Tag Archives | özgüven

İşaret Parmağı Sendromu ve Kendine Güven

Geçtiğimiz Pazar günü 3.5 yaşındaki kızım Nehir’le çocuk parkındaydık. Şu büyük dönen, boruya benzeyen kaydırakların olduğu bir parka götürdüm.

Genel olarak kızıma oldukça az müdahalede bulunurum, bir şeyi yapmak isterse izin veririm, istemezse zorlamam. Bu yaşlar kişilik oluşumu ve özgüvenin gelişimi için son derece önemli olduğu için, genelde destekleyici ve cesaretlendirici bir rol üstlenmeye çalışıyorum.

Kaydıraklar oldukça yüksek olduğundan doğal olarak çıkmak istemedi ilk başta. Sonunda bir ara diyalog şuna döndü:

- Hadi kızım korkma, çıkabilirsin,

- Baba sen de gel

- Kızım orası çocuklar için

- Olsun baba sen de gel, beraber kayalım

- Kızım kendin kayabilirsin, bak diğer çocuklar da kayıyor

- Babaaaa sen de geeell

Baktım kaçış yok, bizimkinin de tek başına kaymaya niyeti yok, beraber yukarı çıktık. Nehir’i kucağıma aldım ve beraberce kaydık aşağıya.

Bizimkisi çok sevindi, her sevindiğinde yaptığı gibi heyecanlanıp hızlı hızlı konuşarak „Hadi baba bi daha kayalım“ demeye başladı.

Tekrar çıktık yukarıya ve bir daha kaydık.

Daha sonra pek beklemediğim bir şey oldu, „Babacım sen şimdi burda dur, ben tek başıma kayayım.“ dedi Nehir.

Muhtemelen en başta belki korktu, belki yapabileceğinden emin olamadı, belki önce güvenli olduğundan emin olmak istedi. Daha sonra da kendine güveni gelince kendisi yapmak istedi ve yaptı da :) Sonra neredeyse 1 saat boyunca bir aşağı bir yukarı oynadı durdu.

O zaman aklıma, çocuklarını bağıra çağıra denize atıp yüzme öğretmeye çalışanlar geldi. Büyük ihtimalle zavallı çocuklara kendi rahat ettikleri gibi davransalar, çocuk kendiliğinden suya girecek.

Bu küçük anekdotu biraz daha genelleyebiliriz diye düşünüyorum. Bizim hikâyemizde, ben o kaydırakların güvenli olduğunu, Nehir’in de kolaylıkla yukarı çıkıp güvenli bir şekilde aşağıya kayabileceğini, kendimden %100 emin olarak biliyorum. Zaten bu kadar emin olmasam, tek başına kaymasını da istemezdim. Ama bunun böyle olduğunu asıl bilmesi gereken kişi, yani kızım, bilmiyor. Bunu öğrenmek için de benim önerdiğim yolu (Hadi çık da tek başına kay) değil kendi yolunu (Önce beraber kayalım) kullanmak istiyor.

Ben buna işaret parmağı sendromu diyorum. Bu sendromu yaşantımızın her yerinde görebiliriz. Aklımızdaki doğru her neyse onu gösterir; hafifçe bir-ileri bir-geri hareket edip tehdit eder işaret parmağımız. Bazen bizizdir işaret eden bazen de başkası bize doğru yolu gösterdiğini düşünür. Çoğunlukla da bizim iyiliğimiz için. Tıpkı benim hikayemde, kızının iyiliğini isteyen bir babanın yaptığı gibi.

„Beni dinle ve gösterdiğim gibi yap“ yaklaşımı çoğu zaman kolayımıza gelir, özellikle de ilkokuldan, asker ocağına hatta üniversiteye kadar emir-komuta altında yaşamaya alış-mış bir ulusun evlatları için.

Ama insanı geliştiren ve özgür kılan „Kendine güven ve öğrendiğin gibi yap“ olabilir mi

Tamamını oku · Yorumlar { 9 }

Kendine İnan (Bölüm 3: Hareket)

Kendine inan ve harekete geç

Bir arabayı harekete geçirmek için debriyaja bas, kontak anahtarını çevir, sonra yavaşça debriyajdan ayağını çekerken gaza bas. Otomatik viteslilerde buna bile gerek yok, gaza basınca gidiyor.

 Kendimizi harekete geçirmek ise bu kadar kolay değil fakat bunun da sebepleri var. En basitinden; arabalar istediğimiz yere giderlerken kendilerini düşünmezler, dosdoğru bir duvara da sürsen gıklarını bile çıkartmazlar. İnsan ise düşünür, tartar, olayı bilinçli olarak ve bilinçaltında çözümler. Eski tecrübelerine, başkalarının tepkisine, kendi yetisine, arzularına ve nice başka verilere göre inceler ve bir karara varır.

 Ve bu karar her zaman istediğin şey olmayabilir. Ve istediğin her şey her zaman karar olarak çıkmayabilir.

 Çok temel olarak bakarsan, şu anda etrafında gördüğün insan yapısı her şey ilk başta düşünceydi. Oturduğun sandalyeden, bu yazıyı okuduğun ekrana, sana kablolardan elektrik sinyali olarak interneti getiren teknolojiden, çayını içtiğin fincana kadar her şey belirli bir süre önce sadece düşünceydi.

 Önce düşünce oluşur, daha sonra insan bunu kafasında yoğurur ve olabileceğine inanmazsa bir düş olarak yitirir düşüncelerini. İnanılır gelenleri ise insanların hayallerine dönüşür ve bu hayali gerçekleştirmek için insan harekete geçer.

 Benim motivasyon deyince anladığım böyle bir şey. Latince köklerine bakarsan da ‘motivus’ yani harekete geçiren sebep demek.

 İnsanın harekete geçmesi için iki şeye ihtiyacı vardır: hayal ve inanç. Bir hayale olan inanç ise şans eseri ortaya çıkmaz, önceki yazıyı hatırlarsan inançlarını YÖNETmen gerekir.

 Doğduğuna ve varlığını sürdürdüğüne göre bir şeyler de yapıyorsun. Fakat bu yaptıklarına kim karar veriyor Sen mi yoksa başkaları mı Hayallerini kendin YÖNETmezsen bunu senin için yapacak birileri her zaman çıkar.  

 Yaptığın her şeyi SEN istediğin için yapmıyorsun; beynindeki ve bedenindeki bin türlü mekanizma, birkaç sinir hücresi ve birkaç damla hormon, yapılması gereken şeyin o olduğuna karar verdiği için yapıyorsun. SEN sadece mekanizmalardan bir tanesisin. Fakat bunun bilincine varırsan, işte o zaman tüm çarkları istediğin gibi çevirir, sadece istediklerini yapar ve istediğin yere gidersin.

 Ve sanırım bir insanın gerçek mutluluğu böyle tadar.

 Kendimi Düelloya Davet Ediyorum

 Beyaz Tavşan’ı yazmaya başladığımdan beri aklımın bir köşesinde beni çok rahatsız eden bir konu var:

 Çok kilolu olmasam da ideal kilom olan 75′in üzerindeyim. Uzunca bir süredir spor ve egzersiz yapmamış olmanın getirdiği türlü eklem ağrısı, kıtırtılar, yokuş çıkarken zorlanmalar da cabası.

Tahmin edebileceğiniz gibi, defalarca forma girme girişiminde bulundum. Fakat her seferinde bir şekilde saptım ve hep eskisinden daha kötü bir konumda buldum kendimi. Artık yaşımın 30′u geçmeye başlayıp metabolizmamın da yavaşlamaya başlaması da tuz biber oldu.

 Bu yazıyı yazarken, aklıma bendeki forma girme fikrini YÖNETİ’ye göre incelemek geldi ve bakın ne buldum:

 Yol: Ne yapmam gerektiğini biliyor gibiyim ama hangi egzersizleri ne zaman yapacağım, sabah kahvaltıda ne yiyeceğim, öğlen ne yesem gibi soruların hiç birine verecek net cevabım yok. O yüzden 3 puan.

 Örnekler: Fazla kilolu olup da zayıflamak isteyen çok iyi bildiği üç kişi var; annem, teyzem ve dayım (bu yazıyı okursanız affedin, iyi bir amaç uğruna afişe ediyorum :) ) ve hiçbirisi de pek başarılı olmuş değil. Televizyonda gördüğüm ‘günde 10 dakika çalışıp sert karın kaslarına sahip olun’ reklamlarına da inanmıyorum. Sonuç olarak örneklere 2 puan.

 Netlik: Sonuç olarak neler kazanacağım, neye benzeyeceğim veya benzemek istiyorum Bol kaslı bir plaj güzeli mi Yoksa incecik hint fakiri gibi birisi mi Yoksa Lost’taki Jack’e mi Dostum hiçbir fikrim yok. 2 Puan

 Emek: Aç kalacağım, çok yorulacağım, sinirli olacağım ve aklım fikrim yemekte olacak. Bu işin kesinlikle çok zor olduğuna eminim. Zor dostum zor dostum bu böyle olmaz…1 puan

 Tecrübe: Birkaç günden de ibaret olsa iyi tecrübelerim var. Hatta ne zaman yediklerime dikkat edip spor yapmaya başlasam kendimi iyi hissetmeye ve zayıflamaya başlıyorum. Yine de uzun süreli bir başarım yok. 5 puan.

 İstek: Çok istiyorum. Hatta keşke parmağımı şıklatsam ve olsa. 10 puan.

 Ortalama 4 puan. Yani ben bu işe pek inanmıyorum. Peki inanmam için ne gerekiyor diye bakınca, aslında ortada.

 Yol puanını artırmak için nasıl yapacağımı planlamak (kahvaltıda ne yiyeceğim, ne zaman, ne kadar hangi egzersizleri yapacağım vb..) ve bunları gerçekleştirmek için gerekli ortamı hazırlamak (alışveriş, spor için kitap veya video bulmak gibi).

 Örnekler için bana benzeyen ve gerçekten zayıflayıp form tutmuş birkaç kişi bulup görüşmek, internette aramak, hatta en iyisi birisiyle beraber bu işe başlamak (eşim de bu aralar spora başlamak istiyor mesela)

 Netlik konusunda ise biraz düşünmem lazım. Ne kadar zayıflayacağım, hangi kiloya ve boy ölçüsüne düşmek istiyorum, aynada nasıl bir görüntüm olsun istiyorum. Bunları netleştirince bir de sayıya dökmek en iyisi.

 Emek ve Tecrübe konusunda fazladan bir şey yapmayacağım, çünkü bendeki 10 numara isteği de göz önüne alırsan, bu saydığım üç faktöre beraber beni harekete geçirmek için yeterli olacaktır.

 Ve kendimle olan düello kısmına gelirsek; eğer ben kendi yöntemimi kullanarak başarıya ulaşamazsam, o zaman bu yöntem çok da işe yaramıyor demektir. Yani kötü ateş edersem kendimi vurmuş olacağım. Sanırım öyle bir durumda Beyaz Tavşan’a da noktayı koymak dürüstlük açısından en iyisi olacaktır.

 Fakat başarıya ulaşırsam, o zaman burada yazdıklarımı kanıtlamış olacağım ve sürekli aklımın bir köşesinde durup beni rahatsız bu iş de bitecek. Yani iyi bir atış hem beni hem de Beyaz Tavşan’ı kurtaracak.

 Kendime, hazırlık yapmak için bir hafta veriyorum ve haftaya Pazartesi günü (ayın 16′sı), yaptığım plana göre dört hafta denemesine başlıyorum. Her birkaç günde bir son durum ve genel gidişat hakkında kısa yazılar da yazmayı planlıyorum.

 Kendime inanıyorum ve artık hareket zamanı. Eğer sen de bu dört haftada bana katılmak istersen, düşüncelerini yazarak bir başlangıç yapabilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Kendine İnan (Bölüm 2: Hayaller)

Akira Kurosawa'nın Düşler filminin afişi.

Başarılı olmak herkes için farklı bir anlam taşısa da başarılı insan deyince herkesin kafasından aşağı yukarı aynı isimler oluşuyor. İlginçtir ki; gerçekten başarılı olmuş hiçbir insan aynı değil. Sakıp Sabancı fakir bir çiftçinin oğlu, Fatih Terim engelli babasıyla altı yaşından itibaren çalışmaya başlamış, Atatürk iki yaşındayken üç kardeşini, yedi yaşındayken de babasını kaybetmiş, Orhan Pamuk ise kalabalık ve hali vakti yerinde bir aileden geliyor. Edison’u algısı yavaş olduğu için üç ay sonra ilkokuldan uzaklaştırmışlar, Oktay Sinanoğlu altı yaşındayken babasını kaybetmiş, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yuvasında büyümüş. Bill Gates ise gayet varlıklı bir aileden geliyor ama üniversiteyi ikinci sınıfta terk etmiş.

Birbirlerinden bu kadar farklı, yaşamları ve başarıları bu kadar değişik olan insanların, dilleri farklı bile olsa hayatlarının bir döneminde söyledikleri benzer bir şey var; ‘Bir hayalim vardı ve peşinden gittim’.

Biz normal insan evlatları bunları duyup iç çekeriz. Bak adam hayalinin peşinden gitmiş ve başarmış. Aslında itiraf edelim, bu başarı öyküleri bize peri masalı gibi gelir. Bizim ‘gerçek’ dünyamıza ait değildir sanki. O başarıyı gerçekleştiren insanda mutlaka bizdekinden farklı bir özellik ararız (ve buluruz). Çok istekli, arzulu, akıllı, yetenekli, ileriyi gören, hırslı, şefkatli, iyi eğitimli, kara cahil, 10 kardeşin en küçüğü, aileden zengin, … listeyi istediğin kadar uzatabilirsin. Fakat sen de büyük şeyler başarmak ve istediklerine ulaşmak istiyorsan, bakman gereken şey farklılıklar değil ortak bir nokta. Yani hayaller.

Çocukken hayal gücü çok geniştir, hatta büyüklerin de hoşuna gider, ‘Maşallah çok geniş hayal gücü var çocuğun.’ derler. Fakat bir süre sonra ne olursa olur, hayal gücü çok geniş diye takdir edilen çocuk, hayalperestlikle “suçlanan” bir yetişkine döner ve “hayatın gerçeklerini” görmesi istenir. Ve çoğu görür de. Görmeyenlere de başarılı insanlar diyoruz sanırım. :)

Hayallere inanmak

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir -Einstein

Nesneleri hayalimdekine göre resmederim, gördüklerime göre değil. -Picasso

Hayal kurmak ve onlara inanmak birbirinden çok farklı şeyler. Her insan her gün mutlaka hayal kurar fakat bunların çoğu sığ olur. Mesela sayısal loto çıksa ne yaparsın (popüler) sorusuna karşın, ev alırım, araba alırım, işi bırakırım, dünyayı gezerim gibi beylik cevaplar verilir. Ne soran ne de cevaplayan, bu anlatılanların olacağına inanmaz, fakat hayallerden konuşmak bile eğlenceli olduğunda bu geyik muhabbeti hiç bitmez.

İnsanın hayallerini gerçekleştirmek için tek bir şeye ihtiyacı vardır: harekete geçmek. Fakat doğamız gereği her aklımıza gelen şey için harekete geçmiyoruz, öyle olsaydı şişman insan kalmazdı dünyada. Her aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz.

Bir hayalini, mesela istediğin kariyer, iki kefeli bir terazi olarak düşün. Kefelerden bir tanesi düş diğeri de gerçeklerdir. Kefelerdeki ağırlıklar ise senin inancındır. Eğer hayalinin sadece bir düş olarak kalacağına inanıyorsan o zaman düş kefesi ağır basar ve hayalin düş olarak kalır. Fakat inancını gerçek kefesine koyarsan o zaman gerçek kefesi yavaşça dolar ve bir noktadan sonra gerçek kefesi ağır basar. Artık o noktadan sonra hayalin gerçekleşmeye başlayabilir.

Burada bir parantez açıp inanç konusu üzerine bir şey belirteyim. Bu terazi olayı tabii ki bir mecaz ve Sır/Secret vari bir hava olsun istemiyorum. (Hala duymamış olan varsa, Secret diye bir kitap&film var ve buna göre insanın tüm beklentileri ve istekleri aslında koşulsuz olarak evren tarafından sağlanıyor). Öte yandan insan beyninin ve bilincin günümüzde hala çözülememiş olmasından yola çıkarak, inancın bize öğretilenden çok daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Çok uğraşsam da hayallerim inanılır gelmiyor

Herhangi bir hayal kurduğun zaman, daha en başta varsayımlarına dayalı belirli bir inancın vardır. Aşağıdaki bazı maddeler yazdım, bunlardan ne kadar çoğu bu hayal için geçerliyse, o hayalin gerçekleşebileceğine o kadar inanırsın. Bu maddeleri düşünerek ve gözlemleyerek ve okuduklarımı tartarak kendim çıkarttım, liste tam olmayabilir fakat oldukça gerçekçi.

  • Yol: Bu hayali gerçekleştirebilmek için neler yapmalısın
  • Örnekler: Bu hayali gerçekleştirebilmiş kaç kişi var
  • Netlik: Sonuçta neler kazanacağını ve kaybedeceğini biliyor musun
  • Emek: Bu yolda ilerlerken ne kadar emek harcayacaksın
  • Tecrübe: Bu hayalinle ilgili olumlu tecrüben var mı
  • İstek: Bu hayalin gerçekleşmesini ne kadar istiyorum

Bu YÖNETİ modeline göre hayallerimizin ne kadar inanılır geldiğine birkaç örnekle bakalım şimdi. Bütün maddelere 1 ile 10 arası puan vereceğim; 10 en ideal durum, 1 ise en istenmeyen durum. Terazinin denge noktasını 5 puan olarak düşün. Ortalamada 5′in altına düşersen hayalimiz düş olarak kalacak, 5′in üzerine çıkarsa bir şekilde gerçekleşecek. Bu puanlama tabii ki kişiden kişiye çok farklılık gösterir, uygulama yaparken en iyisi çok düşünmeden aklına ilk gelen puanı vermek.

Liseli bir öğrencinin ÖSS’yi kazanıp üniversite okuma hayali ne kadar inanılır:

  • Yol-9: Dershaneye git, özel ders al, soru çöz.
  • Örnekler-9: Herkes sınava giriyor, yüz binlerce insan her sene kazanıyor.
  • Netlik-8: Üniversite çok önemli, diploma olmadan iş yok.
  • Emek-3: Çok çalışmam lazım.
  • Tecrübe-9: Zaten senelerdir ders çalışıyorum, yine aynı şey.
  • İstek-7: Annem istiyor, babam istiyor, ben de çok özeniyorum.

Ortalama 8…inanılır ve gerçekçi bir hayal.

Peki, aynı öğrencinin bisikletle dünyayı dolaşma hayali ne kadar gerçekçi gelir kendisine:

  • Yol-2: Nasıl yapılır pek bilgim yok.
  • Örnekler-2: Arada sırada gazete de haber çıkar böyle insanlar hakkında. Tanıdığım hiç kimse yok.
  • Netlik-2: Gezerken iyi de sonra ne olacak Dönecek miyim, hep gezecek miyim, nereye kadar
  • Emek-3: Sanırım çok uğraşacağım. Sürekli pedal çevir, bilinmeyen yerlerde gez. Tehlikeli bile olacak.
  • Tecrübe-4: Bisiklete binmeyi seviyorum. Dünyayı dolaşmadım ama pedal çok çevirdim.
  • İstek-5: Kulağa hoş geliyor ama…

Ortalama 3 puan… Düşler ülkesindeki yerini alan bir başka hayal.

Bu hesapları her insan bilinçaltında otomatik olarak yapar ve ortalama puan içimizde bir inanç hissi olarak bilincimize sunulur. Kendi adıma, hayallerimi buna göre değerlendirince, onlara inanma seviyemle buradan çıkarttığım ortalama puan tutuyor. Tabii ki bütün bu puan sistemi tamamen öznel (sübjektif) ve bilimsel bir geçerlilik ararsan bulamayacaksın.

Sonuç olarak, yazının başında söylediğimi tekrarlamak istiyorum: İlk aklımıza gelen için değil ama bize inanılır ve gerçekçi gelen hayallerimizin peşinden gidiyoruz. İlk hayal kurduğunda şartlar sana imkânsız görünebilir, hiç inanılır gelmeyebilir. Ama bir hayale olan inancını arttırmak veya azaltmak aslında senin ellerindedir. Hayalini daha inanılır kılmak ve kendini harekete geçirmek içinse şartlarını iyileştirmen gerekir. Nasıl mı

İnancı kuvvetlendir

  • Yol: Eğer hayaline nasıl ulaşman gerektiği hakkında bilgin çok azsa bunu arttır. Bu konuda bilgi topla, kitap oku, araştır, konuş. Kendine ‘Bu hayalin gerçekleşmesi için neler yapmam gerekiyor’ sorusunu sorduğunda, kafanda net bir cevap olsun.
  • Örnekler: Hayalini gerçekleştirmiş insanlarla tanış, yaşamlarını oku, yazdıklarını oku. Mümkünse bu gibi insanların daha çok bulunduğu ortamlara katıl. Ziyaretler yap ve böylece örnekleri çoğalt.
  • Netlik: Hayalin gerçekleştiğinde hayatının her yönüyle nasıl değişeceğini, makul bir şekilde tasavvur et. Örneğin zayıflamak mı istiyorsun, o zaman yapacağın şeyleri, nasıl görüneceğini, insanların tepkilerini, artan sağlığını fakat bunun yanında değişen yeme alışkanlıklarını, spor alışkanlığını düşün. Bu hayalin gerçek olunca hayatın neye benzeyecek sorusunun cevabını kafanda mümkün olabildiğince netleştir.
  • Emek: Bazı işleri yapmanın birden fazla yolu vardır. En basitinden, bir yere koşarak da gidebilirsin, arabayla da gidebilirsin. İkisinde de harcadığın emek farklı olur. Bazen de işler gözümüzde büyür, kolay yapılacak şeyler bile sanki çok zor gelir insana. Yapman gereken, hem ne kadar emek harcayacağını gerçekçi bir biçimde tahmin etmek hem de varsa yapmanın daha kolay yollarını aramak.
  • Tecrübe: Daha önce buna benzer bir şey yapmadıysan, yavaş yavaş yapmaya başlayabilirsin. Mesela bisikletle dünya turu konusu için, belki hafta sonları şehir dışına gidip gelmeyi deneyebilirsin. Bir yöntem de bu tecrübeyi kafanda canlandırmandır. Yani gözlerini kapat ve hayalinin gerçekleştiğini düşün. Nerdesin, ne yapıyorsun, hoşuna gidiyor mu, kimlerle konuşuyorsun, ne diyorlar, ne görüyorsun, ne duyuyorsun, ne hissediyorsun. Bu zihninde canlandırma gerçekten işe yarıyor, detaylara ne kadar dikkat edersen o kadar iyi.
  • İstek: Bazı hayallerimiz bize aittir bazıları ise başkalarına. Hayallerimiz kendi benliğimizle ne kadar uyumlu olursa, onu gerçekleştirmek için olan isteğimiz de o kadar fazla olur. Fakat zorunluluk ve isteği iyi ayırmalısın. Örneğin ailen doktor olmanı istiyor olabilir, sen de kendini bu konuda şartlandırabilirsin, fakat aslında hissettiğin şey istek değil zorunluluktur. Zorla güzellik olmaz :)

Bunlardan ilk beşi, yani YÖNET kısmını geliştirmek için ne yapabileceğini yazdım. Fakat istek aynı değil. Bir hayalinin gerçekleşmesine olan isteğini değiştirmek için kendini değiştirmelisin ki bu konu bu yazının sınırları dışında ;) Fakat bu tekniği zaten istediğin şeyler için kullanacağını düşünürsek, burada zaten bir sorun yaşamayacaksın.

Peki, şimdi ne olacak

Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın. -Walt Disney

Çok zor bir şey vardır ya, harekete geçmek, bundan sonra o olacak. Önce düşündük, şimdi hayalini kurduk ve sonra gerçekleştireceğiz. Motivasyon diye çok popüler bir kavram var, herkes onu artırmanın peşinde. Ben de, her “kişisel gelişim uzmanının” en az bir kere üzerine yazması gerektiği gibi dizinin bir sonraki yazısında motivasyon ve harekete geçmek üzerine yazacağım.

Bu noktada kafanda üç düşünceden birisinin belirmiş olduğunu düşünüyorum. Ya bütün bu yazdıklarım mantıklı geldi. Ya ‘ne saçmalamış bu adam böyle’ diyorsun, ya da kararsız kaldın. En kötüsü kararsızlık, kararsız kaldıysan sindirerek tekrar bir okumanı tavsiye ederim. Fakat anlattıklarım saçma veya inanılmaz geldiyse, bu yazı dizisinin sonuna kadar oku ve son kararını öyle ver. Bu esnada okumaya başlarken içinde olabilecek ön yargılarını kısa bir süreliğine kenara koyman yardımcı olacaktır.

Bir sonraki yazıya kadar yapabileceğin küçük bir çalışma var. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğin şeyleri veya gerçekleştiremediğin düşlerini YÖNETİ ye göre bir gözden geçir, ne kadar uyum gösterdiğine bak. Yeterince inanmadığın düşlerini gerçeğe çevirmek için yapabileceğin bir şeyler yok mu

Tamamını oku · Yorumlar { 30 }

Kendine İnan (Bölüm 1: Düşünceler)

Kendimi bildim bileli hep kendimi geliştirmek için çaba gösterdim ve bunu zevkle yaptım. Yeni bilgiler edinmek, farklı bir şeyler ortaya çıkartmak, kendimi, insanları, evreni, yaşamı, bilinci daha iyi öğrenmek konusunda hiç bastıramadığım bir açlığım var. İnternet yaygınlaşıp bilgiye ulaşmak kolay ve ucuz bir hal alınca, belki de kaçınılmaz olarak Beyaz Tavşan’ı ortaya çıkarttım ve şimdiye kadar sadece kendimle ve birkaç kişiyle yaptığım paylaşımı, katılmak isteyen herkese açtım.

Altında yatan asıl sebep çok önemli değil, fakat herkesin hemfikir olacağı gibi her insanda bir dışlanma fobisi var. Fikirlerini açıkça söylemek, topluluk önünde konuşmak, “normal” insanların garip karşılayabileceği şeyler yapmaktan herkes çekiniyor. İlk başta ben de çok zorlandım. İlk yazıyı yazdıktan sonra bir süre tanıdığım çoğu kimseye söyleyemedim ve aklımın bir köşesinde hep acaba komik duruma düşecek miyim sorusu oldu. Bir süre sonra ziyaretçi sayısı artmaya başlayınca ben de tanıdıklarıma yaymaya başladım. İlk başta herkese gelip geçici bir heves gibi göründü, açıkçası bana da öyle geliyordu. Fakat yazmaya devam edip de ziyaretçi sayısı artmaya devam edince, üzerine yorumlar da gelmeye başlayınca geçici bir heves olmadığı anlaşıldı. Şimdilerde ise şu soru gelmeye başladı:

Ciddi misin Yazdıklarına gerçekten inanıyor musun

Yoksa kendimi olmadığım birisi gibi göstererek okuyanları kandırmaya mı çalışıyorum Bakın ben aştım, şimdi sıra sizlerde diyerek egomu mu tatmin ediyorum Amacım bir şekilde para mı kazanmak

Önce şu sorunun cevabını tam olarak vereyim: Yazdıklarımın bir kısmı kendi hayat tecrübelerim. Geri kalanlar da sıkı sıkıya inandığım ve uyguladığım ilkeler. Evet, yazdığım her şeyde ciddiyim ve hepsine inanıyorum.

Gerçekten inanmadığım şeyleri yazsaydım bu soruyu sormaya zaten kimse tenezzül etmezdi, buna gerek görmezdi çünkü sahteyi herkes ilk görüşte zaten anlar. İnsanların en iyi yaptıkları şey sahteyi anlamaktır. Fakat gerçeği anlamakta maalesef o kadar yetkin değildir insan, bu yüzden gerçek olabileceğini düşündüğü bir şeyin gerçekliğine emin olmak için ince eleyip sık dokur. Çünkü inanmak her şeydir ve kimse bir yalana inanıp peşinden gitmek istemez.

Beyaz Tavşan’ı hayat görüşü anlamında hayatımın miladı sayıyorum. T.Ö. ve T.S. – Tavşandan önce ve Tavşandan sonra ;) T.Ö. de kişisel gelişim kitapları, psikoloji üzerine makaleler okuyordum. Fakat çoğunu maalesef sadece okumakla yetiniyormuşum. Oku oku oku… Bravo çok güzel yazmış, hepsi de ne kadar doğru. Sonra Sonrası yok, sabah kalk ve hayata aynen devam et. En büyük sorun neydi biliyor musunuz Okuduklarımı sanki bir masal gibi okuyordum. İşte Stephen Covey böyle yazmış, Doğan Cüceloğlu böyle açıklamış, Seth Godin böyle yapın demiş…miş…mış. Fakat bir yandan bu kitapları okuyup hayatımda nasıl da hedefler edinip, amaçlar bulup, kendimi tanıyıp, bilincimi arttırıp süper başarıyı yakalayacağımı düşünürken, diğer yanda akşam yemeğinde yoğurtlu kabak dolmasının yanında kola içip televizyonda bilmem ne dizisini seyredince insan haliyle kendisine inanmıyor. Bir imaj var insanın kafasında, Doğan Cüceloğlu sanki kuru fasulyenin yanında soğanı tuza banıp yemez gibi geliyor. E ben yiyorum, o zaman elveda hedefler, güle güle amaçlar.

Kendimi hiçbir zaman diğer insanlara göre üstün veya alçakta görmedim. Fakat eşit de görmedim. Bana göre her insan diğerinden çok farklıdır. İyi-kötü, yüksek-alçak olarak sınıflandırma olduğuna inanmıyorum. Yine de şuandakinden çok daha fazlasını yapabileceğine inanmak çok zor geliyor insana. Kendine yakıştıramadığından değil, çoğumuz hemen her şeyi yapabileceğimizi düşünüyoruz bence. Ama buna kesinlikle inanmıyoruz. Çıtanın üzerinden atlaBaşarılı olabileceğimizi düşünüyoruz ama ÇOK başarılı olabileceğimize inanmıyoruz. Ve bu ÇOK başarı denen çıta çoğumuz için ÇOK alçakta duruyor.

Ne kadar yazık. Hem kendimize yazık, hem de yapabileceklerimizle tüm insanlığa sağlayabileceğimiz katkılar heba olduğunda yazık. Bazı insanlar vardır, arada sırada oturup ne zaman emekli olacağını hesaplar ‘emekliliğe on yıl kaldı’, ‘ohooo daha bizim yirmi yıl var’ gibi de yorumlar yaparlar. Bazıları da ‘emekliliğe iki yıl kalmış’ diye sevinir. Bu kişiler için faydalı bir yer öneriyorum, böylece emekliliği de geçip daha ilerisini planlayabilirler.

Geçmişte yaptıklarımıza bakarak kendimize sınırlar koyuyoruz ve kitaplarda, filmlerde, dizilerde, bu sitede, orada burada herkes bağıra çağıra ‘kendine inan, kendi sınırlarını kendin çizersin’ dediği halde buna inanmıyoruz. İnanmayı geçtim, bir ihtimal doğrumudur diye denemiyoruz bile.

Ben içimdeki korkulara teslim olup Beyaz Tavşan’ı açmasaydım ne olacaktı Hiç. Benim için Ocak ayından bu yana geçen beş ay boyunca, zaten olacak olaylardan farklı hiçbir şey olmayacaktı. Fakat aklımın bir köşesinde böyle bir siteyi açmak kalacaktı.

Önce ücretsiz hizmet veren bir yerde yazmaya başladım, fakat yazdıklarıma başkasının sahip olması fikri hoşuma gitmedi ve devam etmedim. Yine de bir kere işe başlamıştım, en azından internette benim de oluşturduğum bir şey vardı artık. Bundan sonraki dört ay boyunca kendi sitemi nasıl kurabileceğimi araştırdım ve işte karşında. Belki bir sene önce, internette kendi sitem olacak ve her gün birçok insan ziyaret edecek diye düşünsem, olabilir gelirdi ama buna inanmazdım. Şimdi bunun olabildiğini gördüm ve inanıyorum.

İçten içe aslında ne kadar akıllı olduğunu bilmek, olayı çözdüğünü düşünmek, televizyonda magazin programı seyredip ‘Aaaa ne kadar da salak insanlar’ demek hiçbir şeyi çözmüyor. Düşünceler çok değerlidir derler. Ben tam aksini düşünüyorum, düşüncelerin beş kuruşluk değeri yoktur. Günümüzde herkesin her şey hakkında düşüncesi var, en sık duymaya başladığım cümle ‘süper bir fikrim var, birisi yapsa şahane olur’. Dostum bu aralar herkesin süper bir fikri var maalesef. Arz-talep dengesine göre arz attıkça değer de düşüyor. Talebin yüksek olduğu sektör ise ‘düşünmek’ değil ‘yapmak’. Çok iyi gitar çalabileceğini düşünmen, günün birinde bir yerde bir restoran açmayı istemen, ÖSS’de istediğin yeri kazanacağın hayalini kurman veya şirkette bir üstündeki yöneticiye bakıp ‘benim ondan ne eksiğim var, hatta daha da iyiyim’ diye düşünmenin hiçbir değeri yok. At çöpe gitsin. Düşüncelerine inanıp peşinden gitmediğin sürece otur düşün. Hindiler de çok düşünürmüş, ama eninde sonunda tencereye giriyorlar. Düşünmek yetmez, kendine inanacaksın. İnanarak başlayıp yaparak devam edeceksin.

Yazarken çok heyecanlandığım bu yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere. O zamana kadar, henüz okumadıysan bu yazıyı okuyarak aklına gelen ve ertelediğin her hangi bir konuda harekete geçerek hayatında bir değişiklik yapmayı dene.

Tamamını oku · Yorumlar { 5 }

Kendin Olacak Kadar Cesur Ol

Dikenli çalıya dokunursan eline batar, fakat sıkıca kavrarsan kökünden sökebilirsin.
William Nichols

Kendine galip gelen, bütün âlemi hükmü altına alır.
Nizami

Hayatta hiçbir şey kesin veya garanti değil. İnsanın bu kesin olmayan dünyada kendini güvende hissetme isteği, günümüzde en çok arzulanan olgu oldu. “Sakın yabancılarla konuşma, aman eve geç kalma, sesini yükseltme, ilgi çekme”. Haber bültenleri; trafik kazaları, savaşlarda ölenler, yanan evler, depremler, çatışmalar, cinayetlerle dolu. Devir kendine dikkat devri, aman eğ başını önüne ve ses çıkartma, sağlama al. Cesaret kelimesi her geçen gün dağarcığımızdan biraz daha kayboluyor. Belki de cesur kahraman temalı epik filmlerin ve dizilerin son zamanlarda artması, insanların özlemle hatırladıkları o eşsiz hissi tatmak için seve seve para vermeleridir.

Toplumsal sağduyuya göre, güvende olmak için hayatını tepkisel yaşaman gerekir. Yani kendi kararlarını almadan, kendini akışa bırakıp hayatın sana sunduklarına refleks tepkiler vererek. İşini sevmediğin halde emekliliğe gün sayıp çalışarak. İlişkin yürümediği halde idare ederek. Kendi hedeflerini değil başkalarının isteklerini yerine getirmek için çalışıp didinerek. Günlerini yaşamın sana iyi bir şeyler getireceğini umarak tüketip sonunda yatağında güvenle ölerek.

Güvende olmak için hayatının geri kalanını feda ediyorsan sana kötü bir haberim var: Güvenlik diye bir şey yok. Kabuğundan çıkmaman karşılığında sana sunulan şey sadece sanal bir güvenlik duygusu, deniz dibindeki bir midyenin hissettiği cinsten. İyi bir midye ol ve tüm hayatını kabuğunu kalınlaştırarak geçir. Küçük midye, dışarıda sadece daha çok su var, görülecek hiçbir güzellik, gidilecek hiçbir yer senin kabuğundan daha iyi ve güvenli olamaz. Kalın kabuğunda güvenle günlerini geçir, ta ki birisi tadına bakmaya karar verip dünyanı param parça edene veya boş kabukların okyanus tabanına gömülene dek.

Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuyu yenebilmektir.
Nelson Mandela

Hayatta elbette karşına gerçek tehlikeler de çıkacak. Fakat gerçek olanla, sadece kafanda kurdukların arasında büyük uçurumlar olabilir mi Normalde gerçek tehlikelerde tetiklenmesi gereken korku hissin, toplumsal şartlanmalar nedeniyle sanal tehlikeler için de harekete geçiyor olabilir mi Parasız kalma korkusu, işsiz kalma korkusu, yalnızlık korkusu, arkadaşlarca dışlanma korkusu, aptal durumuna düşme korkusu, başarısızlık korkusu, başarı korkusu, … Bütün bu korkularından sıyrılabilseydin, bunların gerçek olmadığını anlasaydın hayatın nasıl değişirdi Gerçekleri kendine cesurca itiraf edip mazeret bulmaktan vazgeçseydin yaşamında neler değiştirirdin

Cesareti Hatırlamak

Servetini yitiren az, dostunu yitiren çok, cesaretini yitiren her şeyini kaybeder.
Cervantes

Cesaret sadece kahramanlara özgü veya sadece savaş ve yangın gibi durumlarda yapılan bir eylem değildir. İşin doğrusu cesaret bir eylem değil bir erdemdir, içgüdülerine karşı koyarak bilinçli kararlarını uygulamanı sağlayan en önemli erdem.

Korku karşısında temel olarak iki tepki verilir: Kal (ve savaş) veya Kaç (ve kurtul). Tepkiler davranışlara, davranışlar benliğine şekil verir ve bir süre sonra ne yapıyorsan o olursun. Kaç-kurtul tutumu özellikle günümüzde çok popüler, bu yönde teşvik ediliyorsun. Ne kadar iyi kaçıp kurtulursan hayat o kadar kolay geçiyor. Bu davranışı huy ediniyorsun ve her başarılı kaçışında biyolojik ödül mekanizman çalışıyor, bu huyunu güçlendiriyorsun ve hayat standardın haline geliyor. İçinde kal savaş diye gürleyen sesi susturmak için bahaneler üretip onu kandırıyorsun, işini sevmiyorsun ama ne yaparsın ekmek parası, spor yapamazsın çünkü vakit yok, sigarayı bırakamazsın çünkü “çok” zor.

Ama o ses hala orada değil mi Belki sadece kafanın içindeki fısıltılardan ibaret, televizyondaki en sevdiğin diziyi seyrederken bile seninle konuşuyor. Kırıntılarla yetinmek, hayatını anlamsızca harcamak istemiyor. Sen başarılı insanları eleştirirken o kendine bakmanı öğütlüyor, sabah aynanın karşısında ümitsiz ve heyecansız suratını görünce sana kızıyor, korkuyla kaçtığında geriye doğru bakıyor ve keşke diyor… keşke kalacak cesaretin olsaydı. Seni buraya getiren de o sestir belki. Hayatın boyunca kulaklarını tıkasan da, İnternet’te duraksız mesajlaşarak veya televizyonun sesini biraz daha açarak duymazdan da gelsen, o hep orada. Son nefesini verirken hala aynı şeyi tekrarlıyor olacak; keşke olabileceğin muhteşem kendin olacak cesaretin olsaydı.

Seni güdülen koyunlardan ayıracak tek bir şey var, kafanın içindeki o ses, yani benliğin. Sesi susturmak sana kısa süreli bir rahatlama duygusu verebilir, tıpkı tiryakinin içtiği sigaranın verdiği anlık huzur gibi. Benliğini uyutup kendini korkuya ne kadar kaptırırsan, güvenlik arayışın o kadar artacak. Güvenlik arayışın arttıkça daha çok korkacak ve başını belaya sokmaması için benliğini daha çok bastıracaksın. Bu kısır döngüde ne kadar çok kalırsan, o kadar cesaretsiz, kişiliksiz olacak ve o derece insanlıktan uzaklaşarak sürüdeki herhangi bir koyun olmaya yaklaşmış olacaksın.

Gözlerini Cesurca Aç

Uyan! Uyumak için önünde sonsuzluk var.
Ömer Hayyam

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar.
Arthur Schopenhauer

Gerçek güvenlik etkiden gelir. Kendin ve çevren ne kadar etkin altında olursa, o kadar güvende hissedersin. Bu his, toplumun sunduğu sanal güvenlik duygusundan çok daha değişiktir, içinde korku barındırmaz, gerçektir. Bunu başarabilmek için öncelikle hayata tepkisel değil etkisel bakmalısın. Hayatın sana neler getireceğini boş ver, sen hayattan neler istiyorsun Gelecek hamleye nasıl karşılık vereceğini düşünme, bir sonraki hamleyi sen yap.

İçindeki ses sana neler fısıldıyor Eğer insanlar seni ciddiye almıyorsa bunu inkâr etme, bir sonraki sigarayı yaktığında, aslında bırakmak istediğini itiraf et. Geceleri sadece sıkıntıdan televizyon seyrediyorsan, yapmak istediğin daha iyi bir şeyler olduğunun farkına var. Kendinin farkına varmak ilk adımdır, cesaret gerektirir. Korkularına kılıf bulmaktan vazgeçip cesurca karşılarına çıktığın ilk an, kendin olmaya başladığın ilk andır.

İsteklerinin çoğuna ulaşamamış olman çok normal. Zaten, hayal ettiklerinin çoğuna hiçbir zaman ulaşamayacaksın. Dünya böyle yürüyor, bazıları maalesef daha şanslı doğuyor ve yapabileceğin pek bir şey yok değil mi

Hayır değil! Bunlar yıllarca süren toplumsal ve çevresel şartlandırmanın beynine kazıdığı sahte gerçekler. İstediklerine ulaşamamış olman, onların ulaşılmaz olduğu anlamına gelmiyor. Sadece henüz ulaşmamışsın o kadar. Ama önce kendini inkârdan vazgeç, istediğin şeyleri istemiyormuş veya önemsizmiş gibi görmekten vazgeç. Yüreğinin sesini dinle, hatta hemen şimdi duyduklarını yaz. İlk başta aklına bulanık cümleler duyacaksın ama ana fikirleri zaten çoktandır biliyorsun. Cümleler ne kadar kısa olursa o kadar iyi.

Giriş sayfasında da yazdığım gibi, amacım sadece okunacak değil uygulanıp tecrübe edilecek deneyimler sağlamak. O yüzden lütfen aklına gelenleri şimdi yaz. Hepsini, bölük pörçük de olsa, tek kelime de olsa yaz. Buna en az beş dakikanı şimdi ayır.

Şimdi derin bir nefes al, gözlerini birkaç saniyeliğine kapat ve tekrar aç. Belki şu anda olmadığın ama benliğinde olmak istediğin kişinin birazı o listede duruyor. İlk amacın kendin olmak olmalı, gerçek kendin. Bunu korkup saklanarak değil, cesurca kabullenip işe koyularak yapabilirsin. O zaman göreceksin ki içindeki sesi bastırmaya çalışmayacak, tersine ondan ilham alacaksın.

Cesaret Kazanmak

Yola giden yorulmaz.
Anonim

Bu makaleyi yazarken cesaret üzerine söylenmiş yüzlerce deyiş buldum, hatta en beğendiğim birkaçını da bu makaleye aldım. Cesaretin ne olduğu ve ne kadar iyi bir şey olduğu üzerine bu kadar çok fikir olmasına karşın cesaret kazanmakla ilgili dişe dokunur pek bilgi yok. Haydi kendin ol, cesaret göster, yürü be kim tutar seni demek kolay. Öte yandan bekâra karı boşamak da kolay derler.

Farkına varman gereken en önemli nokta, bu yazının özü şu: Cesaret duyguyla değil akılla ilgilidir. Cesaret, duygularının sana kaç dediği noktada kontrolü ele alıp durumu analiz edebilmendir. Ve en önemlisi, cesaret bir alışkanlıktır. Ne kadar yaparsan o kadar perçinlenir. Tıpkı kasların gibi, ne kadar çalışırsan o kadar güçlenir.

Araba (veya bisiklet) kullanmayı nasıl öğrenmiştin İlk başlarda arabayı kaldırmak bile büyük başarıydı. Sonra rampada kaldırmak, geri geri park etmek, şehir içi trafiği derken 1-2 sene içinde tek elle direksiyonu tutup yan koltuktaki arkadaşınla konuşurken radyo kanalını değiştirip bir yandan da aynadan arkaya bakabiliyorsun, üstelik en ufak bir çaba harcamadan.

Cesaretini de aynı şekilde arttırabilirsin. Küçük işlerde başarı ve ustalık kazanıp giderek daha büyük işlere kalkışabilirsin. Aslında bunun başka da bir yolu yok. Daha cesur insanların senden tek farkı, işe daha önce başlamış olmalarıdır. Artık senin de yola çıkma vaktin geldi. Kendin olmak yolunda önce adım adım cesaretini kazanacaksın.

Daha önce yaptığın listeye geri dönelim, gerçekten istediklerini yazdığın. İçlerinden gözünün kestiği bir maddeyi seç, eğer hepsi de ulaşılmaz geliyorsa olmasını en çok istediğini düşün. Diyelim ki kendine zaman ayırmak istiyorsun. Şimdi bir an için bu isteğinin tamamen ve mükemmel şekilde olduğunu hayal et, bunu gözlerinin önüne getirmeye çalış. Bunu yaparken kendini mevcut şartlardan, olanaklarından, şimdiki hayat tarzından, hayalini engelleyebilecek her şeyden soyutla. Eğer tüm şartlar mükemmel bir şekilde denk gelseydi ve isteğin mükemmel bir şekilde gerçekleşseydi, o zaman nasıl bir şey olurdu Örnekten yola çıkarsak, en basitinden tüm zamanımı %100 benim kontrol etmem mükemmel bir sonuç olurdu bence. Sen kendi hayalinde ne kadar detaylı ve canlı canlandırırsan o kadar iyi olur.

Peki buna ulaşabilmek için daha alt seviyede ne yapabilirsin Her gün sadece kendi istediklerine ayırdığın bir 1 saatin varsa, bunu 1,5 saate çıkartmak mümkün olabilir mi Belki biraz zorlar, iş, aile, arkadaşlar, fatura ödemeleri derken zaman kalmıyor olabilir. Ama bir süre bahaneleri bir kenara bırakıp biraz cesaret etsen bir çözüm bulacağından eminim. İşte biraz daha verimli çalışıp erken çıksan veya faturaları otomatik ödemeye bıraksan. Kendi hayallerin için kesinlikle benden daha yaratıcısındır. Bir süre sonra göreceksin ki 1,5 saat sana kalmış. Peki sonraki adım olarak 2′ye ne dersin Veya 3 saate

Sana imkânsız gelen şeyleri adımlara bölersen, bir sonraki adıma geçmek için yeterli cesareti toplayabilirsin. Bunu yaptığında ve başardığında, bu başarı ve cesaretin bir sonraki adım için itici güç olacak. Bu şekilde ilerledikçe, gerçek benliğine daha da yaklaşacaksın, içindeki boşluklar yavaşça kaybolacak. Birkaç adım attığında daha önce mükemmel dediklerine sadece daha iyi diyeceksin ve kendine daha “iyi” mükemmeller bulacaksın.

Tek ihtiyacın, kendini dinlemek ve biraz cesaret. İlki için sessiz sakin bir oda yeterli, diğerine ise hayatta olduğuna göre sahipsin demektir. Artık yola çıkma vaktin geldi, yolcu yolunda gerek.

Tamamını oku · Comments are closed