Tag Archives | kendini yaşa

Cesaretin Yalın Hali

Dilbilim hep ilgimi çeken bir bilim dalı olmuştur. Kelimelerin kökenlerine doğru gitmeye başlayınca kadim dünyalara bir yolculuk yapar gibi hissederim. Bu sefer de biraz cesaret üzerine gittim, bakalım altından neler çıkacak

Cesur kelimesi Arapça kökenli ve ‘Cesaret sahibi olan’ anlamına geliyor. Cesur kelimesinin (öz) Türkçe eşanlamlısı ise ‘Yürekli’. Bu da yürek sahibi olan anlamına geliyor.

…diye düşünürdüm ama o zaman herkesde atan bir yürek olduğuna göre, herkes mi cesur

Ayrıca yufka yürekli, katı yürekli, aslan yürekli gibi deyimler de var. Yani yürek bizim bildiğimiz ‘kan pompalayan’ organdan biraz daha farklı. Daha da derine gidince karşıma bir akademik makale çıktı. Yrd. Doç. Dr. Cahit BAŞDAŞ’a göre yürek kelimesi eski Türkçe’de yürümek, devam etmek, yaşamak anlamına gelen yürü kökünden türemiş. -k eki de yer, yoğunluk, benzerlik gibi anlam katıyormuş kelimeye.

O zaman yürek -> yaşayan, devam ettiren, yürüten yer/şey gibi bir anlama geliyor.

Bir de ingilizceye bakayım dedim. Ingilizcede ‘Courage’ kelimesi yürekli, cesur anlamına geliyor. Latince ‘cor’ yani yürek kelimesinden türemiş. Cor kelimesinin latincede akıl ve ruh anlamları da var. Courage kelimesinin orjinal tanımı da ‘Kendi hikayesini tüm yüreğiyle (aklıyla/ruhuyla) tam olarak anlatan kişi’ şeklindeymiş.

Bizim Yürekli kelimesi de o zaman benzer şekilde ‘Tüm olarak yaşamına devam eden, yürüyen kişi’ anlamına yakın olabilir.

Yani işin özü,cesaret yani yüreklilik, kendini olduğu gibi göstermekten,olduğu gibi anlatmaktan geçer. Yüreğini, yani yaşamını ve kendini olduğu gibi kabullenmekten ve bunu çarpıtmadan, utanmadan, korkmadan anlatabilmekten, olduğun gibi görünmekten geçer.

Dipnot: Bu yazının esin kaynağı işte bu video. Mutlaka izleyin derim.

Tamamını oku · Yorumlar { 0 }

Kendini yaşa (5): Korkma!

korku ve cesaret

Ben daha çocukken, dedemleri ziyarete gittiğimiz bir seferde, gece misafir odasında yatmıştım. Gece, odanın camının önünde, perdenin arkasında gölgesi görünen bir ağacın kuru dalları tık tık tık diye cama çarpmaya başladı, korkudan sesimi bile çıkartamadan öylece kalakalmıştım. Cama vuran şeyin ağaç olduğu belliydi, ağaç dallarının cama vurduğunu, korkacak bir şey olmadığını da biliyordum ama nafile.

Sokak lambasının arkadan vuran ışığının perdede oluşturduğu gölgeler ve tık…tık..tık.. sesleri benim aşırı gelişmiş hayal gücüme gerekli gazı verdi ve uykudan bayılana kadar gözümü bile kırpamadım, fondan gelen guuuguguk sesleri de (puhu kuşları!) tuz biber oldu. Rüyamda bile garip garip yaratıklardan kaçtım durdum.

Sabah horoz sesiyle uyandığımda biraz yatakta kalıp dün geceyi düşündüm ve güneş ışığının verdiği cesaret (ve uyanmış olan annenin sesini duymamdan gelen cesaret) ile kalkıp perdeyi açtım ve ağaç olduğundan emin olduğum şeyi gözlerimle görmek istedim. Ve…..tabi ki camın hemen dibinde kurumuş bir ceviz ağacının bir kaç dalı sallanıp duruyordu. Yani, tahmin ettiğim ve mantıklı olarak bildiğim ama bir türlü kendime inandıramadığım gibi…sadece kuru bir ağaç.

Yarın gece de aynı odada yattım ve dünkü şeyin ağaç olduğunu gözlerimle gördüğüm için, tık tık sesini bile duymadan sakince uyudum.

Korkuların ne kadar gerçek

Cesaret önemli bir erdemdir ve hayattaki gerçek korkuların kaşısında cesurca durabildiğimiz sürece gelişiriz. Ama kişisel gelişimin her anı aslan karşısına çıkan gladyatör formatında geçmez. Çünkü her korku gerçek değildir. Cesaretini toplayıp arenaya çıktığında toz ve rüzgardan başka bir şey bulama şansın çok yüksektir.

Diğer pek çok şey gibi, korku da dışarıda olan olaylara karşı verdiğin bir tepkidir sadece. Dışarıdaki olay, senin için ne kadar gerçekse, o kadar da korkutucudur. Yani eğer kuru bir ağaç dalı sana “öcü” gibi geldiyse, o zaman o artık senin için gerçek bir “öcü” dür.

Emin ol, böyle yalancı öcülerin sayısı, gerçek öcülerden kat kat fazladır. Bazen tek yapman gereken de yattığın yerden kalkıp perdeyi aralamaktan ibarettir. Perdeyi bir kez açtıktan sonra, öcü kendiliğinden yok olur ve bir daha asla geri dönmez.

“Korkularının üzerine git” tavsiyesi de aslında bu yüzden çok faydalıdır. Çünkü üzerine gittiğinde göreceğin gibi, aslında hemen her korkun ya sahtedir ya da onlarca kat abartılıdır.

Onları gerçek yapan, senden başkası değildir. Tıpkı onları yok edecek olanın senden başkası olmadığı gibi.

————————–

Böylece kendini yaşa serisi de sonlanmış oluyor. Diğer yazıları da okumak istersen buradalar:

Tamamını oku · Yorumlar { 3 }

Kendini Yaşa (4): Şimdi

ŞimdiŞimdi,

ilginç bir kelime; hem geçmiş (Otobüs şimdi gitti, kaçırdın.), hem şu an (Şimdi söyle ne söyleyeceksen!), hem de gelecek (Bizimkiler şimdi gelir.) anlamında kullanılabiliyor. Bu geçmiş veya gelecek çok uzakta değil tabi, belki 3-5 saniye, belki 3-5 dakika bilemedin 1-2 saat.

Mutluluk, zenginlik, rahatlık, sağlık, başarı ve diğer bir çok insani arzularımız hakkında konuşurken ise en az kullandığımız kelimelerden birisi de yine şimdi.

Daha çok ‘hele bir’ (gelecekte bir zaman) ve ‘keşke’ lerle (geçmişte bir zaman) tarif ederiz bu arzularımızı. Keşke sigarayı bıraksaymışım, hele bir zengin olayım…

Şimdi zenginim, şimdi rahatım, şimdi sağlıklıyım, şimdi mutluyum, şimdi başarılıyım demek biraz daha abes geliyor kulağa.

Önce ve Sonra

Hayatımıza önce ve sonraların şekil vermesine çok alıştık, öyle alıştık ki belki de başka türlü nasıl olabileceği konusunda düşünmüyoruz bile.  İnsan bebekken sadece şimdide yaşıyor. Açsan ağla, yorgunsan uyu, dün ne yaptıysan unut, yarın ne yapacağın ise zaten muamma. Daha sonra çocukluğa geçişte hem şimdi hem de geçmişi düşünüyoruz. Anılarımız  benliğimizi şekillendiriyor, geçmişten dersler çıkartıyoruz. Fakat gelecek hala yok, en fazla hafta sonu sinemaya gidelim yada maç yapalım gibi planlar var.

Ve yetişkinlikte, gelecek kavramı gelişmeye başlıyor. Okul bitince ne olacak, şu işte biraz dişimi sıkayım da 2-3 seneye görürüz, 30 sene sonra emekli olunca ne yapacağım demeye başlıyoruz.

Yaş ilerledikçe, benliğimizi geçmişe ve geleceğe doğru giderek uzatmaya başlıyoruz. Bilmemkaç yıl önce bilmemkime dediğin (veya demediğin) bir laf gece uykularını kaçırırken, bilmem kaç yıl sonra para biriktirip alacağın ev rüyalarını süslüyor. Benliğin de bu geçmiş ve gelecek arasında uzarken aynı lastik gibi inceliyor ve  şimdiye kalan kısım da azaldıkça azalıyor.

Bu yüzden Pazartesi günü başlanacak diyetlere hiç bir zaman başlamıyorsun, çünkü Pazartesi geldiğinde o günde olmuyorsun. Ya geçen Cumartesi yada haftaya Pazartesiyi yaşamaya çalışarak, o gün gelince ne olabileceğini yada ne yapman gerektiğini, ya da keşke ne yapmış olsaydını düşünüyorsun.

Şimdiye ayıracak zamanımız yok. Kahvaltı ederken akşam ne yesek diye düşünüyoruz, ağzımıza attığımız peynir ve domatesin lezzetini alamadan bir bakmışız masayı topluyoruz. Araba alırken ikinci eli kaça gider diye hesaplıyoruz. Şimdi çok çalışayım, sonra rahat ederim diyoruz ve o sonra bir türlü gelmeyince de giderek daha mutsuz oluyoruz.

Kendini yaşamak için öncelikle YAŞAMAN gerekli. Ve yaşayabileceğin sadece tek bir gerçeklik var, o da şimdi. Geçmişteki hatalardan ders çıkarmak veya başarıları tekrarlamak tabiki ki gerekli yoksa ilerleme ve gelişme olmazdı. Geleceğe dönük plan yapmak ve hedefler koymak da yine aynı sebeple gerekli.

Fakat hayatı bu eski anılara ve ileriki planlara indirgeyip, bu günü sadece yarına ulaşmak için geçirmen gereken bir süre hatta bir engel olarak görmek; değerli hayatını boşa harcamaktan başka bir şey değildir.

Gelecekle ilgili hedefin ne olursa olsun, geleceği bilemezsin. O yüzden ne yapacaksan şimdi yap, ne hissedeceksen şimdi hisset, ne isteyeceksen şimdi iste. Çünkü yarın geldiğinde ve sen onu yaşarken, senin için o gün yine şimdi olacak.

Tamamını oku · Yorumlar { 9 }

Kendini Yaşa (3): Gerçek

Kendini farklı göstermek için yalanlardan maskeler.

Hepimiz, sadece kendimiziz.

Ama bazen kendimizi dışarıya farklı, kafamızdaki “olması gerektiği gibi” göstermeye çalışırız.

Ve fakat bazen kendimizi kendimize farklı, “olmak istediğimiz gibi”, göstermeye çalışırız.

İçten içe ise gerçeği biliriz ama gerçeği söylemeyiz her zaman.

Gerçeğin iki yönü var. Birincisi gerçeği söylemek, ikincisi de gerçeği dinlemek.

Gerçekleri dinlemek, kendi gerçeklerini dinlemek ve kabul etmektir. Sabah aynada kendini incele, gördüğünü yorumla, karşındaki kendinin duygularını gerçekten anlamaya çalış. İlişkine bir göz at, eşinle veya sevgilinle o sürekli ertelediğiniz sorunları açıkça konuş. Çalışırken kafanı kaldır ve etrafına bak, hislerine odaklan ve anlamaya çalış. Arkadaşlarının sana söylediklerini gerçekten dinle ve yorumla, sor ve yardım iste.

Ve her şekilde, her kendine bakışında, gördüklerini anla ve kabul et. Çünkü o gördüğün sensin ve kendini olduğun gibi kabul etmediğin sürece, yaşadığın hayat da senin olmayacaktır.

Gerçekleri söylemek, gerçek bildiklerini olduğu gibi söylemektir. Yalan söylemek, kendini yalanlarla örtbas etmektir aslında. Kendine dürüst olmayan, başkasına da dürüst olamaz. Kendini olduğun gibi gördüğünde, sadece ve sadece doğruları söylemekten de çekincen olmayacaktır. Diğer yandan da; gerçekleri söylediğin oranda, kendini de o kadar çok olduğun gibi görmeye ve olduğun gibi kabul etmeye başlayacaksın. Belki ilk başta beyaz yalanlar, eksik bilgiler ve düpedüz yalanlar dünyasından sadece gerçekler dünyasına geçiş zor olabilir. Ama faydası inanılmaz büyük ve kalıcı olur. Tavşan sözü ;)

  • Sana bakanlara göstermeye çalıştığın sen,
  • Kendine göstermeye çalıştığın sen,
  • Ve sen.

Bu üç SEN birbirinden ne kadar ayrı, ne kadar uzak, ne kadar farklı olursa, hayatın da o kadar çekilmez, o kadar karmaşık ve o kadar sana yabancı olur.

Bu üçlüyü tek bir SEN’e dönüştürmenin yolu da gerçeklerden geçer.

Tamamını oku · Yorumlar { 5 }

Kendini Yaşa (2): Yapmak

Kimse yapmasaydı, bu vazo ebediyen bir kil parçası olarak kalırdı.

Bir hedefin yoksa, hedefi olan birileri için çalışıyorsundur demiştim. Aynı şekilde, eğer kendi isteklerini yapmıyorsan da başkalarınınkileri yapıyorsun demektir.

Burası önemli. Gerçekten ve inanılmaz derecede önemli.

Yapmak istediklerini, yaparsan mutlu olacağın veya yapmazsan mutsuz olacağın şeyleri yap. Çünkü çok az insan bunu yapıyor. Ve tesadüf o ki, çok az insan kendini mutlu addediyor.

Gün geçtikçe insanın o harikulade yapma yetisi de azalıyor. Etraf kurallar ve kanunlar ve kitaplar ve bilgiler ve bilmişler ve onların ustaları ve televizyon ve reklamlar ve yalan ve korku ile dolu. Hiçbirşey yapmamak, yapmaya göre daha güvenli geliyor olabilir. Ama bu bir ilüzyon, bir gözyanılması. Ve ilüzyonu kırmanın sadece tek bir yolu var.

Y a p m a k.

Biraz lirik oldu, kabul ediyorum :) Ama inan az bile. Şimdi gelelim asıl soruya.

Ne yapayım

Penguen dergisinin eski sayılarından birisinde, bir köşede küçük bir yazı vardı. Dergi çizerlerinden birisi, bir tane “kişisel gelişim” kitabı almış ve ilk sayfasını çevirdiğinde şuna benzer bir şey yazıyormuş: “Hayatta şimdiye kadar en çok yapmak istediğin şeyi düşün”. Çizer, devrim yapmak diye düşünmüş. Sonraki sayfayı çevirdiğinde ise şöyle yazıyormuş “Şimdi git ve o düşündüğün şeyi yap ve yapmadan kitabı okumaya devam etme” :) Bu tarzda okuduğu ilk ve son kitap olmuş, ki bence çok da haksız sayılmaz.

Gelişim tam olarak böyle olmaz. Bir günde kimse değişemez, bebekler bir günde yürümez. Ama yavaş yavaş, adım adım her şey olur.

Yapmaktan zevk alabileceğin her hangi bir şeyi, ne kadar küçük ve basit olursa o kadar iyi, seç. Bu şeyin özelliği, normalde yapmaktan bir şekilde çekindiğin ama yapman gerektiğini düşündüğün veya yapmaktan mutlu olacağın bir şey olsun.

Örneğin utandığın için hoşlandığın birisiyle konuşamamak, izin alamamaktan korktuğun için aileden bir şey isteyememek, beceremediğinden korktuğun için araba sürmemek, zor geldiği için sofrayı toplamamak, komik duruma düşmemek için yeni öğrendiğin yabancı dili konuşmamak, vb..

Ve yap.

Bu kadar.

Sonuç önemli değil. Yapmak önemli. İlk seferde hemen hiç kimse zaten doğru yapamaz. Fakat ikinci yada üçüncü seferdeki başarıyı yakalamak için, ilk başarısızlığı tatmak gerekir.

Sonra tekrar yap. Ve tekrar yap. Sonra başka bir şey bul ve onu yap.

Ve böylece yapmak senin karakterinin bir parçası haline gelsin. Böylece hayatını istediğin gibi yaşamak için gerekli şeyleri yapacak gücü ve yeteneği kazan. Yapmak sana düşünmek kadar kolay gelene kadar elini korkak alıştırma.

Ne kadar özgür olduğunun, kendini ne kadar yaşayabildiğinin bir göstergesi de yaptıklarındır.

Bu günü bir gözden geçir, yaptığın şeylerin kaç tanesini kendin istediğin için yaptın, kaç tanesini yapmak zorunda olduğun için yaptın. Eğer seçme şansın olsaydı ve sonuçlarına katlanmak zorunda olmasaydın, o zaman bu sayılar nasıl değişirdi

Hiç bir şey yapamıyorsan, hiç bir şeye gücünün yetmeyeceğini düşünüyorsan, işe düşüncelerini kağıda (veya bloga ;) ) dökerek başla. Bu da hafife alınmayacak bir başlangıçtır. Çoğu insan işe böyle başlamıştır; düşündüklerini yazarak.

Bir önceki paragrafta seçme şansın olsaydı demiştim ya, aslında seçme şansın var. Sadece onu görmen lazım. Ve bu da yaparak olur.

Eğer bugün kendi istediğini yapmazsan, yarın isteneni yapmak zorunda kalacaksın.

Tamamını oku · Yorumlar { 16 }