Tag Archives | öfke

Öfkeliyim, öfkelisin, öfkeliyiz…

Öfkeyi kontrol altına almak…

Öfke bir duygudur. Diğer duygular gibi, bir kez ortaya çıktığınında zihin üzerinde güçlü bir etkiye sahip olur.

Bazı duygular diğerlerinden daha baskındır. Hızla ortaya çıkar, doğaları gereği belirli eylemlere yönelirler. Öfke de bu baskın olanlardan biri. Kişiden kişiye değişse de, öfke duygusu, genellikle bağırıp-çağırmak, çevredeki bir şeyleri kırmak(ah o cep telefonları :) ), hakaret etmek v.s. gibi eylemlere yöneltir.

Bir duygu olarak öfkeyle ilgili pek çok şey yazıp-çizebiliriz. Ben bu pek çok şey arasından önceliği pratik yöntemlere vermek istiyorum.
Herkesin bir tahammül seviyesi olduğu ön kabulu ile başlayalım. Kimi için garsonun gereksiz yere bekletmesi ya da herhangi bir sırada birinin kaynak yapmaya kalkışması bu tahammül seviyesini zorlayabilirken, kimi için yalana muhatap olmak, dalga geçilmek, aldatılmak, dolandırılmak v.s. bu tahammül seviyesini geçebilir. Bazıları birkaç farklı olayın üst üste geldiği durumlarda, tahammül seviyesini geçebilir.

Böylece ilk yöntemin amacı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor; Tahammül seviyesini yükseltmek. Burada bir içe dönüş, farkındalık v.s. gerekmiyor. Sadece öfkeli biriysen, tepkilerini bariz şekilde azaltacak olan basit bir uygulama. Peki nasıl yapılır, buyrun alt paragrafa :)

 

1- Öfke patlamalı ve aniden ortaya çıkan bir duygu olsa da, yine de birkaç ön sinyali var. İlk olarak eğer içine gireceğin durum/ortam v.s. nin seni öfkelendirebilecek bir şeyler içerdiğini biliyorsan bu başlı başına bir avantaj, yok beklenmedik bir durumsa, ellerinin gerilmesi, bedeninin kasılması gibi gayet fiziksel geri bildirimleri yakalayabilirsin. Bunu yakaladığında sadece nefes al. Derin ve yavaş biçimde dört ya da beş derin nefes al ve ver, biyokimyacılar gayet iyi bilir, oksijen kafa yapar :) Bedensel durum genelde duygusal dünyanın etkisinden baskındır, derin nefes ile gevşeyen bedenin zihin üzerindeki etkisi, öfkenin vereceği kaç ya da savaş gerilimine üstün gelecektir.

2- Gülümsemeye çalış. Özellikle sosyal bir etkileşim içindeysen bunu yap. Gayet basit bir nedeni var, hafif hafif kızmaya başladığında, bunu diğerleri görürse, pek çoğu içgüdüsel olarak gerilir, bu gerginliği algıladıkça sen daha çabuk sinirlenirsin (gayet doğal bir yapının sonucu, organizmanın bir savunma taktiği). Oysa gülümseyerek, büyük ihtimalle sosyal ortamdaki diğer insanların daha az gergin olmalarını sağlayarak, alacağın geribildirimi değiştirmiş olursun. Tek başına olduğunda ise gülümseyerek, öfke ile tezat oluşturan bir davranış sergilemiş olursun ki, bu ikilem, söz konusu duygunun etkisini kırar. Teorik sebeplerini boşver, bu çalışan bir model, inanmıyorsan denemesi bedava ve yan etkisi de yok!.. :)

3- Ön sinyalleri alır almaz, dikkatini bilinçli olarak başka bir şeye yönlendir, bir nesne de olabilir, bir düşünce de, bir tekerleme de… Ne olduğu çok mühim değil, buradaki esas prensip, öfkenin de diğer pek çok duygu gibi kosantre olmuş bir biliç üzerinde etkisini tam anlamıyla gösterememesi. Bundan lehimizde faydalanmış oluyoruz. Eğer sosyal bir etkileşim halinde isen, seni bilinçsizce kızdıran ya da kasten kışkırtan muhatabının/muhataplarının sözlerine dikkat kesil, ironik bir şekilde seni kızdıran söz/davranışa dikkatini yoğunlaştırdığında, yukardaki prensip gereği, öfkenin etkisi azalır ve tahammül seviyesinin epey bir altına düşer. Özeelikle “ne diyor”, hangi “kelimeyi” seçti, sözünün neresini vurguluyor, ses tonu nasıl, konuşurken duruşu nasıl gibi hap misali hazır bir kaç soruyu kendi kendine hemen sor. Bunun da denemesi bedava… :)

4- Komikleştir. Seni öfkelendiren olay/davranış/muhatap ile ilgili komik bulabileceğin herhangi bir detay varsa, bunu zihninde belirginleştir. Uygulamak için yukarıdaki önerilere göre biraz daha zahmetli, bir parça ustalık gerektiriyor. Bunun anlamı da, üzerinde çalışmak ve egzersiz yapmak demek. Yani denemesi bedava değil, emek vermelisin. Bence vereceğin emeğe değecektir…

5- Kafein gibi uyarıcı maddeler içeren içecek ve yiyecekleri beslenmende azalt. Bunları kimyasal yapın üzerindeki etkisi, öfke eşiğini aşağı çeker. Azaltırsan, tahammül seviyen daha yukarıda kalır.

Bu saydıklarımız, ne “öfke” duygusunu ne de “öfkelendiğimizde” ortaya çıkan davranışları değiştirmez. Sadece tahammül seviyemizi yukarı çekerek, gün içinde pek çok defa öfkelenmek yerine bir kaç defa öfkelenen bir insan olmamıza katkısı olur. Bence bu da, az bir zahmet karşılığında hayli değerli bir kazanım, bu sebeple yazıya bu önerilerle başladım. Gelelim tavşan deliğinin daha derin yerlerine…

Sorun şu; öfke günümüzün karmaşık sosyal etkileşimleri, ticari yaşamı hatta iç dünyamızdaki dinamiklarin dengesi açısından, eskisi kadar faydalı değil. Çıplak doğadaki bir insanın işine yarayan savaş-kaç taktiklerinden daha farklı bir şeye ihtiyaç duyuyoruz. Bu ihtiyaca rağmen yine de öfkemiz ve öfke sonucu ortaya çıkan davranışlarımız var. İşin bu kısmında, şu sıkıcı olan iç görü ve farkındalık kısmı başlıyor :) Bunun anlamı da yazı biraz daha uzayacak, bir parça daha sıkıcı olacak ve gayet de yoracak… :) Ben baştan söylüyorum!

Ön kabullerimizden başlayalım: Öfkeyi ortadan kaldıramıyoruz, öfkelendiğimizde ortaya çıkan davranışlar çok hızlı tetikleniyor, bilinçli olarak müdahale edemiyoruz. Öfkelenmemize sebep olan durum/olay/kişi v.s. belirli ortak noktaları paylaşıyorlar.
Bu ön kabullere göre, öncelikle bu “ortak noktaların” kişisel olarak, kendimize dürüst davranarak ortaya konması, akıl ışığında değerlendirilmesi, mantıksız olanların yerlerine mantıklı düşüncelerin kelimelere dökülerek net biçimde ifade edilmesi, içselleşebilmesi için, konsantre olarak üzerlerinden tekrar geçilmesi, geçmişte öfkelendiğimiz deneyimlerden bazılarının, bu yeni “mantıklı” düşünceler ile tekrar değerlendirilmesi gibi zahmetli bir işe girişmek gerekiyor. Bu sonraki aşamanın ön şartı olsa da, sadece bunu yaparak, uygulamada çok değişiklik beklemeyin. Kimi için haksızlığa uğramış olduğunu düşünmek, kimi için aptal yerine konmuş olduğunu düşünmek, kimi için beceriksiz olduğunu düşünmek, kimi için vasat olduğunu düşünmek, kimi için onaylanmadığını düşünmek, içe bakışta aradığı bu “ortak nokta” ya da ortak noktalardan biri olabilir. Bunu tespit edin ve mantıklı bir düşünce ile yenileyin.

Bunu yapmak için kendinize biraz süre verin. Benim önerim bu konu ile detaylı bir günlük tutmanız, öyle yıllarca değil, bir veya iki hafta kadar. Bu günlüğe, öfke hissetiğiniz zamanları, ayrıntıları ile olayları, aklınızdan ne geçtiğini, öfkelendiğinizde ne tepki verdiğinizi v.s. detaylı olarak kaydedin. Bu kayıtlara geri dönerek ortak noktaları tespit etmek kolaylaşacaktır.

Aynı kayıtlarda, dilerseniz yukarıdaki önerileri uygulayıp (şu 5 madde) ne derece fayda sağladığınızı da kaydedebilirsiniz. Böylece hangisinin daha çok işinize yarayabileceğini görebilir, hatta yazarken aklınıza gelebilecek başka yöntemleri de ekleyebilirsiniz.

Öfkelenmemize sebep olan düşünceleri de keşfedip, saçma sapan olanlarını akıl ışığında apaçık yakaladıktan ve de onları yerle bir edip, zihnimizdeki denklemde daha mantıklı açıklamalara yer verdikten sonra, hem tahammül seviyemiz yükselmiş, hem de yaşayabileceğimiz pek çok olay, artık öfke duygusunu tetikleyebilme gücünü kaybetmiş olacak. Ancak yine de zaman zaman öfke hissedeceğiz ve hala öfkelendiğimizde ortaya çıkan davranışlarımız sabit. Şimdi bunun üzerine de bir şeyler paylaşmak istiyorum.

Pek çok davranışımız, genetik yapımızla birlikte gelmiyor. İçinde yetiştiğimiz kültürün, benimsememizi istediği davranışlar olsun, yaşam sürecinde karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiler ile kazanımlarımız/kayıplarımız sonucunda, çok da farkında olmadan zihnimizde oluşan ön kabuller ve şartlanmalar sonucu olsun, gayet farkında ve bilinçli olarak belirli bir ortama uyum sağlamak amacı ile edindiğimiz davranışlarımız olsun, içinde bulunduğumuz eğitim sistemlerinin ödül ya da ceza yöntemi ile bizde oluşturduğu davranış modelleri olsun, hepimizin geniş bir “öğrenilmiş davranış arşivi” var. Ya da en azından geniş olduğunu umuyorum diyeyim. :)
Bu davranışlar belirli bir duygu ile dolaysız bağlantılara sahipler, öyle ki söz konusu duygu ortaya çıktığında, kendisini ortaya çıkaran sebepten ya da sebeplerden bağımsız olarak zihnimiz üzerinde güçlü bir etkisi oluyor, bu güçlü etkinin sonucunda da, arada bir düşünme ve karar verme süreci olmaksızın, otomatik diyebileceğimiz bir şekilde “davranış arşivindeki” bağlantılı olduğu davranış modelini ortaya çıkartıyor ve kendimizi “yaparken” buluyoruz.! Öfke duygusunda, bu çok daha hızlı ve fark edilmesi daha zor biçimde gerçekleşiyor. Bu yüzden bağıran, sinir krizi geçiren, şiddete başvuran, sakinleştiğinde “sinirlenince kendimi kaybediyorum, aslında ben öyle biri değilim” diyen insanlar görüyor, bazen de onlardan biri oluveriyoruz!

Öfkelenince düşünmek pek mümkün olmadığına ve de bilinçli kararlar vermeye güvenmek biraz şansı zorlamak olduğuna göre, bu otomatikleşmiş davranışları değiştirmek pratik dünya açısından işe yarayacaktır.

Biraz zor, kabul ediyorum, fakat buraya kadar sıklmadıysan ve hala okuyabiliyorsan bence gerisini de yapabilirsin :)

Bir davranış modelinin nasıl oluştuğunu açıklayan pek çok psikolojik kuram var. Hepsi de belirli varsayımlar altında çalışan modellere dayanır. Bu modeller, bilimselliğin gerektirdiği gözlem, hipotez, test v.s. süreçlerine göre hazırlanmış olduğuna göre, işimize yarayanlar kavram ve tekniklere sırtımızı dayayabiliriz :) Şimdi var olan bir davranış modeline (bağırmak/küsmek/kavga etmek/sessizliğe gömülmek/savaşmak/kin beslemek/kendine zarar vermek v.s.) karşılık yapay bir süreçle başka bir davranış modeli hazırlayıp yine yapay şekilde “öğrenilmiş davranış” arşivimize yerleştirmemiz gerekiyor. Biraz garip görünüyor değil mi Hatta, belki de saçma Büyük bir ihtimalle saçma olduğunu düşünenler olmuştur, onlardan biriysen, devam etmeden önce bunu açıklığa kavuşturalım. Bugün için davranış modellerin; hani arkadaşlarına karşı nasıl davrandığın, ofiste insanlara karşı nasıl davrandığın, yanlış bulduğun bir konudaki takındığın tavrın, sevgiline yaklaşma biçimin, hatta oturuş ya da yürüyüş biçimin v.s. sana hazır olarak mı geldi, ilham yoluyla mı edindin, yoksa deneme-yanılma, özenme, kazanımları ile pekişme, kayıpları ile azalma gibi prensipler ışığında adım adım mı oluştu Mesela iş ortamında bir şeyler yaptın, sonucunda bir şeyler oldu, bu sonuçlara göre, kısmen bilinçli kısmen bilinçsiz bazı davranış modelleri “davranış arşivine” yerleşti, belirli duygularla bağlantılı hale geldi :) İşte öfke duygusu ile de bağlantılı hale getireceğimiz bir davranış modeline ihtiyacımız var.

Baştan bir uyarı, üst paragrafta “hafiften bu yazı saçma” gibi bir düşünceye kapıldıysan ve düşüncen devam ediyorsa, aşağıda göreceli olarak daha da uçuk yazacağım konusunda seni uyarmalıyım :) Ayrıca sıkıcılık konusunda da pek bir şey değişmeyecek, bunu şimdiden bil de, sonra kulaklarımı kötü kötü çınlatma :)

Gelelim esas mevzuya, bu “davranış modeli” oluşturma önerim ve bunu belli bir duyguyla ilintilemeye dair tavsiyemi sadece öfke için değil, başka duygularla ilgili değiştirmek istediğin davranışların için de uygulayabilirsin. Önce öfkelendiğinde rol-model olarak alabileceğin biri varsa, bunu kullan. Elinde hazır bir davranış modeli var demektir. Annen, baban, kardeşin, bir arkadaşın, en azından modelleyeceğin davranışı yeterince ve farklı durumlarda uygularken gözlemleyebileceğin biri olması yeterli. Değişik kişilerin davranış modellerine bakıp, yeni bir bileşim de tasarlayabilirsin. Unutma onlar da bu davranışları bir şekilde bilinçli ya da bilinçsiz olarak oluşturdular. Yüksek şahsiyetlerinin sonucunda akıl ermez ilahi varlıklardan hediye olarak almadılar! Bunu yapay bir süreçte tekrarlamak, seni senden başka biri haline getiren bir özentilik değil, mevcut olan ve halihazırda çalışan zihinsel bir sistemin ilkelerini bilinçli olarak kendi lehine kullanmaktır. Böyle model alabileceğin biri ya da birileri yoksa, basit sorularla seni öfkelendiren durumun içerisinde neler yapmış olsan, öfkelenmene sebep olan esas sebeple ilgili bir çözüm sağlayabilirdin ve bu yapabileceklerinden hangisi senin için sonrasında başka sorunlar getirmezdi Mesela seni kızdıran art niyetli bir kişinin sözleri kalbine ok gibi saplanırken, başını gövdesinden ayırmak kesinlikle bir çözüm gibi görünebilse de, devamında pek çok hukuki ve sosyal problem getirecektir :) Aklına gelecek tepki biçimlerini, bu sorular ile asit testine sokarak ideale yakın bir davranış modeli oluştur. Bu davranışın senin uygulayabileceğin bir davranış olup olmaması yönündeki sorgulamaları mantıklı yap; Demek istediğim, kendine sorarak ya da model alarak, örneğin “sessiz kalmanın” sence ideal bir davranış olduğuna karar verdin diyelim, “ama ben sessiz kalamam ki, yapıma aykırı” gibi itirazlarla bunu eleme. Onun yerine söz konusu davranışın senin kişisel değerlerin, içinde yaşadığın kültür v.s. ile uyumlu olup olmadığını dikkate al. Tabii bu daha da farklı ve hayli de derin bir konu, bu yazının amacı açısından, sadece şunu belirtip geçeyim: eğer sağ duyuya, ortak kültüre ve toplumun/hukuğun, suç/ayıp olarak kabul edeceği bir şeye yönelmiyorsan, içsel dinamiklerin açısından o şeyi yapabilirsin, rahat ol. Denemesi bedava :)

Bunu daha düzgün ve tutarlı yapmak için değerlendirmelerini, iç gözlemlerini, örnek aldığın ya da tasarladığın davranış modelini/modellerini yazılı hale getirebilirsin. Yukardaki günlük tutma önerisi içerisin de buna da yer verebilirsin. İşin bu kısmı, yani örnek seçme ya da tasarlama kısmı kişisel alanında kalacağı için daha fazla detaya girmiyorum. Davranış modeline karar verdikten sonra, bunun içselleşmesi ve otomatik hale gelmesi konusuna geçelim. Bunun için pek çok yol bulabilirsin, ben bence en pratik olduğunu düşündüğüm yöntemi paylaşacağım, tabii ki bu da diğer önerilerim için de geçerli olduğu gibi tek ve biricik yol değildir, değiştirebilir, zenginleştirebilir, eleyebilir, alternatif oluşturabilirsin.

Oluşturduğun davranış modelini önce hayali dünyanda uygula. Sessiz, sakin ve bölünmeyecek biz zaman aralığı yakala ve detaylı bir şekilde öfkelendiğin bir “anı”nı hatırla, şu bahsettiğimiz ön sinyalleri, olayda tam olarak ne olduğu, tam olarak ne düşündüğün gibi detayları es geçme, bunun için günlükte tutacağın kayıtlardan da yararlanabilirsin, halihazırda var olan otomatik davranışının sebep olduğu kayıpları da tekrar gözden geçir, şimdi hayalindeki bu senaryoda, mümkün olduğu kadar detaylardan kopmadan, yeni davranış modellerini uygula, kendini üçüncü kişi olarak görerek değil, bire bir yapıyor gibi, hatta uyguladığın kısmı ayna karşısına geçerek yap, bir söz öbeği kullanacaksan bunu sesli yap, söz konusu anıyı düşünürken bile belli belirsiz oluşan öfkeyi hissederken, bilinçli olarak yeni davranış modelini uygulamaya çalış, kısa bir süre devam et ve bırak. Aynı şekilde detaylı olarak, ister aynı anı için, ister başka anılar için bunu birkaç defa tekrarla ve bırak. Biraz da fantezi (masum olanlarından) ekle, gerçekten öfkeleneceğin bir kaç durumu hayal et, bu durumlar karşısında yeni davranış modelini uygula, bırak komik görünsün, inan ki mevcut davranış modellerini kazanırken de, sen farkında olmamış olsan da, pek çok defa komik görünmüştün :) Bunu da bir kaç defa tekrarla ve bırak, zorlama.

Bundan sonra birkaç hafta boyunca öfkelendiğin her durumda yeni modeli bilinçli olarak uygulamak için bir fırsat olarak gör, ilk başta becerebilirsen harika, beceremezsen sakın vazgeçme, yeterince başarılı olamadığın durumları hayalinde olmasını istediğin davranış modeli ile tekrarla, yaklaşık olarak (hayali denemeler de dahil), 30 civarı tekrardan sonra yeni bir davranış modelini “öğrenilmiş davranış arşivine” eklemiş olcaksın. İnsan zihninin öğrenme sürecinin ilkeleri ile alakalı olarak, bunun içselleşip otomatik hale gelmesi de dört beş haftayı bulacak. Her denemede öfke ile bağlantıyı yapay olarak da olsa kurduğun için bu dört/beş haftalık sürenin sonlarına doğru otomatikleşmeyi kendin de gözlemleyebileceksin. Yine de hali hazırda yıllardır tekrarladığın için kemikleşmiş bir davranış modeli de olacağı için zaman zaman geri dönüşler yaşayabilirsin, bunun önüne geçmek istersen, tek yapman gereken, şu “hayal” işini daha yoğun ve daha sık gerçekleştirmek.

Zamanında müdürünün başından aşağı ana sıcak tabağını dökmüş, trafikte biliyor olduğundan bile haberi olmadığı pek çok renkli(!) ifadeyi kullanmış, güzelim cep telefonlarını telef etmiş biri olarak, yukarıdakiler denenmiş ve başarılı olmuştur diyebilirim :)

NOT: Bu uzun yazının sonuna kadar gelebildiysen seni içtenlikle tebrik ediyorum :) Lütfen ayrılmadan önce yorumunu bırak, özellikle bu, sence işe yarar bir paylaşım mı, yoksa pratik ya da denenebilir bulmadın mı, bunu belirt lütfen.

 

Apik

Tamamını oku · Yorumlar { 1 }

Bardağı Taşırmadan Yaşama Sanatı

Dün akşam eşimle beraber Behzat Ç’yi seyrediyorduk. Konu kabaca şöyledi: Bir çalışan artık patronun oğlunun kendini aşağılamasına dayanamaz ve bir akşam çocuk ona yine küfür edince elindeki kalemi oğlana saplayıp öldürür.

Her gün gazetelerde okuduğumuz 3. sayfa haberleri gibi “Arkadaşıyla tartışan M.Ç. Sinirlenip 5 yerinden bıçaklayarak öldürdü.”

Her ikisinde de aslında son sebep önemsizdir, belki yılların getirdiği bir husumet yada bir kavga, başka bir şey o intikam bardağını doldurmuş ve bir sebepten bu olay patlamıştır.

Hani hatırlarsanız ilköğretim tarih derslerinden, 1.Dünya Savaşı’nın başlatan sebep Sırp elçisinin Avusturya kralını öldürmesiydi. Ama aslında o bardağı taşıran son damla, bardak ise zaten dolu. O olmasa başka şey olacak, savaş yine patlayacak.

İnsanlara o son damlaya odaklanmak kolay gelir. “Aaa bak adam ona küfür etmiş, öbürü de bıçaklamış.” Ama aslında konu daha uzun süreli ve daha karmaşıktır. Gerçi çoğumuz bunu içten içe biliriz ama kestirip atmak, düşünmemek daha kolay gelir.

Başka şeyler de aynı bu şekilde gerçekleşir. Önce yavaşça bardak dolar ama kimse (hatta kendisi bile insanın) fark etmez. Sonra o son damla düşer ve fırtına kopar.

Sevgililer de böyle ayrılır. İnsanlar böyle kavgaya başlar. Çalışanlar böyle istifa eder. Öfkeyle kalkılır, zararla oturulur.

Bırakın herkes bardağı taşıran son damlaya bakadursun, gelin biz bardağın içine bakalım.

Bazı olaylar yada kişiler her gün yavaş yavaş bardağınızı doldurur. Sizi her gün mutsuz eden, üzen, yaralayan yada zarar veren şeyler haline gelir. Bunlar hakkında iki şey yapabilirsiniz.

1) Katlanıp, bir gün kendi kendine geçmesini bekler (ki genelde geçmez – kötüye zeval gelmez), bu sırada sizi mutsuz etmesine izin verir, sineye çeker ve günün birinde, beklemediğiniz bir anda yetti artık deyip patlarsınız. Belki kimseyi öldürmezsiniz ama bir toplantının ortasında, görünürde ufak bir şey yüzünden, yöneticinize bağırıp çağırırsınız. Ve bu patlamanın sonu hem sizin hem de muhtemelen size değer verenler için kötü olur.

2) Bir sonraki sefere hayır dersiniz, kabul etmiyorum. Bu yaptığından hoşlanmıyorum, tekrarlamanı istemiyorum. Yada karşıdakinin size yaklaşımına göre okkalı bir küfür savurabilirsiniz. İlk seferinde aşırı tepki alabilirsiniz ama olsun. Bunu birkaç sefer yaşayıp sorundan kurtulmanın verdiği mutluluk hiçbir şeye değişilmez.

Bunu yapmak genelde sandığınızda çok daha kolay olur. Fakat zor ve karmaşık durumlar da olacaktır. Bu gibi durumlarda da güvendiğiniz birilerinden destek almak, içinizi dökmekle başlayabilirsiniz işe.

Elinizden hiç ama hiç bir şey gelmiyorsa da uzaklaşmak, örneğin sizi üzen kişiyle görüşmemek, size mutsuzluk veren işten ayrılmak için plan yapmak da bir çözümdür.

Yeni yıla bardaklarınızı boşaltarak girmeniz dileğiyle :)

Tamamını oku · Yorumlar { 9 }

Öfkeni Tanı ve Faydalan

Suya vuran öfkeli el

Olaylar karşısında göstereceğimiz tepkileri alacağımız karşıt tepkilere göre mantığımızla tartar ve ona göre ayarlarız. Bu karşıt tepkiler ise anında (bir kişiden veya toplumdan) veya sonradan (kanunlardan, kurallardan) gelir.

Bir kuyrukta bekliyorsun, hava sıcak ve önünde daha elli kişi olmasına karşın sıra ilerlemiyor. Sorun ise sıranın en önünde olan, veznedara sürekli bir şeyler soran adam. Kendi kendine söylenmekten başlayıp, adamı kenara çekip ‘Yetti be adam’ diye bir güzel sopalamaya kadar giden değişik tepkiler verebilirsin. Tabi ki vereceğin tepkinin dozuna göre alacağın tepkinin dozu da değişecektir. Hiçbir tepki almamaktan, sopa yemeye veya hapse atılmaya kadar giden bir dizi sonuçlar karşılaşabilirsin.

Öfke, sevgili dostum, seni karşıt tepkilerin olmadığı ülkeye götürür. Korkularını yok eder. Kendine zarar vereceksin diyen sesi susturur ve benliğinin geri kalanını tamamen serbest bırakır. Seni dünyanın en haklı insanı gibi hissettirir. Öfke, insanın mantığını kapatma gücüdür. Elli kişilik sıranın en arkasındaki adamın gözünü karartıp, sırayı tıkayan adama uçan kafayla girmesine olanak veren şey öfkedir.

Öfkeyle ilgili bir sürü deyim ve atasözü var: ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’, ‘Öfkeden gözü dönmek’, ‘Öfkesi başına vurmak’. Bütün bunları toplarsan, öfke 3 şeyle ilgilidir; mantıksız tepki, kendine zarar, başkasına zarar. Arının iğnesi gibidir. O zaman, gayet işe yaramaz görünen bu öfke neden var

Ne işe yarar bu öfke

Soğuk savaş yılları geride kalmış da olsa, hala dünyayı defalarca yok edecek kadar çok nükleer başlıklı silah var. Nükleer silahların günümüzde tek kullanım alanları caydırıcılıktır. Yani sen bana atma, ben de sana atmayayım şeklinde kullanılıyor. Atılmadığı sürece caydırıcı ve faydalı, fakat eğer günün birinde birisi kullanmaya kalkarsa o zaman her iki taraf, bütün dünyayla beraber, mantıksız bir şekilde zarar görecek.

Öfke de caydırıcıdır. Hiçbir zaman kullanılmaması gereken ama orada olduğunun bilinmesinin yeterli olduğu bir silahtır. Ne kadar çok kişi sende bu silahın olduğunu bilirse o kadar etkili olur. Ama her kullandığında mutlaka o veya bu şekilde zararlı çıkarsın.

Öfkeyle bağıran kız

Mahallede, okulda, iş yerinde ‘ters’ insanlar vardır. İnsanlar tarafından çabuk parlayan, asabi olarak bilinir ve kimse kolay kolay o insanlarla ters düşmez, suyuna gider. Çünkü herkes bilir ki o insanın hoşuna gitmeyen bir şey yaparsa öfkelenir ve sonuçta kendisi de karşıdaki de zarar görür. Bu tür kişilere öfkeleri aslında fayda sağlıyor gibi görünse de, hiç kimse onlarla arkadaşlık kurmak istemez, ilişkileri en alt seviyede götürür. Kendi adıma en hoşlanmadığım ve hayati bir durum yoksa ilişkiye girmediğim insan türüdür.

Tabi ki dilimizde sadece öfke diye bir terim yok; kızgınlık var, sinirlenmek var, hoşuna gitmemek var. Bunlar da aslında büyüklük sırasıyla birbirini takip eder. Bazen insan bu aşamalardan yavaş yavaş geçerek sonunda öfkesine yenik düşer. Bazen de karşılaştığı olay çok büyük ve şok edicidir, o zaman da insan bir anda öfkelenir. Tıpkı bir savaşın önce topla tankla başlayıp iş ölüm-kalım’a dönünce nükleer silah kullanılması veya karşı tarafın bir anda füzeleri yolladığını gören ülkenin de kendi füzelerini anında yollaması gibi.

Çocukken evimizin yanında küçük bir meyve bahçesi ve bahçenin bir de yaşlı sahibi vardı. Her çocuk gibi bahçeden birkaç erik almak için planlar kurarken aklımın bir köşesinde hep yakalanma korkusu olurdu. Bu korkunun ana öğesi ise eli sopalı ve köpürmüş durumdaki yaşlı amcaydı. Onu hiddetten köpürmüş olarak değil de normal günlük hayatında gözümün önüne getirsem o kadar korkmazdım belki. İşte öfkenin gücü de tam olarak budur. Tüm insanlar, tüm insanların öfkelenebileceğini bilir ve bunun sonuçlarını düşünmekten bile korkar. Öfkenin gücü korkudur.

Öfke caydırıcıdır, kullanılmadığı sürece faydalıdır. Öfkeye kapılmış bir insan kendisini, dolayısıyla kaybedeceklerini düşünmez. Kaybedeceği bir şey olmayan bir insan çok tehlikeli olabilir.

Öfke sadece başvurulacak son çare iken kullanıldığında faydası zararından fazla olur. Ve son çare derken, gerçekten de son çareden bahsediyorum.

Öfkeye Alternatif Yaratmak

Liseye giderken oturduğumuz apartmanda komşulardan birisinin oğlu oldukça asabiydi. Ailesinde sorunlar ve hatta normal konular genelde kavga gürültüyle halledildiğinden, bu çocuk da o davranışı benimsemiş. Bir gün eve giderken yolda gördüm, sağ kolu tamamen sargıların içinde. Annesi bakkala göndermek istemiş, bu da televizyonda seyrettiği filmi bırakmak istememiş. Sonuç olarak kısa bir tartışma ve yumruklanan kapı camı sonrasında bütün kolu kesilmiş. Doğru acile.

Hayatta karşına birçok problem çıkar. İnsan ise olağanüstü bir problem çözme makinesidir ve karşısına çıkan her türlü sorunu türlü değişik şekillerde çözer. Sorunları çözmenin en iyi yolu yüzleşmektir ama bazen kaçmak veya erteleyip zamana bırakmak da işe yarar.

Öfkelenip bağırıp çağırmak, şiddet göstermek ise problemi, kendin ve etraftakilerle beraber “kırmaya” benzer. Sabır küpünü çözmek yerine sinirlenip kırmak gibidir. Sorunu anlık olarak yok edersin ama bu gerçek bir çözüm değildir.

Çözülmüş bir problem: sabır küpü.

Öfkeye kapılmamak için en önemli konu, problem çözme yeteneğini artırmaktır. Hayatta karşına çıkan her sorunun büyüklüğü, senin sorun çözme gücüne göre değişir. Nasıl ki ağırlık çalışan birisine tek elle 20 kilo kaldırmak kolay gelirken, bana zor geliyor :) aynı şey.

Sinir ve kızgınlık, çözemediğimiz, köşeye sıkışmaya başladığımız durumlarda ortaya çıkmaya başlar. Hala yapacak, deneyecek bir şeyleri olan insan çok sinirlenmez. Sinir ve kızgınlık da, eğer çaresizlik hali devam ederse öfkeye dönüşür ve insan kendisini kaybeder. Sürekli bu şekilde yaşayan birisinin bakışı ise yavaş yavaş nefrete doğru kayar. Nefret de öfkenin kronikleşmiş hali gibidir.

Karşına çıkan sorunları çözme yeteneğini artır. Sorunlar karşısındaki bakış açın, “off yine geldi beni buldu” değil “bu sorunu çözülebilir, ama nasıl” olsun. Olaylara bu şekilde olumlu yaklaştıkça ve sorunlarını çözdükçe, sorun çözme yeteneğin de artacaktır. İnsan tekrarladığı ve pratik yaptığı şeyleri öğrenir ve geliştirir.

Sorun çözmek deyince çok büyük bir alanı kapsıyor tabi ki. Ama temel olarak sırasıyla; sorunu fark etmek, anlamak ve analiz etmek, çözümler üretmek, çözümleri karşılaştırmak ve en iyisini seçmek ve uygulamak olarak özetlenebilir. Bu adımlardan her birisini ne kadar yetkin bir şekilde yapabilirsen, karşına çıkan problemleri de o kadar iyi çözebilirsin.

Son Nokta

Eğer öfke nöbetinin kapıda olduğu hissediyorsan, bir şeyleri kırmak veya karşındakinin suratına bağırmak üzereysen… filmi dondur. Sorunu çözememişsin. Çözebilseydin şimdi keyifle başarını düşünüyor olurdun.

Bu noktadan sonra yapabileceğin birkaç şey var. Ya öfkenin benliğini kaplamasına izin vereceksin, ya bir güzel yutkunup bastıracaksın yâda derin nefesler alıp veya güzel şeyler düşünüp (bir sürü benzer teknik var) geçiştireceksin. Dediğim gibi asıl olay, bu noktaya hiç gelmemek, ama yine de istersen şunlara bir göz at.

Ama şu da aklının bir köşesinde olsun, bazı durumlarda insan gerçekten yapabileceği her şeyi yapar ve karşıdakinin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Böyle bir zamanda öfkeye kapılmakla göreceğin zarar, kapılmamakla göreceğinden fazladır. Hiçbir zaman öfkelenmezsen, o zaman filmlerdeki klasik itilip kakılan gözlüklü küçük çocuk tiplemesine dönersin.

Hayatta gerçekten öfkelenmeni sağlayacak olayların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Eğer her gün, her hafta bir şeylere kızıp sinirleniyor ve öfkeden deliye dönüyorsan, o zaman sorun çözme konusunda alacağın çok yol var demektir.

İşin iyi yanı; sorunlarını çözdükçe, sorun çözme kapasiten de artar. Ve bu da öfke eşiğini daha yukarıya çeker. Aynı koştukça daha çok koşabildiğin veya okudukça daha hızlı okuyabildiğin, yemek yaptıkça daha da ustalaştığın gibi.

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }