Tag Archives | seçimler

Yaşamı Güzelleştiren 11 Küçük Alışkanlık [11]

Mayıs başında iş sebebiyle Almanya’ya geldim ve bir süre burada kalacağım. Buradaki gözlemlerimden de güzel yazı konuları çıkıyor.

Türkiye’de içinde yaşadığımız için kanıksamışız, pek farketmiyoruz belki ama buraya gelince karşılaştırma imkanı buldum farklı bir kültürle.

Bir huyumuz var: yargılamayı ve başkaları adına seçim yapmayı çok ama çok seviyoruz ve bunu alışkanlık haline getirmişiz:

Bazı enstantaneler:

* İş ortaminda örneğin topluca yemekhaneye gidince, herkes birbirinin aldığı tabağa bakıp mutlaka 1-2 bir şey söyler. Eğer tabakdakiler azsa “Diyete mi başladın” çoksa “Ohh ohh, afiyet olsunn”, tatlı yoksa “aaa çok güzel, neden almadın” fazla acı koysan “acısı sonra çıkar ama”.  Atasözümüz bile var “Eşek hoşaftan ne anlar Suyunu içer, denesi kor.” kor sa kor, herkes sevmeli mi tanesini Kökümüz derinlerde yani bu konuda.

* Akşam işten çıkarken nispeten erken çıkarsan, “vay erken kaçıyosun demek”

* Sabah geç gelirsen “ooo, nerelerde kaldın”

* Çocuğumuz bir şeyi farklı yada yanlış yapsa “bırak bakayım, şöyle yapacaksın”

* Birisi konuşup bitirince, seni dinleyen birisinin, konuyu anlamayan diğerine dönüp “şöyle demek istedi, bak şimdi” diye sen istemeden, o da istemeden, seni senden iyi anlatma çabası

* Ustaya fayansı nasıl istediğini anlatınca, tamam anladım deyip sonra kafasına göre yapmasi, niye böyle yaptin deyince de “böyle daha güzel olur da ondan” demesi (sana ne be adam, zevk benim zevkim)

* Internete zorunlu ve uyulmadığında cezası olan kanuni filtre koymak.

Yani kendi yaşamını ve hepimizin yaşamını daha güzel hale getirecek 11. alışkanlık,

Yargılamama ve herkesin seçimlerine saygı gösterme alışkanlığı olacak.

Tamamını oku · Yorumlar { 1 }

Keşke Bunları Daha Önce Bilseydim – Bölüm 1

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün.

Cahit Sıtkı Tarancı – (Tümü)

Henüz yolun yarısına gelmemiş olsam da kala kala 1-2 basamak kaldı önümde. Şimdiye kadar yaptığım seçimlerden pişmanlık duymadım Ama yine de bir DeLorean‘ın olsaydı da 1995′e geri dönebilseydim, kendime iki çift lafım olurdu. Belki ben 1995′e hiç bir zaman dönemem ama şu anda o yaşlarda olanlara bir fikir verir belki bu liste.

Keşke…

…Düzenli Spor Yapsaydım

Gündelik hayatımda en çok sıkıntısını çektiğim konu bu. Lisede de sportif birisi değildim ama 30′dan sonra metabolizmanın da yavaşlamasıyla, sporun eksikliği daha da fazla ortaya çıkıyor. Şimdi sporu hayatımın içine almaya çalışıyorum ama daha gençken, zman daha bolken ve vücut daha elverişliyken bu alışkanlığı kazanmış olmayı çok isterdim.

…Hiç Sigara İçmeseydim

Sigaraya 18 gibi başladım ve 11 sene kadar içtim. Bırakalı 3-4 sene oluyor (bilin bakalım kaç yaşındayım :) ). Bırakma süreci gerçekten zorlu ve insanın aklında bir yerlerde mutlaka bir iz bırakıyor. En savunmasız anlarda ise başını uzatıp, “yaksana bir tane” diyor. Ben yine de sigarayı bırakıp tekrar başlamayan şanslı insanlardanım ama sigaraya hiç başlamamış olmayı gerçekten çok isterdim.

…O Kadar Takmasaydım

O zamanlar çok büyük olaylar gibi gelen, kendimi yiyip bitirdiğim türlü türlü dert tasanın şimdi neredeyse hiç birisini hatırlamıyorum. Hepsi yaşanması gereken şeylerdi ve hepsi de beni ben yapan şeylerden birisi. Ama yine de sonunda öğrendiğim bir kuralı önceden de bilmeyi isterdim: şimdi çok önemli görünen stres dolu bir olayın ömrü 1 bilemedin 2 sene. 5 seneye sonra ise belki bir hafta önce yediğim yemek kadar bile sıkıntıya sokmayacak. O yüzden…take it easy.

…Hiç TV Seyretmeseydim

Yanarım yanarım, TV başında geçirdiğim zamana yanarım. O seyrettiğim diziler, bilmemne haber tartışma programı, televizyon çocuğu, zırt-pırt, üst üste toplasam bir kaç yıla bedel olur. Ah o yıllarda neler neler yapılmazdı. Artık akıllandım tabiki ama giden zaman geri gelmiyor :(

…Internet’le Daha Çok İlgilenseydim

Internet denen şey, ben Üniversitedeyken doğdu. Üstelik de benim okudğum kampüsde daha Türkiye’de dial-up modem bağlantısı tek-tük varken geniş bant internet vardı. Öyle bir garip zamandı ki, bildğimiz anlamdaki windows o sene (Windows 95). Türkiye’de derme çatma web sitelerinden başka bir şey yoktu. Domain adları alınmamıştı ve hiç kimsenin hiç bir şeyden haberi yoktu. O zaman TV seyretmekle, bilgisayar oynamakla, ‘chat’ yapmakla geçirdiğim vaktin şöyle bir %10′unu falan daha profesyonel bir yerlere harcamış olmayı isterdim.

Benim liste biraz daha devam edecek ama bugün değil. Peki senin listende neler var

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Hoşçakalın

Uzunca bir süredir Beyaz Tavşan’a fazla vakit ayıramıyorum. Yazı sıklığım ayda birlere kadar düştü, yorumlarla ilgilenemiyorum bile. Bunun böyle gitmesi içimde sıkıntı yaratıyor, hem ilgilenmek istiyorum hem de buna vakit ayıramadığım için rahatsız oluyorum.

Bu seçim benim için her ne kadar zor da olsa Beyaz Tavşan’ı uyutmaya karar verdim. Site açık durmaya devam edecek ve eğer sizlerden yazı veya yorum gelirse yayınlamaya devam edeceğim. Fakat ben artık yazı yazmayacağım ve yorumlara katılmayacağım. Şimdiye kadar yazıları okuyan ve yorumlarıyla katkı yapan herkese çok teşekkürler.

Kendinize çok iyi bakın.

Tamamını oku · Yorumlar { 20 }

Mutluluk için bir küçük öneri

mutluluk icin bir kucuk oneri

Buyurun size bir vaka çalışması (case study). İlk 3 ve son 3 vakanın ortak yanı nedir sizce (cevap yazının sonunda)

Vaka 1) Beş ay önce yeni bir bilgisayar aldım. Şimdiye kadar aldığım 4. bilgisayar oldu bu ama bu bilgisayarı resmen seviyorum. Yani açma tuşuna basarken bile içimi bir mutluluk kaplıyor.

Vaka 2) Bir süre önce bir zıpkın aldım. Şimdiye kadar 3-5 sefer kullanabildiysem de arabanın bagajında taşıyıp duruyorum. Bazen sadece bagajı açıp görünce bile gülümsüyorum.

Vaka 3) Sene başında bir not defteri aldım. O gün bu gündür hep çantamda ve ilk defa kaybetmediğim ve içine not alabildiğim bir not defterim oldu. Sadece çantamda olduğunu bilmek bile mutluluk veriyor. Arada bir çıkartıp aklıma gelenleri içine dökmek de inanın resmen bir keyif.

Vaka 4) Bilgisayarıma takılı 20″ bir monitörüm var. Sevmiyorum. Bazen masamda yer kaplayan koca ayağı gözüme batıyor, bazen de renkleri soluk geliyor, bazen de çok parlak geliyor. Yani şikayetçi değilim, sonuçta koskoca ekran. Ama hoşnut da değilim.

Vaka 5) Oturma odasındaki koltuklar hayatımızda bir mutsuzluk kaynağı. Ne adam gibi oturuluyor, ne yatılıyor. Boyu falan da hiç güzel değil, kızımız biraz daha büyüyüp sağını solunu yırtsın da değiştirelim diye dört gözle bekliyoruz.

Vaka 6) Yatak odasında bir boy aynamız var, yamuk yumuk bir şey. O kadar da para verdik, yazık, atamıyorum. Kırılsa da kurtulsam.

İlk 3 vakanın ve son 3 vakanın tek bir ortak özelliği var:

Bilgisayarımı, zıpkınımı ve not defterimi alırken; önce beğendim, daha sonra fiyatına baktım ve nasıl ödeyebileceğimi düşünmeye başladım.

Bilgisayar için uzunca bir süre alayımmı yoksa ucuza mı kaçayım diye düşündüm, ama sonra tam istediğim gibi bir şey aldım. Zıpkın için, o beğendiğim modeli türlü türlü mağazalarda soruşturup en uygun olan yerden aldım. Not defterini alana kadar da satıldığı mağazaya bir on sefer girdim-çıktım durdum.

Monitörü, koltukları ve boy aynasını alırken;önce fiyat etiketini beğendim, daha sonra aslında o kadar da fena olmadıklarına kendimi inandırdım.

Büyük elektronik mağazalarından birinin önünden geçerken “%50 indirim”e kanıp monitörü aldım (ama valla çok ucuzdu). Koltukları alırken de yeni evliydik ve ucuz olsun bizim olsun mantığıyla mobilyacıları gezerken önümüze çıkıverdi. Boy aynasını ise; büyük bir mobilyacıda (evinizin herşeyi) ucuza görüverince aldık gitti.

Gerçekten beğendiğin bir şeyi aldığında -ki bu ister pahalı ister not defteri gibi ucuz bir şey olsun- o şeyin mevcudiyeti bile  mutluluk vermeye yetebiliyor insana. Yıllar geçse bile bu duygu kolay silinmiyor.

İstediğim şeyin değil de fiyat etiketinin bana fısıldadığını aldığımda ise; istinasız olarak ödemeden itibaren hep içimde bir hoşnutsuzluk oluyor. Hep kötü taraflarını görüyorum, kullanmayı geçtim mevcudiyeti bile sıkıntı veriyor ama genelde yazık olmsın diye zorla kullanmaya devam ediyorum. Baktıkça kendime kızıyorum “üç kuruş kar edicem diye gittim bunu aldım” gibi düşünceler geçiyor aklımdan.

Eşya ile mutlu olan bir insan değilim, temel ihtiyaçlarımı karşıladığım sürece en iyisi olsun, en pahalısı olsun veya lüks olsun gibi bir kaygım da yok. Eşim destek olmasa (zorlamasa) üstüme başıma bile doğru dürüst bir şey almam. Ama ne olursa olsun, istediğim veya ihtiyaç duyduğum nesneler var. Ve bu ihtiyaçlarımı fiyata göre değil de beğenime göre karşıladığımda, bu doğrudan mutluluğumu artırıyor.

Sen de etrafına bak. Eminim çok sevdiğin bir giysi, bir cihaz, takı, mobilya, poster veya benzer bir şeylerin vardır. Diğer tarafta, kullanmak zorunda kaldığın için kullandığın, fırsat bulsan atıp arkana bile bakmayacağın bir yığın eşyan da vardır.

Yani hemen hemen değişmez bir kural gibi. Eğer bir şeyi alma sebebin fiyat etiketiyse, o zaman büyük ihtimalle seni yıllarca (küçük de olsa) mutsuz edecek bir şeyi eve getiriyorsun demektir. Ama eğer önce beğendiysen ve aradığın şey oysa, o zman fiyat konusunu bir şekilde hallediyor insan ve aldığın şey küçük de olsa bir mutluluk kaynağına dönüşüyor.

Aslında bu küçük olay, daha genel bir prensibin de yansıması gibi. Yani:

Eğer para içinse mutluluk vermez. İstediğin içinse, mutlu olursun.

Tabi ki, istisnalar kaideyi bozmaz ;)

Sen ne dersin

Tamamını oku · Yorumlar { 12 }

Bırakma Zamanı Geldiğinde

Yazı konuları değişik şekillerde aklıma geliyor. Bazen o gün yaşadığım bir olaydan çıkarttığım veya etrafımda gözlemlediğim olgulardan konu olabiliyor. Yine de üzerine yazmaktan en çok hoşlandığım konular sizlerden gelenler.

Şimdiye kadar en çok e-posta aldığım yazı seçimini yap ve arkana bakma oldu. Bana bütün yazanlara tek tek cevap verdim fakat son aldığım bir e-postaya cevap yazarken baktım ki cevap makale gibi oldu, ben de konuyu biraz daha genelleyip gerçekten bir makaleye dönüştürmeye karar verdim.

Bütün savaş taktikleri arasında en önemlisi, ne zaman geri çekileceğini bilmektir. -Çin Atasözü

Vazgeçmek bazen gerçekten iyidir.

Vazgeçmek, bırakmak, caymak, terk etmek, ayrılmak…nedense insanda hep olumsuz duygular çağrıştırır. Başladığın işi bitirmek en yüce erdemlerinden birisidir günümüzün. Sebat etmek, ısrarcı olmak güzel şeyler. Tuttuğunu koparmak çok önemli, ama galiba neyi tuttuğun o kadar da önemli değil.

İnsanın istekleri, hayalleri, sevdikleri peşinde koşmasından daha yüce bir şey olamaz. Bu koşuda da engellere takılanlar değil hepsinin üstesinden gelenler, düşse bile kalkıp devam edenler kazanır. Önemli olan konu ise, bu hayal ve isteklerin gerçekten sana ait olup olmadığının farkına varmandır.

Üniversitede okuduğun bölümü sen mi seçtin Gerçekten mi sen seçtin yoksa seçtiğin yanılsamasına mı kapıldın Peki ya işin Neden şu anda çalışmakta olduğun işte çalışıyorsun İşten ayrılırsam annem kızar, eşime laf anlatamam, insanlara ne derim demiyorsundur herhalde İyi, iyi…

Hayatını toplumun, ailenin veya kısaca kendin dışında herhangi başka birisinin yaptığı seçimlere göre yaşarsan, asla mutlu olamazsın. İçinde yaşadığın kültür, sosyal çevre, ve saire tabiî ki seçimlerini etkiler fakat sonuçta kararı alan sen olmalısın. Yoksa hep bir şeyler eksik kalır, içindeki o ses sürekli rahatsızlığını dile getirir, canını sıkar.

Seçim yapmak

Bir şeyi seçmek zor karardır. Aslında verilen her karar da bir şeyi tercih etmek ve dolayısıyla başka bir şeyden feragat etmek demektir. Bir de perdenin arkasında başka bir olgu var; bir karar vermemek de seçim yapmaktır, ama kolay yoldan.

Karar vererek seçim yapmak, yaptığın her neyse vazgeçip başka şeye başlamaktır. Bu zordur, çünkü insan mesuliyeti tamamen hisseder. Karar vermeden seçim yapmak ise, yaptığın her neyse ona devam edip başka bir şeye başlamaktan vazgeçmektir. Bu ise kolaydır, çünkü alışılmışlık insana güven verir, karar vermenin mesuliyetini almamış olursun. Bir insanın kendisine yapabileceği en kötü şey, hayatını karar vermeden yaptığı seçimlerle götürmektir.

Seçimini yap ve arkana bakma yazısı için gelen e-postalardan bir tanesi, doktora öğrenimine devam eden fakat benim de yaptığım gibi bırakmanın eşiğinde olan bir okurdan gelmişti. Eğer yaptığın işi, başladık bir kere bari bitireyim diye yapıyorsan, emin ol o işin sana bir getirisi olmaz. Daha doğrusu, onun yerine daha severek yapacağın her hangi bir şeyin çok daha faydası olur. Benim bırakırken düşüncem buydu ve sonrasında kesinlikle pişmanlık duymadım.

Birşeyleri bırakma zamanı geldiğini düşünüyorsan, bunun sebebinin karşılaştığın zorluklar olmadığından emin olman gerekir. Sana artık fayda sağlamayan bir şeyden vazgeçmen yararınadır. Fakat karşılaştığı zorluklar karşısında pes edip hayallerini gerçekleştiremeyen birisi asla olmamalısın. Pes etmek ve vazgeçmek aynı şey gibi görünse de ilki sana zarar ikincisi de doğru şekilde yaparsan fayda getirir.

Hayatta hiçbir şey mutlak doğru veya mutlak yanlış değildir ve bu bırakmak için de böyle. Bırakmak, vazgeçmek, her zaman kötü bir şey değildir. Her tuttuğunu kopartmak zorunda değilsin, her başladığını bitirmek zorunda da değilsin.

Bu arada, eğer kendinin biraz fazla iş değiştirdiğini, fazlaca sıkılgan olduğunu falan düşünüyorsan, bir de David Allen’ın özgeçmişine göz at derim ;)

Nasıl karar vermek lazım

Yaptığın şeyin senin tercihin olduğunu nasıl anlarsın Veya çoğumuzun içinde bulunduğu duruma göre şu soruyu sorayım; yaptığın şeyin senin tercihin olmadığını nasıl anlarsın Senin için 4 soruluk bir BeyazTavşan kariyer testi hazırladım, her A 1 puan, B’ler 10 ve C’ler 100 puan. Şimdi teste geçelim.

1)      Çalıştığın işte neden çalışıyorsun (veya neden dersini çalışıyorsun)

a.       Bilmem, öyle denk geldi.

b.      Parası için/daha iyi bir gelecek için.

c.       Bilinçli olarak seçtiğim ve çalışırken zevk aldığım için.

2)      Çok çalışmak ne demektir

a.       Mümkünse yapılmaması gereken, sağlıksız ve gereksiz bir şey.

b.      Başarmak ve yükselmek için gerekli olan şey.

c.       Ben tam zevkle çalışıyorken eşimin/annemin/arkadaşlarımın bana söylediği şey.

3)      Nasıl para kazanıyorsun

a.       Başkalarından alıyorum/kazanmıyorum (aile vb..)

b.      Bir işim var, çalışıyorum ve kazanıyorum.

c.       Sevdiğim bir şeyler yapıyorum, karşılığında para veriyorlar.

4)      Şu andaki gelirinin her ay sabit olarak hesabına yattığını düşün. Ne yaparsan yap bu gelir değişmeyecek. Ne yapardın

a.       Seyahata/tatile/vb.. çıkardım. Hayatın tadını çıkartırdım.

b.      Sevdiğim bir işle uğraşmaya başlardım, yapamadıklarıma zaman ayırırdım.

c.       Şu anda yaptığım işe devam ederdim.

Değerlendirme:

4 Puan: Eski mısırda bir köleye bu testi yapsaydım aynı puanı alırdı. Gerisini sen düşün.

5-130 Puan arası: Sana empoze edilenler bu, seyrettiğin her reklam, okuduğun her kitap, konuştuğun her insan sana tam da bu seçimleri yapmanı söylüyor. Sen bir karınca yada işçi arı değilsin. Ama ışık var, durum ümitsiz değil.

200-310 Puan arası: Doğru yoldasın.

400+ Puan: Eğer gerçekten 400 puan aldıysan, lütfen bana bir e-posta at ve kısa bir röportaj yapalım ;)

Burada aldığın puanı, hayattan alabileceğin zevk, mutluluk, doyum, vb.. olarak düşün. Gerçekten “sevdiğin” işle uğraşmak ve uğraşmamak arasında yüzlerce kat fark var. Yaşamda tek önemli şey işini sevmek değil, fakat en önemlilerinden birisi bu.

Herkese hayatta 400 puan ve üstü dileklerimle :)

Tamamını oku · Yorumlar { 18 }