Tag Archives | manset

Unutma, insansın

Özgelişim üzerine bir kaç kitap okuduysan, artık yavaş yavaş benzeri şeyler duymaya başlarsın:

  • Kendine hedefler koy
  • Kocaman gülümse
  • Korkularının üzerine git
  • Asıl sorumlu sensin
  • Asla vazgeçme
  • Mutluluk bir hedef değil yolculuktur

Ne kadar çok yapacak şey var, ve ne kadar az zaman, değil mi Bu konular üzerine ben de bol bol yazıyorum. Ama bir şey üzerine pek yazmadığımı ve kimsenin de pek o konudan bahsetmediğini fark ettim.

İnsan olduğumuz konusunda :)

Kendine hedefler koyup, gülümseyerek korkularının üzerine gidip, tüm sorumluluğu üzerine alıp vazgeçmeden yolculuğa devam e-de-me-mek üzerine.

Hayat inişli çıkışlıdır, her an hazır olamazsın. Her an motive olamazsın. Hep mutlu olamazsın, sürekli gülemezsin. Her anını korkularınla yüzleşerek geçiremezsin.

Ve bunları her an her daim yapamadığın için mutlu olmalısın, çünkü bu demek oluyor ki sen bir insansın – programlanmış bir robot değilsin ;)

Bunların hepsini de aynı anda yapamazsın.

Hatta gün gelir, amaaan be deyip ayaklarını koltuğa uzatmaktan başka bir şey istemez canın.

İşte o zamanlarda sakın kendini yargılama veya suçlama. Neden böyleyim ben, yapılması gereken bir sürü iş var oysa deme.

İnsan olduğunun farkına var ve mutlu ol sadece.

Mutluluk

Photo: pediculus

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

SEO : Google Arama Motoru Optimizasyonu

SEO: Google Arama Motoru Optimizasyonu

BeyazTavşan’ın ana temaları Kariyer, Özgelişim – Kişisel Gelişim ve Üretkenlik üzerine de olsa bendenizin ilgilendiği başka konular da var tabiki. Bunlardan bir tanesi de (sürpriz!) internet. Bu yazı ise Google ve bloglar üzerine, biraz teknik bolca felsefik bir makale.

Bu makaleden en çok fayda görecek olanlar; kendi blog’una sahip olan veya olmayı düşünen okurlar. O yüzden internette facebook veya msn dışında varlık göstermeyi düşünmüyorsan, bu yazı sana hitap etmeyebilir. Yine de hızlıca bir oku derim, çünkü konunun temeli aslında daha genel. Yok istemem dersen, bir sonraki yazıya kadar arşive davet ediyorum ;)

Ben nereden biliyorum

Bir süre önce güzel bir olay oldu;  bir arkadaşım beni aradı “Abi senin site meşhur olmuş bayağı” dedi, nasıl yani diye sordum, Google’da iş görüşmesi diye aratınca 2.sırada BeyazTavsan çıkmış.

Heyecanla baktım, gerçekten de öyle. Sonra bir kaç kelime için daha baktım (ingilizce öğrenmek, can sıkıntısı, özgelişim, karakter tahlili) hepsinde de ilk 5-6 sırada bir yazım çıkıyor. Yani yazarken uyguladığım yöntemler oldukça başarılı olmuş, şimdi ise bu sonuçları nasıl aldığımı paylaşmak istedim. Çünkü yazıda göreceğin gibi, bu yöntemleri ne kadar çok kişi uygularsa, hem Google’da o kadar üste çıkacak hem de Türkçe internetin kalitesi o kadar artacak.

Nedir bu SEO

Çok kısaca bir tanımlama yapalım: SEO, Search Engine Optimization teriminin kısaltmasıdır. Türkçesi ise Arama Motoru Optimizasyonu dur. (Türkçe kurtları: optimizasyon kelimesi de Türkçe değil, optimizasyon = En uygun duruma getirme). SEO aslında daha eskilerde çıkmış bir terim. Google daha yeniyken başka bir sürü  arama motoru vardı ve aranan şeyleri bulmakta pek usta değildiler. (ve dinazorlarla aynı kaderi paylaştılar…var mı HotBot, Lycos, AltaVista‘yı hatırlayan) .

Bunu gören bir kaç cingöz webmaster ise bu arama motorlarının çok basit olan algoritmalarını çözdü ve kendi sitelerini hep üst sıralarda çıkartmayı başardı. Daha üst sıra = daha çok ziyaretçi = daha çok para/şan/şöhret/güç/etki anlamına gelir. Şimdi ise SEO denince yapılan şey aslında GO’dur yani Google Optimization, çünkü zaten Google’dan başka arama motoru kullanan nerdeyse hiç kimse yok, en azından ben hiç görmedim.

Bu süslü tanımın ve uzun açıklamanın tercümesi ise şudur: Örneğin danışmanlık üzerine bir siten var ve Google’da birileri danışmanlık yazınca ilk çıkan bir kaç sonuçtan birisi olmaya çalışıyorsan, bunun için de bazı yöntem ve taktikler kullanıyorsan, buna SEO denir.

Eğer birisi sana bu vaatlerle geliyorsa (gel-arkadaşım-siteni-googleda-bir-numara-yapalım), ona da SEOcu denir (bakınız dip not).

Gerçek: SEO yalandır!

Evet yalandır. Daha doğrusu, SEO basit bir iştir ve bir kaç temel prensibi vardır (evet anlatacağım). Bunu anlatmak için ise biraz işin felsefik boyutuna biraz girmemiz gerekiyor.

Hemen her web site sahibinin rüyalarından birisi, Google aramalarında üst sıralarda ve ilk sayfada çıkmaktır, hatırlayın: daha üst sıra = daha çok ziyaretçi = daha çok para/şan/şöhret/güç/etki. SEO da bu işte kullanılan taktiklerdir demiştim.

Peki ama Google bu işin neresinde Google niye bu işi yapıyor Bu işten çıkarı ne

Google’da üst sıralara çıkmak için öncelikle Google’ı anlaman gerekiyor ve aslında bu oldukça basit:

  1. Google ticari bir şirkettir.
  2. Şirketlerin (öncelikli) amacı kar elde etmektir.
  3. Kar elde etmek için müşteri gerekir.
  4. Müşterileri artırmak için ise memnun etmek gerekir.
  5. Google’ın müşterisi, internette bir şeyler arayan insanlardır.
  6. Google müşterisini memnun eden şey, aradığını bulmaktır.

Yani, sen ey kullanıcı, google’da aradığını bulduğun sürece memnun olursun. Memnun olduğun sürece de Google’ı kullanırsın. Google ise  kullanıldığında reklam vb.. alarak kar eder ve dinazor mezarlığından uzakta kalır.

Yani Google’ın hedefi, insanların internette aradığını bulmasıdır. Mevcudiyet sebebi budur. Tüm algoritmasını, kodlarını, araştırmalarını, kısacası herşeyi ama herşeyi hep bu hedefe yönelik yapar.

Peki insanlar neyi arar Tabi ki işlerine yarayacak, adam gibi ve doğru bilgiyi ararlar. İster akademik bir makale olsun, ister komik videolar olsun, en kaliteli içeriği ararız.

Örneğin bir konuda araştırma yaparken Google’da bulduğun her sitede alakasız forumlar, reklam siteleri vb.. çıkarsa, aradığını bulamamış olursun ve memnun olmazsın. Sen memnun olmazsan, Google yerine Yahoo’yu denersin. O zaman da Google para kaybetmeye başlar ve dinazor mezarlığına bir adım yaklaşır. Bu kadar basit.

Google’ın hedefi, insanların işine yarayacak kaliteli içeriği üst sıralara çıkartmaktır. Böylece müşteri aradığını daha çabuk bulur ve memnuniyeti artar.

Sözün özü

Eğer Google’da üst sıralarda yer almak istiyorsan, siteni yaparken Google’ı düşünme bile.

Sen insanları düşün, insanlar için yaz;  işe yarayan, değerli içerik üret ve gerisini Google’a bırak. O seni bulur. Sonuçta, onun işi bu.

İnsanlar İçin SEO

İnsanlar için yazmak diye birşeyden bahsettim yukarıda. Bu iş yazıldığı kadar basit değil ama zor da değil ve bir kaç prensibi var sadece. Aslında bunları kendi kendine de bulabilirsin.

Diyelim ki Google’a girdin (artık bir Google müşterisisin) ve aradığın terimleri yazdın. Google sana (yani müşterisine) bir takım tavsiyelerde bulundu (yani önüne listeledi). Sen bunlardan ilkini satın aldın (para değil ama zaman-ve dikkatini- harcadın). Sen artık değerli bir müşterisin ve bedelini ödeyerek aldığın şeye bakıyorsun.

Bu şekilde girdiğin bir internet sitesinden neler beklersin Neleri seversin Neler hoşuna gitmez

Bu soruların cevaplarını verip alt alta sırala ve kendi blogunda/sitende bu cevaplara göre yapabileceğin düzenlemelere başla. Emin ol bir ay veya daha kısa sürede müthiş etkisini göreceksin.

Bir sonraki yazıda, benim BeyazTavsan’da tam olarak nelere dikkat ettiğimi ve yazıların Google’da tam olarak neden üst sıralara çıktığını açıklamaya çalışacağım. Bonus olarak da WordPress kullanıcıları için bir kaç ufak tüyo olacak. Bir sonraki yazıya kadar çalışma amacıyla yukarıdaki 3 soruyu boş bir sayfaya yazıp her birisi için üç tane madde yazmaya çalış ve daha sonra kendi sitene girip tüm maddelere uyuyor mu kontrol et. Bulduğun noktaları da geliştirebilirsen de ne mutlu.

Eğer senin de SEO konusunda söyleyeceklerin varsa durma, yorumlar kısmı aşağıda seni bekliyor. Özellikle üstteki soruya kendivereceğin cevapları paylaşman çok faydalı olur.

Dip not: SEO konusunda, profesyonel olarak danışmanlık veren ve işini hakkıyla yapanlar da tabi ki var. Benim kişisel tecrübem ise, bunların azınlıkta olduğu ve SEO yapacağız diyerek; insanların sitesini Google’da yasaklı hale getiren, zarar veren yada hiç bir işe yaramayan şeyler yapan insanların çoğunlukta olduğu. İşin diğer boyutu ise, özellikle bloglar mükemmel platformlar ve profesyonel SEO çalışmalarına ihtiyaç olmadan Google’da kolayca tepelere çıkabiliyorlar. Yani böyle çalışmalara, özellikle blogcuların, kesinlikle ihtiyacı yok.
Tamamını oku · Comments are closed

Kişisel Gelişim ve Hayata Dair Tavsiyeler

Bir arkadaşımdan e-posta ile geldi. Benim de çok sevdiğim Yiğit Özgür‘den mükemmel :) bir çalışma.

 

Güncelleme: 31.07.2011: Dosyalar çok büyük olduğu için kaldırmak zorunda kaldım (Bandwith sorunu). Eğer karikatürleri görmek istiyorsanız burada var.

 

Tamamını oku · Yorumlar { 31 }

Küçük Başla – Büyük Düşün

Küçük başla, büyük düşün

Sadece 50 TL harcayıp, milyar dolar cirolu bir iş kurup, hem halkın sevgilisi olup hem de Nobel ödülü kazanmak mümkün mü O zaman yazıyı okuyun :)

1970′lerin sonunda, bağımsızlığa daha yeni kavuşmuş bir Asya ülkesi. Sefaleti her yerinden belli olan bir kadın, satmak üzere yaptığı bambu taburelerden birisini daha yeni bitirmişti ki yanına iyi giyimli, Muhammed adında kavruk tenli birisi yaklaştı.

Adam kadına, bu zor ve zahmetli işe karşılık neden sefalet içinde yaşadığını sorunca aldığı cevap ülkenin en büyük çarpıklıklarından birisini gözler önüne seriyordu: Tabureyi yapmak için ihtiyacı olan parayı bir tefeciden borç alıyor, borcunu da tabureyi tefeciye, tefecinin belirlediği fiyattan satarak kapatıyordu. Yani teknik olarak tefecinin kölesi olarak çalışıyordu.

Bir haftalık bir araştırmadan sonra, Muhammet bu kasabada kadınla aynı durumda 42 kişi daha buldu. Hepsinin bu tefeciye olan borçlarının toplamı 27$ olduğunu öğrendi. Gelişmiş bir ülke için çok da önemli olmayan bu para, o devirde Bangladeş’li bir köylü için tüm malvarlığını ifade ediyordu.

Muhammet Yunus, cebinden verdiği 27$’la 42 aileyi birden tefecinin elinden kurtarırken, 2006 yılında Nobel ödülü alacak olan Grameen Bank‘ın da temellerini atmış oldu. “Fakirler her zaman öder” ilkesiyle yola çıkan ve mikrokredi kavramı ile tüm bankacılık varsayımlarını ters çeviren Muhammet Yunus’un kurduğu banka bugün 12.000 çalışanıyla tüm dünyada genişlemeye devam ediyor…ve fakir insanlara daha iyi bir yaşamın kapılarını açıyor.

Kısadan Hisse

Muhammet Yunus, İsveç’te bir üniversiteye konuşmacı olarak davet edilmiş. Gelen sorulardan bir tanesi şöyleymiş: “Yapmak istediğim bir çok şey var. Çözmek istediğim bir çok sorun var. Hangisinden başlamalıyım ”

Cevap kısa ve net gelmiş:

Tam karşında duran her neyse ondan başla. Neye ulaşabiliyorsan oradan başla.

Ben öyle yaptım, bir kadını tefeciden kurtararak.

Gerçekten de, bu tavsiye her nekadar basit de olsa, tamamen doğru ve insana 27$’a bir Nobel ödülü kazandırabiliyor ;)

Önüne ilk çıkan şeye başla, küçük başla, harekete geç. Olmadı bir başkasına başla. Ve sonra büyük düşün. Nobel için söz veremem ama başarı mutlaka gelecektir.

Tamamını oku · Yorumlar { 6 }

TED goes Turkish!

ted_goes_turkish

Benim de takipçisi olduğum  TED konuşmalarına Mayıs ayından itibaren altyazı desteği geliyor. Tüm dünyadan en önde gelen düşünce insanlarının (Çoğunluk ABD’li olsa da) hiç bir yerde göremeyeceğiniz konuşmalarını ve sunumlarını artık Türkçe altyazılı olarak izleyebileceğiz.

Şu ana kadar 2 Türkçe çevirmen kayıt olmuş, 3.sü de ben oldum sanırım. İngilizce’yi çeviri yapacak düzeyde bilen herkese buradan açık bir çağrı yapıyorum: Lütfen buraya gir ve istediğin bir konuşmayı çevirip tüm Türkiye’nin seyredebilmesini sağla. Hatta kendi blogun veya internet siten varsa lütfen sen de bu duyuruyu yap.

Neden bu kadar heyecanlandı bu adam diyorsanız, şimdiye kadar Türkçe’ye çevrilmiş olan konuşmaları seyretmeye başla derim. Gerçekten çok kaliteli, bilgelik, yaratıcılık, teknoloji, iş, tasarım, özgelişim, mutluluk,… hakkında bir çok değerli insanın yaptığı paylaşımları görünce senin de benim gibi heyecanlanacağını düşünüyorum. Daha çok bilgi için TED bloguna bir göz atabilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }