Yürüyüş Yapmak İyi Bi’şeydir, Hakkaten…

Editörün notu: Taze yazarlarımızdan Hilal Uslu’dan yürüyüş üzerine capcanlı ve taptaze yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum bu sefer. Keyifli okumalar.

 

Bunun böyle olduğunu iddia eden o kadar insan yanılıyor olamazlar diye söylemiyorum bunu; hayır. Pekala yanılıyor da olabilirler, ‘o kadar insan’ da kim oluyor bir kere; kolektif olarak yanlış bir düşünce üretmiş olamazlar mı Di mi efendim

Gerçi ben yürüyüşe ‘bakiim o kadar insan yanılıyor mu, yanılıyorsa ne bakımdan yanılıyor’ konusunu denemek için çıkmıyorum. Yıllar önce ciddi, hatta cip ciddi bir bunalım dönemi sırasında ikide bir yürüyüp durmaya başladımdı, fena da olmadıydı. Şimdi de durup durup yürüyorum işte.

Bir tek kilo bile vermek kaygım yok – şimdilik. Dolayısıyla; ‘senin ne ihtiyacın var ki’ sorusuna gayet sık muhatap olurum. Birisi de özgün bir şey söylese, hep de aynı soru. =(

Yürürken insanın aklına fikrine bir haller oluyor. Akıldan geçenler havalanıyor. Aydınlanıyor. Dağılıyor. Gerçi çevremde, orta yaşıma karşın hâlâ aklımın havada olduğunu düşünen terbiyesiz arkadaşlarım var; onlara sorarsan bendeki aklın mevcuttan daha havada olması zor biraz ama. Ama bu başka bir şey yani, aslında bazen aklımın havada olan kısımları bir nevi düzenleniyor bile. Böyle de olması gerekiyor ki; ben bu düzenlilikten sıkılıp onları tekrar dağıtayım; dağınıkları toparlamak için tekrardan yürüyüşe çıkayım; blablabla… =)

Nasıl bir şey, bakınız şöyle; çok dramatik sıkıntılar için geçerli olmayabilir tabii de…aslında var ya, onlar için bile biraz geçerli olabilir bu…Aklında az-çok içini sıkan bir düşünce varsa, etrafta gördüğün şeyler yüzünden, bu; mutlaka ve mutlaka şöyle bir bölünüyor. ‘Yapraklar sallanıyor, kelebekler şeyttiriyor, kediler miyavlıyor, çocuklar cıvıldıyor vs, hayat ne güzel, ben de gittim neyi sıkıntı ediyorum, püü!’ durumu değil…Onu zaten, ciddi bir sıkıntın olduğunu bildiği halde sana söyleyen insana, şöyle bir kafa atacaksın, dalga mı geçiyor; o başka mevzu…da…Daha çok, mutlaka birinin yürüyüşüne, görüntüsüne, kaldırımda sergilenen bir mobilyaya, bir arabanın rengine veya üstündeki tozlara, kocaman bir afişe, yeni açılan bir dükkanın önündeki palyaço kıyafetli gençlere, mutlaka ve mutlaka bir şeylere takılıyorsun, beyin; bunlardan bir birine, bir ötekine bakarken, içindeki baskın düşünce dağılıyor işte. Az fayda mı =) Bir de, üstünde düşünce ve/veya çözüm üretmesi gereken bazı konuları daha güzel, daha aydınlık düşünebiliyor insan.

Kendi hesabıma öyle, yok sahildi, özel yürüyüş yoluydu falan da aramam; atıyorum kendimi dışarı, birkaç tane rotam var, yarımşar saat kadar sürdüklerini biliyorum, tamam. Bir de, eve gelince hissedilen hafif bir yorgunluk duygusu var, güzel bir duygu bu. Oynatılabilir, esnetilebilir, zıplatılabilir sağlıklı bir bedenin olduğunun idraki güzel.

Asfalta pat pat basan sağlıklı, kuvvetli ayaklarının bilincine daha bir varıyor insan -bazen-; rüzgârın saçlarını uçuşturup kulaklarını üşüttüğünün, bayaa bir esiyorsa hafiften sızlattığının, kendi içindeki hareketin, enerjinin, potansiyelin. Bir yandan da, kaçınılmaz paslanacak, yumuşayacak, yavaşlayacak olma günlerini geciktirdiğini düşünüyorsun. Ki gecikiyordur da mutlaka.

Böyle işte…Ne çok kullanmışımdır şu ‘böyle işte’ sözünü ben kim bilir, yazdığım şeylerin sonunda. Bir de içimden geliyor ki, gayet güzel bir bitirme sözü bence, akıveriyor; seviyorum. Yaa, böyle işte. Hadi bana eyvallah. =)

Hilal Uslu…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>