Tag Archives | problem çözmek

Suçlu mu lazım çözüm mü

Suç ve cezaKatıldığım bir seminerde, değerli bir eğitmen bizlerle anılarını paylaşıyordu. Beni özellikle etkileyen bir tanesini aklımda kaldığı kadarıyla aktarıyorum.

Bir Japon firması Türk firmasıyla birleşir ve Japon yöneticiler buradaki kültüre alışmak için bir dizi eğitimden geçerler. Bunların bir tanesinde Japon ve Türkler aynı masada otururken eğitmen Japonlara şöyle bir soru sorar:

“Diyelim ki sizler Japon bayanlarsınız ve bir arkadaşınıza yosun çayı içip sohbet etmeye gitmişsiniz. Çocuklar içerideki odada kendi başlarına oynuyorlar. Derken içeriden bir bir şangırtı geliyor, kesin bir kaç bardak kırıldı. Ev sahibi hızlıca çocukların oynadığı odaya gidiyor”.

Eğitimci Japonlara döner ve evin hanımı odaya girince çocuklara ilk  olarak ne sorar der.

Japonlar bir ağızdan “Neden oldu bu” diye cevaplar.

Aynı soru Türklere gelir, ev hanımı ne sorardı der eğitimci.

Seminerdeki herkes ne soracağını biliyordu, sen de biliyorsun diye tahmin ediyorum:

Kim yaptı bunu

Amacım Japon kültürünü övmek değil, fakat bundan 60 küsür yıl önce atom bombasıyla yerle bir edilen bir ülkeden çıkan küçük bir otomobil firmasının bugün dünyanın en karlı, en kaliteli ve en büyük otomotiv devi olan Toyota’ya dönüşmesinin altında yatan temel felsefelerden birisi bu.

Google’da suçlu kim diye bir arama yap ve çıkanlara bir göz at. O kadar çok ve çeşitli konular var ki.

Suçluyu bulmak kolaydır, o kadar kolaydır ki suçlu yoksa bile bir tane yaratıveririz.

Nedeni bulmak ise o kadar kolay değildir. Yoktan da yaratamazsınız. Ama bir kez bulup ortadan kaldırınca sorunu çözmüş oluruz.

Tamamını oku · Yorumlar { 10 }

Öfkeni Tanı ve Faydalan

Suya vuran öfkeli el

Olaylar karşısında göstereceğimiz tepkileri alacağımız karşıt tepkilere göre mantığımızla tartar ve ona göre ayarlarız. Bu karşıt tepkiler ise anında (bir kişiden veya toplumdan) veya sonradan (kanunlardan, kurallardan) gelir.

Bir kuyrukta bekliyorsun, hava sıcak ve önünde daha elli kişi olmasına karşın sıra ilerlemiyor. Sorun ise sıranın en önünde olan, veznedara sürekli bir şeyler soran adam. Kendi kendine söylenmekten başlayıp, adamı kenara çekip ‘Yetti be adam’ diye bir güzel sopalamaya kadar giden değişik tepkiler verebilirsin. Tabi ki vereceğin tepkinin dozuna göre alacağın tepkinin dozu da değişecektir. Hiçbir tepki almamaktan, sopa yemeye veya hapse atılmaya kadar giden bir dizi sonuçlar karşılaşabilirsin.

Öfke, sevgili dostum, seni karşıt tepkilerin olmadığı ülkeye götürür. Korkularını yok eder. Kendine zarar vereceksin diyen sesi susturur ve benliğinin geri kalanını tamamen serbest bırakır. Seni dünyanın en haklı insanı gibi hissettirir. Öfke, insanın mantığını kapatma gücüdür. Elli kişilik sıranın en arkasındaki adamın gözünü karartıp, sırayı tıkayan adama uçan kafayla girmesine olanak veren şey öfkedir.

Öfkeyle ilgili bir sürü deyim ve atasözü var: ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’, ‘Öfkeden gözü dönmek’, ‘Öfkesi başına vurmak’. Bütün bunları toplarsan, öfke 3 şeyle ilgilidir; mantıksız tepki, kendine zarar, başkasına zarar. Arının iğnesi gibidir. O zaman, gayet işe yaramaz görünen bu öfke neden var

Ne işe yarar bu öfke

Soğuk savaş yılları geride kalmış da olsa, hala dünyayı defalarca yok edecek kadar çok nükleer başlıklı silah var. Nükleer silahların günümüzde tek kullanım alanları caydırıcılıktır. Yani sen bana atma, ben de sana atmayayım şeklinde kullanılıyor. Atılmadığı sürece caydırıcı ve faydalı, fakat eğer günün birinde birisi kullanmaya kalkarsa o zaman her iki taraf, bütün dünyayla beraber, mantıksız bir şekilde zarar görecek.

Öfke de caydırıcıdır. Hiçbir zaman kullanılmaması gereken ama orada olduğunun bilinmesinin yeterli olduğu bir silahtır. Ne kadar çok kişi sende bu silahın olduğunu bilirse o kadar etkili olur. Ama her kullandığında mutlaka o veya bu şekilde zararlı çıkarsın.

Öfkeyle bağıran kız

Mahallede, okulda, iş yerinde ‘ters’ insanlar vardır. İnsanlar tarafından çabuk parlayan, asabi olarak bilinir ve kimse kolay kolay o insanlarla ters düşmez, suyuna gider. Çünkü herkes bilir ki o insanın hoşuna gitmeyen bir şey yaparsa öfkelenir ve sonuçta kendisi de karşıdaki de zarar görür. Bu tür kişilere öfkeleri aslında fayda sağlıyor gibi görünse de, hiç kimse onlarla arkadaşlık kurmak istemez, ilişkileri en alt seviyede götürür. Kendi adıma en hoşlanmadığım ve hayati bir durum yoksa ilişkiye girmediğim insan türüdür.

Tabi ki dilimizde sadece öfke diye bir terim yok; kızgınlık var, sinirlenmek var, hoşuna gitmemek var. Bunlar da aslında büyüklük sırasıyla birbirini takip eder. Bazen insan bu aşamalardan yavaş yavaş geçerek sonunda öfkesine yenik düşer. Bazen de karşılaştığı olay çok büyük ve şok edicidir, o zaman da insan bir anda öfkelenir. Tıpkı bir savaşın önce topla tankla başlayıp iş ölüm-kalım’a dönünce nükleer silah kullanılması veya karşı tarafın bir anda füzeleri yolladığını gören ülkenin de kendi füzelerini anında yollaması gibi.

Çocukken evimizin yanında küçük bir meyve bahçesi ve bahçenin bir de yaşlı sahibi vardı. Her çocuk gibi bahçeden birkaç erik almak için planlar kurarken aklımın bir köşesinde hep yakalanma korkusu olurdu. Bu korkunun ana öğesi ise eli sopalı ve köpürmüş durumdaki yaşlı amcaydı. Onu hiddetten köpürmüş olarak değil de normal günlük hayatında gözümün önüne getirsem o kadar korkmazdım belki. İşte öfkenin gücü de tam olarak budur. Tüm insanlar, tüm insanların öfkelenebileceğini bilir ve bunun sonuçlarını düşünmekten bile korkar. Öfkenin gücü korkudur.

Öfke caydırıcıdır, kullanılmadığı sürece faydalıdır. Öfkeye kapılmış bir insan kendisini, dolayısıyla kaybedeceklerini düşünmez. Kaybedeceği bir şey olmayan bir insan çok tehlikeli olabilir.

Öfke sadece başvurulacak son çare iken kullanıldığında faydası zararından fazla olur. Ve son çare derken, gerçekten de son çareden bahsediyorum.

Öfkeye Alternatif Yaratmak

Liseye giderken oturduğumuz apartmanda komşulardan birisinin oğlu oldukça asabiydi. Ailesinde sorunlar ve hatta normal konular genelde kavga gürültüyle halledildiğinden, bu çocuk da o davranışı benimsemiş. Bir gün eve giderken yolda gördüm, sağ kolu tamamen sargıların içinde. Annesi bakkala göndermek istemiş, bu da televizyonda seyrettiği filmi bırakmak istememiş. Sonuç olarak kısa bir tartışma ve yumruklanan kapı camı sonrasında bütün kolu kesilmiş. Doğru acile.

Hayatta karşına birçok problem çıkar. İnsan ise olağanüstü bir problem çözme makinesidir ve karşısına çıkan her türlü sorunu türlü değişik şekillerde çözer. Sorunları çözmenin en iyi yolu yüzleşmektir ama bazen kaçmak veya erteleyip zamana bırakmak da işe yarar.

Öfkelenip bağırıp çağırmak, şiddet göstermek ise problemi, kendin ve etraftakilerle beraber “kırmaya” benzer. Sabır küpünü çözmek yerine sinirlenip kırmak gibidir. Sorunu anlık olarak yok edersin ama bu gerçek bir çözüm değildir.

Çözülmüş bir problem: sabır küpü.

Öfkeye kapılmamak için en önemli konu, problem çözme yeteneğini artırmaktır. Hayatta karşına çıkan her sorunun büyüklüğü, senin sorun çözme gücüne göre değişir. Nasıl ki ağırlık çalışan birisine tek elle 20 kilo kaldırmak kolay gelirken, bana zor geliyor :) aynı şey.

Sinir ve kızgınlık, çözemediğimiz, köşeye sıkışmaya başladığımız durumlarda ortaya çıkmaya başlar. Hala yapacak, deneyecek bir şeyleri olan insan çok sinirlenmez. Sinir ve kızgınlık da, eğer çaresizlik hali devam ederse öfkeye dönüşür ve insan kendisini kaybeder. Sürekli bu şekilde yaşayan birisinin bakışı ise yavaş yavaş nefrete doğru kayar. Nefret de öfkenin kronikleşmiş hali gibidir.

Karşına çıkan sorunları çözme yeteneğini artır. Sorunlar karşısındaki bakış açın, “off yine geldi beni buldu” değil “bu sorunu çözülebilir, ama nasıl” olsun. Olaylara bu şekilde olumlu yaklaştıkça ve sorunlarını çözdükçe, sorun çözme yeteneğin de artacaktır. İnsan tekrarladığı ve pratik yaptığı şeyleri öğrenir ve geliştirir.

Sorun çözmek deyince çok büyük bir alanı kapsıyor tabi ki. Ama temel olarak sırasıyla; sorunu fark etmek, anlamak ve analiz etmek, çözümler üretmek, çözümleri karşılaştırmak ve en iyisini seçmek ve uygulamak olarak özetlenebilir. Bu adımlardan her birisini ne kadar yetkin bir şekilde yapabilirsen, karşına çıkan problemleri de o kadar iyi çözebilirsin.

Son Nokta

Eğer öfke nöbetinin kapıda olduğu hissediyorsan, bir şeyleri kırmak veya karşındakinin suratına bağırmak üzereysen… filmi dondur. Sorunu çözememişsin. Çözebilseydin şimdi keyifle başarını düşünüyor olurdun.

Bu noktadan sonra yapabileceğin birkaç şey var. Ya öfkenin benliğini kaplamasına izin vereceksin, ya bir güzel yutkunup bastıracaksın yâda derin nefesler alıp veya güzel şeyler düşünüp (bir sürü benzer teknik var) geçiştireceksin. Dediğim gibi asıl olay, bu noktaya hiç gelmemek, ama yine de istersen şunlara bir göz at.

Ama şu da aklının bir köşesinde olsun, bazı durumlarda insan gerçekten yapabileceği her şeyi yapar ve karşıdakinin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Böyle bir zamanda öfkeye kapılmakla göreceğin zarar, kapılmamakla göreceğinden fazladır. Hiçbir zaman öfkelenmezsen, o zaman filmlerdeki klasik itilip kakılan gözlüklü küçük çocuk tiplemesine dönersin.

Hayatta gerçekten öfkelenmeni sağlayacak olayların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Eğer her gün, her hafta bir şeylere kızıp sinirleniyor ve öfkeden deliye dönüyorsan, o zaman sorun çözme konusunda alacağın çok yol var demektir.

İşin iyi yanı; sorunlarını çözdükçe, sorun çözme kapasiten de artar. Ve bu da öfke eşiğini daha yukarıya çeker. Aynı koştukça daha çok koşabildiğin veya okudukça daha hızlı okuyabildiğin, yemek yaptıkça daha da ustalaştığın gibi.

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Başarıya Dört Hafta

Kaç defa hayatında bir şeyleri kalıcı olarak değiştirmeye çalıştın ve gerçekten başarılı oldun Örneğin şekerin ne kadar zararlı olduğuna ikna oldun ve azaltmayı düşünüyorsun. Başlangıç olarak çayı şekersiz içmeye karar verdin, şevklisin. İlk çayını içtin, acı..ikinci çay..yine acı…tatsız. Bundan sonra hayatın boyunca tatsız ve acı çay içmeye değer mi Şimdilik kalsın, sonra tekrar denersin. Tanıdık geldi mi

Yeni bir şey alacağım zaman, eğer satıcı koşulsuz geri iade garantisi veriyorsa karar vermem çok daha kolay olur. Sonuçta alacağım şeyi beğensem de, önceden fark etmediğim bir sorun çıkabilir. Veya özellikle eşime hediye alıyorsam her zaman için burun kıvırma ihtimali vardır. Hani “Çok teşekkür ederim hayatım” derken gözler hafifçe kısılır, burun da hafifçe kıvrılır ya, ondan :)

Bu deneme süresi ve iade garantisi yaklaşımını sadece yeni aldığın şeyler için değil hayatına sokmak istediğin tüm yenilikler için uygulayabilirsin. Hatta böyle yaparsan çok daha faydalı olur. Neden dersen:

  • Ölçeği küçülttüğün için karar alıp başlamak daha kolay olacak.
  • Değiştirmek istediğin alışkanlığın hayatına yan etkilerini daha iyi göreceksin.
  • Süre bittiğinde eğer alışkanlığını kalıcı hale getirmek istersen, elde ettiğin dört haftalık başarı ilerisi için çok büyük destek olacak.
  • Eğer deneme süresinde beklediğin sonuçları alamazsan kaybın olmadan iade edebilirsin.

Kendi tecrübelerime göre, kazanmak istediğim yeni alışkanlık ne kadar mantıklı gelirse, başlangıcı yapmak için duyduğum arzu o kadar güçlü oluyor. Yeni bir şey denemek için içimde yeterli şevk hissetmiyorsam, kendimi tam olarak ikna etmemişim demektir. Eğer bu yeniliğin benim ve etrafımdakiler için iyi olacağını hissediyorsam ama emin değilsem o zaman kendimi ikna edene kadar konu hakkında bilgi toplarım. Mesela çay-şeker örneğine dönersek, şekerin sağlığa olumsuz etkileri hakkında yazılar okurum, şekersiz çay içen birkaç kişiye fikrini sorarım.

Başlamak için gerekli motivasyonu sağladıktan sonra asıl önemli noktaya geliyoruz: kırılma noktası. Genellikle gördüğüm, insanların bir işe kalkışıp 1-2 hafta sonra vazgeçtikleri. Sanki kafanın içinde küçük bir şey sürekli cesaretini kırıp seni vazgeçirmeye çalışıyor gibi olur, bırakman için bir sürü bahane üretir. İşin ilginci, içten içe bütün bunların gerçekte bahane olduğu bilsen de vazgeçip suçu o bahanelere atmak daha kolay gelir. İşte kırılma noktası tam burasıdır. İşe başladığın arzun sönmüş, alışkanlığı henüz kazanamadığın için de aklının ve vücudunun eskiye dönme çabası su yüzüne çıkmıştır.

Hani irade denilen bir şey vardır ya, onu kullanman gereken yegane yer burası. Kırılma noktası, bilinçaltının bilincine soru sorduğu son duraktır. Eğer başlangıçta kendini iyice ikna ettiysen, cesaretin yeterli seviyedeyse, o zaman kırılma noktasına geldiğini fark edecek ve sorunsuzca devam edeceksin. Bahaneleri gerçek olarak değil, kaçmak için uydurduğun aldatmacalar olarak göreceksin. Bu geçiş dönemi, yine kendi tecrübelerime göre, yaklaşık 1 hafta kadar sürüyor. Seçtiğin değişimin zorluğuna göre değişik ruh halleri ve bedensel tepkiler yaşayabilirsin. Eğer son noktaya kadar tükenirsen şunu düşün: toplam sadece dört hafta dayanman gerekiyor, daha sonra istediğini yapmakta serbestsin.

Son olarak, eğer denemeden bir şekilde saparsan bunu kendin değerlendir. Eğer ilk hafta içindeysen yeniden başlamanı öneririm. Son haftalardaysan bir seferlik görmezden gelebilirsin. Ama örneğin sigara gibi fiziksel bağımlılık yapan bir maddeye ara verdiysen, bir sefer bile deneme süresini bitirmeye yetebilir.

Gelelim benim bazı tecrübelerime,

Televizyon izlemeyi bıraktım
Son yıllarda, televizyon programlarının kalitesi malum. Gerçi şimdi geriye baktığımda eskiden de çok farklı değilmiş diyorum, her şekilde gereksiz :P . Televizyon konusunu başka bir makalede daha detaylı incelemeyi düşünüyorum ama 4 haftada başarı açısından bakarsak, sigarayı bırakmakla TV seyretmeyi bırakmak arasında çok da fark olmadığını söylemeliyim. Özellikle ilk başlarda kendimi bazen bilinçsiz olarak salona gidip uzaktan kumandayı elime almış buluyordum, tıpkı ne olduğunu anlamadan sigara paketinden bir sigara çıkarttığım gibi. Televizyon alışkanlığı 3 hafta anca dayanmıştı. Şimdilerde açık televizyon sesi beni rahatsız ediyor, o magazin programlarını, haber kisvesi altındaki reklamları ve reklam kisvesi altındaki beyin yıkama programlarını gördükçe ne kadar iyi bir şey yapmışım diyorum.

Yakınmayı bıraktım
Yakınmak ve eleştiri arasında ince bir fark vardır. Eleştiren kişi çözüm ister, yakınan kişi ise sadece acınmayı ve yalnız bırakılmayı istiyordur. Temel olarak “eğer yakınan bensem, o zaman sorun ben de değil yakındığım kişi/olay/durum dadır, ben sadece mağdurum” gibi bir kaçış mekanizması kurulur. Hiç yakınmayan bir insan olmanın herhangi bir getirisi olup olmayacağını bilmiyordum ama hakikaten denemesi bedava durumu vardı. Bu deneme bir yönden kolay bir yönden zor oldu. Kolaydı çünkü fiziksel madde bağımlılıklarındaki gibi yoksunluk belirtileri hissetmedim. Zordu çünkü fark ettim ki insan diğer insanlara yakınmayı ve kendini acındırmayı çok seviyor. Özellikle karşımdaki kişi trafikten olsun, işten olsun yakınmaya başlayınca onu desteklemeden kendimi tutmak gerçekten zor oldu. Ama sonuçta dört hafta geçti ve kendimi gerçekten çok farklı hissediyordum. İlk ve en çarpıcı sonuç, kendimi artık sorunların çözülmesini bekleyen birisi olarak değil, sorunları çözen birisi olarak görüyorum. İşin ilginci, insanlar da beni bu şekilde görmeye başladılar ve artık sorunlar benim için eskiye nazaran gerçekten çok daha kolay ve küçükler.

Vücut geliştirme
Çok yakın bir arkadaşım bir süredir vücut geliştirme salonuna gidiyordu ve her fırsatta beni de çağırırdı. Sonunda ben de bir denemeye karar verdim. Asıl zorluğu atlattığım 2 haftadan sonra egzersizler daha kolay gelmeye başladı, yavaş yavaş ağırlıkları da arttırmaya başladım. Dört hafta bittiğinde kendimde olumlu gelişme hissediyordum yine de devam konusunda kararsızdım, kendimi bu konuda tam ikna edememiştim. Dört hafta daha denemeye karar verdim. Neyse, sonuç olarak salona gitmekten vazgeçtim çünkü baktığımda, fiziksel olarak gerçekten faydası olduysa da çok fazla zaman gerekiyordu. Evde giyinip arabaya binip salona ulaşmak 30dk, ısınma ve çalışma 1,5-2 saat (ki vaktin bir kısmı aletlerin boşalmasını beklerken geçiyordu), eve dönüş ve duş bir 30dk. daha toplam 3 saat. Program yorucu olduğu için eve geldiğimde de ciddi bir iş yapamadan uykum geliyordu. Belki ileride evimin çok yakınında daha profesyonel bir salon açılırsa tekrar denerim.

Unutma, başlayacağın şey gerçekten de bir deneme. 4 haftalık süre zarfında bunu hiç aklından çıkartma. Bir şekilde kendini “Bu sadece bir deneme” diye kandırmaya çalışmıyorsun. Bu sürede hiçbir zaman yapacağın değişikliğin sürekli olacağını düşünme, çünkü gerçekten değil. Bu sadece zaman sınırı olan bir deneme, asıl kararını süre sonunda yine sen vereceksin.

Mutlaka aklının bir köşesinde değiştirmek istediğin bir şeyler vardır, bir tanesini seç ve ilk Pazartesi günü deneme süresini başlat. Hatta neyi başarmak istediğini ve tecrübelerini forumlarda herkesle paylaşırsan, tecrübelerinden herkes faydalanabilir.

Tamamını oku · Yorumlar { 10 }