Yakınmadan Yaşamaya Başlamak

Bir önceki yazımda yakınmanın temellerine inip asıl sebebi üzerine konuşmuştuk. Bundaki asıl amacım ise genel kültürünü arttırmak değil, bu konudaki farkındalığını arttırmaktı. Çünkü bir şeyi değiştirmek istiyorsan, önce farkına varmalısın.

Özet olarak, yakınmanın altında insanların doğal yardım güdüsünü sömürme isteği yatar. Bunu bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yapıyor olabiliriz ama bu, bu gerçeği değiştirmez. Yakınan kişi hayat karşısında çaresiz olduğunu söyler ve bu yüzden sürekli başkalarının merhametini talep eder.

Az önce okuduklarına tam olarak inanmadıysan veya kafanda soru işareti kaldıysa, lütfen önceki yazıyı da oku ve hala kafana yatmayan bir şeyler olursa yazılara yorum bırak ve tartışalım. Eğer kafanda çelişki kalırsa yazının kalanından pek fayda sağlayamazsın.

Şimdi işimize bakalım…

Yakınma Döngüsünü Tanıyalım

Çağımızda insanlara en az öğütlenen şeylerden birisi de cesur olmaları.  Aman dikkat et, sivrilme, ne önde ol ne sonda, devir kötü kolla..kendini, bunlar her gün duyduğumuz, annelerin çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine, arkadaşların birbirlerine tavsiyeleri. Korkunun pompalanıp vasatlığın ve “tedbirli” olmanın yüceltildiği bu ortamda cesaretini koruyup arttırmak gerçekten zor. Sonuçta dünya değişti, cesaret, yüreklilik, korkusuzluk, bunlar orta çağda kaldı. Devir iyi geçinme, göze batmama, politik olma, nabza göre şerbet devri. Böyle düşünen insanların cesareti de kullanmaya kullanmaya tıpkı kaslarımız gibi zayıflar ve işe yaramaz hale gelir.

Hayatta cesaretini kaybetmiş, kendi yolunu çizemeyen, bir türlü harekete geçemeyen insana en alçak tepeler bile dağlar kadar aşılmaz gelir, gözünde büyür. Karşılaştığı sorunları çözmenin yolunu bilse bile harekete geçecek cesareti yoktur. Peki ne ister böyle bir insan ? Tabi ki herkesin istediğini :  sorunlarının çözülmesini. Kendisi çözemediğine göre, başka birisinin bunu yapması gerekir. Bu yüzdendir ki yakınan insana yardım teklif etseniz de olumlu karşılamaz. Onun istediği yardım değil çözümdür. Birisi çözsün, yapsın , etsin. O sadece kader kurbanıdır.

Bu döngü daha çok içeri doğru daralan bir sarmalı andırır. Yakındıkça kendi sorumluluğunu daha az üstlenir insan ve cesareti daha çok körelir, cesareti köreldikçe herşey gözünde daha da büyür ve iyice çözümsüzlüğe düşer. Her seferinde biraz daha çok şeyden biraz daha fazla yakınır ve yıllar geçtikçe hayatın kendisinden yakınmaya başlar böyle insanlar.

Yakınmanın en kötü özelliklerinden birisi de bulaşıcı olmasıdır. Bir yerde birileri yakınmaya başlarsa, kısa süre sonra herkes bir şekilde herşeyden yakınmaya başlar.

- Yağmurda sırılsıklam oldum, durmak bilmedi

- Hiç sorma, ben de trafikte takıldım kimsenin kurallara uyduğu yok ki

- Ya dün yine kutulu yarışma programına gözüm takıldı, ne kadar aptal bişi, aslında yasaklasınlar böyle programları

- Neyse abi ben işe geç kalmayayım, zaten başımıza gerzek birini getirdiler adamım gözü hep üstümüzde.

- En azından işler iyi, bizim satışlar düşmüş iyice, işten çıkarma olur diyolar. Ne yaparız bilmem.

 Yakınma yarışı gibi, benim durumum daha kötü acı bana, yok hayır benimki daha kötü sen bana acı.

Döngüyü Kırmak

Döngüyü kırmanın ilk yolu, önce onu fark etmektir. Tamam burada okudun ve kafana yattı, fakat önce başkalarında ve sonra kendinde bunu fark etmeden hiçbir şey yapamazsın. Gün içinde insanların ve kendinin konuşmalarını bu gözle incelersen, aslında ne kadar çok şeyden yakındığımızı daha iyi fark edersin. Evde, işte, okulda, sokakta, alış-veriş yaparken, yürürken, sesli veya içinden bir çok şeyden yakınabilir insan. İlk aşamada dikkatini kendine yoğunlaştır ve farkına var. Yakınmak, daha önce dediğim gibi altta yatan döngünün bir parçasıdır sadece.

Yakınmayı adet haline getirmiş bir insan, artık sadece kendi sorunlarından değil, sorun olarak gördüğü her şeyden yakınıp şikayet etmeye başlar. “Apartmanın önü çok pis, herkes çöpünü rastgele atıyor”la başlar “Çevre her gün kirleniyor, kimsenin umrunda değil” le devam eder. Çok sinsidir yakınmak. Söylenenler kulağa doğru gelir ve hemen herkes onaylar, belki de bu yüzden çok bulaşıcıdır zaten – kulağa doğru geldiği için.

Farkında olduktan sonra, sıra azaltmaya gelir. Bunun sandığında çoooook zor olduğunu farkedip şaşıracaksın (bende öyle olmuştu en azından). Yani sabah kafaya koyup ” Bugün hiç bir şeyden yakınmayacağım, gerekirse hiç konuşmam ama yakınıp şikayet etmeyeceğim” diye başlıyordum güne. Sonra bir ara bir farkediyorum ki başlamışım milletle beraber şuh içerisinde yakınmaya. Artık konu her neyse, siyaset, trafik, iş, ev, yeni zamlar, eski günler… Yani sen de göreceksin, diyete başlamak gibi bir şey, dilinin ucuna geliyor cümleler ama son anda yutuyorsun. Fakat her gün bir sefer daha az yakınsan bile kar kardır. Zamanla kendini çok daha iyi kontrol eder hale geleceksin.

Peki bunun ne faydası olacak ? Öncelikle kendi kendine verdiğin mesaj değişecek, bilinçaltını her gün yakınarak zehirlemeyeceksin, bir sonraki adımda sana gerekecek enerjiyi toplamanı sağlayacak. İkinci olarak, bir süre sonra insanların seni algılaması değişecek. Sen ne kadar az yakınırsan, yakınmayı seven insanlar da o kadar az gelecekler yanına. Son olarak da bu hastalığı başkalarına bulaştırmayı da bırakmış olacaksın.

Yakınmayı azalttıktan sonra harekete geçmeye başlayabilirsin. Önce yavaş ve dikkatli, tıpkı spor yapmaya yeni başlar gibi. Devam ettikçe bünyen de alışacak ve yeni durum hoşuna gitmeye başlayacak.

Son aşama olarak sorumluluk al ve harekete geç. Kimsenin yapmak istemediklerini sen yap, görmek istemediklerini sen gör. Birileri şu işi düzeltsin diyene kadar bir ucundan da sen tut, sen yap. Yap, yap ki kendine güvenin gelsin, cesaretin artsın. Başardıkça, kendine güvenin ve cesaretin çoğaldıkça daha da iyisini başaracaksın.

Başkasından medet ummayan insan yakınmaz da. Yaşamının tam sorumluluğunu üstlenip engelleri kendin aşmaya başlayınca arkası kendiliğinden gelecek. Hayat da senin seçim de, ister ev sahibi gibi yaşarsın, ister ev faresi gibi.

4 Yanıtlar için “Yakınmadan Yaşamaya Başlamak”

  1. yazılanlara katılmamak mümkün değil tespitler çok doğru fakat şöyle bir handikap var konu uzadıkça dağılıyor özelliğini yitiriyor işin ilginci tüm yazılarda aynı olay yaşanıyor.Bana göre bu güzel fikirleri biraz kısa toparlamak lazım

  2. Merhaba Orpen,

    Burada yazdığım konular %95 bir şekilde başımdan geçen olaylar veya bir dönemde geçtiğim aşamaların analizi.

    Bir konu hakkında sadece fikir verip sonra da ortada bırakmak istemiyorum, amacım insanların bir şeyleri fark etmesi ve daha sonra kendilerine fayda sağlayacakları şekilde uygulamaları. Bu esnada bir kaç da geri bildirim alırsam ne mutlu.

    Tabi şöyle bir durum da var : ben profesyonel bir yazar veya editör değilim. Okuduğum kitaplar haricinde edebiyat dünyasıyla bir ilgim de olmadı. Yazılarımda bazen konudan çıktığımın, tekrarlamalar yaptığımın, fazla uzattığımın farkındayım fakat amacım %100 edebi bir metin ortaya çıkartmak değil. Yine de bu olayın üzerine gidiyorum, kendimi yazı ve anlatım konusunda da geliştirmek hedeflerimden biri. Yapıcı eleştirin için ayrıca teşekkürler. :)

  3. bi onceki posttan (hayattan yakinmak) bir cok benzer paragraf girmis bu yaziyada. uzun olmakla birlikte ben okurken sIkIlmadIm hic

  4. gerçektende çok yapıcı:) bir eleştiri ama ben katılmıyorum…yazı uzun olabilir ama okumak yada okumamak kişinin elindedir y a k ı n m a m a k gerekli yazı uzun yada kısa diye düşünüyorum:)

Bir yorum da sen yap