
En çok okunan ikinci yazım iş görüşmeleri üzerine olduğundan, bu konu üzerinde biraz daha durmaya karar verdim. Doğal olarak her zaman sıcak olan bir konu işe mülakatları ve iyi bilgiler hayat kurtarıcı olabilir. Bizzat ben de işe alım mülakatları da yaptığımdan yazarken de tecrübelerimi aktarma şansı buluyorum.
Öncelikle, özellikle daha büyük firmalar için, iki farklı mülakat vardır. İlki insan kaynaklarıyla (İK) ile yapılan eleme, diğeri de çalışacağın yönetici ile yapılan işe alım mülakatı. İK mülakatı bir filtre işlevi görür.
Nedir İK Mülakatı ?
Özetin özeti: İK Mülakatı bir ELEK tir. Bu mülakatın en önemli özelliği: sonucu HAYIR-işe-alınmadınız çıkabilir ama EVET-işe-alındınız çıkamaz. Adaylar eleğe konur, uygun olmayanlar elenir ve geride kalanlar işe alım kararını verecek kişi(ler) ile görüştürülür.
Genel olarak bu mülakatlarda; özgeçmişinde yazanlar ne kadar gerçek, kişisel özelliklerin ve karakterin şirkete ne kadar uygun, yabancı dil seviyen nasıl gibi genel konulara bakılır. Özgeçmişinde açıklamadığın zaman boşlukları varsa emin ol onlar da sorulur.
İK mülakatına çağrıldığına göre özgeçmişin işe uygun olarak değerlendirilmiştir. Yani mülakata kendine güvenerek gidebilirsin. İşin aslı, %80 oranda işe uygunsun ama uygunlar arasında en az kim uygun safhasındasın.
Sonunda o gün geldi çattı ve bir insan kaynakları elemanıyla mülakata oturdun. İlk olarak anlaman gereken nokta şudur:
1) Mülakatçı ne dostundur ne de düşmanın
Biraz da görevleri gereği olsa gerek, İK elemanları genelde güler yüzlü, anlayışı ve yumuşak bir görüntü verirler. Fakat bu o kişinin sana arkadaşlık-dostluk gösterisi yaptığı anlamına gelmez. Fark etmeden de olsa arkadaşınla konuştuğun gibi konuşmaya (ya hocam ööle diil be, falandı filandı) kalkarsan iyi bir etki bırakamayabilirsin.
Söylediklerini sürekli gülümseyerek ve hı-hı hı-hı diye başını sallayarak dinlemesi senden etkilendiğini göstermez. Mülakatçıyı olduğu gibi görmek en iyisidir: Sana tamam mı devam mı diyecek olan ve bunu yaparken çalıştığı firma için en iyisini yapmaya çalışan birisi. Diyelim gerçekten samimi ve sıcak geldi, o zaman arkadaş olmayı işe giriş sonrasına bırakman daha iyi olacaktır
Bunun tam tersi de olabilir tabi, biraz olumsuz veya asık bir surat da çıkabilir karşına. O zaman da aynı kural geçerli. O kişi senin düşmanın değil yada sana karşı bir gıcıklığı yok. Seni sevmek ya da sevmemek gibi bir durumu da yok. Sadece seni değerlendirmeye çalışıyor, o kadar. Kendi kendine gıcık olma
2) İhtiyaçların konusunda dikkati ol
En ideal aday işe ihtiyacı olan ama ölüm kalım durumunda olmayan kişidir. Emin ol “Bu işe çok ihtiyacım var, 1 senedir iş arıyorum bulamıyorum, çoluk çocuk perişan” cümlesi işe alınmanda olumlu bir etki yapmayacaktır. Mülakatçı sana acıyabilir, merhamet duyguları da kabarabilir ama kararını olumlu değil olumsuz yönde etkilemesi daha olasıdır.
Neden ? Çünkü eğer bu iş senin için hayati önem taşıyorsa, o zaman işe girebilmek için her şeyi yapabilirsin demektir. Örneğin senden ağır bir çalışma temposu bekleniyorsa bunu seve seve kabul edip, daha sonra içinde bulunduğun hayati durum geçince birden memnuniyetsiz bir hale gelebilirsin.
Ama işe hiç ihtiyacı olmayan aday da iyi değildir. Eğer adam mülakata Ferrariyle gelmişse, işe alınırsa ne zaman gider belli olmaz.
3) Giriş, önemlidir.
İstesen de istemesen de Mülakatın ilk 10-15 saniyesinde karşıdaki insan senin için bir yargıda bulunur. Ve bunu bilinçaltında, otomatik olarak yapar. O yüzden bu ilk yargı ne kadar iyi olursa, mülakatın gidişini de o kadar iyi etkiler. Senin de tahmin edebileceğin gibi, ütüsüz bir gömlek, kötü bir traş, uykusuz pörtlek gözler, kokan bir nefes iyi bir ilk intiba bırakmaz. Güzel bir gülümseme (dişler görünsün
) ve karşıdakinin gözünün içine bakarak yapılan sıcak bir tokalaşma da kesinlik çok faydalı olur.
Bir anektod anlatayım: Mülakata geldiğinde çok heyecanlı görünen bir adayı hatırlıyorum. Yüzünde zoraki bir gülümseme vardı ve elimi öyle bir sıktı ki bayağı bir zonkladı. Mülakatı “doğru” yapmaya çalıştığı belliydi. Büyük ihtimalle mülakatlarla ilgili bir kitap veya bir yazı falan okumuş ve uygulamaya çalışıyordu. Biraz konuştuk ve sonunda işe uygun olabileceği ortaya çıktı. Ve benim için o “kendine güvenen” el sıkma ve zoraki gülümseme de oldukça olumluydu, çünkü bunların hepsi bu işe ve mülakata önem verdiğini gösteriyordu.
4) Çıkış da önemlidir
Genelde son gelen sorular, “sizin merak ettiğiniz bir şey var mı” tarzında olur. Burada, işle ilgili aklında ne varsa sorman gayet faydalıdır. Bu iki anlama gelir: 1) Ne iş olsa yaparım abi lerden değilim, ne yapacağım benim için önemli. 2) Sorgulayan, araştıran, öğrenme isteği olan birisiyim.
Her ikisi de aranan özelliklerdir. Hatta sana böyle bir soru gelmezse bile, benim bir kaç sorum olacaktı şeklinde sen de konuyu açabilirsin.
5) Kendini ifade etmek, en önemlisidir
Mülakat kelimesi arapça kökenli bir kelime ve ‘buluşma, görüşme’ anlamına geliyor. Yani işin özü iletişim.
İstediğin kadar kendini hazırla, üstüne-başına dikkat et, sorulabilecek sorulara hazırlan, gülümse, k*ç*n* yırt; kendini ifade edemedikten, anlatamadıktan sonra hepsi boş malesef. Sen, kendini anlatabildiğin ölçüde varsın.
Kendini ifade etmek, yıllar süren yaşantımızda kazanılan bir beceri. Ve yavaş da olsa her beceri gibi geliştirilebilir. Yine de bir kaç basit noktaya dikkat ederek iletişiminin kalitesini ve kendini ifade becerini artırabilirsin.
- Dinle: Karşındaki konuşurken lafını bölme, kelimelerini tamamlama, sabırsızlanma. Ne sorduğunu iyice dinle, tam emin olamadıysan ‘Tam olarak anlamadım, şunu mu soruyorsunuz…’ diyerek anladığından emin ol. En kötü aday, benim ne dediğimi anlamayan, yalan yanlış cevap veren adaydır.
- Aşırı el-kol hareketleri: Aşırı hareket dikkat dağıtır, mülakatı yapan odaklanamaz. Elleri masanın üzerine koymak, eğer hiç rahat durmuyorlarsa bir kalem vb.. tutmak en iyisidir.
- Az ve öz: Verdiğin cevaplarda cümleleri çok fazla uzatmadan, laf kalabalığı yapmadan, az ve öz konuşmak en iyisidir. Cümleler uzamaya başlar, muhabbet uzarsa, emin ol konu uzak bir yerlere gider ve o noktada ya sen durup ‘Eee nerden gelmiştik bu konuya’ havasına girersin yada mülakatçı seni kibarca uyarıp durdurmak zorunda kalır. Her şekilde eğer bu durum tekrarlanırsa, senin dağınık, tertipsiz, odaklanamayan vb.. birisi olduğun sonucu çıkabilir.
Bonus konu (5+1) Kendinden bahsetme sanatı
‘Bize biraz kendinizden bahsedin’ demek ‘Bize başarıyla bitirdiğiniz büyük, önemli, ilginç, zorlayıcı veya farklı işleri anlatın’ demektir. Bu konuda konuşurken isimden, medeni durumdan ve “belki” öğrenimden başlamak iyi olabilir ama 30 saniyeyi geçmemelidir. Örneğin ‘Ben öğrenmeye çok açık birisiyim’ demek yerine bunu gösteren bir olayı anlatmak çok çok daha fazla etki bırakır. Ne demişler, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Bu tamamlanmış bir liste mi ? Tabi ki değil. Eğer bu konuda görüşleriniz varsa lütfen çekinmeyin, yorumlar kısmına alalım sizleri. Herkese başarılı mülakatlar dileklerimle.



