Tag Archives | zaman yönetimi

Neyle Uğraşırsan O Olursun

Foto: Gamzeli

Zamanı akıllıca kullanıp, doğru işi yapmak için, zamanın hep doğru olduğunu fark etmeliyiz.

Nelson Mandela

Bundan 15 sene önce günümü bilgisayar oynarak geçirip okulu uzatırken çok iyi bir bilgisayar oyuncusu olmuştum (hala biraz öyle sayılırım, öğrenilenler kolay unutulmuyor).  Senelerdir burada yazılar yazarak da her gün daha iyi bir yazar olduğumu hissediyorum. Yazmak benim için yemek yemek, yürümek kadar olağan bir etkinlik haline geldi.

İnsan neyle uğraşır, neye vakit harcarsa, ona dönüşüyor.

Her gün geçirdiğin zamanı kabaca 3′e bölebilirsin:

1. İstediklerini yaparak geçirdiğin zaman: Bilerek, isteyerek ve zevk alarak yaptıkların.

2. İstemediklerini yaparak harcadığın zaman: Yapmak zorunda oldukların için yaptıkların.

3. Beyhude geçen: 1. veya 2. leri yapmamak için yaptıkların. Mesela, TV karşısında saatlerce oturmak, facebookda gezinmek yada rapor yazmamak için gelen e-postaları okuyup cevaplamakla uğraşmak gibi.

İlk gruba giren zaman mutluluk ve hayattan alınan doyum ile doğru orantılıdır.

İkinci gruba giren zaman, sorumluluk alma isteğine ve planlama becerine bağlıdır. Üstlendiğin sorumluluk arttıkça, sana istemediğin işleri yaptıranların (yaptırabileceklerin) sayısı azalır.

Üçüncü grup ise, senin seçiminle, öz disiplininle ve kendine olan saygınla alakalıdır.

Kısa vadede 2.gruptaki işlere harcadığın zamanı değiştiremezsin. Örneğin para kazanmak için işe gider ve sabah 8 akşam 5 çalışırsın yada evde patlayan ampulü değiştirir veya temizlik yaparsın.

Fakat 3. lere harcadığın zamanı azaltarak, 1.lere daha çok vakit ayırmak tamamen senin elinde. TV’yi kapatmak veya Face’den çıkış yapmak kadar basit.

Hayatın istediğin gibi gitmiyorsa, dönüp son bir kaç günde neye ne kadar vakit harcadığına biraz yakından bak derim. Çözümü orada bir yerlerde bulabilirsin.

Tamamını oku · Yorumlar { 17 }

Keşke Bunları Daha Önce Bilseydim – Bölüm 1

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün.

Cahit Sıtkı Tarancı – (Tümü)

Henüz yolun yarısına gelmemiş olsam da kala kala 1-2 basamak kaldı önümde. Şimdiye kadar yaptığım seçimlerden pişmanlık duymadım Ama yine de bir DeLorean‘ın olsaydı da 1995′e geri dönebilseydim, kendime iki çift lafım olurdu. Belki ben 1995′e hiç bir zaman dönemem ama şu anda o yaşlarda olanlara bir fikir verir belki bu liste.

Keşke…

…Düzenli Spor Yapsaydım

Gündelik hayatımda en çok sıkıntısını çektiğim konu bu. Lisede de sportif birisi değildim ama 30′dan sonra metabolizmanın da yavaşlamasıyla, sporun eksikliği daha da fazla ortaya çıkıyor. Şimdi sporu hayatımın içine almaya çalışıyorum ama daha gençken, zman daha bolken ve vücut daha elverişliyken bu alışkanlığı kazanmış olmayı çok isterdim.

…Hiç Sigara İçmeseydim

Sigaraya 18 gibi başladım ve 11 sene kadar içtim. Bırakalı 3-4 sene oluyor (bilin bakalım kaç yaşındayım :) ). Bırakma süreci gerçekten zorlu ve insanın aklında bir yerlerde mutlaka bir iz bırakıyor. En savunmasız anlarda ise başını uzatıp, “yaksana bir tane” diyor. Ben yine de sigarayı bırakıp tekrar başlamayan şanslı insanlardanım ama sigaraya hiç başlamamış olmayı gerçekten çok isterdim.

…O Kadar Takmasaydım

O zamanlar çok büyük olaylar gibi gelen, kendimi yiyip bitirdiğim türlü türlü dert tasanın şimdi neredeyse hiç birisini hatırlamıyorum. Hepsi yaşanması gereken şeylerdi ve hepsi de beni ben yapan şeylerden birisi. Ama yine de sonunda öğrendiğim bir kuralı önceden de bilmeyi isterdim: şimdi çok önemli görünen stres dolu bir olayın ömrü 1 bilemedin 2 sene. 5 seneye sonra ise belki bir hafta önce yediğim yemek kadar bile sıkıntıya sokmayacak. O yüzden…take it easy.

…Hiç TV Seyretmeseydim

Yanarım yanarım, TV başında geçirdiğim zamana yanarım. O seyrettiğim diziler, bilmemne haber tartışma programı, televizyon çocuğu, zırt-pırt, üst üste toplasam bir kaç yıla bedel olur. Ah o yıllarda neler neler yapılmazdı. Artık akıllandım tabiki ama giden zaman geri gelmiyor :(

…Internet’le Daha Çok İlgilenseydim

Internet denen şey, ben Üniversitedeyken doğdu. Üstelik de benim okudğum kampüsde daha Türkiye’de dial-up modem bağlantısı tek-tük varken geniş bant internet vardı. Öyle bir garip zamandı ki, bildğimiz anlamdaki windows o sene (Windows 95). Türkiye’de derme çatma web sitelerinden başka bir şey yoktu. Domain adları alınmamıştı ve hiç kimsenin hiç bir şeyden haberi yoktu. O zaman TV seyretmekle, bilgisayar oynamakla, ‘chat’ yapmakla geçirdiğim vaktin şöyle bir %10′unu falan daha profesyonel bir yerlere harcamış olmayı isterdim.

Benim liste biraz daha devam edecek ama bugün değil. Peki senin listende neler var

Tamamını oku · Yorumlar { 7 }

Vakit Nakit Değildir

Vakit nakit değildir

Zaman çok ilginç bir kavramdır. Bir olay gerçekleşene kadar başka bir olayın kaç kere gerçekleştiğini sayıp buna da zaman demişiz. Bir kelebeğin yaşam süresinde dünya kendi etrafında on kez döner, bir karganın yaşam süresinde ise dünya güneş etrafında 100 kez döner. Bir bebeğin dünyaya gelmesi sırasında ay dünyanın etrafında dokuz sefer döner. Kalbin bir sefer attığında Sezyum-133 atomu 9,192,631,770 defa salınım yapar :)

Einstein zaman denen kavramın aslında sabit değil de değişken olduğunu öne sürene kadar bütün insanlık zamanın geçişini her şartta aynı olarak biliyordu, bunun farklı olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. Tıpkı dünyanın tepsi gibi değil de küre şeklinde olabileceğinin Galile hariç kimsenin aklına gelmediği gibi.

Doğru olmayan şeyler sırf mantıklı geliyor, günlük yaşamımıza uyuyor diye inanıp kabullenebiliyoruz. Bu, zaman kavramımız için de böyle olmuş. Kim, nasıl, ne zaman yapmış bilinmez ama; zamanı alıp verebildiğimiz bir nesne, bir tür para birimi olarak düşünüyoruz.

Bu kavram dilimize bile o kadar işlemiş ki konuşurken ve düşünürken fark etmek neredeyse imkansız. Bu iş çok zaman alır…biraz zaman kazanalım…hiç zaman kaybetmeyelim…zamanımız azaldı… kazanmak, kaybetmek, azalmak dikkat ederseniz hep maddesel kavramlar. Ve tabiî ki bu görüşün hayat bulduğu meşhur bir deyimimiz de var: Vakit nakittir.

Bir kez insan zamanı para gibi harcanabilen, tasarruf edilebilen ve bitebilen bir şey olarak görmeye başlayınca, davranışları da ona göre şekilleniyor. Konu para olunca herkes temelde aynı şeyi ister; mümkün olan en azını verip mümkün olan en çoğunu almak.

Zamanı da para gibi görmeye başlayınca, yine en azını verip en çoğunu almaya çalışıyoruz. Bunun da belki en önemli sonucu sabırsızlık. Sabretmek, beklemek artık neredeyse en kötü davranışlardan birisi haline geldi. Herkes acele ediyor, 10 dakikada insanları etkileyin, 2 haftada 10 kilo verin, 1 ayda pop star, 1 günde zengin olun. Hatta bir kitap oku hayatın değişsin, bir film seyret felsefen değişsin, çabuk çabuk olsun her şey. Al sana 10 dakika, ver bana başarı. Al sana 15 dakika, ver bana mutluluk.

Farklı bir algı

Zamana bakmanın değişik bir yolu daha var. Para gibi harcanan değil de su gibi akan bir zaman kavramı. Yani sen istesen de istemesen de akar. Örneğin yeni bir dil öğrenmek istiyorsun ve bu en az iki sene sürecek. İki sene çok uzun, bu kadar vakit harcayamam diye düşünüp vazgeçebilir veya erteleyebilirsin. Ama sen dil öğrensen de öğrenmesen de iki sene zaten akıp geçecek. İki sene geçtiğinde ise, eğer daha önce bu kadar vakit harcayamam diye vazgeçtiysen… Maalesef o vakit zaten harcandı. Sabah işe/okula gittiğinde gerçekten derslerin veya işin hakkını vererek çalışırsın ya da umursamadan oturur akşam olmasını beklersin. Her iki durumda da zaman akar gider. Sen işini iyi de yapsan kötü de yapsan geçen süre aynıdır.

Hayatta her şeyin olması için gereken asgari bir süre vardır. Meyveler 2-3 ayda olgunlaşır, bebekler 10 ayda yürür, yemekler yarım saatte pişer. Meyve olgunlaşırken vakit kaybetmez. Sadece olması gereken işler sırayla olur, çekirdeği büyür, etrafı kabukla çevrilir, o zamana kadar hayvanları uzak tutan ekşi ve keskin bir tada sahiptir.

Bu bizler için de geçerli. Öğrenmek, gelişmek, değişmek parmaklarımızı şaklatınca gerçekleşmez. Deneriz, yanılırız, kabiliyetlerimiz artar, tekrar deneriz veya başkasından görürüz ve sonuçta yaparız. Özgelişim kolay iş değildir, hızlı bir iş de değildir. Bugünden yarına hiçbir şeyi değiştiremezsin. Fakat bir yerden başlamalısın.

Zaman akar, bu yüzden bugün başlamak yarın başlamaktan daha iyidir.

Tamamını oku · Yorumlar { 3 }

Şu Anda Yaptığım Şey…

Şu anda yaptığım şey gerçekten yapmam gereken şey mi

Şu anda gerçekten faydalı bir şey mi yapıyorum yoksa sadece oyalanıyor muyum

Bu soruları günde bir kaç sefer kendime sorarım. Özellikle zorlayıcı bir iş yapıyorsam ve bilgisayar karşısındaysam, dikkatim çok kolay dağılabiliyor. Excel’de bir tablo hazırlarken bir bakmışım telefonda ilgisiz ve acil olmayan bir konuda birisiyle görüşüyorum, sonra da bir kahve alıp sonraki toplantıya giderken aklıma az önce başlayıp da bitiremediğim tablo geliyor. Ama geçmiş olsun :(

Bu iki soruyu günde bir kaç sefer kendine sormak, normal rutininde kaybettiğin verimsiz saatleri verimli hale getirmene yardımcı olacaktır.

Tamamını oku · Yorumlar { 1 }

Hem Erken Hem Zinde Uyan

Uyku düzeni konusunda şimdiye kadar edindiğim izlenim, uyku hakkında bir fikir birliği olmadığı. Sağlıklı bir yetişkin günde 8 saat uyumalı, yoksa 6 mı Çalar saatlerimizi çöpe atıp vücudumuzun sesini mi dinlesek veya akşam 10′u geçirmeden mutlaka yatağa mı girsek

Özgelişim konularına ilgim giderek artınca, çeşitli konular üzerine çalışmak için haliyle daha çok zamana ihtiyaç duymaya başladım. Ama kitap okuyup internette gezinirken insan saatin nasıl geçtiğini pek anlamıyor ve sonunda gecenin bir yarısı harap biçimde yatağa sürünmek zorunda kalıyor. Özellikle de her sabah gitmen gereken bir işin varsa, gün boyunca yaşayacağın bitkinlik hali de cabası.

Bunun üzerine, en akıllıca işin erken kalkmak olduğuna karar verdim. Hem büyüklerimiz de dememiş mi “Erken kalkan yol alır” diye. Hafta sonu kendimi erken kalkmaya hazırladım, saati sabah 6′ya kurdum (normalde saat 7 gibi uyanırım) ve akşam sıcak yatağıma girdim. Sabah saat 11′de gözlerimi açıp saatin alarmını çoktan kapatmış olduğumu gördüğümde, bir yerde hata yaptığımı anlamam çok uzun sürmedi. Eşimin ” Madem saati kapatacaksın neden kuruyorsun” diyerek yarı uykulu homurdanması da cabası.

Eskiden olsa açıkçası biraz daha deneyip pes ederdim. Ama hem kendimi geliştirmek için uğraşıp hem de sabah erken kalkacak disiplini bile oluşturamamak biraz komik kaçıyor. Sonunda uğraşıp bana en mantıklı gelen yolu buldum ve artık sabahları hiç uğraşmadan erkenden istediğim saatte uyanıyorum. Bunun da ötesinde asıl önemli olan, eskiye göre çok daha verimli uyuyorum. Daha az uyku, daha çok enerji.

Bir çok insan erken kalkmak için erken yatmak gerektiğine inanır, örneğin yaklaşık 12′de yatıp sabah 8′de kalkan birisi 6′da kalkmak isterse akşam 10′da uyumaya çalışır. Malesef genelde çalar saatin duyulmamasıyla veya gece 10′da yatıp saat 11′de hala yatakta gözler açık uyumaya çalışmakla sonlanır bu yaklaşım. Bir de kendiliğinden uyuyup kendiliğinden uyanmanın daha iyi olduğunu düşünenler var, yani yatma ve kalkma saati değişken. Bu sefer de insan genelde haddinden fazla uyuyor veya sabah okula-işe geç kalma sorunları olabiliyor.

Peki nasıl yapmak daha iyi olur Nasıl başardığım ve senin nasıl başaracağın kısaca şöyle:

  1. Gerçekten uykun geldiğinde yat.
  2. Anlamlı olan en erken saate alarmını kur.
  3. Uyan ve kendine gel.

Bu yeni uyku düzenini önce dört hafta denersen çok daha fazla verim alacağından eminim.

Gerçekten uykun geldiğinde yat

Bazı insanlar yastığa kafasını koyduğu gibi uyur, bazıları yatağa kadar bile gidemeden sağda-solda sızar, “şanssız” bir grup ise yatakta yarım saat bir oraya bir buraya döne döne yorgun düşüp uykuya dalmaya çalışır.

Kalkmanın belli bir saati olsa da, yaygın kanının aksine yatmanın belli bir saati olmadığını düşünüyorum. Günün nasıl geçtiğine bağlı olarak vücudun yatma saatini çok iyi ayarlayabilir, tek yapacağın vücudunu dinlemek ve buna uymak.

Uykunun gelmesi, ayakta duramayacak hale gelip de yorgunluktan bayılmak demek değildir. Vücuttaki uykuyla ilgili sistem (öncelikli olarak Melatonin hormonu) devreye girip de vücudu yeterince etkisi altına aldığında uyku gelmiş demektir. Peki nasıl anlayacağız Benim kullandığım basit göstergeler:

• Bir sayfalık metni baştan sona anlayarak okuyamamak, dikkat dağılması veya tekrar tekrar aynı cümleleri okumak.
• Film seyrederken konudan kopmak, konuşulanları veya olayları anlamamak.

Bunlardan birisi olduğu zaman iyi geceler dileyip yatma vakti gelmiş demektir. Eğer özellikle hoşuna giden bir şeyler yapıyorsan (gece halı saha maçı, internet üzerinden oyun, vb..) uykun da daha geç gelir. Kişilere göre değişmekle beraber kahve ve çok fazla çay da uyku düzenine iyi gelmiyor, özellikle akşamları kahveden uzak durmakta fayda var.

Yattıktan sonra eğer üç beş dakika içinde uykuya dalmadıysan bil ki daha uykun gelmedi. O zaman kalkıp son yaptığın işe biraz daha devam etmek genelde en geç yarım saat içinde uykunun gelmesini sağlar. Ilık süt veya bitkisel çay içmek, uyku getirmek için kitap okumak gibi şeyleri tavsiye etmiyorum. Çünkü amaç kendi belirlediğimiz saatte zorla uyumak değil, vücudun karar verdiği saatte uykuya dalmak. Üstünü üstlük, bu gibi uyku getirme çabalarının zamanla şartlanmaya dönüşme tehlikesi de var. Bir süre sonra süt içmeden uyumak imkansız hale gelebilir :P

Anlamlı olan en erken saate alarmını kur

Erken kalkmış olmak için erken kalkmak istiyorsan büyük ihtimalle başaramayacaksın veya çok zorlanacaksın. Öncelikle neden erken kalkmak istediğini açıklığa kavuştursan bu sana fazladan bir itici güç sağlayacaktır. Örneğin sabahları spor yapmak, güzelce kahvaltı etmek, banyo yapmak, traş olmak, ders çalışmak, kitap okumak, yollar boşken işyerine gitmek gibi. Ben sabahları erken kalkarak kazandığım zamanı traş olmaya, sağlıklı bir kahvaltıya, sevdiğim blog ve siteleri okumaya ve beyaz tavşan için yazmaya ayırıyorum.

Erken kalkmak için bir sebebin olduğuna göre, artık kalkacağın saati de belirleme zamanı geldi. Başlarken normalde uyandığın saatten 1 saat kadar önceye kurabilirsin, eğer gözün kesiyorsa daha erken de olabilir. Fikir vermek gerekirse, bana göre saat 5′ten önce kalkmak haddinden fazla erken, saat 7′yi geçirmek de fazlaca uyumak anlamına geliyor.

Belirlediğin saate alarmını kur. Özellikle işin başlarında alarmı doğru kurduğunu tekrar kontrol et. Hatta en iyisi alarmı her sabah aynı saatte çalacak şekilde ayarlamak. Hemen her cep telefonunda bu özellik var. Bir de başlangıçta alarmı kol mesafesinden daha uzak bir yerlere koyman daha iyi olacaktır.

Uyan ve kendine gel

Üniversitedeyken beraber kaldığım bir ev arkadaşım odanın çeşitli yerlerine 3-4 tane çalar saat kurardı, hepsini de diğerinden 5 dakika sonraya ayarlardı. Önce eski tip kurmalı olanın zili ötmeye başlar, yayı boşalınca susar. Sonra elektronik olanın radyosu çalışır ama bizimki uykudan uyanmadan eliyle kapatır. Son olarak odanın diğer ucundan didididit diye çin malı dijital saati çalmaya başlar ve kahramanımız uyku sersemi bir şekilde kalkar, saati kapatır ve yatağına geri döner. Genelde hikaye arkadaşımın öğlene doğru uyanmasıyla son bulur.

Herhangi bir sebeple erken kalkmak istediğimizde, buna gece yatmadan az önce karar veririz. Fakat tam fark etmediğimiz şey, akşam aklı başında karar veren bizin sabah uykudan yeni uyanan bizle aynı olmadığı. Sabahki açıkçası biraz sersem, boşuna uyku sersemi dememişler. Bu yüzden yapılacak en doğru şey karaları bir serseme bırakmamak.

Sabah uyandığında ayılana kadar yapacağın şeyleri otomatik hale getirirsen karar vermen gereken bir şey kalmaz. Ben her sabah alarm çaldığında hiçbir şey düşünmeden yataktan kalkıp önce mutfağa gidip bir bardak su içerim, daha sonra banyoda ‘ihtiyaç molası’nı verip traş olmaya başlarım. İşim bittiğinde uyku sersemliğim de geçmiş olur ve ondan sonra yapacaklarıma ben karar veririm. Sen de kendine uygun olan her sabah 5-10 dakikalık bir program belirle ve her sabah uyandığında başka bir şey düşünmeden bunları yap. Böylece uyku sersemliğiyle tekrar yatağa girme tehlikesini önleyebilirsin.

Erken kalkma denemesine ilk başladığında kafanın içerisinde seni ayartacak “sesler” duyabilirsin. ‘Bugün de kahvaltı etmeyeyim, yarım saat sonra uyanayım’ yada ‘Bu gün önemli işim yok biraz daha uyusam olur’ gibi. Bunları duymazlıktan gel ve önceden belirlediğin 10-15 dakikalık açılış programına mutlaka uymaya çalış. Zaten birkaç hafta içinde bu ayartıcı fikirler de zayıflayacak ve sonra hiç duymayacaksın.

Eğer evde yeni bebek varsa sabah erken kalkmak biraz zor olabilir, bebekler geceleri pek durdan sustan anlamazlar malum :) Geceleri sık sık uyanmak zorunda kalınca da vücudun saati biraz şaşabiliyor.

Dört hafta denemesine yeni başladığında ilk günlerde yatma saatin oldukça değişkenlik gösterecektir, hele ki normalde uyku sorunları çekiyorsan veya gece kuşuysan. Örneğin ilk gün gece çok geç yatıp bir sonraki gün uykulu gezip çok daha erken uyuyabilirsin.

Bunlar zamanla düzene girecek ve gün içinde kendini normalden çok daha enerjik hissedeceksin.

Bir önemli konu da, dört hafta geçtikten sonra bu şekilde uyanmaya devam etmeye karar verirsen, uyanma saatini ihtiyacına göre ayarlayabilirsin. Mesela hafta sonları biraz daha geç veya belli bazı günler daha erken kalkmak herhangi bir sorun yaratmaz.

Yazı burada bitiyor. Şimdi üzerinden çok vakit geçirmeden uygulamaya geçme zamanı. Burada cevap bulamadığın sormak istediğin veya paylaşmak istediğin tecrübelerin olursa yorumlara uğramadan geçme derim.

Tamamını oku · Yorumlar { 74 }