Gelecek Kaygısı

Yine bir okur postası. Bu okurum da yine yüzbinlerce sınava girecek adayın kaygıları paylaşıyor ve açık yüreklilikle anlatıyor.

Merhabalar Çağdaş ..,sonuna ne eklemem gerektiğini pek bilemedim.O yüzden Çağdaş desem umarım bi sorun olmaz,aksi takdirde danışmak istediğim şeyi danışamadan düşünüp duracağım.

Beyaz Tavşan’ı elbette takip edenlerden biri olarak ve kişisel gelişim konusuyla ilgili biri olarak içinden çıkamadığım bi sorun var.Gelecek kaygısı ve bunun getirdiği isteksizlik hali ya da tembellik de diyebiliriz.

Bu sene sınava hazırlanmaya başlıyorum.Yani lisemin son senesine geçiyorum,ve bir maraton beni bekliyor.3 gün sonra da dersanem başlıcak ve ben kendimi hazır hissediyor muyum,bil-mi-yo-rum.Yazın tam anlamıyla dersi bıraktım sayılmaz ama bi istikrar sağladım da denemez.1 hafta çalışıyorsam diğer 1 hafta yatıyorum diyebiliriz.

Bunun nedenini sorduğumdaysa kendime,elbette bi cevap alamıyorum.Ama bi tahminim var,hedefimin olmaması.Sorsanız mimarlık,daha kesin bi hedef olarak ODTÜ mimarlığı hedefliyorum.Ancak bu mesleğin getirdiği iş olanakları ve ilerde benim isteklerimi karşılaması konusunda emin değilim.Aslında itiraf etmek gerekirse daha çok yönetici sıfatlı çalışmak,kariyer yapmak istiyorum.Fazla hırslı biri olmasam da.Her neyse mimarlık da bu pek mümkün değil,etrafımdan duyduğuma göre önce iyi bi mimarın yanında köle olarak başlıcakmışım mesleğe üniversiteyi bitirdikten sonra.Sonrasında iyi bir mimar olucaksam amenna,ancak bu da kesin değil.Yani biraz şans ve biraz da gayret işi.Bunlar beni korkuttu açıkcası

Yönetici sıfatlı çalışmak istediğimden sonraları endüstri mühendisliğini düşündüm ancak ODTÜ’yi kazanabilmem için bi 5000 içine girmem gerek.Gerçi,tam anlamıyla bi hedefim olsa çalışma azmim gelir diye düşünüyorum.Ancak bu bahsettiğim iki meslek için de aşırı bi istek olmuyor bende.Ve üzgünüm ki yeteneklerini keşfedememiş biriyim.Bu yüzden hangi meslek bana uygun onu da pek bilmiyorum.Ne kadar yönetici vasıflı çalışmak istesem de yaşıtlarım karşısında hep özgüven eksikliği hissettiğimi düşünmüşümdür,gittiğim doktor şaşırıp,hayır kendini gayet iyi ifade ediyorsun dese de,bu benim için pek öyle değil.

Yani ileri de hayatım boyunca yapacağım bi işi,hayat tarzımı belirleyecek şeyi seçmek de zorlanıyorum.Kaygılarım var.Ve bu maraton boyunca istikrarlı olucağım konusunda da şüpheliyim.Sonuçta o zaman ki ruh halim çok daha farklı olabiliyor.

Yani kaygılarımla baş etmekte zorlanıyorum.Meslek seçiminde kesin bi karara varabilmiş değilim,bu maraton içinde istikrar sağlayabileceğime de emin değilim.Ancak beni tatmin edemeyecek bi mesleği yapmak zorunda kalırsam mutlu olamayacağımı da biliyorum.Ancak bunu bazen unutabiliyorum.

Sadece bu meslek seçimi konusunda ve motivasyonumu sağlamak amacıyla ki dinamik tutmak amacıyla da bana verebileceğin bi tavsiye olursa,mutlu olurum.

Cevabını bekliyorum,teşekkürler. :) mutluyum

Cevabım…

Merhaba Fatma,

Ülkemizde üniversite sınavına bir ölüm-kalım meselesi olarak bakıldığından kaygı duyman gayet normal. Emin ol, sınavda iyi birşeyler yapmak isteyen herkes benzer kaygılar ve korkular taşır. Sınava tamamen rahat giren birisi büyük ihtimalle zaten çalışmamış, bir iddiası olmayan birisidir. Kaygı normal – sorun yok.

Meslek seçimin bundan sonraki hayatının %10-20′sini şekillendirecek sadece. Mimar da olsan, mühendis te olsan, doktor da olsan kendi tarzına ve yeteneklerine göre hayatın şekillenecek. Ama yine de yönetmek istiyorsan en iyi tercih bence de mimarlık olmayabilir. Mimarlar sanki biraz daha sanatçı gibi, tek başlarına çalışırlar gibi geliyor. Ama söylediklerim spekülasyon. Köle olarak çalışma kısmı ama bana biraz fazla dramatize geldi. Yönetici olmak için de Endüstri mühendisliği okumak ise düpedüz “batıl inanç”.

Bizim ülkemizde kariyer deyince akla hemen müdür olmak, yönetici olmak geliyor. Bu tamamen yanlış değil ama doğru da değil. Yöneticilik dediğin şey beklediğin şey olmayabilir. Ama tüm bunları anlaman için öncelikle bir iş hayatına girmen, çalışman gerekiyor. Sen iyisi mi sağdan soldan duyduklarını boşver. Etrafında değişik mesleklerden insanlar varsa biraz onlarla konuş, ne yaptıklarını sor, en iyi fikri öyle alırsın.

Ben sınava girerken kesinlik ODTÜ istiyordum, ama sebebi mezun olunca iyi bir kariyer yapmak değildi (o zmanlar öyle fikirler yoktu aklımda), sadece ortamı iyi gelmişti, orada okuyan tanıdıklar çok methetmişti, ODTÜ’nin çok havalı olduğunu düşünüyordum bi de İstanbul’a gitmek istemiyordum. Bölümü ise bilg.-elektronik-makine-inşaat bölümlerinden birisi olarak belirledim. %100 emin miydim? Hayır. Belki %60 emindim. Ama zaten lise son’da en fazla o kadar emin olursun :)

Umarım yardımcı olmuşumdur, ne zaman istersen yazabilirsin.

Çağdaş

Ve sezon finali ;)

Yine merhaba Çağdaş;

Kafamdakilerin yanlışlığını görmüş oldum kesinlikle ve gözümde büyütmemem ama yine de çaba göstermem gerektiği de kafamda daha iyi yer etti.ODTÜ hakikaten öğrencilik için mükemmel bir yer gibi,gezdiğim de “kesinlikle burda okumalıyım” dedim.

Öyleyse kaygılarımı ve korkularmı kabullenmekle işe başlıyorum.Meslekten daha önemlisi kişiliğim bunu unutmuyorum.

Ve kariyer yapmak için gayretim her ne meslek yaparsam yapayım onda en iyi olmak için çabalamak olucak artık.

Bu da yardımcı olduğunu anlamına geliyor,tekrar teşekkürler :)

17 yaşındayım ve seneye üniversite sınavına gireceğim

Geçenlerde yazıştığımız bir okurum, sanırım bir çok üniversite adayı adına konuşmuş. Mektubunu ve cevabı paylaşmak istedim.

17 yaşındayım ve seneye üniversite sınavına girecem. Tabiki çalışmalara bu yıldan başladım. Ama galiba aşırı stres yapıyorum.Engelleyemiyorum da sürekli işte başkaları daha çok çalışıyor kardelen sen niye böylesin diyorum kendime. Az çalışıyormuşum gibi hissediyorum ve bu his moralimi daha çok bozuyor iyice stres oluyorum.Annemlerle de bir şey paylaşmıyorum çünkü daha çok sıkarlar canımı biliyorum.Ve hayatımda karmaşık giden olaylar da var bir de bunları düşünüyorum aptal gibi (neyseki bu düşüncelerim şimdi yerine oturdu sayılır). Kısaca sizce nasıl üstümdeki bu stresi atıp rahatlayabilirim? Ve etrafımda değer verdiğim birileri var. Ama o insan ukala biraz bana yeteri kadar değer vermiyor eskisi gibi.Ve ben bu kişiyle bir yıl boyunca her gün aynı ortamda olacağım. Çok konuşmayı denedim ama kaçıyor, bende sinirleniyorum haliyle. Sizce o insanla konuşmayı kesmeli miyim.Çünkü deslerimi de engelliyor napacağıma karar veremedim.Ama işte aynı ortamda olma sorunu falan da var… Ben direk konuya dalmış oldum afedersiniz yazılarınız çok güzel ve insanı hırslandırıyor cidden. Böyle kişisel gelişim yazıları okumak hoşuma gidiyor ama sizin yazılarınız gerçekten çok hoş. Fikirlerinize ihtiyacım var gerçekten şimdiden teşekkürler.

Ben de şöyle yazdım:

Merhaba,

Öncelikle yaşadıkların gayet normal, sanırım o yaşta, o stres altındaki herkesin aklı az çok karışıktır. Yani sorun yok diye düşünüyorum.

Üniversite için yazdığım gibi önemli olan hedef belirlemen. Puan için değil okumak istediğin üniversite ve bölüm için çalış. Başkalarının ne kadar ne yaptığını pek umursamam bence, kendini karşılaştırman gereken yer deneme sınavı sonçları olabilir. Çok çalışmak değil, adam gibi kaliteli çalışmak daha önemlidir.

Şu değer verdiğin kişiyle arandaki ilişkiyi, mazinizi, ukala derken ne dediğini, neden çalışmanı engellediğini falan bilemiyorum. O yüzden yorum yapmam doğru olmaz. Tek tavsiyem, iyi arkadaşlar zor bulunur, o yüzden ilişkinizi bitireceksen iyi düşün. Ama gerekiyorsa da yap.

Sınavda başarılar,
Çağdaş

Ve şöyle diyerek bitirdi:

Evet haklısınız başkalarıyla değil kendimle yarışmalıyım. Hedefim belli, belirledim daha doğrusu ve bunun için de adam akıllı çalışmam gerekiyor. Tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim. iyi günler :)

YGS ve LYS’yi Nasıl Kazanırsın ?

 

ÖSS Şampiyonu olmasam da, sınavda iyi bir derece yapıp ikinci tercihim olan ODTÜ Makineye girmeyi başarmıştım. Arkadaşlarımın çoğu da benzer yerlere girdiler. Yani bu YGS-LYS konusunda benim de biraz ahkam kesmeye hakkım var diye düşünüyorum ;)

Benim girdiğim sene olan 1995 yılında sınav sistemi ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı) ve ÖYS (Öğrenci Yerleştirme Sınavı) olarak şimdiki YGS-LYS tarzında iki parçalıydı. ÖSS’de Lise 1 konuları, ÖYS’de ise Organik kimya, Türev-İntegral, Hiperbol, Elektromanyetizma, Felsefe, Osmanlı Tarihi vb.. gibi daha zorlu ve üst seviye konular vardı.

Yeni sistemi tam incelemedim ama bizim zamanımızda 3 saat süren ÖYS’yi 4′e parçalayıp her branş için 2′şer saat süreli sınav hazırlamışlar. Yani daha çok soru, daha iyi ayrıştıran bir sistem.

Peki nasıl kazanılır bu sınav ? Ben yine kendi tarzımda, temel ilkelere bakmak istiyorum

Temel İlkeler

Hedef: En önemlisi bu. Bu yazıda sadece tek bir madde okuyacak olsan, o zaman bunu oku derim. Mutlaka ama mutlaka girmek istediğin bir üniversite ve orada bir kaç bölüm belirle. Amacın üniversiteye girmek değil, O üniversiteye ve O bölümlerden birisine girmek olmalı. Daha sonra hedeflediğin yerin posterlerini duvarına as, internette sitesini bul, anahtarlığı al, ne bileyim masaüstü resmi yap, telefonuna duvarkağıdı yap. En iyisi, bir şekilde ayarla ve oraya git, etrafı gez, dolaş, havasını kokla. Arada sırada kendini orada düşün, kampüste dolaşıyormuş gibi hayal et. Kendini orada düşündüğün zaman gülümseyebiliyorsan, içini bir mutluluk kaplıyorsa, o zaman hedefini buldun demektir.

Diğer bir değişle, tercihlerini sınavdan ÖNCE yap. Amacın herhangi bir yere girmek olursa, o zaman motivasyonun da “şu salak sınavda bir yere yerleşeyim de başka şey istemiyorum” dan öteye gitmez. O da seni bir yere kadar götürür. Amacın “Benim yerim …….. üniversitesindeki …… bölümü, bekle geliyorum.” olursa o zaman bilinçaltından çok daha fazla yardım görürsün.

Son olarak, hedefini annen-baban değil, sen kendin belirle. Kendini nerede görmek istiyorsan orayı hedefle. Bunun iki önemi var: 1) Kendi seçimlerini yapmanın motivasyonu insana fazladan güç verir 2) Bundan sonraki yaşamında çok zor değiştirebileceğin bir kararı kendin ver! (tabi iyi bir anne-baba tavsiyesine de hepten sırtını dönme)

Dersane: Her ne kadar gereksiz ve para israfı olarak görsem de, malesef dersaneye gitmeden üniversiteyi kazanan pek kimseyi tanımıyorum. Maddi durumu iyi olmayan arkadaşlarım bile bir şekilde dersane sınavlarında dereceye girip burs alıp dersaneye gittiler. Evet fırsat eşitsizliği yaratıyor ama dersaneye gitmeden bu iş olmuyor. O yüzden eğer üniversiteyi kazanmayı kafaya koyduysan, mutlaka bir dersaneye gitmelisin derim.
Eşitlik: Başkalarına karşı yarıştığın için, soruların zor veya kolay olması, katsayıların artması, düşmesi gibi etkenler herkesi etkiler. Yani bu gibi olay ve söylentilerle ilgilenmene hiç gerek yoktur. Bırak söylentilerle başkaları uğraşsın, sen işine bak. Sınavda da; eğer bir soru zor gelirse, bil ki o soruyu çözmeye çalışan milyon tane insana da zor geliyor. Sıkıntı yapma.

Hesaplama: Amacın YGS-LYS puanını hesaplamak, katsayıları falan takip etmek değil. Sen soruları çözmeye bak, dersanedekiler o işi senin için yapar. Tabiki hedeflediğin yer için bazı soruların katsayısı daha fazla olacaktır. O önceliklendirmeyi de dersane veya okuldaki hocalarına sor, gidip katsayı listelerinde boğulma.

Sor: Anlamadığın konuları derste, dersanede, rehberlikte kısacası her yerde sor. Sorarsam küçük düşerim, benle dalga geçerler diye düşünme (veya düşün), sor. Tam olarak anlamadan sakın peşini bırakma. Sonuçta öğretmen onun için orada. Hiç kimseye soramadıysan git bilen bir arkadaşına sor. Bir şeyi öğrenebileceğin en iyi yer, onu bilen bir başkasıdır. Zaten zaman kısa, bir de öğrenmekle uğraşma.

Bunun için kendimden bir örnek anlatayım; Matematik’te son konuların içinde hiperbol denklemleri falan vardı, onun yüzden tam anlamadan geçiştirdim. Dersanede de “zaten 5 yıldır burada soru çıkmadı” diye üzerinde duran olmadı. Sınavdan önceki son derste konu hiperboldü, hocanın anlattığı basit bir noktayı sormadım ve sonra ÖYS’de hiperbollerden çıkan 4 soruda bakakaldım. Eğer o son derste üşenmeyip sorsaydım, (sonradan çok kolay olduğunu öğrendiğim) soruları çözüp 1.tercihime girmiştim.

Tarzını bul: Herkesin çalışma tarzı aynı değil. Ben çok fazla test çözemezdim, çabuk sıkılırdım ama konuları çabuk anlardım. Başka bir arkadaşım konuları daha geç anlar ama sıkılmadan hızlıca testleri çözüp, çözerken konuyu da iyice pekiştirirdi. Kazandığımız yer aynı. Birisi önce cevapları okur, diğeri önce soruları okur. Birisi kolay sorulardan başlar, sonra açılır; öbürü zordan başlar yorulunca kolayları çözer. Bu sebeple çalışma ve soru çözme teknikleri ile ilgili tek bir doğru yaklaşım yoktur. Sen kendin bir kaç değişik şekilde dene ve sana en uygun hangisiyse o şekilde yap.

Hep beraber: Sorular zor, rekabet fazla, stresi yüksek. Bütün bunlara tek başına karşı durman kolay değil. Bu işi mutlaka bir arkadaş grubuyla beraber götür. Senin tökezlediğin yerde bir arkadaşın yardımına gelir. Yada baktın birisi sallamaya başladı, sen gaz vermeye çalışırsın. Grup psikolojisi çok ilginç bir fenomendir. Tek başına insanın baş edemeyeceği zorluklar, bir grupla olunca aşılır. Mesela ben hayatta tek başıma oturup ders falan çalışamam, en fazla 1 saat sonra konsantrasyonum bozulur. Ama 2-3 arkadaşla beraber bir masaya oturunca saatlerce oturup çalışabilirim. Tabi bir üstteki “tarzını bul” maddesi de önemli. Yok ben mutlaka tek başıma çalışırım, yoksa dikkatim dağılır dersen, o da olur. Ama çalışırken olmasa bile; korkularını, zorlandığın yerleri, sıkıntını ve son deneme sınavından aldığın puanı paylaşacağın bir grup faydana olacaktır.

Çalış: Gücünün yettiğince ve üzerine birazcık daha çalış. Zaten yapacak daha iyi bir işin yok. Sen çalışsan da çalışmasan da bu zaman geçecek. Aklın ne kadar önce başına gelirse o kadar iyi.

Eğlen: Artık kitap kapağı görmek istemeyecek durumdaysan,ve bir molayı hak ettiğini düşünüyorsan kapağı kapat ve dışarı çık. Yada film seyret, oyun oyna. Ta ki çalışmadığın için suçluluk hissetmeye başlayana dek :) Eğer zorla çalışırsan, bir yerden sonra pilin biter ve verimin düşer.

Anneni dinle: Eğer annen sürekli gelip “Evladım hiç çalışmıyorsun, bu kafayla zor kazanırsın” diyorsa, büyük ihtimalle haklıdır. Anneler dersine çalışan ve çalışmayanları ayırt etmekte ustadır. O yüzden inatlaşıp hem onu hem kendini üzme derim ;) Diğer taraftan, eğer sen ders çalışırken pastalar, börekler, çaylar gelmeye başlarsa bil ki doğru yoldasın. Ben hiç o seviyeye gelemedim ama annen “Oğlum/kızım kalk da biraz hava al, çalışmaktan hasta olacaksın” falan derse, bil ki Türkiye 1.liğine oynuyorsun :)

Püf Noktaları

Burada aklımda kalan bir kaç noktayı yazacağım, aklına gelen olursa yorumlara yazarak listeyi devam ettirebilirsin:

- Deneme testi çözerken, kitabın üzerine değil boş bir kağıda işaretle. Daha da iyisi boş cevap anahtarı yapıp ona işaretle. Hem cevapları kontorl ederken kolay olur, hem de sınava hazırlık olur.

- İşlemleri kafadan değil mutlaka kalem-kağıtla yap. Hem hata şansın azalır hem de tekrar tekrar aynı işlemi yapmazsın.

- Emin olamadığın durumlarda ilk aklına gelenin doğru olma ihtimali daha fazladır. Aklına hemen gelmeyen cevap, düşününce de gelmez.

- Vaktin artar da cevapları kontrol edersen, emin olmadan işaretlediğin sorulara bakma (yani üstteki gibi), kafan iyice karışır.

Başarılar … ;)