Tag Archives | iş yapmak

Birader bi bakıcan mı

Teorinin ne kadar iyi olduğunun veya senin ne kadar zeki olduğunun bir önemi yoktur. Eğer deneyle uyuşmazsa, yanlıştır.

Richard Feynman

Bazı gerçekler var ve bunları bilmiyorsun. Öğrenmenin tek yolu ise denemek..

Şu güzide blogdaki onlarca yazı içerisinde sadece biri her gün yüzlerce kişi tarafından okunuyor (Tahmin edin hangisi). Ve o yazı ki, yazarken aklımın ucundan geçmezdi böyle bir hit olacağı. Bu kesin çok okunur, şu süper olur dediğim yazıları anca bir kaç yüz kişi okudu, ama o yazıyı on binlerce kişi okudu.

Neden o kadar popüler oldu Bilmiyorum. Apaçi dansı da neden o kadar popüler oldu sanırım kimse bilmiyor. Yada Lady Gaga neden dünyada fenomen oldu

Dünya çok kompleks bir yer arkadaşım. Bir olayın sonuçları tam nereye varır bilmek mümkün değil. Kelebek etkisi :)

O yüzden en iyisi denemek. Çok bariz saçmalamaların dışında (kafamı kessem ne olur acaba )  akılda fazla tutmadan yapmak lazım.

Yani…

O iş görüşmesine gitmek lazım.

O kıza sormak lazım.

O davete katılmak lazım.

O işe bir girip çalışmak lazım.

Karşındaki ne diyor bir dinlemek lazım.

Aşağıya bir yorum yazmak lazım.

Tamamını oku · Yorumlar { 15 }

Kendini Yaşa (2): Yapmak

Kimse yapmasaydı, bu vazo ebediyen bir kil parçası olarak kalırdı.

Bir hedefin yoksa, hedefi olan birileri için çalışıyorsundur demiştim. Aynı şekilde, eğer kendi isteklerini yapmıyorsan da başkalarınınkileri yapıyorsun demektir.

Burası önemli. Gerçekten ve inanılmaz derecede önemli.

Yapmak istediklerini, yaparsan mutlu olacağın veya yapmazsan mutsuz olacağın şeyleri yap. Çünkü çok az insan bunu yapıyor. Ve tesadüf o ki, çok az insan kendini mutlu addediyor.

Gün geçtikçe insanın o harikulade yapma yetisi de azalıyor. Etraf kurallar ve kanunlar ve kitaplar ve bilgiler ve bilmişler ve onların ustaları ve televizyon ve reklamlar ve yalan ve korku ile dolu. Hiçbirşey yapmamak, yapmaya göre daha güvenli geliyor olabilir. Ama bu bir ilüzyon, bir gözyanılması. Ve ilüzyonu kırmanın sadece tek bir yolu var.

Y a p m a k.

Biraz lirik oldu, kabul ediyorum :) Ama inan az bile. Şimdi gelelim asıl soruya.

Ne yapayım

Penguen dergisinin eski sayılarından birisinde, bir köşede küçük bir yazı vardı. Dergi çizerlerinden birisi, bir tane “kişisel gelişim” kitabı almış ve ilk sayfasını çevirdiğinde şuna benzer bir şey yazıyormuş: “Hayatta şimdiye kadar en çok yapmak istediğin şeyi düşün”. Çizer, devrim yapmak diye düşünmüş. Sonraki sayfayı çevirdiğinde ise şöyle yazıyormuş “Şimdi git ve o düşündüğün şeyi yap ve yapmadan kitabı okumaya devam etme” :) Bu tarzda okuduğu ilk ve son kitap olmuş, ki bence çok da haksız sayılmaz.

Gelişim tam olarak böyle olmaz. Bir günde kimse değişemez, bebekler bir günde yürümez. Ama yavaş yavaş, adım adım her şey olur.

Yapmaktan zevk alabileceğin her hangi bir şeyi, ne kadar küçük ve basit olursa o kadar iyi, seç. Bu şeyin özelliği, normalde yapmaktan bir şekilde çekindiğin ama yapman gerektiğini düşündüğün veya yapmaktan mutlu olacağın bir şey olsun.

Örneğin utandığın için hoşlandığın birisiyle konuşamamak, izin alamamaktan korktuğun için aileden bir şey isteyememek, beceremediğinden korktuğun için araba sürmemek, zor geldiği için sofrayı toplamamak, komik duruma düşmemek için yeni öğrendiğin yabancı dili konuşmamak, vb..

Ve yap.

Bu kadar.

Sonuç önemli değil. Yapmak önemli. İlk seferde hemen hiç kimse zaten doğru yapamaz. Fakat ikinci yada üçüncü seferdeki başarıyı yakalamak için, ilk başarısızlığı tatmak gerekir.

Sonra tekrar yap. Ve tekrar yap. Sonra başka bir şey bul ve onu yap.

Ve böylece yapmak senin karakterinin bir parçası haline gelsin. Böylece hayatını istediğin gibi yaşamak için gerekli şeyleri yapacak gücü ve yeteneği kazan. Yapmak sana düşünmek kadar kolay gelene kadar elini korkak alıştırma.

Ne kadar özgür olduğunun, kendini ne kadar yaşayabildiğinin bir göstergesi de yaptıklarındır.

Bu günü bir gözden geçir, yaptığın şeylerin kaç tanesini kendin istediğin için yaptın, kaç tanesini yapmak zorunda olduğun için yaptın. Eğer seçme şansın olsaydı ve sonuçlarına katlanmak zorunda olmasaydın, o zaman bu sayılar nasıl değişirdi

Hiç bir şey yapamıyorsan, hiç bir şeye gücünün yetmeyeceğini düşünüyorsan, işe düşüncelerini kağıda (veya bloga ;) ) dökerek başla. Bu da hafife alınmayacak bir başlangıçtır. Çoğu insan işe böyle başlamıştır; düşündüklerini yazarak.

Bir önceki paragrafta seçme şansın olsaydı demiştim ya, aslında seçme şansın var. Sadece onu görmen lazım. Ve bu da yaparak olur.

Eğer bugün kendi istediğini yapmazsan, yarın isteneni yapmak zorunda kalacaksın.

Tamamını oku · Yorumlar { 16 }

Can sıkıntısı nasıl geçer (Zorlanmak)

Not: Bu yazı serinin devamı olduğundan; eğer okumadıysan önce şuna ve daha sonra da şuna göz atmanı şiddetle tavsiye ederim.

Can sıkıntını aman böyle geçirmeye kalkma (foto: Cinnamon)

Zorla Güzellik Olur mu

Eskiden her şey daha kolaymış. İstenmeyen şeylere yasak koy, yapan olursa ver odunu beline. Adamı üç kuruşa işe al, dök önüne saçma sapan işleri, yapmazsa işten atılırım korkusuyla çalışsın. Öğrenciyi oturt sıraya, dök önüne kitapları, yığ tepesine ödevleri, çalışmazsa da zaten evde ana baba hazır bekliyor, olmadı çek kulağını. Kimseye sorma ne istediğini, nerde boşluk varsa önüne geleni yerleştir oraya. Biri de arada çıkıp ‘ya benim çok canım sıkılıyor’ derse de ‘Sıkı can iyidir, zor çıkar’ deriz biter gider.

Ama şimdi öyle mi ya Hele bir ver odunu bak herkes nasıl yaygara yapıyor, daha sessiz bir şeyler kullanmak lazım, ne bileyim para cezası falan ;) Yok öyle anlamsız işleri yığmak bütün çalışanlarımıza, çünkü her iş anlamlıdır, önemli olan inandırmak. Öğrenciyi öyle bir korkutmalı ki gelecek kaygısıyla, ana babaya bile gerek kalmamalı. Hatta ana baba da sopa atmasın, para saçsın ‘eğitim kurumlarına’. Herkese sormalı ne istediğini, sonra da nerede boşluk bulursak önüne geleni oraya yerleştirmeli. Biri de arada çıkıp ‘ya benim canım çok sıkılıyor’ derse de ‘al sana bilgisayar oyunu, al sana cep telefonu, al sana dizi, al sana internet, al sana messenger’ demeli.

Ne değişti

Hiçbir şey.

Ne zamandan beri değişmiyor hiçbir şey

MÖ… (artık yüz mü olur bin mi olur bilmiyorum)

Bazı atasözlerini yanlış anlıyoruz. Mesela ‘Zorla güzellik olmaz’. Zorla güzellik olmuyorsa, o piramitler nasıl oldu diye sorarlar adama. Kırbaç yiyen mısırlı köleler komple mazoşist değilse, ‘lütfen bize iki kırbaç daha vurun ne isterseniz yaparız, sırtımızda taş bile taşırız’ demediyse, o zaman adamlar zorla koskoca imparatorluk kurmuş demektir. Zorla güzellik olmasaydı, zaten zor diye bir şey de olmazdı. Hem kasayım zorlayayım, hem de garabet şeyler ortaya çıksın diye kimse uğraşmazdı.

Zorla imparatorluk kurulduysa, her şey de yapılır. Zorla olmayacak tek şey ise zorlanan insana gelecek olan güzelliktir. Tekerleme gibi oldu farkındayım ama demek istediğim şu: Bir işi yapmaya zorlanan kişi, o işi fevkalade güzel yapabilir. Ama yaptığı iş kendisine zararlı olur, çirkin olur, dışarıya fayda sağlarken kendisine zarar verir.

İmdat!

Bir işe zorlandığım zaman, işi sevmeme derecesine bağlı olarak öfke-kızgınlık-can sıkıntısı arasından bir şeyler hissederim. Mısırda köle olsam sanırım öfkeden aşağı düşmezdim. Evrak bürosunda memur olsam da can sıkıntısından yukarı çıkmazdım.

Can sıkıntın kronik bir hal almadıysa ve arada sırada duruma bağlı olarak ortaya çıkıyorsa aslında gayet iyi yoldasın. Hayat bu, herkese olur. Bu duygu ortaya çıktığında ilk adım olarak sebebini anlamaya çalışmak gerekir. Eğer sebep istemediğim bir işi yapmak zorunda olmam ise aşağıdakiler bana hep yardımcı olmuştur:

  1. Ne yapmam gerekiyor
  2. Bu işin mutlaka yapılması gerekiyor mu
  3. Şu anda yapılması gerekiyor mu
  4. Benim mi yapmam gerekiyor
  5. Ne seviyede yapmam gerekiyor

Öncelikle yukarıdaki soruları sırayla sorarken (bu arada sormak derken, hızlıca akıldan geçirmeyi kast ediyorum). Yoksa divane gibi kendi kendine sesli sorular sormak falan değil) herhangi birine hayır cevabı verirsen, yırttın. O işi yapmak zorunda değilsin, sıkıntına elveda.

1: Yapman gerektiğini sandığın iş her zaman yapılması gereken iş olmayabilir. Bu noktada, hele bir de işe canın sıkıldıysa, mutlaka işi verene bir daha sormakta, emin olmakta fayda var.

2: Her işin yapılması gerekmez. Bu gerekliliği sen kendin mi yarattın yoksa gerçekten mi gerekli mi Örneğin ev hanımları ev temizliği konusunda bir süre sonra saplantılı hale gelmeye yatkındır. Ev her gün temizlenmeli, silinmeli, süpürülmeli, toz alınmalı vb..  Bu meli malı ekiyle gelen zorlanmayı aslında kadın kendisi yaratır. İş üzerine iş üretir ve bir süre sonra kendi ürettiği işleri sanki zorlayan birisi varmış gibi, istemediğinde bile yapar.

3: Bazı işlerin, özellikle can sıkıcı olanlarının, o anda yapılması gerekmez. Acil değildir, 3 gün sonra da yapsan bir şey fark etmez. Bu işleri göz kırpmadan ertele (ertelemen o kadar da kötü bir şey değildir, miskinlik hiç değildir). Hatta benim çok hoşuma giden bir fıkra da var ertelemenin erdemi üzerine: Bir adam idam cezası almış, son isteğin nedir dediklerinde de bana 1 yıl süre verin padişahın atına Arapça öğretmek istiyorum demiş. Padişah da bu garip son arzuyu duyunca, tamam demiş sana bir süre mühlet. Öğretemezsen kelleni vurdururum. Adam her gün eline bir Arapça kitabı alıp atın yanına gidiyormuş, bir gün vezir dayanamayıp sormuş ‘Bre adam, at hiç Arapça öğrenir mi Neden kaçınılmazı geciktiriyorsun’ adam da vezire dönüp şöyle demiş: ‘Ben yaşlı adamım, bir yıla kadar belki ecelimle ölürüm. Belki de at ölür, olur ya belki padişah ölür de beni affederler. Ha bakarsın mucize olur, at da Arapça öğrenebilir’

4: Her işi senin yapman gerekmez. Başkalarının yapabileceği işleri onlara vermen, hem senin hem de onun açısından faydalıysa (sana çok sıkıcı gelen bir iş uygun kişinin çok hoşuna gidebilir) canını sıkacağına bırak iki taraf da kazansın.

5: Belki canını sıkan şey işin kendisi değil de işi yapmayı planladığın tarz olabilir. Öğretmenin istediği kompozisyonu yarım sayfada yazıp da bitirebilirsin, 5 sayfa yazıp 3 tane de resim koymaya da kalkabilirsin. Eğer özel bir sebebi yoksa iş yaparken azı karar çoğu zarar felsefesi çoğunlukla en iyisidir. Hayatını değiştirebilecek sunumu hazırlarken harcayacağın çabayla, her hafta sunduğun bütçe raporuna harcayacağın çaba aynı olmamalıdır. Peşinde koştuğun asıl hedef mükemmeliyet değil işe yararlık olursa, her işi daha az çabayla halledebilirsin. Hatta bilakis, can sıkıcı rutin işleri nasıl daha kısa sürede ve az çabayla yaparım diye kendine sormak uzun vadede hayatı kolaylaştırır.

Ayşe Tatile Çıksın

Eğer can sıkıntısı ve hatta öfke işinin ve hayatının bir parçası olduysa ve bunun asıl sebebinin sürekli istemediğin işleri yapmak olduğunun farkına vardıysan; o zaman üzgünüm ki yukarıdaki öneriler ateşini biraz düşürür ama hastalığını tedavi etmez.

Daha fazlası gerekir.

Sonraki yazıda bunun üzerine konuşacağız, ama hep söylediğimden çok da farklı bir şey söylemeyeceğim aslında.

Tamamını oku · Yorumlar { 31 }