamıyorum. İlk görüşme olmasının verdiği heyecan da basınca bir sonra hatırladığım şey, firmanın dışında sokakta yürüyor olduğumdu. Babam telefon edip görüşmenin nasıl geçtiğini sorunca, adamlar çok gıcıktı, zaten askerliğini yapmış adam arıyorlarmış gibi bir cevap verdim.O an, o ana kadar yaşadığım en önemli andı. 23 senedir yaşıyorum ve bırak 5 seneyi, önümüzdeki sene nerede olmak istediğimi bilmiyorum. İlk tepkim, bu sorunun çok anlamsız ve komik olduğu, dünyanın ahmaklarla dolu olduğu gibi düşüncelerdi.

Beni asıl allak bullak eden ise, üniversitedeyken oldukça sessizleşen içimdeki ses’in birden bağırmaya başlamasıydı. Hayatta bir amacın yok, hedefin yok, ne istediğini bilmiyorsun, daha en başta iş tanımını sevmediğin halde yine de görüşmeye buraya geldin. O zamanlar hala sigara içiyordum, ve sigarayı yaktığım anda ses azalarak kayboldu. Aman canım bana iş mi yok, bir dahaki sefere mülakat teknikleri çalışayım bari…

Şimdi dönüp baktığımda, o gün benim için farkına varma anı olabilirmiş ama sadece gözümü hafifçe aralayabilmişim. Yine de hiç yoktan iyidir. Eğer sen de benzer tecrübeler yaşadıysan olaya iyi yönden bak ve suçlamalara geçmeden önce düşün, gerçekten düşün. Belki de şu anda olumsuz olarak algıladığın olayı daha iyi irdelersen daha önce farkına varmadığın bir çok yönünü ve isteğini keşfedebilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 5 }