
Tam da yüzüne doğru esen soğuk rüzgar, kapşonunu başına geçirmiş olmasına aldırmadan yanaklarını, alnını ve en çok da burnunu donduruyordu.
Evden çıkarken atkısını almak aklına gelmişti gelmesine ama portmantoda göremeyince, her zamanki üşengeçliği ile aramadı ve almaktan vazgeçti.
Şimdi bir yandan buz kesen yüzünün felç olacağından korkuyor, ki böyle şeyler olduğunu duymuştu daha önce, bir yandan da üşengeçliğine kızıp bir daha yapmayacağına yemin ediyordu içten içe.
Bu kış çok soğuk olmamıştı ama yine de kış kıştı işte.Hele hele sabahın köründe uyanıp işe gitmek için yarım saat yürümek zorundaysa insan, daha iyi anlıyordu kışın kış olduğunu.
Soğuktan kızarıp kurumuş ellerini kabanının yan ceplerinden çıkartıp, fermuarını üstten biraz açtı ve iç cebine koyduğu MP3 çalarla kulaklıkları aldı. Bi yandan da başını hafifçe sağa-sola çevirerek iyiden iyiye üşüyen suratını biraz olsun rüzgardan korumaya çalışıyordu.
Kulaklıkları daha yeni almıştı, şu kulağın içine giren, dışarı pek ses vermeyen cinslerinden. Bas seslerde çok daha iyiyimiş diğerlerine göre, üstünde öyle yazıyordu kutunun. O pek de güvenmezdi kutu üstünde yazanlara ya, yine de 30 lira vermişti. Aldıktan sonra tüh niye o kadar para verdim diye hayıflanmıştı.
Hafif uyuşmuş elleriyle kulaklıkları kulağına yerleştirdi, ama tam MP3 çaları yan cebine koyarken dirseği kulaklığın kablosuna takılıp, sol kulaklığını yerinden çıkartıverdi. ‘Öffff beee dedi’ biraz sesli, ‘bi beceremediler şunları adam gibi yapmayı be! 30 lira almayı biliyolar ama!’. Düşen kulaklığı alıp tekrar kulağına yerleştirdi.Bu sefer daha dikkatli bir şekilde MP3 çaları yan cebine koydu ve çalma düğmesini aramaya başladı baş parmağının ucuyla.
Mp3 çaların içi tıka basa şarkı doluydu, 1500 tane vardı en azından. Aslında çoğunu aman aman sevmezdi. Televizyonda kanal değiştirir gibi parmağı ileri tuşunda, değiştirip dururdu şarkıları. Ama bir türlü silmeye de kıyamazdı, olsun, bulunsun, aslında fena değil diye düşünürdü. Genelde de yarım saatlik yürüyüşü bitince hiç bir şarkıyı tam dinlememiş olur, ya başında ya ortasında bi sonrakine geçerdi.
Offf amma da esti ha, kesin hasta olucam dedi içinden. İki sefer yalandan kuru kuru öksürdü.
Çalma tuşuna basınca kulaklarına dolan bas gitar sesi, arkasından gelen melodi ve sözler kulaklarından önce yanaklarına, oradan alnına, burnuna, saçlarına, boynuna ve tüm vücuduna dalga dalga yayılıp geçtiği yerleri ısıtıyordu sanki. Nasıl olduysa olmuş, en sevdiği şarkı denk gelmişti çalma sırasında, hem de o ana o kadar uyabilecek en iyi şarkı. Yüzüne anlamsız bir gülümseme yayıldı, kapşonunu açıp esen rüzgarı içine çekti ve müziğin ritmiyle başını hafifçe sallayarak yoluna devam etti.