Tag Archives | mutluluk

Memnuniyet = Ne Aldığın – Ne Beklediğin

Yüksek beklentilerle gittiğim bir film kötü çıkarsa, aslında film ortalamadan iyi bile olsa, pek hoşuma gitmez. Tam tersi, rastgele gittiğim, adını bile duymadığım bir film beklediğimden daha iyi çıkarsa (film vasat bile olsa), çok daha memnun kalırım.

Aslında bu, hayatın her alanında geçerli bir denklem.

Sevgilini, patronunu yada kısaca başkalarını memnun etmek istersen de yine aynı denklem çalışır.

Köşe başındaki salaş büfeden aldığı yarım ekmek arası kokoreçin beklemediği kadar lezzetli çıkması da durup dururken mutlu eder insanı.

Beklediğinden fazlasını almak, her zaman mutlu eder.

Beklenenden fazlasını vermek, herkesi mutlu eder ;)

Tamamını oku · Yorumlar { 10 }

Mutluluk

Tam da yüzüne doğru esen soğuk rüzgar, kapşonunu başına geçirmiş olmasına aldırmadan yanaklarını, alnını ve en çok da burnunu donduruyordu.

Evden çıkarken atkısını almak aklına gelmişti gelmesine ama portmantoda göremeyince, her zamanki üşengeçliği ile aramadı ve almaktan vazgeçti.

Şimdi bir yandan buz kesen yüzünün felç olacağından korkuyor, ki böyle şeyler olduğunu duymuştu daha önce, bir yandan da üşengeçliğine kızıp bir daha yapmayacağına yemin ediyordu içten içe.

Bu kış çok soğuk olmamıştı ama yine de kış kıştı işte.Hele hele sabahın köründe uyanıp işe gitmek için yarım saat yürümek zorundaysa insan, daha iyi anlıyordu kışın kış olduğunu.

Soğuktan kızarıp kurumuş ellerini kabanının yan ceplerinden çıkartıp, fermuarını üstten biraz açtı ve iç cebine koyduğu MP3 çalarla kulaklıkları aldı. Bi yandan da başını hafifçe sağa-sola çevirerek iyiden iyiye üşüyen suratını biraz olsun rüzgardan korumaya çalışıyordu.

Kulaklıkları daha yeni almıştı, şu kulağın içine giren, dışarı pek ses vermeyen cinslerinden. Bas seslerde çok daha iyiyimiş diğerlerine göre, üstünde öyle yazıyordu kutunun. O pek de güvenmezdi kutu üstünde yazanlara ya, yine de 30 lira vermişti. Aldıktan sonra tüh niye o kadar para verdim diye hayıflanmıştı.

Hafif uyuşmuş elleriyle kulaklıkları kulağına yerleştirdi, ama tam MP3 çaları yan cebine koyarken dirseği kulaklığın kablosuna takılıp, sol kulaklığını yerinden çıkartıverdi. ‘Öffff beee dedi’ biraz sesli, ‘bi beceremediler şunları adam gibi yapmayı be! 30 lira almayı biliyolar ama!’. Düşen kulaklığı alıp tekrar kulağına yerleştirdi.Bu sefer daha dikkatli bir şekilde MP3 çaları yan cebine koydu ve çalma düğmesini aramaya başladı baş parmağının ucuyla.

Mp3 çaların içi tıka basa şarkı doluydu, 1500 tane vardı en azından. Aslında çoğunu aman aman sevmezdi. Televizyonda kanal değiştirir gibi parmağı ileri tuşunda, değiştirip dururdu şarkıları. Ama bir türlü silmeye de kıyamazdı, olsun, bulunsun, aslında fena değil diye düşünürdü. Genelde de yarım saatlik yürüyüşü bitince hiç bir şarkıyı tam dinlememiş olur, ya başında ya ortasında bi sonrakine geçerdi.

Offf amma da esti ha, kesin hasta olucam dedi içinden. İki sefer yalandan kuru kuru öksürdü.

Çalma tuşuna basınca kulaklarına dolan bas gitar sesi, arkasından gelen melodi ve sözler kulaklarından önce yanaklarına, oradan alnına, burnuna, saçlarına, boynuna ve tüm vücuduna dalga dalga yayılıp geçtiği yerleri ısıtıyordu sanki. Nasıl olduysa olmuş, en sevdiği şarkı denk gelmişti çalma sırasında, hem de o ana o kadar uyabilecek en iyi şarkı. Yüzüne anlamsız bir gülümseme yayıldı, kapşonunu açıp esen rüzgarı içine çekti ve müziğin ritmiyle başını hafifçe sallayarak yoluna devam etti.

Tamamını oku · Yorumlar { 13 }

Boom De Yada

2008 Discovery Channel reklamı. Bir şekilde denk geldim,seyretmeye doyamadım. Türkçe’ye çevirisi amatör bir uyarlama ama yapan harika bir iş çıkartmış.

Orjinali de bu şekilde:

Bu da 2009′da çekilen devamı

Youtube çalışmazsa resme tıklayın.

Tamamını oku · Yorumlar { 3 }

Güzel bir gün

Pazar günü bir arkadaşımın bakımdan yeni çıkan fiberglas sandalını test sürüşüne çıkardık. Sabah cayır cayır yanan güneş öğleden sonra parçalı bulutların arkasına saklanmıştı. Hafif rüzgarla da beraber gerçekten mükemmel bir hava var, özellikle son haftaların sektirmeden devam eden 33 derecelerinden sonra :)

Tekneyle denizin ortasında giderken etrafıma bakıp o mükemmel dağları ve ormanları fark ettim, rüzgar yüzüme çarptıkça ve denizin o muhteşem tuzlu kokusunu ciğerlerime çektikçe içimi sıcacık bir mutluluk kapladı. Yaşamanın ne kadar güzel oduğunu tekrar tekrar fark ettim. Ve son zamanlarda bu güzelliklere ne kadar az dikkat ettiğimi de…

Siz siz olun, etrafınızdaki güzellikleri ve muhteşemlikleri unutmayın. Batan güneşin kızıllığı seyretmek bile bir çok şeyden kat kat fazla mutluluk verebiliyor insana.

Tamamını oku · Yorumlar { 3 }

Unutma, insansın

Özgelişim üzerine bir kaç kitap okuduysan, artık yavaş yavaş benzeri şeyler duymaya başlarsın:

  • Kendine hedefler koy
  • Kocaman gülümse
  • Korkularının üzerine git
  • Asıl sorumlu sensin
  • Asla vazgeçme
  • Mutluluk bir hedef değil yolculuktur

Ne kadar çok yapacak şey var, ve ne kadar az zaman, değil mi Bu konular üzerine ben de bol bol yazıyorum. Ama bir şey üzerine pek yazmadığımı ve kimsenin de pek o konudan bahsetmediğini fark ettim.

İnsan olduğumuz konusunda :)

Kendine hedefler koyup, gülümseyerek korkularının üzerine gidip, tüm sorumluluğu üzerine alıp vazgeçmeden yolculuğa devam e-de-me-mek üzerine.

Hayat inişli çıkışlıdır, her an hazır olamazsın. Her an motive olamazsın. Hep mutlu olamazsın, sürekli gülemezsin. Her anını korkularınla yüzleşerek geçiremezsin.

Ve bunları her an her daim yapamadığın için mutlu olmalısın, çünkü bu demek oluyor ki sen bir insansın – programlanmış bir robot değilsin ;)

Bunların hepsini de aynı anda yapamazsın.

Hatta gün gelir, amaaan be deyip ayaklarını koltuğa uzatmaktan başka bir şey istemez canın.

İşte o zamanlarda sakın kendini yargılama veya suçlama. Neden böyleyim ben, yapılması gereken bir sürü iş var oysa deme.

İnsan olduğunun farkına var ve mutlu ol sadece.

Mutluluk

Photo: pediculus

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }